Erkin Adaleti İndirimi Sever
Haydi, haksız tahrik indirim(ler)ini ve ceza indirimlerini konuşalım. Nedir bu sık sık tecavüz ve cinayet haberlerinde duyduğumuz meret? TCKda haksız tahrik indirimi tanımlarından biri ’[b]ir kimsenin dıştan gelen haksız eylemler sonucu kışkırtılarak suç işlemesi’ olarak yapılıyor. Tahrik indirimine dair duyduğumuz haberlerin neredeyse tamamının trans ve natrans kadınların ve ikili cinsiyet ve yönelim tanımlarının dışında kalan bireylerin maruz kaldığı şiddet vakalarında karşımıza çıkması da, adalet sistemi içerisinde görev alan kişilerce seçmeli bir biçimde uygulandığını hemen açık ediyor. Bu bağlamdan bakınca tahrik indiriminin heteronormatif düzenle ilişkisi daha kolay görelebilir ve tanımlanabilir bir hal alıyor. Bu durumda tahrik ve ceza indirimini natrans hetero erkek imtiyazları içerisinde de sıralamak, indirimlerin kurumsal ve sistematik nefretlerle ilişkisini de netleştirmek adına önemli.
Tahrik indirimi üzerine düşününce, yukarıda bahsi geçen tanımları genişletmek ve daha görünür kılmak gerekliliği kaçınılmaz bir hal alıyor.
Erkek egemen olarak tanımladığımız şey nedir bu bağlamda? Erkek hayatına, bedenine ve kadın hayatı ile bedenine verilen ve biçilen değerler arasındaki fark olarak özetleyebiliriz sanırım. Diğer bir değişle, bir varoluş biçiminin diğer(ler)inden daha kıymetli, kutsal sayılması; birinin diğerine göre değersiz görülmesi ve bu anlayışın yaşamın her alanında uygulamaya dökülmesi… Bu, meselenin en zahir olan kısmı olsa gerek. Ancak şiddet uygulayan ve şiddet gören; tecavüz eden ve tecavüze uğrayan; öldüren ve öldürülen arasında var olan değer ve değersizlik normunu pratiğe dökmelerinin yanı sıra, adli mercilerin kadın hayatı ve bedenine biçtikleri değer ile, erke duyulan saygıya verdikleri değer arasındaki farktan da söz etmek gerekiyor.
Kadın hayatı ve bedeni yalnızca fail ile kıyas edilerek değer eksiltmesine uğratılmıyor, hemen ardından erkek-egemen düzene ait kurumlar ve erkleri ile de bir kıyasa sokularak yeniden değer eksiltmesine uğratılıyor. Bu da hakimlerin otorite olarak kendilerini ve sahip oldukları mercileri kadın varoluştan değerli gördükleri ve dolayısıyla hakim ve mahkemeye gösterilen ‘saygıyı’ da kadın hayatından değerli gördükleri anlamına geliyor. Dava sonlarında 'mahkemeye saygı’ gibi ceza indirimleri de bu sebepten karşımıza çıkıyor.
Ancak hakimler yalnızca kendilerini, mercilerini ve mahkemelerini kadın hayatından ve bedeninden daha değerli görmüyorlar. Bağışlayıcı rolüne de bürünerek, kendilerine biçtikleri kıymeti (sistemin işleyiş biçimi dolayısıyla biçmelerine izin verilen) erkekler arası hiyerarşik bir ilişki modeli oluşturarak güçlendiriyor ve idame ettiriyorlar. Bu durumda tahrik ve ceza indirimleri yalnızca [natrans] erkek dayanışmasıyla değil, normatif erkeklik tanımı içerisinde yer alan güç sahipliğinin önemi ile de ilişkili oluyor. Keza hakimler ve savcılar artık yalnızca kanun uygulayıcıları değil, aynı zamanda yasaları normal kabul ettikleri biçimde seçmeli olarak uygulayan, kendilerine atfettikleri roller ile güç, yani iktidar sahibi olan kişilere de dönüşüyorlar. İndirim itirazlarına kulak tıkamalarının, bu babacan ve hatta tanrı figürü bağışlayıcı rolüne sıkı sıkıya sarılmalarının nedeni de bu olsa gerek. Yani verdikleri her karar kendilerine yaptıkları yeni bir yatırım ve de geçmiş yatırımlarını koruma biçimi.
Bunlardan bahsederken ceza ve tahrik indirimlerinin, aynı zamanda mahkemelerin kadınları cezalandırma yöntemleri olduklarını da unutmamak gerekli. Giydikleri kıyafet, güvendikleri insanlar, içtikleri, yedikleri ve söyledikleri toplumun kadına uygun gördüğü rol prototipi dışına çıktığı düşünüldüğünden başlarına gelenleri, uğradıkları şiddeti hak ettiklerine duyulan inancın (da) sonuçları. Bu durumda yasalar ve uygulayıcıları, giydiği kırmızı montla düzenin dışına çıkan kadının, fail tarafından cezalandırılmasını anlamak, haklı bulmak ve anlayışla karşılamakla kalmıyor aynı zamanda indirimler kisvesi altında kadını ikinci bir kez daha kendileri cezalandırıyorlar. Yani indirimler, kurbana yasal olarak ceza verme hakkı olmayan hakimlerin ve de savcıların kadınları cezalandırma yöntemleri de.
Adaletin erkek-egemen normatifliği kendisini nefsi müdafaa davalarında da göstermekten çekinmiyor. Keza yalnızca erkeğe hak görülen adalet uygulayıcılığı, fail erkeklere tanıdığı 'ceza kesme hakkını’, nefsi müdafaa eylemlerinde dahi kadına hak görmüyor. Nefsi müdafaa davalarında hakim ve savcılara göre kadın, bir kez daha kendisine çizilen sınırların dışarısına çıkmış ve sınır ihlal etmiş oluyor. Erkeğe ait bir güç ve hak olarak görülen adalet sınırlarını zorlayan kadın, dolayısıyla ivedilikle yeniden cezalandırılmayı hak ediyor. Bu arada tabii ki tek bir kadın üzerinden bütün kadınlara da yerleri hatırlatılmış oluyor.
Velhasılı, indirimler erkeğin şiddet uygulamaya, öldürmeye ve tecavüz etmeye hakkı olduğunu, kadınların ise kendilerini korumaya dahi hakları olmadığını; adalet dediğimiz şeyin yalnızca ‘erk’ekler tarafından uygulanabileceğini (Nevin Yıldırım'ın aldığı cezada olduğu gibi); erkek dayanışması ve erkek-egemen sistemin çıkarları için art arda kadın yaşamından değer çalmaya ve bunu normalleştirmeye devam edeceğini söylüyorlar. Hal böyleyken, adli mercilerin erkek dayanışmasına dayalı heteronormatif yasa uygulayıcılıkları ve bunların ötesinde büründükleri roller acilen temelinden sarsmamız gereken alışkanlıklar.
*kadın = trans ve natrans kadınlar