Her şey, yok olmaya doğru mümkünleşir.
Mike Driver

Product Placement

祝日 / Permanent Vacation

oozey mess
h
occasionally subtle

No title available

izzy's playlists!

Andulka
wallacepolsom
Cosimo Galluzzi

Origami Around
RMH

titsay

JBB: An Artblog!
Xuebing Du
noise dept.
No title available
taylor price

tannertan36

seen from Netherlands

seen from Italy
seen from Spain

seen from Türkiye

seen from T1

seen from United States
seen from Türkiye

seen from United States

seen from Malaysia

seen from Italy

seen from United Kingdom
seen from South Korea

seen from T1

seen from Germany
seen from Malaysia
seen from Germany
seen from Philippines
seen from United States

seen from United States

seen from Poland
@uzakinsan
Her şey, yok olmaya doğru mümkünleşir.
iştahsız altruizm.
kendi kendini sayıklayan makine dişlisi
ve eti kemikten ayıran
endüstriyel atık.
iki nolu fabrikanın ölüm saati
ya da erken dönem kış uykusu için
işçilerin çıkış vakti.
ki ufuktan bile görülür
soluk benzi ve ayrık yakasıyla
masaya yaklaşanın
ekonomik koşulları nedeniyle, eğri elleri.
gündüz aracısız kalan
-genelde dört mevsimsiz-
el, avuçtan kesilir.
ya da esinti kavurur diye sızlanınca
süt dişlerin altına gömülü yemini uyandıran
şey'ler içeriyi, dışarı iterek kurtulur.
-üzüntü, insanı terkettiğinde özgürdür.-
ham güdü ya da akıldışı kumar
refakat ettiği cildi
feragat ettiğine dönüştürürken,
yürümek, yığılmak üzerine gelişir.
kendinden biçimli neşeler, hileler ve haricen acılarla
dolup boşalan masalar, sandalyeler ve rögar kapakları
temas ettiği tüm cansızlarla virgüllenmiş
her beden, şey'lerin sonluluğunu avaz avaz bağırırken
milyarlarca insanla- onsuz ve onunla
alınıp verilebilen şeylerin listesi
korkunç kabarmış
ve yürürken, her gün, her sokaktan, her eve doğru
ağzı sıkıca tutulan poşetleri yırtmış kalbin köşeleri
velhasıl,
o üstünüzdeki, sizcede size büyük gelmemiş mi?
Sizce zaman nedir?
Hep bir başı ve muhakkak sonu olduğuna inandığımız yaşam kabiliyetinin, bizi bir çırpıda -bizi binlerce çırpıda nasıl şaşkına çevirebileceğini sindire sindire izlediğimiz o geçit töreni. Diyeceğim o ki
: Yaşam ve ölüm arasında küçük bir espri yaptı biri ve milyar yıl uzadı bu şakanın kritiği.
At, yarışı öldürdü.
"Sesin neden öyle geliyor?" sorusunu minumum kelimeyle ve cümlemi yarıda keserek cevapladım. Kopan her cümle ile gerçeğimi tekrarladım; hafızamda yaşıyorum. Günün akıbetini belirlemek için on gün önce köşesini döndüğüm sokağı ya da üç ay önce giydiğim kıyafetin rüzgarda dağılışını seçiyorum. Ya da sesler ve yüzler oynatıyorum hatırlamak için. Daha daha...
Konuşamamakla seninle, onunla ya da şeylerle- en çok kendimi cezalandırıyorum. Ama diyorum, bu hâle çok çabuk geldin ve çok uzun sürdü. Şimdi nerede, nasıl hayata döneceksin?
Hem niye?
Song of Granite, 2017
aldananın sabitliğine direnen, yaşamanın kusuru olmak.
ama sorun bu değil
yaşanmıyor anlamı insanla sulandırınca.
Bir günümü yazılarına ayıracağım sanırım.
Umduğum o ki, o gün hiç gelmemiş olsun.
Vladimir Veličković
Seyre dalınan bir manzarada yakından hızla geçen gölgeyi netleştirmek için bakışlar geriye doğru yöneldiğinde bu, belirsizliği yok etmek için açık seçikliğe düşülmüş bir not olarak anlaşılmalıdır.
Kimi şeylerin sınırı zaman değildir, öyle durumlar ki günlerden hiçbirinin ayağına olmamıştır. Iskalarız, şimdi ve buradalığa ait olmanın imkansıza dönüştüğü olur. Kimi şeylere tekrar başvururken niyetlenen, şeylere bir “yeniden” kurgusuyla uğramak değildir. Nitekim geçmişte bir durağı yeniden an’a taşımak yanılgısıyla dönülen, durağın mevcut konumundaki geçmiş zamandan çok daha gerisine denk düşer.
Rüyaların sonuna ulaştım; şimdi uyuyanlar arasında ne yapacağım?*
Yaydan ayrılan bir ok olduğunu inkar ettiğimde zaman, başı - sonu ve ortası aynı olan şey'e dönüştü.
Elem Klimov, 1985 “Come and See”
Reddetme yeteneği alışkanlık oluşturur ve kendilerini ıslah edici olarak görenlerin bu yeteneğe karşı yapabilecekleri hiçbir şey yoktur.
Alnımdan inen terin, gözlerimin kararmasındaki payı büyüyor. İki kelime arasında fazladan olan benim, ama üçüncü edemem. Özünde - alnımdaki ıslaklığın, pencereye çırpınıp duran perdeyi hatırlatması anlamlı da değil,
bu yerde, yüzümü bastırarak yasladığım bir gerçeklikle tanışmış olmasaydım.
Öyle bir an gülmek, havadan yapılma bir ölümü izlemek gibi geldi. Ağır ağır, çok yavaş. Sabahtanakşamabirölüm'ü dirseklerimi katlayarak izlediğime kim inanırdı? Bu gülümseme ritüeliyle yüzümü yeryüzü meclisine açtığımda, pencerenin arkasındaki dağın eteğinden kopacak ufacık taşlar, yüzümde çoğalacak gibi oldu.
Bin bir anlayış töreninin sonlarına gelindiğinde bir bildiğim varmış gibi kapatıyordum ağzımı. Bir masanın ucunda yarısı açık yüzümle tekrar ediyordum. "Hiçbir kötülük benimle sona ermeyecek." Masanın diğer yarısına da bir düzine ağıraksak gülüşmeler eklendi kendimden kendime. Yolda yanlışlıkla rastlanmış bir tanıdığa yani.
Önümde ahenkli köşeleriyle dönüp duran insanlar, zamanla her biri, bu aralıklardan bir başkasına gideceğine inanırdı. O zamanlar biraz geçtiğinde köşeleri dönünce anlayanlar oldu. Yeryüzünde yürümek, adımlarımızın her birinin bir diğeriyle sınanmasından başka şey değildi.
Yeryüzünün ayaklarımla birleştiği her yeri ve her anı, kalbimde bir imkan tükeninceye kadar korudum. Omzumla payandalar arasındaki mesafeyi de bir o kadar önemsemem bundandı.
İncelen renklerin arasında gittikçe belirsizleşen bir ufuk çizgisiyle her karşılaşmamda yaşadığımın bilgisine tanık oldum. Yaşadıkça olacağım bu: inceleceğim iki el arasında bir şey gibi. Öyle ki gerçeklik ilişkisinin bana da taşıdığı tüm o şey'lerin omurgama bitiştiğini hisettiğimde, kendimi geriye doğru aşınmış bir kayada anladım.
Yeterince sessizlikle tanışmamış bu çağda, anlamın insan karşısında kayıtsızlığına rağmen bu yer iki kat diş arasında biraz ifadeye sığabildi. Her biri kendine has biçimde dile dolanan bir yok oluş anlayışı olarak. Ancak gerçeği, anlamımı- burada ve şimdi olamayan kuvvetlerin ve bazı bağların ağrısının sarmadığı hiç olmadı.