Loving Vincent !!

Origami Around
TVSTRANGERTHINGS
official daine visual archive

blake kathryn

pixel skylines
taylor price
untitled

ellievsbear

No title available

★

Love Begins
One Nice Bug Per Day
sheepfilms
🩵 avery cochrane 🩵
I'd rather be in outer space 🛸

shark vs the universe
YOU ARE THE REASON

Kaledo Art

⁂
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
seen from Sweden
seen from France
seen from Canada
seen from United States
seen from United States

seen from Türkiye
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Malta
seen from Netherlands

seen from Malaysia
@tozum
Loving Vincent !!
Worth reading Summary for 2015 Tips for 2016
seyir halinde
odtu felsefe bölüm başkanı prof. dr. ahmet inam ile yapılan bir söyleşi:
- sevgili hocam, memleketin durumunu nasıl görüyorsunuz?
feci şekilde kokuşmuş bir şeyler var. şimdi tabi bu lafı 1500 sene önce platon da söylüyormuş, 500 sene önce hamlet de söylüyordu, otuz yıldır da ben söylüyorum. hayatımız kokuşuyor, güzel bir söz değil ama böyle.
insanların seyrettiği televizyon dizileri kötü, okuduğu kitaplar kötü,ama benim şikâyetim bunların kötü olduğunu söyleyen insanlardan. sürekli şikâyet edene entel diyoruz. ne kadar çok şikâyet ederseniz o kadar entelektüel oluyorsunuz. oysa entelektüel mutlu bir adamdır, burada mutlu demek memnun anlamında değil. mutludur, yaşanan çirkinlikleri görür fakat bunları kabul etmez. çirkinlikleri nasıl düzeltebileceğini düşünür, yolunu yordamını bulur. kokuşmuşluk, önce kendimizle olan ilişkimizde başlıyor. kendimizi çok fazla değerli gördüğümüzü sanmıyorum. işin beteri kendimizi adam yerine de koymuyoruz. yemek yemiyor artık çağımız insanı. tıkınıyor. yemeğin tıkınmaya döndüğü, sevişmenin düzüşmeye döndüğü bir çağda yaşıyoruz. bütün bunlar yozlaşmış bir hayatı gösteriyor, çünkü ortada zevk yok. zevkin hançerlendiği bir yaşam var.
- kendimizi nasıl kurtarırız bu hançerden?
hazların peşinden koşarak değil tabi. o da hayatımızı sürdürmek için, sabah sekiz akşam beş çalıştığımız işler kadar kokuşma belirtisi. eğlenmek için yaptığımız şeyler de otomatikleşiyor. çünkü şu film seyredilecek deniliyor, herkes o filmi seyrediyor, şu yazar okunacak diye emir geliyor, herkes o yazara çullanıyor. fakat herkes o yazardan ne anlıyor? mademki farklıyız, herkes o farkı yaşamalı. ama fark da bize giydirilen bir şeye dönüşüyor. beymen'den giyinince farklı oluyorsun. kendimizden kaynaklanmıyor. yani diplomalar, nasıl yaşayacağımız, her şey bize dışarıdan giydiriliyor. ama kim giydiriyor derseniz, kimse giydirmiyor aslında, birbirimize giydiriyoruz. böyle olunca yaşama sevinci kayboluyor, bu çok büyük bir tehlike.
- öğrencilerinizin yarısının anti-depresan kullandığı doğru mu?
doğrudur. bizim odtü civarında hayat bir beladır diye algılanıyor herhalde. sürekli şişiriliyor gençler, sen akıllısın diye. ailelerin de beklentisi büyüyor. ama küçük bir başarısızlıkla karşılaştıklarında hemen bunalıma giriyorlar. o kadar el bebek gül bebek yaşamaya alıştırılmışlar ki, acılara tahammülü olmayan insanlar yetişmeye başlıyor. yaralar almaya başlayınca, bir çıkış noktası bulamayınca ya ilaçlarla tahammül etmeye çalışılıyor ya da savunma mekanizmaları aşırı gelişiyor.
- bu durum başarıya koşullanmaktan mı kaynaklanıyor?
başarılı olsan, başarının hiçbir ölçütü olmadığı için, nerede duracağını bilemiyorsun ve başarı dangalağı oluyorsun. sürekli önüne havuç konmuş eşek gibi koş allah koş. işkolik oluyorsun. başarısız olsan geride durmaya tahammül edemiyorsun. o yüzden başarı ve başarısızlığın dışında bir hayatı seçmiş olabilirsin, yani serseri olmak çok daha iyidir bence. başarısızlık ve büyük beklentiler bir aradaysa o zaman anti- depresancı oluyorsunuz. bunların dışında üçüncü bir yaşamın peşindeyseniz yaratıcı olmak zorundasınız. yani dünyaya posta atmış, egemen değerlerin dışında bir insan olmak gerekir. dünyaya posta atabilmeniz için de önce kendi değerlerinizin olması gerekir. mutsuzluk bulaşıcı mı? pısırık, güvensiz insanların bu kokuşmuşluktan çıkma şansı yok. mutsuz ve sinirliysen bol bol sigara içersin ve kısa bir süre sonra ölürsün. mutsuzluk uzun sürmez. trafikte kavga edersin, bir araba sopa yersin. sevgilinle sevişemezsin, iktidarsız olursun. onun için rahat olmak lazım. on derste rahat olma kitapları şimdi çok satıyor. orada yazanların tam tersini yaparsan belki biraz rahatlarsın.
- hayvan dergisine verdiğiniz beyanatta: “bilge dediğin fırlama olur demişsiniz.” bu görüşünüzde ısrarlı mısınız?
gayet ısrarlıyım, hatta bu görüşümü daha da ileri götürdüm, bilge dediğin hem fırlama olur, hem de puşt olur diyorum. bilge, hayatın bütün hazlarının ardından koşar ama o hazların hiçbirinin dangalağı olmaz. serserilerle konuşur, berduşlarla arkadaşlık eder, bir sürü dedikodunun farkındadır, magazinleri izler ama bulaşmaz. günde on beş dakika televizyon izler ama sonra genellikle evleri iki katlı olduğundan yukarı çıkar, mevlana'yı farsçasından okur, yatmadan önce iki bardak şarap içer. bilge adamda hem sokakta süren hayatı yaşayabilme yeteneği ve gücü vardır hem de o hayatın dışına çıkabilme cesareti. yani bilge insan, hayatın içindedir.
leman'ı, penguen'i okuduğu zaman esprileri anlar, mel mel bakmaz. yani ben bilgeyim, bu adamlar ne biçim espri yapıyor, çok ayıp demez. son çıkan küfürleri bilir. yeni küfürler üretir. yaşamdan tat almayı bilir ama bunu hiçbir zaman ayağa düşürmez. ayağıyla yaşadığı yaşamı, yukarı çeker. o küfür ettiği zaman, küfür onda besmele gibi bir şey olur. bizde bilge, yerinden kalkmaz, aksakallı, yemek yemez, çişi gelmez biri olarak bilinir.
oysa bilge dediğin doğal gaz kuyruğuna girer, sırasını kapan olursa kavga eder, gerekirse karakolluk olur. bu tanıma göre bilgelik, akademisyenlikle pek örtüşmüyor. akademisyenlik kötü bir iş. bilgeliğe aykırı, otuz yıldır millete not veriyorum, kusturucu bir şey, bıktım anasını satayım, hepinize sıfır diyeceğim bir gün. ya da hepinize yüz, ne fark eder. bilgelikle akademisyenlik arasında bir ilişki olabilir, o da yaşı 18-20 olanlarla sürekli bir arada olmaktan kaynaklanan bir şey. bu avantajı kullanırsanız, yeni kalabilirsiniz.
- biraz da aşktan konuşalım mı?
aşkta benim teorim şu; aşk doğuştan hormonlarla ilgilidir ama aynı zamanda kazanılması, edinilmesi gereken de bir şeydir. emek ister. hormonu iyi salgılayan aşık olduğunu sanabilir, çıldırabilir, azabilir ama aşk ayrı birşey. bir sanat, bir güzellik yaratmaktır aşk. hıyarların, hamhalat heriflerin işi değildir. diyelim ki kızın birini görüyorum, içime bir ateş düşüyor ve aşık oluyorum. yok, öyle yağma, böyle beleş bir şey olabilir mi?
ateş düştükten sonra ne halt yediğine bağlı olarak aşk olur ya da olmaz. ateş düştükten sonra o ateşi düşüren kişiye gidip onu söndüreyim hemen diyorsan, orada aşk yoktur. ama aşk düştüğünde; kendimizi, hayatı, yaşadığımız kültürü anlamaya ve dönüştürmeye çalışıyorsak, işte aşk odur. bize insan olduğumuzu hatırlatır ve büyük bir sorumluluk yükler. aşık olduğum zaman aklıma şu gelmeli, aşığım, demek ki yapacak çok iş var. yani sevgilimle pastanede buluşacağım veya bir arkadaşın evine gidip yiyişeceğiz. bu da yapılmalı tabi de yalnız bunu yapıyorsanız aşk falan yoktur. yani burada, arkadaşın evine gittik, yiyiştik. aşka giriş bile yok burada yiyiş var. yani aşk, o yemekten aldığımız enerjiyle bir yere bir ağaç dikebiliyorsak, bir insana yardım edebiliyorsak, farklı kitaplar okuyabiliyorsak, gereğini yerine getirdiğimiz şeydir. aşk eşittir sevgili değil, iki kişilik de değil çok kişiliktir aşk. bütün dünyayı düşman belleyip leyla'yı sevmek değildir. leyla'da bütün insanlığı sevmektir.
- bir entelektüel olarak mutlu musunuz?
yalnız kaldığım zaman, genellikle gece ikiyle dört arasında mutlu olurum. televizyonu açarım ama seyretmem. sesini dinlerim, duvarlara bakıp oyle düşünürüm, belki yazasım gelir bir şeyler karalarım. uykum gelince, bu dünya düzelmez arkadaş deyip yatarım. bugün de kurtaramadık dünyayı ne yapalım derim. hesabi duruş, mutluluğu öldüren şeydir. örneğin nıetzsche, adam hayatı boyunca bunu anlattı. ama nietzsche'yi okuyup karamsar olan adamlar var, onlara sopayla girişmek istiyorum bazen. adam demiş ki, ben bir enerji kaynağıyım. benim insan gibi insan olabilmem, içimdekilerin olabildiğince bastırılmadan ortaya cıkabilmesidir. oysa yaşam buna izin vermiyor, birbirimizi maskelemek zorunda kalıyoruz. gerçi freud medeniyetin temelinin bu olduğunu söylemiş. biz de içimizdeki hayvanlığı bastıracağız diye, içimizdeki insanlığı da bastırmışız. hala içimizdeki erotik enerjiyle ilişkimizde sakatlık var. erotik yanımız ortaya çıktıktan sonra ayıp bir şey yaptığımızı düşünüyoruz. onun için vatan millet sakarya, ilim aşkı, sanki hiç eros yokmuş gibi davranıyoruz, dava adamı kalıbına sığınıyoruz. bütün bu kalıpların dışında felsefe; çözüm arayanların değil, soru soranların yeridir, şeytanla muhabbettir. ne zaman ki şeytan sizi alt eder, o zaman insan olduğunuzu anlarsınız.
Neil Diamond - If you go away (Mr. Robot Soundtrack)
If you go away on this summer day
Then you might as well take the sun away
All the birds that flew in a summer sky
When our love was new and our hearts were high
When the day was young and the night was long
And the moon stood still for the night birds song
If you go away, if you go away, if you go away
But if you stay I'll make you a day
Like no day has been or will be again
We'll sail on the sun, we'll ride on the rain
We'll talk to the trees and worship the wind
Then if you go I'll understand
Leave me just enough love to fill up my hand
If you go away, if you go away, if you go away
If you go away as I know you must
There'll be nothin' left in the world to trust
Just an empty room full of empty space
Like the empty look I see on your face
Can I tell you now as you turn to go
I'll be dying slowly till your next hello
If you go away, if you go away, if you go away
But if you stay, I'll make you a night
Like no night has been or will be again
I'll sail on your smile, I'll ride on your touch
I'll talk to your eyes that I love so much
But if you go, I won't cry
For the goods gone from goodbye
If you go away, if you go away, if you go away
English Lyrics: Rod McKuen (Original French song: Jacques Brel)
Northern Lights of Fredrik Carl Mülertz Størmer
Wikipedia
Me and Earl and the Dying Girl
[Sürpriz !!] http://www.imdb.com/title/tt2582496/?ref_=ttsnd_snd_tt
Director: Alfonso Gomez-Rejon Writers: Jesse Andrews (novel), Jesse Andrews(screenplay) Stars: Thomas Mann, RJ Cyler, Olivia Cooke
Soudtrack Details and Exploring Songs at links :
Jubilate, O Amoeni Chori, RV 639 Written by Antonio Vivaldi Performed by Aradia Ensemble and Chorus, Conducted by Kevin Mallon Courtesy of Naxos By arrangement with Source/Q
Scene D'Amour from the motion picture Vertigo (1958) Written and Performed by Bernard Herrmann Courtesy of Universal Studios Golden Hours Written and Performed by Brian Eno Courtesy of Virgin Records Ltd Under license from Universal Music Enterprises Dead Finks Don't Talk Written by Brian Eno and Paul Thompson Performed by Brian Eno Courtesy of Virgin Records Ltd Under license from Universal Music Enterprises Main Title from the motion picture For a Few Dollars More (1965) Written and Performed by Ennio Morricone Courtesy of EMI Music Publishing Italia Srl Generique et Car de Police from the motion picture 400 Blows (1959) Written and Performed by Jean Constantin Courtesy of MK2 Burning Airlines Give You So Much More Written and Performed by Brian Eno Courtesy of Virgin Records Ltd Under license from Universal Music Enterprises On Some Faraway Beach Written and Performed by Brian Eno Courtesy of Virgin Records Ltd Under license from Universal Music Enterprises Street Hassle Written and Performed by Lou Reed Courtesy of RCA Records By arrangement with Sony Music Licensing NY's Alright Written by Eli Kasan, Tom Pryne, Cary Belback and Gavin Clark Jensen Performed by The Gotobeds Courtesy of 12XU Recordings Mass in B Minor, BWV 232 Written by Johann Sebastian Bach (as J.S. Bach) Performed by Cologne Chamber Orchestra and Dresden Chamber Choir, Conducted by Helmut Müller-Brühl Courtesy of Naxos By arrangement with Source/Q Main Title from the motion picture Navajo Joe (1966) Written and Performed by Ennio Morricone Courtesy of Metro-Goldwyn-Mayer Music Inc. and EMI Music Publishing Italia Srl Trouble Written by Cat Stevens (as Yusuf Islam) Performed by Cat Stevens Courtesy of Island Records Ltd. Under license from Universal Music Enterprises In Dreams Written and Performed by Roy Orbison Courtesy of Sony Music Entertainment By arrangement with Sony Music Licensing Ho Renomo Written by Brian Eno, Dieter Moebius and Hans-Joachim Roedelius Performed by Cluster & Eno Courtesy of Bureau B/Sky Records Kartoffeltornado Written by James Harrell Performed by Lythion Music Zawinul/Lava Written and Performed by Brian Eno Courtesy of Virgin Records Ltd Under license from Universal Music Enterprises Ride of the Valkyries Written by Richard Wagner Arranged by Dorrian Cormac Courtesy of APM Music Love Sonnet Written by Nick Spooner, Bruce Bromberg, Jen Ferguson, Julio Gomez-Rejon, Eddie Sperry and Roderick Kohn Performed by Hevy Floe Courtesy of Floehovia Records Music for the Funeral of Queen Mary, Z. 8601 (link is not the same with the version in film) Written by Henry Purcell Performed by Indiana State University Faculty Winds, Conducted by John P. Boyd Courtesy of Mark Records and Naxos By arrangement with Source/Q I'll Come Running Written and Performed by Brian Eno Courtesy of Virgin Records Ltd Under license from Universal Music Enterprises Theme from the motion picture The Conversation (1974) Written by David Shire Courtesy of Zoetrope Music Everybody's Talkin' Written by Fred Neil Performed by Harry Nilsson Courtesy of RCA Records By arrangement with Sony Music Licensing Minuetto 'Jeux D'Enfance' from the motion picture _Red Like the Sky (2006)_ Written and Performed by Ezio Bosso Courtesy of Creazioni Artistiche Musicale C.A.M. Srl Under license from Sugar Melodi, Inc. Here Come the Warm Jets Written and Performed by Brian Eno Courtesy of Virgin Records Ltd Under license from Universal Music Enterprises Burn the Cat Written by Tim Booth, Jim Glennie (as James Glennie), Larry Gott (as Lawrence Gott),Mark Hunter, Saul Davies, Dave Baynton-Power (as David Baynton-Power) and Brian Eno Performed by James featuring Brian Eno Courtesy of Mercury Records Limited Under license from Universal Music Enterprises Barcarolle Fantasy Written by Jacques Offenbach Arranged by Frederic Sans Courtesy of APM Music Trinite et Finale from the motion picture 400 Blows (1959) Written and Performed by Jean Constantin Courtesy of MK2 LSD Written and Performed by Landon Thomas Dance with Me Written by Milo Bonacci, Wesley Miles, Mathieu Santos, Rebecca Zeller and Dennis Herring Performed by Ra Ra Riot Courtesy of Barsuk Records By arrangement with Bank Robber Music The Big Ship (!!!!!!!!ASDLKAİŞSdkfsdgmpıog!!!) Written and Performed by Brian Eno Courtesy of Virgin Records Ltd Under license from Universal Music Enterprises Always Returning Written by Brian Eno and Roger Eno Performed by Brian Eno Courtesy of Virgin Records Ltd Under license from Universal Music Enterprises Remember Me As a Time of Day Written by Chris Hrasky (as Christopher Hrasky), Michael James, Munaf Rayani andMark T. Smith (as Mark Smith) Performed by Explosions in the Sky Courtesy of Temporary Residence Limited
“Sad Waltz and the Dancer who couldn't dance”
Janet Cardiff & George Bures Miller
14th Istanbul Biennial
Sad Waltz by Edward Mirzoyan
üzgün bir valse kapılır kimi zaman insan istese de dans edemez nihayetinde anlar ki bu onun dansı değildir. vals biter. odadan çıkar. dışarıda en güzel dansına başlar.
► Asaf Avidan - Gold Shadow Album From the song "My Tunnels Are Long And Dark These Days" ; Here, my friend You have nothing to fear, my friend You have nothing to fear, my friend Except for love We're moles my friend We are just moles my friend Blind against the dark That's where we belong The hungry crocodiles are dancing in the light But what's up there besides the darkness of the night? The hungry crocodiles are dancing in the light But what's up there besides the darkness of the night? Forget them, friend You better hear, my friend Where the tunnels never end To love is to pretend Don't try to love yourself again That is the worst kind of pain We're not those kind of freaks, amen We're a different site and breed of men Up there they're drinking down the day They mix it with the chardonnay They try to keep the dark at bay Down here the darkness stays The hungry crocodiles are dancing in the light But what's up there besides the darkness of the night? The hungry crocodiles are dancing in the light But what's up there besides the darkness of the night?
Hammock in Kabak
BULUŞMAK ÜZERE Diyelim yağmura tutuldun bir gün Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek Öbür yanda güneş kendi keyfinde Ne de olsa yaz yağmuru Pırıl pırıl düşüyor damlalar Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın Dar attın kendini karşı evin sundurmasına İşte o evin kapısında bulacaksın beni Diyelim için çekti bir sabah vakti Erkenceden denize gireyim dedin Kulaç attıkça sen Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan Ege denizi bu efendi deniz Seslenmiyor Derken bi de dibe dalayım diyorsun İçine doğdu belki de İşte çil çil koşuşan balıklar Lapinalar gümüşler var ya Eylim eylim salınan yosunlar Onların arasında bulacaksın beni Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya Çakmak çakmak gözleri Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı Herkes orda sen de ordasın Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim Özgürlüğe mutluluğa doğru Her işin başında sevgi diyor Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili Bi de başını çeviriyorsun ki Yanında ben varım Can YÜCEL #kabakkoyu
bluebird
there's a bluebird in my heart that wants to get out but I'm too tough for him, I say, stay in there, I'm not going to let anybody see you. there's a bluebird in my heart that wants to get out but I pour whiskey on him and inhale cigarette smoke and the whores and the bartenders and the grocery clerks never know that he's in there. there's a bluebird in my heart that wants to get out but I'm too tough for him, I say, stay down, do you want to mess me up? you want to screw up the works? you want to blow my book sales in Europe? there's a bluebird in my heart that wants to get out but I'm too clever, I only let him out at night sometimes when everybody's asleep. I say, I know that you're there, so don't be sad. then I put him back, but he's singing a little in there, I haven't quite let him die and we sleep together like that with our secret pact and it's nice enough to make a man weep, but I don't weep, do you?
Charles Bukowski
yara çökünce göze kollarımı kokladım kucağıma yatana ayrılık gelmese altında gökyüzüne yüksek gelen kuştun içimde bir dumana yarım uçtun sen, öylesin bu, öyle içinin ağaçlı odaları bende hep uyuduğunu nasıl der perçem gözlerin dilin der eski itiraf altında gökyüzüne yüksek gelen kuştun içimde bir dumana yarım uçtun sen, öylesin bu, öyle
Marianne & Evald
Wild Strawberries (1957) , Ingmar Bergman
Evald: It’s absurd to bring children into this world and think they’ll be better off than we are. Marianne: That’s just an excuse. Evald: Call it what you want. I was an unwanted child in a hellish marriage. Is he even sure I’m his son? Marianne: That’s no excuse for behaving like this. Evald: I must be at the hospital at 3:00. I have neither time nor the desire to discuss this any further. Marianne: You’re a coward! Evald: Yes. This life sickens me. I will not be forced to take on a responsibility that will make me live for one day longer than I want to. And you know that I mean what I say. Marianne: I know that this is wrong. Evald: There’s neither right nor wrong. We act according to our needs. Marianne: And what are they ? Evald: Your is hellish desire to live and to create life. Marianne: And yours? Evald: Mine is to be dead. Stone dead.
Elisabet Vogler & The Doctor Persona (1966), Ingmar Bergman “You think I don’t understand? The hopeless dream of being. Not seeming, but being. In every waking moment aware, alert. The tug of war... what you are with others and who you really are. A feeling of vertigo and a constant hunger to be finally exposed. To be seen through, cut down... even obliterated. Every tone of voice a lie. Every gesture false. Every smile a grimace. Commit suicide? That's unthinkable. You don't do things like that. But you can refuse to move and be silent. Then, at least, you're not lying. You can shut yourself in, shut out the world. Then you don't have to play any roles, show any faces, make false gestures. You'd think so... ...but reality is diabolical. Your hiding-place isn't watertight. Life trickles in everywhere. You're forced to react. Nobody asks if it's real or not, if you're honest or a liar. That's only important at the theater, perhaps not even there. Elisabet, I understand why you're silent, why you don't move. Your lifelessness has become a fantastic part. I understand and I admire you. I think you should play this part until it's done... ...until it's no longer interesting. Then you can leave it, as you leave all your roles.”
Dream of Isak, Wild Strawberries (1957), Ingmar Bergman
Köy.