Hayat Sınamaya Tabi Kılınırken...
Bir tevatür değil, doğrudan yaşamsal olanın her defasında apayrı sınavlara tabi tutulduğu bir menzil iş bu yer. Çürüme kanıksatılıyor her anlamda. Genel geçer değil her daim kendini güncelleyen her an yeniden, yine yeniden tanımlanan, yapılandırılan bir cerahat halinin tam da ortasında yaşamsal olan hak ve hukuk bahisleri sınamaya tabi kılınıyor. Erk, muktedir, iktidar pratikleri kesintisiz bir biçimde o sınama halini her günün başat meseli kılıyor. İnsan hakları beyannamesi altında imzası bulunan bir menzilin bugünlerinde o hakkın, hukukun hiç edilmesinin yepyeni hal, evreleri arşınlanıyor. Ucu sıradan için elem, keder, yas olagelen bir devinimin içinde erk, muktedir hayatı dönüştürüyor artık. Bir katran karanlığının sınırları boyunca ilerliyor bir menzil, iş bu ülke. Tehditleri içte bir tahakküm halinin başat ögesi ilan eden, dışarılarda o insaniyet temsili, hak savunucusu, demokrasi pratikleri için çabalayan bir lider, barışın ta kendisine sevdalı bir hizmetkar diye pazarlanan baş amir içte hepsi, hep tersinden bir hal içinde gerçek kılıyor. Tahakkümünün bu ülkenin paramparça halinin yegane toparlayıcısı olduğu yanılsaması içinde zoru / düzenin temeli kılıyor. O sınamalar bu tahakküm çabası ve gailesinin yolunu açandır. O sınamalar bugünkü daim yıkıcı bir izleği talep eden yolun yönünü var edendir. Yeni yüzyılı bir uçurumun ta kendisi ile biçimlendiren bir yönetimle hayatın mahvı süreğen kılınır. Her sınama bambaşka karanlıkları var eder.
Nobran iktidar pratiklerinin, yol verdiği çetelerin, kapıyı araladığı uluslararası mafyanın ve daha pek çok karanlık odağın bileşkesinde sıradan olana hayatı zehir etmek söz konusu edilir. Gündelik yaşam pratikleri felç edilirken, üç kuruşa talim ettirilen nüfusun yarısını oluşturan kitlenin masallarla avutulması söz konusu edilir. Uçuyoruz, kaçıyoruz, yükseliş zamanımız, güncellenen her eylemle hızlanıyoruz, eşikleri aşıyoruz denilirken cebe giren üç kuruşla bırak yaşamda var olmayı doğru düzgün rahatça bir nefes dahi alınamadığı yer gerçek kılınır. Üç otuz paraya mahkum edilirken insanlar, şatafattan patlayacak, dünyanın en kalburüstü denilen kesimlerinden birilerine ev sahipliği yapılan bir memlekette bilmem ne yıldızlı yenilikçi mutfakların deneyimlendiği, lüks ötesi lokantaların ciroları paylaşılır bir sosyal medya hesabında. Bir aylık ücretin, iki tabak yemeğe o da yemekten çok daha fazla primitif, yaygaracı, bozguncular için zafer işareti olagelen bir sunumla bir kepçe aş, üstüne boca edilmiş yaldızlı ambalaj kılındığı bir zeminde sınamalar sadece sıradanlar için süreğen kılınır.
Devamı da vardır dahası da söz konusudur. Uluslararası mafya ayaklarının, uyuşturucu ya da kara paklama / aklama operasyonlarının şeflerinin yakalandığı ya da bizlere öyle diye bildirildiği bir pasta paylaştırma var edilir. Bunca nobran bir halle memleketin yol geçen hanına dönüştürüldüğü bir zeminde mutlak düşmanlıklar beslenen, sıralanan sıradan öteki insanların karşısında kırmızı halılar serilerek, ama öyle ama böyle var edilmiş bir yasalar dışındaki bir düzenin savunucusu olagelen yağmacılara var edilen muamele zaten her neresinde yanlış yapılıyor bu memlekette bunu anlatmaya kafidir. Meral Akşener’in “Oteli olan polis müdürleri var, yetiştirme yurtlarında barınan kimsesiz, öksüz kızları fuhuş için çalıştırıyorlar.” diyerek üstü kapalı bahsettiği “Fuhuş” çetesinin gerçekliği misal o kuşatma halinin / yıkıma rehin edilmiş ülke gerçekliğinin bir yüzeyidir. Avukat Dilek Ekmekçi’nin 2020 yılında açıkladığı gibi iddiaların birbirine dolanmış bir devlet, çeteleşmiş, mafyalaşmış bir kolluk, fuhuş batağına itilmiş gençlerin / korunaksızlıkları, yalnızlıklarından el bulan, gelecek karartan yapılandırmanın detayları ortaya serildikçe memleket sathının neden tek bir iyi gününün olmayacağı da açığa düşer. İkinci sınıf komiserden, sulh ceza hakimine, osmanlı ocakları nam yapının Ankara sorumlusundan, İstanbul bölge adliye mahkemesi ceza dairesi başkanlarından birisine hepsi bir hep bir tornadan çıkma vatan sevdalılarının, hak, hukuk bilenlerin, kanun koruyucularının da nasıl da sistem dışına çıktıkları, çetelerin elinde oyuncak olduklarının kanıtları okumak isteyene şuradadır.
BirGün Gazetesinden İsmail Arı’nın haberidir: “İş insanı Fehmi Öztürk’ün başına gelen ve yargıya taşıdığı olaylar yok artık dedirtecek türden.
Fehmi Öztürk, 2014 yılında Fırat Muşlu ile ortaklık kurdu. 2017 yılında bu ortaklığa son vermek istedi. Ancak ortağı uzlaşmaya yanaşmadı. Devreye eski AKP Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’in başkanlığını yaptığı 5 kişilik bir “heyet” girdi.
Kısa sürede 50 milyon dolarlık mal varlığı ile 360 milyon dolar değerindeki kentsel dönüşüm ve AVM projesi elinden alınan Fehmi Öztürk, yaptığı birçok suç duyurusunda ve mahkeme salonlarında sesini duyurmaya çalıştı. Öztürk başına gelenleri şöyle anlattı: “2018’in başında uygulamaya geçirilen planla, önce ortağım Fırat Muşlu tarafından şirket içerisinde kasten bir anlaşmazlık çıkarıldı. Sonra eski milletvekili Cuma İçten planlı olarak devreye girdi. İçten, anlaşmazlıkları dost meclisi ile çözmekte uzman olduğunu söyledi. Kurulan dost meclisinde ortağım Fırat Muşlu’nun silahlı adamlarının gölgesinde bana tarihsiz belgeler, senetler imzalatıldı. Bu dost meclisine tahkim heyeti adı verildi, şirketteki hisselerimin devri sağlandı. Mallarım elimden zorla ve hileyle alındı.”
Heyette İmam Da Var
Öztürk’ün “mal varlığını” elinden alan beş kişilik heyette eski AKP Milletvekili Cuma İçten’in yanı sıra Süleymancılar Cemaati’ne mensup bir imam olduğu öne sürülen Bayram Karakoç da yer alıyor. Ayrıca önceki İçişleri Bakanı ve AKP milletvekili Süleyman Soylu’ya yakınlığıyla bilinen Selahattin Tavusbay ile Süleyman Özdemir ve Şükrü de beş kişilik heyette yer alan diğer isimler.
Soylu'nun Eniştesi
Öztürk, mahkemelerde adalet ararken devreye Süleyman Soylu’nun akrabası ile bir üst rütbeli polis girdi. Öztürk bir suç duyurusunda yaşananları şöyle anlattı:
“15 Ekim 2020’de Süleyman Soylu’nun eniştesi Abdulkadir Işık benimle görüşmek istedi. Ertesi gün Emirgan’da buluştuk. Yanında Ankara Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Daire Başkanı Yardımcısı olduğu söyleyen Taner Doğangüzel ve İbrahim Tüylüoğlu isimli bir şahıs vardı. Bana ‘senin dosyan Mali Şube’de, polislere 1 milyon 500 bin TL verildi. Dosyan kapatılacak ve savcının da haberi var’ dediler. Benim işimin çözülebileceğini ama paranın yüzde 10’unun gideceğini söylediler. Sonra bu durumu Süleyman Soylu’ya mesaj atarak aktardım. Aynı zamanda Adalet Bakanı ve yardımcılarına da aktardım.”
Bu görüşmeden bir süre sonra da Öztürk hukuk mücadelesine başladığı için öldüresiye dövüldü. Öztürk’ü ve oğlunu döven, Öztürk’ün bir gözünde kalıcı görme kaybı yaşamasına ve yedi saat boyunca ameliyat edilmesine neden olan Cem Özmüş ise 15 Temmuz 2021’de Kartal sahilinde silahla vurularak öldürüldü. Cem Özmüş’ün ailesi mahkemede yaşananları tek tek anlattı.
Tetikçi De Öldürüldü
Özmüş’ün 16 yıldır Fırat Muşlu’nun sağ kolu ve korumasını olduğunu, Muşlu’nun Fehmi Öztürk’ü dolandırdığını söylediler. Öldürülen Özmüş’ün eşi Pınar Özmüş, “Eşim Fırat Muşlu’nun tahsilat işlerini, daha doğrusu gayrimeşru, kirli işlerini yapıyordu. Fırat Muşlu’ya Fehmi Öztürk’e yaptığın her şeyi mahkemelerde anlatacağım. Ben senin kara kutunum demiş” dedi.
Adliyeye Gidiyordu
Hazırlanan iddianamede, Özmüş’ün patronu Fırat Muşlu’nun azmettirici olduğu ve tasarlayarak öldürme suçunu işlediği belirtildi. Özmüş’ü Fırat Muşlu’nun öldürttüğü belirtilse de Muşlu tutuklanmadı. Daha sonra Özmüş’ün öldürülmesine yardım eden isimlerden biri olan İhsan Boyabat da öldürüldü. “Etkin pişmanlıktan yararlanmak için İstanbul Anadolu Adliyesi’ne gitmek isterken” öldürüldüğü iddia edilen Boyabat’ın dosyasına da gizlilik kararı verildi.
Mahkeme, Özütürk’ün mal varlığının iadesine ve imzalatılan senetlerin geçerli olmadığına karar verdi. Ancak, beş kişilik heyet ve Fırat Muşlu bu kararı istinaf mahkemesine taşıdı. İki yıldır bir karar verilmediği için Fehmi Öztürk’e mal varlığı iade edilmedi. Öztürk yıllardır can güvenliği olmadığını ve defalarca ölümle burun buruna geldiğini söyledi.
A Haber Muhabiri Tanık
2016 yılında Alman kanalı ZDF’nin önünde yaptığı yayınla sosyal medyada alay konusu olan ve hafızalara kazınan yandaş A Haber’in eski muhabiri Mevlüt Yüksel de bu dosyada tanık olarak dinlendi. Yüksel, Fehmi Öztürk’ün mal varlığını elinden alanların bir suç örgütü olduğunu ve bu örgütün çok parası olduğunu söyledi.
***
Savcıya Sahte Rapor Suçlaması
Malvarlığı elinden alınan Fehmi Öztürk hakkında sahte bilirkişi raporu hazırlandığı da ortaya çıktı. Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturmada, eski milletvekili Cuma İçten ve Fırat Muşlu ile adliye çalışanlarının da aralarında yer aldığı toplam altı kişiye “Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliğine yardım etme” suçlamaları yöneltildi. Sahte bilirkişi raporunda imzası olduğu belirtilen Cumhuriyet Savcısı Erkal K.’nin dosyası da soruşturma izni verilmesi için Hakimler ve Savcılar Kurulu’na gönderildi.
Eski Milletvekili Cuma İçten, yaptığı açıklamada "İddiaları kabul etmediğini ve hakkında neticelenen bir yargı kararı olmadığını" söyledi.”
İçten içe bir çürümenin kıta sahanlığı haline dönüştürülen menzilde sadece tek bir vakada dahi nasıl bir tahayyülün şekillendirildiği apaçık ortaya çıkar. Mal talanı, çökme, hile illa ki yalanlarla, gasp etmelerin işkenceye varan şiddetin birbirini takip ettiği bir düzlemin her nasıl bina edildiği Fehim Öztürk örneğinde yalın bir biçimde kanıtlanır. Cerahat eliyle yürüye duran bir aklın vahameti ardıl sıra imal etmesinin, kötülüğü bir normatif kılmasının türlü çeşit tezahürü yukarıdaki haberdedir. Gün aşırı bir yağma / talan / iç etme hikayesi çıkageliyor artık. Tümüyle çeteleşmiş bir devletin / devletlinin pratiği olarak tüm bu sahneye salınmış olagelen cerahat erkinin var ettikleriyle hayat kuşatılıyor. Yaldızları döküldüğünde ortaya çıkan irin dolu kaseler gibi, herkesin payı bir biçimde yağmalanır. Yapmacıktan değil yağmacı bir ülke aksiyonunun her nasıl var edildiği o al takke ver külah, aç tiktok yayını, git bir umre gezisine, dolaş bir tur şurada ve burada, al parsayı, şu sus payını durmak yok yola devam diye çığırıp dur diye diye bir menzil dönüştürülür. Dönüştürülen yerin utanç vesikaları günlerdir gözaltına alına alına bitmeyen fenomen ifşası yayınlarda, aralıksız büyüyen milyonlarca dolarlık bir insan pazarının bilgi kırıntılarında belirgindir. Çürümenin ortasında bir tevatür değil normatif her gün sınava tabi tutulan sıradan insanlarla alt üst ediliyor. Cerahat erki, muktedirin yol verdiklerinin kendi bildikleri güzergahta ilerlemeleri aralıksız güncellenirken, olan biten gündelik yaşam ihtimallerinin sıfırlanmasına zemin teşkil ediliyor. Ne şimdisi, ne yarını kalakalmış olan ülkenin tiradında her eşik bir başka aşamayı, her aşama bir biçimde yarının tükenişini göstere geliyor. Farkında mıyız?
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2023
Görsel: Illustration by Ellice WEAVER © Transparency International















