''İnsan bazen başka hikayelere ağlarken, İçeride bir yerde kapısı aralık kalmış kendi hikayesine ağlar aslında...!''
seen from Ukraine

seen from Israel

seen from United States
seen from China
seen from United States

seen from Israel

seen from Kazakhstan

seen from Israel
seen from Brazil

seen from United States

seen from Netherlands
seen from China
seen from T1
seen from United Kingdom

seen from Cayman Islands

seen from United States
seen from Türkiye
seen from United States

seen from Israel
seen from United States
''İnsan bazen başka hikayelere ağlarken, İçeride bir yerde kapısı aralık kalmış kendi hikayesine ağlar aslında...!''
İKİ ZIT DÜNYA
Tanrı’ya yalvardım, kafamı duvarlara vurmak için. Bütün sesler sussun istedim. Bayılıp ayılırken hissettiğim o korku, kanıma karışmış, beni zehirlemişti. Belki de korkağın tekiyim. Canımın acımasından korkuyorum. Yaşamaktan bile korkuyorum… Keyif alırım diye. Ama yine de herkeste bir iz bırakmak istiyorum. İçimde iki zıt dünyanın kalıntılarını taşıyorum ve kim olduğuma karar vermek gitgide zorlaşıyor. Her şeyi deniyorum ama aynı zamanda konfor alanım zihnim olmuş. Bir insanın konfor alanı, ona nasıl zarar verebilir? Uyumak için saatlerce ağlarken Tanrı’dan yalvarıyordum, susturması için… Kafamdaki sesleri, insanları… Duymak istediğim tek şey güneşin sıcaklığıydı. Hissetmek istediğim tek şey, kuşların sesiydi. Kuşlar… Onlar gibi uçabilmek isterdim hep. Kıskanırdım onları. Şimdiyse odamdan çıkmak bile istemiyorum. Güneşi duymak istiyorum. Kemiklerime kadar yakmasını değil… Işıldamak istiyorsanız, güneşte yanmalı ve orada yaşamayı öğrenmeliydiniz. Kuşları hissetmek istiyorum. Çünkü onlar, her zaman sabah saatlerini; umudu, yeni bir günün başlangıcını hissettirirler. Nereden başlayacağımı biliyorken başlamaktan korkmak, sadece acı verici. Kim olmak istediğimi biliyorum, nelerden vazgeçebileceğimi de gördüm. Beni artık hiçbir şeyin yıkamayacağını biliyorum. Ama kaybettiğimi bildiğim insanlığım… Artık çığlık bile atmıyor. Bazen çıkıyor sadece… ve ben yine hiçbir şey hissetmiyorum. Küçük kızı öldürdüm. Sonra ölmüş olmana üzüldüm. Ben böyle karışık bir insanım. Kimsenin tam olarak bağlanmak istemediği… Çünkü içimde büyük bahçeler yetiştirdim. Kapısını kapatıp anahtarı da ölen kıza verdim. Derler ki, gerçekten seven birisi içindeki çocuğu dışarı çıkarır. Ama sonsuz aşk gerçek değilse, anlık umut neye yarar ki? Sonsuza kadar kalmak istedim o bahçede. Gökyüzünde uçan tüylerin ve kelebeklerin arasında uzanmak… Sayfaların üstünde yürümek… ve sonsuzluğu iliklerime kadar hissetmek. Bu sayede büyürüm sandım. İçimdeki çocuğu kaybetmez, kendimi bu şekilde bulurum sandım. Ama bu, kendini kaybetmenin başka bir adıymış. Yüzümdeki acılar sızlarken… Seni benim gibi kimin seveceğini düşünüyor musun? Bu dünyaya ait olmadığımı iliklerime kadar hissederken… Kendime ait olmanın yeterliliği gözümü boyuyor. Bir insan nasıl hem güneşten nefret edip, hem de onun doğmasını dört gözle bekleyebilir? Ve şimdi… Ne zaman kendimi kötü hissetsem, zihnime sığınıyorum. Benim derinliğimi yalnızca ben biliyorum. Demir boruyu kemirip kalemim yapıyorum… Çünkü yalnızca bu şekilde kendime gelebiliyorum. Artık bayılmıyorum belki… Ama içimdeki ölülerin mezarları, tozlanmış bütün duygular… Bir daha açılmayacak. İstediğin kadar kendine yeni giysiler, takılar, oyuncaklar alabilirsin. İstediğin kadar acıdan kaçmak için bağımlılıklar geliştirebilirsin. Ama zihnini temizlemeden… Asla gündüze ulaşamazsın. Onu hissedemezsin. Ve şimdi… Herkese karmaşık gelen şeyler benim normalim oldu. Onların benden nefret ettiğini hissediyorum. Ama kendimden nefret etmiyorum. Ve bu… En önemli şey. Çünkü ben insanlığımı kaybederken çıkardığım çığlıkları kimse umursamadı. Ben neden şimdi umursamalıyım? Seni sonsuza kadar sevebilir, içimde yaşatabilirdim. Sana daha önce hiç görmediğin ilgiyi verir, iyileştirirdim. Ama bana yaptığın bir saygısızlıkta… Seni sildim. Kanını içip hafızanı sildim. Şimdi beni hatırlamıyorsunuz. Umurunuzda bile değilim. Ama ben olgunlaşmayı öğrendim. Birini sevsen dahi, sana saygısızlık yaptığında onu silmeyi öğrendim. Bana öğrettikleri için değil, öğrenmek zorunda kaldığım için. Ben… Mutlu olmayı öğrendim. Yaşamı sevmeyi… Kendimi sevmeyi. Ben, benimle evlenmek isteyen bir adamı hayatımdan silmeyi öğrendim. Ben, hissetmemeyi öğrendim. Gerçekten beni kurtarabileceğini mi düşündün? Ben, kendimi kurtarmayı öğrenmişken…
͏𝐢̇͏𝐧͏𝐬͏𝐚͏𝐧͏𝐥͏𝐚͏𝐫ı͏𝐧 ͏𝐨̈͏𝐥͏𝐝͏𝐮̈͏𝐠̆͏𝐮̈ ͏𝐡͏𝐢͏𝐜̧ ͏𝐛͏𝐢͏𝐫 ͏𝐝͏𝐚͏𝐯͏𝐚 ͏𝐡͏𝐚͏𝐤͏𝐥ı ͏𝐝͏𝐞͏𝐠̆͏𝐢͏𝐥͏𝐝͏𝐢͏𝐫
𝐏𝐢𝐲𝐚𝐧𝐢𝐬𝐭
Düşünsenize dillerini bilmediğiniz bir dünyaya doğuyorsunuz anneniz babanız sizi korumak için karnınız doyurmak için ne yapacağını bilmiyor sığındığınız yerlerden taşla sopayla tekmeyle kovuluyorsunuz suyunuzu yemeğinizi önünüzden alıp atıyorlar bunu size niye yaptıklarını bir türlü çözemiyorsunuz. Düşünün insan olarak hayvanların hüküm sürdüğü bir dünyada yaşamak zorunda kalsaydınız ne yapardınız. Biraz empatiden kimseye zarar gelmez biraz merhametle daha yaşanılır daha adil bir dünya yaratmak elimizde. #ChatGPT
Anlatmıyor, susuyorum. İletişim kurmayı reddediyorum. Bana göre toplum kitle araçları gereksiz. İnsanlar birbirini dinlemek için var olmuyor aksine kendi ihtiyaçları ve bencil tutumları yüzünden seninle iletişim kurmayı seçiyor. Biriyle güzel vakit geçirmek bana göre konuşmadan iyi hissettirmek çok değerli bu yüzden biriyle iletişim kurmak istediğimde kendimle kuruyorum iletişimimi, biliyorum ki beni benden iyi kimse tanımıyor, anlayamaz da. Bu yüzden kendinle bağ kur ve kendini SEV. Bak burası çok önemli.
Sevgiyle kalın.
Sana şimdi ne mesajlar geliyordur
Gelen mesaj