Günlü güzel takipçimizden
seen from Bolivia
seen from United Kingdom
seen from China

seen from United States
seen from China
seen from China

seen from Malaysia

seen from Singapore
seen from Russia
seen from Jordan
seen from China

seen from United States

seen from Côte d’Ivoire
seen from China

seen from Vietnam
seen from El Salvador
seen from Peru

seen from Singapore
seen from Portugal
seen from Iraq
Günlü güzel takipçimizden
🥀Malabadi köprüsü 🥀 #malabadi #malabadiköprüsü #makeup #farqîn #farqin #batman #silvanetwork #silvan #share #şiir #diyet #diyarbakır #amed (Diyarbakır Silvan Merkez) https://www.instagram.com/p/B-5_mD5hyw0/?igshid=1jd0acslbk2hq
🥀Malabadi köprüsü 🥀 #malabadi #malabadiköprüsü #makeup #farqîn #farqin #batman #silvanetwork #silvan #share #şiir #diyet #diyarbakır #amed (Diyarbakır Silvan Merkez) https://www.instagram.com/p/B-5_mD5hyw0/?igshid=i2e152987fn
Vies kurdes : portraits d'exilé.e.s (4) Farqin, musicien, en France, fin 2017
Vies kurdes : portraits d’exilé.e.s (4) Farqin, musicien, en France, fin 2017
L’histoire de Farqin recoupe celle du mouvement culturel kurde au Kurdistan Nord et en Turquie.
Je suis né en 1969 à Pirakale, un village de la province d’Amed (Diyarbakir), près de Silvan. En 1972, comme mon père devait trouver du travail, nous avons déménagé à Silvan. En 1975 j’ai débuté l’école primaire. C’est à l’école primaire que j’ai commencé à m’intéresser à la musique, avec le soutien de…
View On WordPress
Sessizlik Çürümenin Kendisine Varmaktır! #SilvandaKatliamVar
Kesintisiz bir tahakküm veçhesi, nobran bir dille kurulan cendereye almalar, uzlaşma bir yana hep tersi adına atılan adımlar yapılan hamleler kesintisiz bir sandık senaryosu, bir dolu yağma ve hınçla istikbali kesinleştirilen bir ülkedir yaşadığımız. Oyunu at gitsin, oyunun rengini belli et Türkiye kazansın vs. sözcelerin dibinde hayat hakkı çalınamaya devam denilendir. O başka Türkiye’nin varlığını cisimleştiren kâbus aksiyonunun, merkezindeyiz artık.
Kesintisiz siyaset oyununun halktan yana değil, erkten, güçten yana kurulduğunun bir kez daha kanıtlandığı; bir menzildeyiz. Önümüz, arkamız, dünümüz, günümüz, yarınımız, yine yeni, yeniden karanlıktır bir kere daha. Soluk almayı müdanasız engelleyen, -demokrasicilik oyununda yapılması değil yapılmaması gereken her bir şeyin özümsendiği, öncelendiği, el üstünde tutulduğu bir uzamda hakkaniyetin kendisi haline getirilendir karanlık. Bir biçeme varmak için değil, müşterek olanı yok etmek için sürgit devam diyenlerin sofrasındayız.
Hayata karşıtlıklarını alenen ve kolayca dillendiren on dört gazete, sayısı çoktan belirsiz televizyon ve radyo ve maaşlı trolleri de dâhil internet kapsamı altında yinelene gelen yeni ülkenin, yeni konuşuyla oluşturduğu bir cerahatin merkezindeyiz. Günümüz en az dün kadar -karanlık ve gelgelelim ondan çok ağır bir mefhum olarak güncellenmektedir. Yaramız sabit, yaramız baki, yaramız çok, yara gani ganiyken onu kurtarmak, iyileştirmek yerine kanatmak adına hamlelerin, ardışık yinelene geldiği düzlemdir, işte bu yaşadığımız.
Soluk almanın handiyse karneye bağlanmasına ramak kalan bir araftayız bu taraftayız. Demokrasinin sandık zamanı akıllara düşürülüp, hemen ardından unutturulduğu bir güncelliğin tekrarındayız. Dünün güncellenmesi bugünün onca ağır kılınması ve yarına her şeyin çok daha feci bir menzilde icrası o derdine düşülendir. Cerahat her yerdedir. Osmanlının Torunu şamarını indirdi denilerek söze başlanılan, şeklen bile olsa uzlaşmak yerine biatin hali görünür kıldırılandır.
—Ümmetin gözü aydın denilerek daha ilk günden haddin, hududun çizimi, yolun ve rotanın nasıl daraltıldığı yinelenmeye başlanandır. Tek bir adam, tekil bir düşünce ve tekten mürekkep bir aklın donattığı kadarıyla konuşulan, tartışılan bir menzilin binası ağırdan, hızlıya gerçek kılınmaktadır. Herkese eşit ve adil müşterekin korunduğu bir menzil yerine biat etmiş, bu bahislerin ortaklığına değil de indirmesine özü yağmasına bakması salık verilenlerin düzenidir o görünür kılınan. Bir istikrar değil, savaşın karanlığıdır.
Onay bulan, onay bulduğu zikrolunan şey karanlığın muktedirliğidir. Hemen her şey kesintisiz bir tahakküm adına, sürgit devam eden, devam ettirilendir. Bir müjde gibi duyurulan “neoliberalizmin tahakkümü”, “şok doktrinleri”, “biyopolitik hamleler” dahası ve fazlasıyla cerahat artık bu ülkenin göbek adıdır. Yakmayı, yıkmayı, mahvı ve netice olarak -yok etmeyi çok ama çok iyi bilenlerin en iyi bunu yapanların ülkesidir döne dolaşa vardığımız.
“Edi Bese”yi -elini körü- diye anlayan, böylesini daha çektireceğimiz var bunun için ses ediyor o düşmanlar, diye dışa vuranların memleketi bir kez daha güncellenmektedir. Tehdit sıradan olanın, “hayat hakkının” üzerine konumlandırılıp tahakküm o bahsin ayrıştırılmazı kılınmaktadır. Yalın ve apaçık cerahatin ülkesine varmaktır, tam gaz devam denilen bu bahistir.
Kırımlar, sokağa çıkma yasakları, olağanüstü hal içeriğine terk edilmiş mekânlar, olağanüstü yetkili harekâtçılar, yeni nesil Toroslar; Rangerlar, patlayan bombalar, ortak çalışılan Cihatçı Çetelerin meskenidir, hepimize yük ettiklerinin sahasıdır; bu ülke, bu yer, bu kuyu. Geçip gitmiş değildir Kürd illerinin tamamında sergilenen sabık cüret o topyekûn hıncın tahakküm etmenin bağında ve rotasında gidilen ‘istikamet’ barizdir. Daha bir hafta önce kurulan “seçim sandıklarının”, irade beyanı diye tanımlananın -silahlarla muhafaza edildiği, oyun, beyanın değil devletin sığ aklının, hiddetinin aba altından gösterilmeye devam olunduğu uzamdır bir kere daha güncellenen.
Oy vermek ve iradeyi görünür kılmak değil onu mümkün mertebe işitilmez, hali hazırdaki kayıtsızlık dolayımında unutturmak için gayretlerin bütünlendiği bir yerdir en başından anlattığımız. Ülke kaosa giderken istikameti bundan sonra şehit gelmeyecek sözlerine kestiren, lehimleyen Bülent Delikan gibilerin ağızlarından dökülen cerahatin, aslında ne için dizildiğinin yansısıdır, halen düşündürücü olan. Muhafaza edilmeye çabalanılan, bunun için uğraşılıp didinilen tüm o şok doktrinlerine sahip çıkagelen bir ülkedir.
Dünün mahvının ardında her ne olduğunun ifşası, ardında her kimin, ardında her neyin, hangi makamın bulunduğunun örneklemi doğrudan bu kısacık değinilerde aynı ile vakidir. Beş aydır güncellene durulan milliyetçilik, hizipçilik ve soykırım teşneciliği, katliam taşeronluğu, her yerde ve her şekilde hayata kastın kesin, birörnekleştirilmiş halleri ve dahası ile birlikte hayat hakkı ayaklar altına alınıp çiğnenmektedir.
Cerahatin ülkesine tam gaz yola devam denilirken, asıl olan hayat hakkının esemesini silmektir. İrade beyan edilmiştir, millet takdir etmiştir değil gözdağlarının, azrail taşeronluğunun tümünden artık çekinildiği için, korku her yeri kapsadığı, yuttuğu için beyaz bayrak öncelenmiştir dersek hiç yanılmış olmayız. Cerahatin, keskin, bıçak sırtı her yerdeki hali bunun, bunca yıkıma rağmen bir sonu talep etmek oy dışında da geniş bir mutabakatın gerekliliğini bildirmektedir, halen böyledir.
Zorbalık edimi, 2 Kasım’dan bu yana sokağa çıkma yasakları, baskınlar, gözaltı furyaları, sokak ortasında infazlar ile bir zamanların yandaşları da dâhil her ötekisi bilinene saldırılarla güncellemektedir. Yaralar bu ülkede, bunca çokken, onları ıslah etmek, tedavisi adına çabalanmak değil bizatihi zulmün çekincesizce yeni yaralara mahal vermesinin uğraşıdır karşılaştığımız.
Beş milyonun üzerindeki irade beyanının, birbirine uzak konumlandırılıp, birçok yerde sözü dengelemeyi ve ortaklaştırarak meselleri ol sorunları aşmaya hazır insanların, muhalefetin, tavrını, sorgusunu ne olacak bu yaralar bahsini çiğnemek haddizatında daim kılınandır. Genel geçer, düz anlam, kolayca cümleleştirilebilecek bir tahayyülün değil nobran çok katmanlı olan bir mahvetme retoriğinin simyasıdır güncellene gelen.
Bülent Arınç’tan, Ömer Çelik’e, Yalçın Akdoğan’dan, Beşir Atalay’a, Efkan Ala’dan, İbrahim Melih Gökçek’e devletlûlar, bugün tümü keskin, kalıplaşmış ve tahakküme aklı rehin eden, bunu önemseyen bir dil ile sahnededir. Gerçekliğin -tahrifatı aleniyettedir. Devletin, her harfi bir biçimde yeniden o sanki hiç geçilmemiş hiçbir türlü yaşanmamış gibi değerlendirilen zaman aralıklarındaki tükenişi yine var etmektedir. Tek dert ise, gücün daimiliğini böylesi bir taarruz şemasıyla birlikte sağlama almaktır.
Yapabileceğimiz şey olması gerekeni o layığımız diye bildirileni, devletin şablonlarının hayatlarımıza değdiği yerdeki -yıkımın ifşasıdır. Talan, yağma, baskı ve zulmün aralıksız olduğu yerde direnişi söz hakkını hatırlayabilmektir mesele. Yükleneceğimizden fazlaca yaramız var artık. Yükümüze yeni eklenmeye çalışılan bir dolusu eşikte bekleyen sorunumuz mevcut, hal ve gidişat hüccetten ortada. Devlet yıkımın kapsamını aralıksız güncelleye duranlarındır. Yaramız sabit yaramız baki, yaralarımız gani ganiyken onu onarılmaz kılmanın yöntemini her günü mahvederek kotaranlarındır bugün, dün gibi.
Bugünü dün gibi kılmak, bu ağrı - biriktirme eşiklerini çoğaltarak söz konusu edilmektedir. Günbegün, anbean yinelene gelen sadece bir mahvın değil aslen kopartılmak istenen -kıyametin en küçük parçacıklarından birisidir. Birleştiğinde kıyameti oluşturacak olan küçük felaketlerin izinde bu menzilde bir gelecek tasviridir. Özgüvenle daha seçim ardılı, bir haftalık sürede Kürd illerinde yapılan, tehdit, tenkit ve biyopolitik tahakküm etme istencinin, ol katliamcılığın rotasından bu bahsi teyit edebilmek mümkündür. Hiçbiri basit laf söz olmayacak olan yalın bir hayata kastın süreğenleştirilmesidir güncellenen.
Yazadurduğumuz her cümleden çok çok daha anlamlı olan canların toprağa düşürülmesinin üzerinden yükselen bir ülkenin varlığıdır. Kirli, kökü pasağın içerisindeki bir ülkenin savaşla düze çıkacağının beyan edilmesidir mesele. Kirletilmiş kan ile yıkanmış olan toprağın alacağından çok fazlasıyla bedenleştirildiği işte bu menzilde hiçbir şey katiyen yeterli görülmemektedir, budur artık mesele.
Hırsızlıklarla bekayı, katillik ile istikbali kurduğunu, kurtardığını düşleyenlerin eyledikleri infazlar, taarruzlar ve yaftalamalar topyekûn kızılca kıyameti insan eliyle bina edebilmek adınadır bu kesin olandır. Tehdit, sıradanın hayat hakkına baskılamalarla, zorbalıklarla, ablukalar, ölümler ile çıkartıla gelmektedir. Memleketin dünü gibi bugünü ve yarınının şekillendirilmesi bu hınç karabasanıyla örülmektedir. Her günü can pazarıdır ülkenin.
Karanlığın cisimleşmesi bu şablonlardan “bağımsız” yaşatıldıklarımızın suretindedir hala ortalıklardadır. Yaşamı tükenmişliğin boylamına terk etmek katliamlarla onu hep olduğu gibi yok, hiç olmadı düzeyine ulaştırmak kayıtsız kıldırmak tüm cenderelere halen baki olandır. Karanlığa rehin etmek gösterile gösterile savunulan bir tavırdır burada, bu içinde yaşadığımız çukurda yollanmak istediğimiz menzilin başlangıç noktasıdır orası. Her bir hamle onun derinlerine çekilebilmek, her bir saldırı onun içinde enikonu artık soluksuz kalmak adına güncellenmektedir.
Bunca korkunun neredeyse hiç aralıksız zikrolunduğu, hayatın şu anındaki varlığı kutsanırken, önem atfedilirken gelecek tahayyülü o karanlıkça yutulmak istenendir. Bir masalda değiliz, kitlelerin faşizmle hemhal olmaları Nazan Üstündağ’ın yazdığı; eskinin derin devleti ve Işid karması enjekte edilmiş cebirle seçim kazanmış bir Akp ile onun yeni ülkesiyle karşı karşıyayız, sözünün karşılığındayız.
Bir masalda değiliz hiçbirimiz, sesimizi, çığlığımızı duyulmasın artık diye baskılarla, gözaltılar ile ve tutuklamalarla bizi davamızdan döndürmeye kalktılar, ama hiçbiri bu onurlu davamızdan vazgeçirtmedi diyen Roboski’li Ailelerin anlattığı hallerin menzildeyiz. Adaletsizliğin sofrasındayız. Hakikatimizin bildirimi tüm bu ağır tüm bu hazanın sofrasında yapılan edilenler cerahatin her nereden ne şekilde her kimden türediğini de göstermektedir.
Karanlığın cisimleşmesi tüm bu yaşatıldıklarımızdan en küçük en kısa sözden bile anlaşılabilecek kadar yalındır. Tahakküme geçit verilmemesi mümkünatsız kılınmaktadır her yara çabasıyla birlikte. Direnişin, mücadele ediminin önünün alınması, sahiden sahici olan taarruzların güncellenmesiyle artık söz konusudur. -Hızar hepimizin boynunun üzerinde halen sallandırılmaktadır.
Demokrasi, özgürlük toptan o karanlığa rehin edilendir. Verili olanın, salt yazılmış varlığı sayılan edimlerin üzerinin açık istikrarla çizildiği, boşa çıkartıldığı bir ülkedir yaşamakta olduğumuz. Talan ve yağma karanlığı dipdiri ve hep daimi kılmak adınadır. Hiddet güncellenerek bunlarla “ülkeyi” mahpus kılmak adına günaşırı yeni bir formülün deney sahası eylenen bir sahadır işte eksiksiz yaşadığımız. Karanlığın cisimleşmesi tek başına şablonlardan bağımsız halde yaşadıklarımızın merkezinde günbegün ayırtına vardığımızdır.
Bir dönüşümün değil mutlak, kalıcı, kesin, kati yıkımın imali onun cisimleşmesinin sürdürülmesidir karanlıkta söz konusu olan. Erk, muktedir, iktidar dünün şablonlarına sırtını dayayarak onunla yolunu ve yönünü kestirerek dünden kendince uygun gördükleriyle –şimdiyi, yan yana kurarak, mahvın ülkesini yeniden biçimlendirmektedir. Yıkım kısaca sahicidir artık. Yaşamı tüketmenin dipsiz, sınırsız hali her günün yeni baştan, istikrar adına bu bahis öne sürülerek icrasından belirgindir. Tahakkümün kapkaranlığı hayata içkindir.
Muktedir iktidar ve egemen olanın bunca zamandır sürdürdüğü “hayat hakkının” artık hiçleştirilebilmesidir eşzamanlı. Taarruz hep güncelleniyor, tanıklığımız ise devam ediyor. Gördüğümüz hiçbir şey hakkaniyetsiz bir yakıştırma değil artık can yakmak serbesttir, can almak mevzubahis ötekisiyse taltif edilen, makam mevkii sağlayan bir hazan çabadır. Muktedir hayatı dönüştürüyor. Seçim, oy sandık şu veya bu gözdağı o irade beyanı var ya da yokken yinelenmeye aralıksız devam ediliyor.
“Yeni ülke” daim bir bozgunu var etmek için çabalanılan bir menzilin ta kendisine eviriliyor. Muktedir -ya bizdensiniz ya da ötekisiniz, ezileceksiniz diyerek ezberini sürdürmeye hala devam ediyor. Yalansız, hilafsız bir gerçeğin ta kendisi olarak bunun kaydı tarihe düşülüyor. İktidar hayata karşıttır. Dikkat devlet var can kırığı var bahsi gerçektir artık. Bunların hepsi dümdüz simsiyah bir şablonu hayatın ta kendisi ilan etmek adına yinelene gelenlerdir. Bir haftayı aşkın sürede katledilmiş on üç canın, açılan bir dolu yaranın, abluka altına alınmış bir hayat bahsi gerçektir.
Dikkat devletin olduğu yerde zulüm var ve hiç tükenmeyecek bir ah var. Ahların yankısı iş bu ülkenin yüzölçümünde, artık daim bir çığlığı bildirmektedir, hal böyledir. Dikkat devlet var dediğimiz basit bir simge, tanım ya da görünmeyen, bilinmeyen bir köye kılavuzluk değildir. Olan biten yekten ve açıkta sergilenmektedir. Cerahatin nesnelliği seçimlerin sonrası altıncı kez abluka altına alınmış olan yedi günü aşkın bir zamandır abluka altında olan Farqin’den (Silvan’dan) görünecektir.
Hayat bahsinin yerle bir edildiği toplarla evlerin bombalandığı, kahvehanelerin, okulların yaşam aksi geçen, değen her yere bir ezanın bahşedildiği bir menzil gerçektir. Ezalar birbiri peşi sıra, yedi günün ardından teker teker meydana çıkmaktadır. Cüret edilen bir halkın gözden çıkartılması, cüretkar davranılan bir ülkede yaşam akdinin feshedilmesinin yeniden sahnelenmesidir kısaca ve kesintisiz olarak. Amed’in Farqin ilçesinde 2 Kasım’dan bu yana sürdürülen sokağa çıkma yasağı hayata karşıtlığın güncel halidir. -Tekel, Konak ve Mescit Mahallerinde “özel hareket” polislerinin saldırısı sonucu 6 kişi yaşamını yitirirken, polis ablukasının ta kendisi olan biteni doğrudan nakletmektedir.
“İlçedeki operasyonlarda tank dahil ağır silahlar kullanıldığı ifade edilirken, Silvan’da incelemelerde bulunan HDP Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir’in Evrensel gazetesine verdiği demeçtir mühim olan. Ziya Pir, İçişleri Bakanlığına bağlı bir yetkilinin kendilerine “Biz Silvan’daki bu üç mahalleyi haritadan sileceğiz” dediğini aktarır; Evrensel gazetesine. Haritadan silmek tam da bin dokuz yüz on beşin yüzüncü yıldönümünde varlığı kutsanmış olan devletin halini, sıradana karşıtlığını bildirmektedir.
Yüz koca yılda aşılmayan, yüz koca yılda uzlaşılmayan, yüzleşilmeyen zaman mefhumuna kör, sağır ve ama kalınmasını güncellemek, bir haftada aralıksız bir kentin sokaklarını kuşatarak kendini görünür kılmaktan kaçınmaz. Bir koca haftada, operasyon bölgesi dışında olduğu bilinmesine rağmen kıraathane taranmasından bu istencin nasıl geçmişle buluştuğu teyit olunabilecektir. Dört kişiyle birlikte, kahvehanede taranan 45 yaşındaki Mehmet Gündüz katledilir. 20 yaşındaki Yakup Sinbağ’ın katledilmesi haberi peşi sıra düşer ajanslardan.
Daha yakın zamanlardaki Cizir’in ve Sur’un başka benzeri Farqin ölçeğinde eksiksiz yinelene gelmektedir. Dağ taş kurşundur ve bombadır. Dağa taşa kurşunların izleri ile devletin varlığı kazınmaktadır. Dağ ve taş kurşunla, bombayla, kendi halkına saldırmaktan bir beis görmeyen cerahatlerine sahne olandır. Günümüz ülkesinin nasıl dünde kaldığını nasıl dünün hamleleriyle ayakta olduğunu, kendini güncellediğini daha birkaç gün öncesinin Cizir Jitem Davası’nda emekli derin devletçilerin böbürlene böbürlene anlatma çabasına düştükleri Vatan, Millet, Sakarya bahislerinden okumuştuk. Günümüz ülkesi tamamı bu bahsedilen yara veren isimlerin oluşturduğu bir tehdit sarmalını, ülkenin bir köşesinde hınç kin ve nefretle vatanı koruduğunu sanmaya devam etmektedir bugün tanığıyız.
Dünün, Cizir’i gibi bugünün Farqin’i de aynı minvalde bir yıkımla karşı karşıyadır. Sessizlik önemsenirken, sessizliğe güvenilerek bir katliam çabasına düşülürken o mahvın bizim şu güvenli kentlerimizi etkilemeyeceği, bizim kapımızı çalmayacağı sanrısı tamamen hayal mahsulüdür. Sessizliği bu menzilde kotarmaya devam eden devletin, sırf buna güvenerek kotardığı her eylemi felaketler sarmalının da bir öğesidir. Geçip gitmiştir denilenler bugün yeniden sahnededir. Dün dündür, bugün bugündür bahsi bir aldatmacadan başkacası değildir.
Dün Ermeni’ye, Süryani’ye, Ezidi ve Rum’a yapılanlar, bugün inancı her ne olursa olsun Kürd’e karşı sergilenmektedir aleni bir biçimde. İstikbal kötücüllüğündür. İstikbal özünde, bağrında yaşayanlara karşı düşman tanımı ile yinelene gelen katliam istenciyle şekillendirilmektedir. İstikbal bir dolu mahvın birkaç sıra birden, birkaç yerde birden tekrar olunmasıyla şekillendirilmektedir. Sessizlik çürümenin tamı tamına kendisine varmak demektir.
Dün yapılanların gösterile gösterile kameralar kayıttayken yinelenmesi hep bunun içindir. Bu ülkede yaşam her nerededir? Bu topraklarda yaşamak tamı tamına ne demektir? Gözümüzün ucunda kırım sergilenirken, iki üç gün sonra unutturulacak, iki üç gün sonra bellekten kazınacak olan şeyin, hepimizin mahvına bir adım daha olduğunun idrakine varıyor musunuz? Can verirken insanlık artık iş işten geçmeden görüyor musunuz? Şimdi Kürd illerini anlıyor musunuz? Duyuyor musunuz sessizliği alaşağı etmeye çalışıyor musunuz hala orada mısınız?
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2015
Görsel: Sertaç KAYAR – Reuters
Kalbimiz şuan ve her daim seninle olsun... @emresertkayaofficial @emresertkayafanofficial @busegulyalcinofficial yengemizede muzik yolunda başarılar... #şewbaş #sewbas #iyigeceler #goodnight #istanbul #stambul #silopi #amed #sur #bismil #kosuyolu #farqin #osesfanta #osesturkiye #oses #batman #kurdish #kürdistan #kurtmusic @osesturkiye
Yine #Ercan #Çapar yine Gooool.. Bursaspor 0-1 Amedspor #barikat #morbarikat @morbarikat @amedsporsk #amedspor #sehmus #özer #diyarbekir #diyarbakır #amed #sur #bismil #kosuyolu #farqin #merdin #mardin #nusaybin #dargeçit #silopi #sirnex #halkıniçinsaldıramedspor