🪼
art blog(derogatory)
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Cosmic Funnies

pixel skylines
The Bright Sessions
🩵 avery cochrane 🩵
I'd rather be in outer space 🛸
Keni
Show & Tell

Jimmy Eat World
ojovivo
YOU ARE THE REASON

❣ Chile in a Photography ❣

blake kathryn
Monterey Bay Aquarium
Phantogram Three
Today's Document

Game Changer & Make Some Noise
hello vonnie

seen from Malaysia
seen from Australia
seen from Germany
seen from Indonesia

seen from United States

seen from United States

seen from Canada

seen from United Kingdom
seen from Ukraine

seen from Canada
seen from United States
seen from Ukraine

seen from T1
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Canada
seen from United States
seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States
@tardismavisiiii
“Çocukça bir küsme değil bu. İçim dünyaya sırtını döndü.”
içsel yorgunluğun dışarıdan da fark edilmeye başlanması
duygusallığın getirdiği fevrilik, fevriliğin getirdiği duygusallık
“Dokunsalar, ağlayacaksın..
Ama hiç dokunmuyorlar..”
mektupları biriktirip hep geç cevaplardı. her mektup için bir sigara yakardı. öyleydi kadın. sigara izmaritlerini eteğine düşürür, sigaraya sinirlenirdi. eteğinin yanan kısmına makasıyla yırtmaç keserdi. elleri titrer, makas derine iner ve yırtmaç yamulurdu. ilk ellerine kızardı kadın, sonra makasa. o yüzdendir kendi kesmezdi saçlarını hiç. saçları uzun, eteği yırtmaçlı diye çok dillere düşerdi. ama o da lafını esirgemezdi. bir kez olsun birinin yanında eğmezdi başını, dimdik geçerdi yanlarından. öyledi kadın. onun dili bir kendine lâl, başı bir aynaya karşı eğik, sırtı bir odasında kamburdu. kendine açamayan bir çiçekti kadın.
çok suç işledi. ama hep suçsuzdu. tüm ahlaksızlıklarına karşın bir çocuk kadar masumdu da. öyleydi kadın. kendi direnişlerinde bas bas bağırır, eve gelince susardı. devrimini içinde yaşardı kadın. bazen sesli sesli gülerdi ki haykırışı duyulsun. kapılar kapanmadan önceki kahkalarına gizlerdi ağıtını hatta. duyulmadı, kendine kızdı. duyulmadı, sustu. cümleleri kesildi ilk, sonra kahkaları. yavaş yavaş sustu kadın. sussa da çok şey anlattı. ama hiçbir zaman duyulmadı. hatta, kimse onun sustuğunu anlamadı.
yazmayacağım dediği her gece yeni bir sayfa açardı. açtığı her sayfa için bi yetmişlik devirirdi. öyleydi adam. titreyen elleri leş gibi alkol kokusu birbirine geçmiş saçı sakalı ile hiç aynaya bakmazdı. bilirdi önce aynaya sonra kendine kızacağını. bu yüzden ki hiç sevmedi kendini. unutmak istedi. istedikçe içti. türküler yamaladı diline adam. herkes dinledi ama kimse onun gibi anlamadı türkülerini. korkaktı adam. hep geride kalandı. dağ gibi dimdik dursa da kendi içinde yetmişlikleri gibi defalarca devrilirdi.
günâhları çoktu. ama ödediği bedeller daha çok. tüm kaçmalarına rağmen en çok savaşan da oydu. öyleydi adam. silahı başkasına verse de tetiği yine kendi çekerdi. en çok kendi cenazesini omuzlamak isterdi kimsesizliğinden kaçabilmek için.şiir bilmezdi ama dilinden düşürmediği küfürlerine dikkat edilsin isterdi. acısı,öfkesi,nefreti hepsi silindi adamdan. içtikçe güzelleşti kafası. kaçtım sandığı ilk sokakta kendi duvarına tosladı. ve unuttu adam. önce içmeyi sonra küfretmeyi bıraktı. son sayfasını yazdı. son olduğunu bilen olmadı.
uğruna bi gençlik harcanan yerden sen hâlâ elim boş döndüm diyosun, yapma*
“tut ki tam bu gece öldüm, sabah bakabilecek misin bir daha gökyüzüne?”