ne söyleyeceğimi bilmiyorum, kelimelerim tükendi.

#extradirty
Jules of Nature

Origami Around

gracie abrams
RMH

Product Placement
h
Claire Keane
macklin celebrini has autism
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

Kiana Khansmith
𓃗
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
tumblr dot com

No title available
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
sheepfilms
Monterey Bay Aquarium
Today's Document
TVSTRANGERTHINGS

seen from Türkiye

seen from Germany
seen from Burkina Faso

seen from Germany
seen from Kenya

seen from Canada
seen from Chile
seen from Brazil
seen from Oman

seen from India
seen from Iraq
seen from Jordan
seen from Türkiye
seen from India

seen from Germany
seen from United States
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Mexico

seen from Spain
@valelevius
ne söyleyeceğimi bilmiyorum, kelimelerim tükendi.
Gözlerim kan çanağı, beklediğim uyku değil.
hiç gülmemiş, hiç ağlamamış, hiç sevmemiş, hiç kırılmamış, hiç yaşamamış gibi. verilen her şey alınmış ve sen geldiğin hiçlikle gidiyorsun.
sığamıyorum. ne bir eve, ne bir balkona. ne bir çatı katına. ne bir caddeye, ne bir sokağa. ne bir şehire. ne bir insana. ne bir şarkıya. ne bir satıra. sığamıyorum. ve bu bana çok ağır geliyor cânımın içi. emin ol, çok ağır geliyor.
insanlara alışmayın. alışmayın işte. bir sesin kıyısına bağlamayın gemilerinizi. fırtınası ansızın kopar, sığınamazsınız. gülüşlerin rengine kanıp da yürümeyin, günün birinde renkler solar, tanıyamazsınız. çünkü insan en çok yuva bildiği göğüste üşür en nihayetinde. siz sarıldıkça genişleyen sıcaklık, bir bakmışsınız buz tutmuş en derinde. alışmayın birinin varlığına, yürüyüşüne, gölgesine, nefesine... kendi ruhunuzun asil yalnızlığını bırakmayın bir başkasının insafına. siz gökyüzünü onun gözlerine sığdırırsınız, o ise kendi küçük dünyasında boğar sizi. dikiş yerlerinizden sızım sızım kanarsınız. adımlarına adımların dolanır, kelimeleri diline pelesenk olur. bir de bakmışsın ki sen kendinden eksilip tamamen ona eklenmişsin. o sırtını dönüp gittiğinde ise aynadaki yabancı çehreye bakıp kaybettiğin asıl seni ararsın darmadağın sokaklarda.
sevebilir misin kırsalımdan, düşerse gölgesi içinin en kırılgan yerine? hani şehirden uzakta, asfaltın sonuna geldiğinde başlar ya o sarı yol. toz kalkar, rüzgar susar. işte orası benim içim gibi. biraz yorgun, biraz eski. ben orada öğrendim beklemeyi. sabahın ilk ışığında uyanmayı değil sadece. bir çiçeğin açmasını, yağmurun toprağa düşmesini, gökyüzünün ağır ağır kararışını beklemeyi. ben kırsalımda gölgeleri bile sahiplenirim. gün batımında uzayan ağaçların gölgeleri gibi. ne kendisi parlar, ne de karanlığa ait olur. arada bir yerde, sessizce var olurlar. tıpkı benim gibi. ne tamamen ışık, ne de tam karanlık..
"biri de durup seni okşasın, biri de durup sen üç tabak kırmışsın ama bak ikisini de düşmeden tutmuşsun desin, biri de senin omzunu okşasın, ağla hadi desin, az huysuzlan, huysuzlanabil, al bu da senin hakkın desin. ne olacak dünya mı batacak."
ruhumun ruhuma vurduğu darbelerin şerefine bir kaç kadeh kaldırdım.
Tenhâda afîli bir yalnızlık içindeyim. Gidesim var bu şehirden, her şeyden kaçışım.
bakarsın bir daha yazmam, tek sözcük bile. yüzüm yağmurlar ortasında yitik ve sesim dipsiz bir uçurumun koynunda eriyip gider. ne mermere kazınacak bir sözüm var zaten ne de çağların ötesine taşıp gitme hevesim.
adresini bilmediğim bir evi özlüyorum, bu dünya bana çok dar albayım.
gözlerinin kıyısında bir yer edinebilmek için bütün denizlerimi kuruttum ben.
bir saat olsaydım mesela, en çok gece yarılarını sayardım. Akrep ve yelkovanın birbirine dokunmadığı o ince aralıkta, insanın kendinden kaçamadığı o yerde dururdum. Kimse bakmazdı bana gündüzleri; herkes aceleye teslim olmuşken, ben sadece gecenin omzuna yaslanırdım. Zamanı ileri taşımak değil de, biraz geri tutmak isterdim. Bir anı düşmesin diye yere, bir kelime erken ölmesin diye. İnsanlar hep yetişmeye çalışırdı benden kaçarken, ben ise kimseyi yakalamazdım; sadece geçip gidişlerini izlerdim. Her tik bir eksilme gibi yankılanırdı içimde, her tak biraz daha unutulmak. Bir odanın duvarına asılmış olsaydım, konuşmayan bir tanık olurdum. Çatlaklarım olurdu belki, ama kimse tamir etmeye uğraşmazdı; çünkü insanlar en çok işlevini yitirmeyen şeylere değer verirdi. Ben yine de çalışırdım, kırık bile olsam aynı ritimde, aynı yorgunlukla. Günler üzerimden geçerken, ben hiçbirine ait olmazdım. Ne sabahın umudu, ne gecenin karanlığı… sadece arada kalmış bir titreşim. Bir fincan soğumuş kahvenin yanında unutulmuş bir sessizlik gibi. Ve belki en çok şunu bilirdim: İnsan, zamanı değil; zaman insanı tüketir. Ben sadece buna şahitlik ederdim.
manolya, affet kendini.
öyle dilsiz bir noktadasın ki, artık acı bile sende sesini alçaltıyor.
bana en büyük yara bi' bendim, kendim açtım hep bütün zararları.
yol bitti, ben ise düz çizgilerden saptım. herkes konuşurken sustum, kelimelerimi aldım ve vurdum kendimi gecenin en hırçın kıyısına. sahi ne zaman duracak içimdeki bu uğultu, ben daha kaç kere kırılacağım aynı yerden? dışarıda deli bir yağmur, ne sokakları yıkıyor ne geçmişi. sadece unuttuğum ne varsa yüzüme vuruyor tek tek. ıslak kaldırımlarda adımlarken göğsümün solunda çarpan bu yürek değil artık, ağır bir taş taşınan. kaçmak uzaklaşmak istiyorum ama her köşe başında yine kendime çarpıp duruyorum. işte tam o saniyede kopuyor kopacak olan, tutamıyorum kendimi. yanağımdan süzülen o tek damla gözyaşı toprağa düştüğünde mi yaktı canımı, yoksa ruhumun en derinine sızdığında mı? cevabım yok. her yer alabildiğine sessiz şimdi. ama bu karanlık sessizliğin tam ortasında, içimde kuralsız ve bambaşka bir şiir büyüyor. duyuyorum o kırık dökük ritmi, sen de hissediyor musun bendeki bu gürültüyü?