Mehmet Âkif yeni ölmüş, kendisine resmî merasim yapılmamış, bu yüzden Gençlik bazı hareketlerde bulunmuştu.
Atatürk, toplantıya gelir gelmez etrafı gençlerle çevrildi. Büyük Önderin sinirli bir hali vardı. Kendisini dinleyenlere hitaben söze şöyle başladı:
- Ben gençliğe kırgınım. Biz gûya İstiklâl Marşı Şairine lâzım olduğu kadar hürmet göstermemişiz. Sorarım size, Mehmet Âkif bu memlekete ne kazandırmıştır? Mehmet Âkif, bizim inkılâplarımızın düşmanı idi. Evet, İstiklâl Marşını yazdı. Ama onu bir ümmet düşüncesi ile yazdı. Türk Milleti düşüncesiyle yazmadı. Eğer hakikaten Türk Milletinin istiklâlini düşünseydi, Rum malı olan fesi, başından çıkarmamak için Mısır’a gidip esareti tercih etmezdi.
Halbuki biz bu memleketi, muasır medeniyet seviyesine çıkarmak gayesiyle onu bütün geriliklerden kurtarmak için çırpınıyoruz.
Gençler! sorarım size, bu milletin ve memleketin şan ve şerefle medeni dünya milletleri arasında yaşıyabilmesi için lâzım gelen her şeyi yazan, düşünen ve hayatını bu uğurda feda eden kimdir?
Gençler cevap verdiler bu soruya: - Hâmit. - Hayır. - Namık Kemal. - Hayır. - Ziya Gökalp. - Hayır, bilemediniz. Ve Atatürk, kendine has Rumeli şivesiyle cevap verdi: - Fikret be çocuklar, Fikret be çocuklar, Fikret be çocuklar…
Kaynak...









