Kır çiçeği
Sen bir kır çiçeği Kilometrelerce süren çayırlarda Bulurum seni ötelerce ötelerde Ben bir bulutken
Sade Olutola
Claire Keane
🪼

ellievsbear
he wasn't even looking at me and he found me
Keni

Kiana Khansmith
art blog(derogatory)

Product Placement
Sweet Seals For You, Always

PR's Tumblrdome
trying on a metaphor
Cosimo Galluzzi
dirt enthusiast

Kaledo Art

oozey mess
Three Goblin Art

★
almost home

Andulka

seen from United States
seen from Panama

seen from United Kingdom
seen from United Kingdom

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Colombia

seen from Malaysia
seen from Sri Lanka

seen from Malaysia
seen from Saudi Arabia
seen from China
seen from United States

seen from Singapore
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United Kingdom
@ysnakyol-blog
Kır çiçeği
Sen bir kır çiçeği Kilometrelerce süren çayırlarda Bulurum seni ötelerce ötelerde Ben bir bulutken
Bir Ayrılış Hikayesi
Erkek kadına dedi ki: - Seni seviyorum, ama nasıl? avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya, çıldırasıya... Erkek kadına dedi ki: - Seni seviyorum, ama nasıl? kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz, yüzde yüz, yüzde bin beşyüz yüzde hudutsuz kere yüz... Kadın erkeğe dedi ki: - Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla; severek, korkarak, eğilerek, dudağına, yüreğine, kafana. Şimdi ne söylüyorsam karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana... Ve artık biliyorum: Toprağın Yüzü güneşli bir ana gibi En son, en güzel çocuğunu emzirdiğini... Fakat neyleyim saçlarım dolanmış ölmekte olanın parmaklarına başımı kurtarmam kâbil değil! Sen yürümelisin, yeni doğan çocuğun gözlerine bakarak... Sen yürümelisin, beni bırakarak... Kadın sustu. SARILDILAR Bir kitap düştü yere... Kapandı bir pencere... AYRILDILAR...
Nazım Hikmet
bakın, gökyüzü hep mavi kalacak.
Olgunluk
kim sana verdiklerimi, aldıklarımı çözebilir? Birbirine dolanan hayaller yumağıdır hayatımız, Hayalleri dik tutmak gerekir. -Birhan Keskin-
Yanık Bir Ağıda Döner Bulutlar
Yanık bir ağıda döner bulutlar
şimdi ben
yüzümü hangi suya tutsam
yüzümü sürsem hangi taşa
bir ırmaktır
yüzün yüzüme eklemlenir
hangi suya baksam su senlenir
su senlenir
suyun kulağına seni fısıldasam.
desem ki suyun kulağına
benekli bir ceylana döner
kaldırımlar ilk yağmurda
çiçek kavmi dirilir.
böcekler mi onlar kuşlar için birer lokma
ben gizli bir dil fark ettim taşın susuşunda
dağın mı gibi yerinde duruşunda
kökleri kaşınan ağaçlar, yürümek için
geceleyin yıldızların bana göz kırpışında
Allah sığınacak en büyük gözdür oysa
ve olur da
desem ki
harlı alevin içinde bir bağ var
desem ki suyun kalbi alevin yüreği kadar
senin gözünden kalkan kırlangıçlar va hayfa
desem ki
gözünün göğünde masmavi bir hayat var
yanık bir ağıda döner bulutlar
ah yanık bir ağıda döner bulutlar.
“Ahmet Sarı”
Koltuklar
Günler, aylar ya da yıllar sonra onu unutmaktan korkmuyor değildim. eninde sonunda bu oldu, ne korku ne de anımsandığında eksikliğini hissetmek kaldı içimde.
En çok aklıma gelen sözlerden biri “her şey oluyor, her şey bitiyor bir yerde” oluyor. Bazen düşünüyorum da salon etkinliklerinde yani tiyatro, sinema ve konser salonları gibi yerlerde boş koltuklar görüyorum, o boş koltukları sadece tek ve çift olarak görüyorum artık. Hele ki dolu bir salonun ortasındaki boş koltukları artık daha iyi anlıyorum. Erkenden alınmış çok kıyak koltuklar, sahneyi tam ortadan ve mükemmel uzaklıkta gören koltuklar, günü gelmeden bitmiş sevdaların enkazı koltuklar.
İnsanlar acaba hiç düşünüyorlar mı, büyük bir iştahla arkalarda kalan insanlar tarafından gözlenen ve başlama saatine doğru umarsızca kapılmayı beklenen boş koltukları? Bir kez düşünüyorlar mı “kimlerdi?" diye, hiç akıllarından geçiyor muydu?
Bir süredir böyleyim. Ne zaman kalabalık bir salonda boş bırakılmış bir çift koltuk görsem hikayeler düşünüyor, kurguluyorum. Onunla benim terk ettiğimiz koltuklar, yalnız kalmış hikayesi olan koltuklar, başkaları tarafından terk edilmiş ve unutulmuşlar.
Sabah Türküsü
...
Ben deniz üstünde, rüzgâr önünde Ben sevda içinde, tatlı türküde İnişte, yokuşta, ekmek parasında
...
A. Kadir (Abdülkadir Meriçboyu)
... Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum. Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu. Yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum. Bir yağsam pahalıya malolacağım. ... Didem Madak
Mükemmel olamayacağını anladığım her şeyi yarım bırakıyorum; bu da beni hiç tamamlayamayacak, tamamlanamayacak bir insan kılıyor. Kusursuzluğu elde edemeyeceğimi bilmeme rağmen kendime hala bunu diretmek ahmaklığı yolumun yarısını da boşa çıkarıyor. O anlarda hırslı biri olmayı çok istiyorum. Zira düşünmekten, irdelemekten, derinleştirmekten gamsızca yaşamaya pek fırsatım kalmıyor.
(https://www.youtube.com/watch?v=eJwSZIajEvI gönderdi)
elif
Buralarda olmak mutsuzluğumu pekiştiriyor ve bir şeylere acıkıyorum. Sevdalara şiirlerle sitemler edip ve minnet duygularımı ifade edemeyip yazıp yazıp atıyorum sonra.
bedenim seni unutmuyor.
göğüs kafesim isyan ediyor ve ciğerlerime amansız bir sorguda işkence ediyor.
nerede ve neden?!
benim seni sevmem vazgeçilmez güzelliklerle etkileşime girmek gibidir.
tepenin birinden ovayı izlemek,
çayırlarda uzanıp bulutları seyretmek,
akarsuyun kıyısından elimi ona tutmak,
her zaman özlem duyup,
çıkıp çıkıp tekrar sana gelmek gibidir.
Pamukçuklar
içe akıyor yaşlar durgun zamanda
pamukçuklardan yanakların hafızamda
bir boşluk yaratıyor
durgun zamanlar da, yaşlar da
dağılıyor rüzgarda.
Elif'e
Saat sabahın beşi. Uykusuzluktan ve sessizlikten olduğum bu hal. Vücudumun çeşitli yerlerinde yarattığın yaralar var. Yaraları kabul etmiş vücudum, uykusuzluğun ve sessizliğin ardından. Olduğu yerde öylece kalakalmışım sabahın beşinde. bulunduğum bu boşlukta ne kendimi bulabiliyordum ne de sana dair herhangi bir şey. Zamanla silinip gidiyor her anı zihnimde ve sen de yarattığın enkazdan sonra kaybolup gidiyorsun. Öylece gidiyorsun, umursamaz, duyarsız ve nedensiz… senin gözünde git gide, usulca silinerek kayboluşumu fark ediyorum. Usulca siliniyor… kayboluyorum.
Keşke ben de bunu başarabilsem.
Kendime yaşattığım bu acıdan ayrılabilsem.
Unutabilsem seni.
Öylece…
kuytusunda bir beden
Köy derneklerince gidilmiş bir piknikte futbol oynanan topun kendisi gibiyim sanki. Bir hayli tekmelendikten sonra umarsız bir oyuncu tarafından sorumsuzca tepeden aşağı yanlışlıkla vurulmuş, oyuncuların almak istemediği kaçak bir top gibiyim şimdi. Bayırdan aşağı, bayırın en ücra taşlarına, toprağına çarpmışım ve bedenim kendi layık kuytusunu bulmuş. Aramalar sonucu bulunamamış vazgeçilmişim.