"Keşfedilen" nesne ölerek,hem intikam almakta hem de kendini çözmeye çalışan bilime meydan okumaktadır. Simülakrlar ve Simülasyon,Jean Baudrillard

seen from Netherlands

seen from Italy
seen from Japan
seen from China
seen from Greece

seen from Greece
seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia

seen from Italy
seen from Russia

seen from Germany

seen from Belgium
seen from United States

seen from Netherlands
seen from United States
seen from France

seen from Germany
seen from Malaysia
"Keşfedilen" nesne ölerek,hem intikam almakta hem de kendini çözmeye çalışan bilime meydan okumaktadır. Simülakrlar ve Simülasyon,Jean Baudrillard
Simülakrlar ve Simülasyon
“... disneyland bütün simulakr düzenlerinin içiçe geçmiş olduğu kusursuz bir modeldir. disneyland herşeyden önce, korsanlar, geleceğin dünyası vb. şeylerden oluşan bir illüzyon ve fantazm oyunudur. bu düşsel evren kendine düşen görevi başarıyla yerine getirmektedir. aslında kalabalıkları buraya çeken şey, çelişkileri ve güzellikleriyle gerçek amerika'nın minyatürleştirilmiş toplumsal bir mikrokosmosuna benziyor olması, ve alınan kollektif (dini denilebilecek türden) keyiftir. aracınızı otoparka bıraktıktan sonra içeride kuruğa giriyor ve sonunda dışarıya yapayalnız ve kendi halinize terkedilmiş olarak çıkıyorsunuz. bu düşsel evrendeki tek olağanüstü şey içerideki kalabalıktan yayılan sıcaklık ve sevecenliğin yanı sıra insana pekçok değişik duygu yaşatan bol miktarda oyun ve oyuncağın varlığıdır. bir konsantrasyon kampına benzeyen otoparkla içerideki kalabalık arasında tam bir tezatlık vardır. bir başka deyişle içerideki binbir oyuncak insanları bir nehir misali oradan oraya sürüklerken, dışarı çıkan insan yalnızlığa (oyuncağına) arabasına doğru ilerlemek zorunda kalmaktadır. disneyland'daki düşsellik ne gerçektir ne de sahte. burası gerçeğe özgü bir düşselliği, gerçeğe simetrik bir şekilde yeniden dönüştürebilmek amacıyla tasarlanmış bir caydırma (ikna) makinesidir. bu çocuksu düşselliğe özgü sefalet ve yozlaşmışlığın nedeni de zaten budur. bu evrene çocuksu bir görünüm verilmek istenmesinin nedeni, yetişkinlere özgü "gerçek" ve başka bir evren bulunduğu düşüncesini onaylatma arzusudur. disneyland bir çocuksuluğun gerçek anlamda her yere hakim olduğunu gizleyebilmek için yetişkinlerinde buraya gelerek çocuklaşmalarına olanak tanımak gerçekte çocuk olmadıklarına inandırma amacıyla kurulmuş bir evrendir. ...”
Böyle düşünüyorum; o sebeple böyle olmayabilir.
Bir süredir bir simulakra bakıyorum. İzlediklerinden tatmin olup, zevke gelenleri de pornonun “gerçek”ten de yakın gerçekliğinde kaybolmuş olarak yorumluyorum.
Olayların hızlı gelişimi ile alınan kolektif keyif ise beni korkutuyor. Bir süredir izlediğimiz oyunların ve onların oyuncaklarının sağladığı düşsel vecdin şu an aklı selim adımlar atmazsak bizi Mayıs öncesindeki depresif ruh hali ile yalnızlığa terk edeceğini düşünüyorum. Hepimizin istediği şeylerin olma halinin düşselliğe özgü yozlaşmış versiyonunu seyrediyoruz.
Çok uzun zamandır saygımızı ve inancımızı yitirdiğimiz yasaları, ahlakı eski sağlığına kavuşturmaya çalışırken diğer yandan da düş gücünü harekete geçirerek gün be gün yitip gitmekte olan gerçeklik ilkesine o ilk görünümü yeniden kazandırma gayreti gibi geliyor.
Son olarak 17 Aralık Operasyonu, rezaleti, kepazeliği yani hakarete girmeyecek kullanımı ile skandalı çok zaman geçmeden sıradanlığın çatısı altına girecek. Arzuladıklarımız ise, yapılan yorumları göz önünde tutarak, baskı altına çekilmeye, sistemin egemenliği altına girmeye çalışıyor. Arzu zaten doğası gereği böyle davranmak ister. Bu giderek içinden çıkılmaz bir duruma dönüşecek.
Bunu başarmasını sağlayacak şey ise bizi soğanın gücüğüne oturtmuş halka halka saran gerçeğin tepkisizliği olacak. Olayların “Gerçek” sonuçları ile kaçımız ilgileniyoruz? Olaylar yalnızca yinelemeye mahkum edilmiş göstergeler bütününe dönüşüyor. Zorunda da.
Gerçeğin ürettiği tarihi tehditlere karşı iktidar her zaman bir caydırma oyununa başvurur. Bu olayla ilgili gösterge sayısı günden güne artıyor ve artacak. Oyun hızlanmak zorunda. Çünkü iktidar şu an başka bir şey yapamıyor: hem gerçek hem de bunalım üretiyor. Üsküdar çoktan geçildi.
Şeffaflıktan bahsediliyor. Televizyonun, internetin gözü hakikati görebilen yegane göz değildir. Her ikisi de hapsetme, göz altına alma sistemi. Bunu zaten biliyoruz. İnternet için aynısını düşünmüyoruz. Ama düşünmeye başlayabiliriz. Gözümüz ekranda, parmaklarımız klavyede, kıçımız sandalye veya koltukta hakikati tartışıyoruz. “Haber sizsiniz!” Söz gerçeğin içinde dolanmaya başladı. Muhatabına asla ulaşamayacak. Özne yok, merkez yok.
Bu sebeple iktidar söylemine aynı şekilde devam edecek, tanrı yerine koyduğu halkına her gün aynı şekilde seslenecek. Tayyip’in Konya halkına seslenişini hatırlayalım. İktidarın sırrı bu: “Bunlar sizin sayenizde oldu. Sizin sayenizde umutlarımız yeşeriyor.”
Her gün halkın iktidarı yeşertmesiyle ve daha çok habere ve bilgiye rağmen daha az anlam üretiliyor. Anlam kaybı yaşıyoruz. Ana akım olsun, kendi ürettiğimiz olsun haberler uzun zamandır bizimle iletişim kurmuyor. İletişim hala sokakta. Uyumlu olmaya zorlanan çocuksulaşma tavrını evde ekranın başında bırakarak, her türlü ikili stratejiye direnmeye zorlanan çocuk ile daha fazla sokakta vakit geçirmeliymişiz gibi geliyor.
Tüm bu hipergerçek beni hasta ediyor. Dün bütün günümü kolumu bile kıpırdatamadan geçirmemin sebepleri bunlardır. Uzun zamandır bir simulakra bakıyor oluşum beni hasta ediyor. Tözsüzüm. Ölüm gerçekleşmeyecek.
Ben böyle düşünüyorum. O sebeple böyle olmayabilir.
Batı uygarlığı Amerikan "rüya"sının, ve medyanın, görsel illüzyonun yarattığı düzlemle aslında kendi "gerçek"liğini, bireyin ve toplumun yaşamla kurduğu ilişkiyi sahici kılmaya çalışıyor. Sinemanın ve TV'nin keşfi ve kullanımı; aslında bütün bir Avrupa kıtasının topyekûn ve tamamen muazzam bir müzeye dönüştüğü gerçeğinin, bunun içinde yaşayan Avrupalılar tarafından görmezden gelinmesini sağlıyor.
ABD ise devasa bir prodüksiyon şirketi gibi bütün dünya coğrafayasını bir "set"e çevirmenin peşinde.. Gerçeğe dair geriye ne kaldıysa -simulasyonun biçimlendirdiği bu irade- onun "simulakr"a dönüşmesi için durmaksızın saldırıyor.
Japonya'da Samurayların çağı çoktan geride kalıp bütün bir kültürün değerleri "makine"nin "network"üne bağlandığında simülasyon artık bir Samuray "simulakr"ı üretmeye hazır hâle gelmişti.