𝔱𝔥𝔢 𝔥𝔞𝔫𝔡𝔰 𝔱𝔥𝔞𝔱 𝔠𝔯𝔞𝔡𝔩𝔢𝔡 𝔶𝔬𝔲𝔯 𝔣𝔞𝔠𝔢 𝔞𝔫𝔡 𝔱𝔦𝔩𝔱𝔢𝔡 𝔦𝔱 𝔲𝔭𝔴𝔞𝔯𝔡𝔰 𝔱𝔬 𝔨𝔦𝔰𝔰 𝔶𝔬𝔲𝔯 𝔣𝔬𝔯𝔢𝔥𝔢𝔞𝔡 𝔞𝔯𝔢 𝔰𝔬𝔞𝔨𝔢𝔡 𝔦𝔫 𝔲𝔫𝔣𝔞𝔱𝔥𝔬𝔪𝔞𝔟𝔩𝔢 𝔮𝔲𝔞𝔫𝔱𝔦𝔱𝔦𝔢𝔰 𝔬𝔣 𝔟𝔩𝔬𝔬𝔡.
𝖇𝖚𝖙 𝖙𝖍𝖊𝖞 𝖈𝖗𝖆𝖉𝖑𝖊𝖉 𝖒𝖊, 𝖞𝖊𝖘?
@elriel-month

seen from Australia
seen from United States

seen from China
seen from Ireland
seen from China
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United Kingdom
seen from France
seen from Italy

seen from Malaysia

seen from United Kingdom

seen from Norway
seen from China
seen from Russia
𝔱𝔥𝔢 𝔥𝔞𝔫𝔡𝔰 𝔱𝔥𝔞𝔱 𝔠𝔯𝔞𝔡𝔩𝔢𝔡 𝔶𝔬𝔲𝔯 𝔣𝔞𝔠𝔢 𝔞𝔫𝔡 𝔱𝔦𝔩𝔱𝔢𝔡 𝔦𝔱 𝔲𝔭𝔴𝔞𝔯𝔡𝔰 𝔱𝔬 𝔨𝔦𝔰𝔰 𝔶𝔬𝔲𝔯 𝔣𝔬𝔯𝔢𝔥𝔢𝔞𝔡 𝔞𝔯𝔢 𝔰𝔬𝔞𝔨𝔢𝔡 𝔦𝔫 𝔲𝔫𝔣𝔞𝔱𝔥𝔬𝔪𝔞𝔟𝔩𝔢 𝔮𝔲𝔞𝔫𝔱𝔦𝔱𝔦𝔢𝔰 𝔬𝔣 𝔟𝔩𝔬𝔬𝔡.
𝖇𝖚𝖙 𝖙𝖍𝖊𝖞 𝖈𝖗𝖆𝖉𝖑𝖊𝖉 𝖒𝖊, 𝖞𝖊𝖘?
@elriel-month
"She was devilishly attractive to the Fey Lord, but her grass was four inches over the limit, and she had a flag hanging next to her door."
She falls first he falls harder
Let's give a warm welcome to Yield Under Great Persuasion! Looking for a cozy m/m romantasy for the fall? This might be the novella for you! It features a local gremlin of a man named Tam Beckett and his long-standing complication who is sunshine in a human form, Nicolau Lyford. Follow Tam as he begins the messy, hard process of not only figuring himself out and becoming better but also figuring Lyford out, who he has known since childhood and has not forgiven him for a vegetable smashing, contest entry ruining incident that happened they were nine. Them sleeping together for the last ten years being irrelevant of course. It took me four days to read but I was also a very busy human who used every bit of free time to read this book and enjoyed every second of it! There is a gorgeous aching warmth to this book that is unlike any other that l've ever read. Even some of the conversations l've never seen in another. So it should come to no surprise that I highly recommend checking it out if any of this calls to you! If not, check out @_alexrowland’s instagram post about it for more info!
“Though she wasn't easy on the eyes, she was easy on his soul.” ― Grace Draven, Radiance It turns out I really needed Revulsed-to-Lovers in my life. This is possibly the best romance I've read this year. I'm a bit over the halfway mark and loving this one.
“You’re my beautiful monster.”
The Ever King: A Dark Fantasy Romance (The Ever Seas Book 1)
Havlumu ve sağduyumu bir kenara bırakıp kollarımı Xaden’ın boynuna doladım ve onu tüm kalbimle öptüm. Hizmetkârlarla dolu bir evde, güvenmediğim bir vikontun yakınında olmamız kimin umurundaydı? Xaden’ın son altı haftadır aramıza cinsel sınırlar koymuş olması kimin umurundaydı? Beni sanki soluyabildiği tek havaymışım gibi öpüyordu ve önemli olan tek şey, önemli olmasına izin verebileceğim tek şey buydu. Islak ayaklarım fayansın üzerinde kaydı, sonra beni göğsüne doğru kaldırınca ayaklarım havada kaldı. Çıplak memelerim onun nemli tenine değer, dili ağzımın içini okşarken soluğum kesildi. Bacaklarımı beline doladığımda bir eliyle popomu tutarak inledi. Havlusunu yere atıp ayak bileklerimi belinin etrafına kilitledim; teni tenimle bütünleşmiş hâlde beni çılgınlar gibi öperken mantığımın yerini saf arzu aldı. Dudaklarımız zarafet ya da duraksama olmadan tekrar tekrar birleşti. Burada flört ya da mahcup oyunlar yoktu. Hayır, bu tamamen açlıktan ve elle tutulur, saf bir tutkudan ibaretti. Mükemmel, sınırsız ve kesinlikle doyumsuz.
Oda hareket ediyordu; belki de hareket eden bizdik. Artık hangisiyse, sonuçta ışık yön değiştirdi ve kendimi yatak odasının penceresinden birkaç metre ötedeki küçük kahvaltı masasının kenarına tünemiş buldum. Etrafımıza bakmak için dudaklarımı dudaklarından ayırdım ama Xaden çenemi tutup yüzümü yeniden kendine çevirdi. “Bu açıdan bizi kimse göremez. Kontrol ettim,” dedi, sonra beni öpmeye devam etti ve dilinin tatlı darbeleriyle kafamdaki tüm itirazlar silindi. Bir dakika. Kontrol etmişti. Demek ki bunu düşünmüştü. Tanrılar aşkına, bu gerçekten oluyor. Bedenime hücum eden sıcaklık ve arzu her sinirimi canlandırmıştı. Onu üstümde, altımda, içimde hissetmeyeli altı hafta değil de yıllar olmuştu sanki. Islak saçlarımı eline doladıktan sonra başımı hafifçe geriye çekip dudaklarını dudaklarımdan ayırdı ve boğazıma yapıştırdı. Dudaklarının her dokunuşuyla sırtımdan aşağı bir zevk dalgası yayılıyordu ve bu dalga kısa süre içinde uyluklarımın arasında zonklayan bir düğüm oluşturdu. Parmaklarımı saçlarına geçirdim ve o benimle ustalıkla oynarken ben de daha fazlası için boynumu yay gibi gerdim. Sert dudaklarını, yumuşak dilini ve pürüzlü kirli sakalını, sadece boynumu öperek boşalmamı sağlayabilecek şekilde kullanıyordu. “Tenini seviyorum,” dedi köprücük kemiğime doğru ilerlerken. “Öyle yumuşaksın ki.” Nabzım hızlandı ve ellerimi kuvvetli omuzlarına götürerek sıcak teninin ulaşabildiğim her santimine dokundum. Onu yatağa yatırmak ve son altı haftadır benden sakladığı her bir çizgiyi yalamak istiyordum ama pozisyon değiştirmek için şu an yaptığı şeyi bırakmasını göze alamazdım. Saçlarımı bıraktı, sonra iki eliyle memelerimi avuçladı.Ağzını birinin üzerine kapayıp dili ve dişleriyle onunla oynamaya başladığında nefesim kesildi. Siktir, bu çok güzeldi. Vücudum dokunuşuna açtı ve Xaden diğer mememe geçerken iniltimi bastırmak için elimden geleni yaptım. “Şşşt,” diye fısıldadı şakacı bir gülümsemeyle. “Kimsenin duymasını istemeyiz.” Bu gülümseme beni mahvetti, Xaden’ın yarattığı zevkin sisini aralayan, deliliğe varan bir korku yarattı. “Benimle oynayamazsın.” Başımı iki yana salladım. Ellerini kalçama götürdü ve doğruldu, bana bakan o muhteşem gözleri şaşkınlıkla dolarken kaşları çatıldı. “Yani, oynayabilirsin,” diye geveledim hemen, ellerim masaya inerken. “Seni çok istiyorum, sana ihtiyacım var ve koyduğumuz sevişme olmayacak kuralına uymak için gerçekten çok çabalıyorum ama eğer benimle oynarsan…” Sırıttı ve ben ilişkimizin kafasına hançer ırlatma aşamasına geri dönmeyi düşünmeye başladım. “Burada büyü yok.” “Evet, biliyorum.” Kollarımı memelerimin üzerine dolayıp bacaklarımı kapamaya çalıştım ama Xaden bacaklarımın arasında duruyordu. "Burada büyü yok,” diye tekrarladı, başını eğip dudaklarını dudaklarımın üzerinde gezdirdi. “Seni kontrolümü kaybetmeden istediğimiz kadar, senin kaldırabileceğin kadar becerebilirim.” “Yaa?” Tüm bedenim yay gibi gerildi ve nefesim kesildi. “Yaa.” Başparmaklarım uyluklarımın iç kısımlarında gezdirerek gözlerimin içine baktı. “Bu ilgini çeker mi?” Dilimi alt dudağımın üzerinde gezdirdiğimde elleri kasıldı. “Senin ilgini çekerse. Ben…” Yutkundum. “Sadece kendini rahat hissetmediğin bir şey için seni zorlamak istemiyorum.” Elimi tuttu ve sertleşmiş aletine götürdü. “Sana rahat değilmişim gibi mi geliyor?” Refleks olarak aletini kavrayıp sıktığımda boğazından kısık bir inilti yükseldi, gözleri kapandı. Ne kadar seksi, ne kadar kalın, ne kadar mükemmel olduğunu görünce karnımın altı kısımları kasıldı.
Kahretsin, Violet, bunu bir daha yaparsan bu iş dakikalar içinde biter.” Gözlerini açınca orada çaresizlik dolu bir ifade gördüm ve Xaden elimi kendi üzerinden uzaklaştırarak dişlerinin arasından bir ses çıkardı. “Senden uzak durmam tamamen senin iyiliğin içindi, benim değil, inan bana. Uyandığım andan uykuya daldığım âna kadar seni istiyorum. Seni hayal ediyorum.” Göğsüme bir sıcaklık yayılırken dudaklarımı araladım. “Seni seviyorum.” “Ben de seni seviyorum.” Dizlerimi kavradı. “Ve burada lanet olası güçlerim yok. Beni yanlış anlama, içimdeki bir şey yüzünden buna bayılıyorum…” Midem kasıldı. Venin tarafı yüzünden. “Ama gölgeler yok,” diye devam etti, “niyet okumak yok, küçük büyüler yok. Bu evdeki herkesin sen boşalınca çıkardığın sesi duymasını engellemek için bir ses kalkanı bile oluşturamam ve bu…” Çenesi kasıldı. “Biliyorum,” diye fısıldadım, elimin tersiyle kirli sakalını okşayarak. Derimin altında uğuldayan o sürekli güç akışının olmaması kendimi… bütün değilmişim gibi hissetmeme neden oluyordu. “Dahası Sgaeyl’le konuşamıyorum,” diye ekledi. “Seni bile hissedemiyorum ki bu beni öldürüyor. Ama tüm bunların karşılığı?” Yara izi olan kaşını kaldırdı. “Dünyada en sevdiğim şeyi yapabiliyorum, yani seni becerebiliyorum. Şimdi telafi etmem gereken altı haftam var ve sevgilim, şu an o zamanı boşa harcıyoruz.” Ellerimi iki yanıma indirdim ve vücudumu görünce koyulaşan gözleri karşısında gülümsedim. “Eh, madem ısrar ediyorsun.” Dudaklarına usul usul bir gülümseme yayılırken dizlerimi araladı. “Israr ediyorum.” Dizlerinin üzerine çöküp ağzını üzerime kapadığında gülüşüm aniden iniltiye dönüştü. Ah. Siktir.
Sometimes there's nothing better than sitting down with a favored cup of tea and a good book. Especially now that the cooler months are settling in. And what better book to do it with than Yield Under Great Persuasion? Yield is a cozy, fall romantasy (romance fantasy) featuring the shenanigans of local goblin of man named Tam Becket, who owns a tea shop, and Nicolau Lyford, lord of the local manor. Follow these two have they deal with nosy but wonderful gods, an adorable infant with a fragile heart, and trudging through the difficult quest for self care, forgiveness, a second chance, and the revelation of the deeply precious knowledge of that someone loves every bit of you and always has. Yield is the third installment of the Seven Gods Series (the others being "The Lights of Ystrac's Woods" and "Somd by Virtue Fall") that takes place in the Chantiverse, the completely wonderful universe in which all of Alexandra Rowland's fantasy novels take place. So if you enjoy Yield and want more goodness, consider seeking those out! Of course with your fall beverage of choice and a comfy reading spot. A certain harvest goddess would want nothing less after all.