İnsan ağlarken tek bir şeye ağlayamıyor ki. Sanki tüm kötü olaylar kapı ardı bekliyorlarmış gibi, koşup gelip, ardı arkası kesilmeyen damlalara bir yenisini ekliyorlar. Ee tabi sarılacak kimse olmayınca, gece 3'te annenizi arayıp sesine sarılıyorsunuz. Hele bir de babanız araya girip, ‘nolmuş’ diye sorarsa… Yüreğinizin en sert rüzgarı, ruhunuzu bir sonbahar yaprağı gibi titretip, koparıp, atıyor dalından. Tam 12 saatlik mesafeye savurup, bahara kadar ömrünüzü kitliyor. … Sonra yüzünüzü kalbinizden yana çevirip, sabaha kadar onun ne kadar güzel uyuduğunu izliyorsunuz. Ve o herşeye inat, o kadar güzel uyuyor ki, damarlarınızdaki kan kaynayıp, ateş gibi kavuruyor yüreğinizi. Bin ile mi, milyon ile mi çarpılıyor, bilmiyorum ama, sizi öyle bir çarpıyor ki bu aşk, kirpiklerinin her tanesini, yüzünüze vuran her nefesini alıp, saklayıp, kimsenin ulaşamayacağı yerlere koyasınız geliyor. Aşk diyor ilah aşk, bana da olsa, ona da, aşk aşktır. En çok ilk düşeni yakar.
Milla. (bkz. nereli derlerse, miletli'ymiş dersiniz.)










