Tek kelime bırakmadınız yazacak.
Lint Roller? I Barely Know Her

No title available
macklin celebrini has autism
h
Not today Justin

gracie abrams
The Bowery Presents
Color Me Curious
The Bright Sessions
KIROKAZE

if i look back, i am lost
One Nice Bug Per Day
No title available

ellievsbear

pixel skylines
🩵 avery cochrane 🩵

❣ Chile in a Photography ❣
Mike Driver

Love Begins
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
seen from Singapore
seen from United States
seen from Bangladesh
seen from United Kingdom

seen from Türkiye
seen from United Kingdom

seen from United States
seen from United States
seen from Russia

seen from United States
seen from Latvia

seen from Netherlands

seen from United States

seen from Malaysia

seen from Japan

seen from Türkiye
seen from Colombia

seen from Colombia

seen from Brazil

seen from Mexico
@truthwhisperer-blog1
Tek kelime bırakmadınız yazacak.
Sayın Sizlere Saygılarımla
Tamam hadi sormayalım. Yok sayalım. Kabul ediyorum sizler galipsiniz, ben mağlup. Yaptığınız her atış kalbimin tam ortasından vurdu ve parçaladınız en derinlerde yaşatmaya çalıştığım umutlarımı. Hangi sorular? Beni mi deniyorsun allah aşkına? Unuttum bilmiyorum hangi sorular. Bıraktım dedim ya. Ama ne olur sizler de beni denemeyi bırakın. Neden mi bıraktım? Ne demek neden yahu yok neden falan. Sen neden merak ediyorsun ki neden bıraktığımı? Tüh allah kahretsin! Yine sordurdun bak. Ne biçim adamsın sen yahu? Allem ettin kallem ettin yine sordurdun. Af diliyorum beyler bayanlar. Yüce sizlerin huzurunda da böyle bir terbiyesizliğe engel olamadığım için bir kez daha af diliyorum. Tekrar yeminler ediyorum. Huzurunuzda diz çökmüş, merhamet dileniyorum. Daha önce de mi ettim bu yeminleri? Ettim evet biliyorum ama yalan söylemedim ki tüm benliğimle yalvardım sizlere her defasında. Yalan mı? Hayır ne olur yalvarırım inanınız bana. Her defasında beni isyanlara sürükleyen o tarafım mı? Yalvarırım sizler bilmiyormuş gibi davranmayın onunla nasıl büyük savaşlar verdiğimi. Ben bu özürleri dilerken bir yandan kinleniyor, diğer yandan yeni planlar kuruyor siz de biliyorsunuz. Hadi verin mermiyi beraber sıkalım kafasına bir tane. Öyle alçak ki- Alçak mı?- Evet alçak beğenemedin mi!Bak sözümü bölüyor bir de, afedersiniz sayın sizler. Diyordum ki öyle alçak ve sinsi ki her defasında beni oyuna getiriyor. Fakat ben onu yok etmek için izleyeceğiniz her türlü yolda sizinle işbirliği yapacağıma yemin ederim çok değerli sizler. Sizler! Çok ama çok değerli, biricik sizler! Biliyorum çok uzağım siz yüce Sizlerin seviyesine, anlıyorum kabul edemezsiniz beni öylece aranıza fakat çok istekliyim. Saygılarımla sayın sizlere.
Hücrelerine Kadar Yalnızlık
Öncelikle şunu açıklığa kavuşturarak başlamak istiyorum. Yazmakta olduğum yalnızlık kişilerden, olaylardan, nesnelerden, mekandan kısacası içinde var olunduğuna inanılan evrenden tamamı ile bağımsız, kişiye özeldir. Paylaşılması mümkün olmayan, anlatılması bir hayli güç, düşünmesi bile bir hayli can yakan türden bir yalnızlıktır. Şahsen kendisi anlatılmaktan hiç mi hiç haz etmez ve buna engel olmak için türlü türlü silahlara sahiptir. Anlatılmak istendiğini farkettiğinde, ki çoğu zaman bunu çok hızlı farkedecek yeteneğe sahiptir, silahlarından birini çeker atışını yapar ve her isabetli atışında içinde yaşamakta olduğu bünyeye büyük bir korku salarak o bünyeye daha fazla yerleşir. Her isabetli atış onu ulaşamadığı en ücra hücrelere doğru bir yolculuğa çıkarır. Silahlarının ortak ve aynı zamanda en acımasız yanı şudur ki atış, yalnızlık paylaşılarak saldırıya uğradığı o an, yani hücreler en savunmasız halinde iken, yapılır.
Yaşanılan yahut yaşanıldığı varsayılan, benim gündelik dünya diye adlandırdığım dünyada, bu yalnızlığı sahte, derinlikten uzak beraberliklerle örtüp, gözardı etmeniz beklenir bizlerden. Başka bir deyişle bu sahte birlikteliklerle yetinmemiz beklenir. Bu birliktelikler o kadar yüzeysel bir hal almış bulunmaktadır ki oynamamız gereken roller bi senaryo misali yazılmış, önünüze konmuştur. Nasıl, ne zaman, ne kadar sevmeniz gerektiği bir kaç sınırlı senaryo ile sınırlandırılmıştır. Öyle ki bu rollerin dışına çıkmaya kalkanlar kuvvetli bir direnç ile karşılaşmaktadır. Benim sahte, yüzeysel bulup yerdiğim, değersiz bulduğum bu ilişkileri elde etmek isteyen insanlar bu kurallara harfiyen uymakla yükümlüdürler. Peki herşeyin bu kadar kesin çizgilerle çizildiği, heyacandan uzak bu bayağı ilişkilere gösterilen ilginini sebebi ne? İşte en can yakan kısmı burası sanırım. Hücrelerine kadar yalnızlık bizleri yıllarca o kadar canımızı yakarak ele geçiriyor ki bu sahte dediğim, aslında birçoğumuzun da sahte olduğunu bilip itiraf etmediği, birliktelikleri acıyı biraz da olsa dindiren bir merhem olarak kullanıyoruz. Hücrelerine kadar yalnızlığın silahları saymakla bitmez dostlar. İlk insanın varoluşundan bu yana insanoğlu bundan daha acımasız, daha güçlü, daha sinsi bir düşman ile savaşmamıştır. Ama dostlar anlatıcam tüm pisliklerini, dökeceğim ortaya tüm sinsi oyunlarını. Korkmuyorum çünkü kabullendim ben şimdiden yaşatacağı tüm acıları.
NOT:BU YAZI SİZLER İÇİN UZUN VE ZOR MUHAKEMELERDEN SONRA FEDA EDİLMİŞTİR.
Siz Pisliklere!
Toplanın hor görülen, yüzüne bakılmayan, ruhu aranmayan, dudak bükülen, kısacası bir fırsat bile verilmeden siktir çekilen dostlar! Toplanın ayaklanıyoruz, savaşa gidiyoruz. Yanınıza sadece en büyük silahınız; nefretinizi, bildiğiniz bütün küfürlerinizi alın. Yeryüzünün görüp görebileceği en büyük savaşı başlatıyoruz. Hadi dostlar çabuk olsanıza yeteri kadar bekledik, şimdi onları ait oldukları yerlere çamura, pisliği gömme zamanı. Nasıl da kolaydı değil mi en eziği (!) bulup tüm pisliğinizle saldırmak. Ezdikçe yükseldiniz değil mi? Hadi baksanıza ne kadar yüksektesiniz. Hadi korkma pislik baksana bir aşağı doğru! Ne görüyorsun hiçbir şey mi? Biraz çok mu yükseldiniz yoksa? O kadar yükseldiniz ki herşey git gide küçülüp yok mu oldu? Hey pislik! kime diyorum? Baksana bir buraya. Yükselemedin mi? Kendi bataklığında boğuldun mu yoksa? Ay kıyamam sana! Geberin. Kırdığınız her ruhun hesabını ben ünlemlerimle soracağım, bizim ezik dostlar da küfür, kin ve nefretiyle soracak. Zaman doldu pislikler, son duanızı edin. O şişmandı, diğerinin burnun tam ortasında kocaman bir sivilce vardı, bir diğerinin sikin kadar boyu, o güzel götüne benzer bir yüzü vardı, hele şu inşaat amelesi büsbütün güzellik kavramına tezat olarak doğmuştu, kısacası (biz de size karşı asker çok da neyse) hepsi bildiğin ezikti yahu. Bildiğin? Neyi bildiğin? Hangisini bildin? Baktın da mı bildin? Nasıl bildin pislik, insan gibi karşıma almış, soruyorum nasıl? (size de insan dedim ya allah affetsin). Ya ruhumuz pislik? Ona bir kez olsun baksan olmaz mıydı? Evet belki çok eziktik ama sen bir el versen olmaz mıydı? Yalvardım gözlerimle be pislik biri de çıkıp bir kez olsun ruhuma baksın istedim. Hiç mi vicdan yok sende be pislik kardeş? Bir şey diyeyim mi pislik? Sen iflah olmazsın! Geber!!!
Not: Bu yazı günün birinde okutacağım, benim ezik dostlarıma armağan edilmiştir.
Hiçkimse ama hiçkimse sınırlarını zorlamadıkça kim olduğunu tam olarak bilemez.
Ne kadar zorlayınca tamam tanıdım diyebiliyoruz?
İsmini söylememen ya da kendini tanıtmaman kim olduğunu değiştirmez!
Ben kim olduğumu bilmiyorum. Ama bunu söylediğine göre aramızda kim olduğunu bilen biri var.
Gerçek isminin Charlie olmadığını hissediyorum.Sebepsizce.
Truthwhisperer
Senin Tuvalin
Etrafına bak ey dost! Etrafındaki herkes figüran. Rollerini senin dağıttığın oyuncular. Gözlerini kapat, biraz bekle ve bak hiç biri yok şimdi. Sadece sen ve senin düşüncelerin baş başa. Ailen, arkadaşların, sevgilin hepsi rolleri senin tarafından dağıtılan oyuncular. Bu dünyanın senaristi de yönetmeni de başrolü de sensin. Elinde sadece sana ait olan boş bir tuval. Saçsana renklerini gönlünce ne duruyorsun? Sana ait olan tek bir şey: boş bir tuval. Korkma dost! Lütfen bir kez olsun cesur ol ve boya tuvalini gönlünce. İzin vermesene kirletmelerine onu kötülük bataklığında çamurlanmış elleriyle. Ama ‘onlar’ dan, o çamurlu ellerden çok var dediğinizi duyar gibiyim. Aması falan yok dostlar. Şimdi seçim zamanı. Ya bir korkak gibi boyun eğer izin verirsiniz çamurlu elleriyle tuvalinize dokunmalarına, ya da cesur bir iyilik savaşçısı olup saçarsınız tuvalinize iyiliğin birbirinden güzel binbir rengini. İyilik sizinle olsun Dostlar.
Not:Ben en çok yeşili severim.
sevdiğin insanlarla birlikteyken bile yalnız hissetmek normal mi? bu yalnız olduğunu açık seçik görebilen bir insanın olağan durumu mu yoksa olmaması gereken bir durum mu? sıkışıp kalıyorum bu soruların arasında, her insanda mı var bu, yoksa ben mi koca bir yalnızım; çözemiyorum. yorumunun sorularıma cevap bulmada yardımcı olacağını düşündüm. sanki 'yalnızlığı ben yazdım' der gibi anlatış biçimin. şimdiden teşekkürler
Üzgünüm dost cevaplar için çok yanlış yere geldin. Sadece sorular var bende. Cevapları bilmiyorum.
Neden Charlie? :'')
Seviyorum
'hücrelerine kadar yalnızlık' oturup düşündüm okuduktan sonra, etkilendiğimi ssöylemeden edemiycem. kocaman bir 'mükemmel' bırakıyorum buraya
Kocaman bir Eyvallah.
Doğruları fısıldayan adam.. İsminizi bahşedebilecek misiniz acaba?
Charlie
"Aydınlık neyin oluyor senin." "Oysa ben akşam olmuşum, yapraklarım dökülüyor usul usul.Adım sonbahar.."-Attila İlhan
nasıl iş buher yanına çiçek yağmışerik ağacınınışık içinde yüzüyorneresinden baksan gözlerin kamaşır
YOKLUĞUN ZAFERİ
Anlatıcak acı şeyler var. Nasıl anlatılır, ne denir bilmiyorum. Aslında (tam o anda portishead mysterons caldi.) söylenecekler çok belli. Anlaşılmamak var sonunda. Bu kadar onemli mi anlaşılmamak? Önemli işte dersin. Kimse anlamaz. Umursamamaya kalkarsın, bir dost hatırlatır sana gercekleri. İyi ki varlar, azlar ama olsun yine de varlar. Bu yazı simdi başlıyor böyle tepetaklak ama nefret var bu yazıda. Bir nefret ki yalnızlıktan doğma, tiksinmeden olma. Ağır giriyorum değil mi beyler bayanlar? Sıkın yumruklarınızı, toplayın tüm gücünüzü ve hazırsanız vurun yüzümün tam orta yerine yumruklarınızı. Tek yapılan bu değil mi siktiğimin dünyasında Boyle insanlik anlayışının bir kelime daha az hakettiğini düşünmüyorum. Doğduk, doğurulduk, atıldık yada kovulduk cennetlerinden tanrıların, sizin paşa gönlünüzden nasıl geçiyorsa öyle adlandırın. Ama burdayız işte. Kaybolduk. Kimse bilmiyor yolu. Bulduk diyenler yalan söylüyor inanmayın hiçbiri bilmiyor. Kendilerini inandırmak için bizleri kullanıyorlar. Sizler söyleyin bana sorularımın cevaplarını. Gideceği yolu bulmuş bir insan bile tanımadım ben bu dünyada. Sadece yalan. Yalan yalan yalan… Başka hiçbir şey yok bu dünyada. Hadi kabullenelim ve kapatıp bu gezegeni gidelim. 1, 2, 3 bum yok. Sadece bir kelime YOK. Herkes yok, kimse yok, herşey yok, hiçbir şey yok. Ölüm değil istediğim anlamadınız mı hala? Yokluk istiyorum sadece yokluk. Niye gözlerinizi dikmiş bakıyorsunuz öyle?
Gebersin insanlık ve yaşasın YOKLUĞUN ZAFERİ.
Yazmaya devam ediyor musun bilemem burada yayınlamıyor olabilirsin belki ama bence yazmaya devam etmelisin, daha müthiş şeyler çıkacağına eminim çünkü.. Böyle kaliteli, güzel bir kalp ve ruhla devam etmen dileğiyle.. ^_^
Çok teşekkür ederim yorumların için. Bişeyler yazmaya çalışıyorum ama paylaşmak çok zor.
Hayatımda 'iyiki farketmişim' diyebileceğim nadir birşeylerden bu blog.. Birşeyi merak ediyorum, bloğunda ki o yazıyı; 'hücrelerine kadar yalnızlık', onu sen mi yazdın? Çok düşündürücü ve haklı, olağanüstü, mükemmel..
Çok teşekkür ederim. Evet benim yazım
Hücrelerine Kadar Yalnızlık
Öncelikle şunu açıklığa kavuşturarak başlamak istiyorum. Yazmakta olduğum yalnızlık kişilerden, olaylardan, nesnelerden, mekandan kısacası içinde var olunduğuna inanılan evrenden tamamı ile bağımsız, kişiye özeldir. Paylaşılması mümkün olmayan, anlatılması bir hayli güç, düşünmesi bile bir hayli can yakan türden bir yalnızlıktır. Şahsen kendisi anlatılmaktan hiç mi hiç haz etmez ve buna engel olmak için türlü türlü silahlara sahiptir. Anlatılmak istendiğini farkettiğinde, ki çoğu zaman bunu çok hızlı farkedecek yeteneğe sahiptir, silahlarından birini çeker atışını yapar ve her isabetli atışında içinde yaşamakta olduğu bünyeye büyük bir korku salarak o bünyeye daha fazla yerleşir. Her isabetli atış onu ulaşamadığı en ücra hücrelere doğru bir yolculuğa çıkarır. Silahlarının ortak ve aynı zamanda en acımasız yanı şudur ki atış, yalnızlık paylaşılarak saldırıya uğradığı o an, yani hücreler en savunmasız halinde iken, yapılır.
Yaşanılan yahut yaşanıldığı varsayılan, benim gündelik dünya diye adlandırdığım dünyada, bu yalnızlığı sahte, derinlikten uzak beraberliklerle örtüp, gözardı etmeniz beklenir bizlerden. Başka bir deyişle bu sahte birlikteliklerle yetinmemiz beklenir. Bu birliktelikler o kadar yüzeysel bir hal almış bulunmaktadır ki oynamamız gereken roller bi senaryo misali yazılmış, önünüze konmuştur. Nasıl, ne zaman, ne kadar sevmeniz gerektiği bir kaç sınırlı senaryo ile sınırlandırılmıştır. Öyle ki bu rollerin dışına çıkmaya kalkanlar kuvvetli bir direnç ile karşılaşmaktadır. Benim sahte, yüzeysel bulup yerdiğim, değersiz bulduğum bu ilişkileri elde etmek isteyen insanlar bu kurallara harfiyen uymakla yükümlüdürler. Peki herşeyin bu kadar kesin çizgilerle çizildiği, heyacandan uzak bu bayağı ilişkilere gösterilen ilginini sebebi ne? İşte en can yakan kısmı burası sanırım. Hücrelerine kadar yalnızlık bizleri yıllarca o kadar canımızı yakarak ele geçiriyor ki bu sahte dediğim, aslında birçoğumuzun da sahte olduğunu bilip itiraf etmediği, birliktelikleri acıyı biraz da olsa dindiren bir merhem olarak kullanıyoruz. Hücrelerine kadar yalnızlığın silahları saymakla bitmez dostlar. İlk insanın varoluşundan bu yana insanoğlu bundan daha acımasız, daha güçlü, daha sinsi bir düşman ile savaşmamıştır. Ama dostlar anlatıcam tüm pisliklerini, dökeceğim ortaya tüm sinsi oyunlarını. Korkmuyorum çünkü kabullendim ben şimdiden yaşatacağı tüm acıları.
NOT:BU YAZI SİZLER İÇİN UZUN VE ZOR MUHAKEMELERDEN SONRA FEDA EDİLMİŞTİR.