ATEİZM DİNİ VE SAKAT MANTIĞI
ATEİZM DİNİ VE SAKAT MANTIĞI
Sır Fred Hoyle’ninde ifade ettiği gibi varoluş ya yaratılmış ya da yaratılmamıştır.
Yaratılmış ise bir Yaratıcısı olacaktır. Varoluşun görkemli büyüklüğü, derinliği, genişliği ve çeşitliliği göz önüne alındığında bu Yaratıcının mutlak bilgi, mutlak iradc, mutlak güç sahibi ve tek olması gerektiği açıktır.
Varoluş yaratılmıştır, bir Yaratıcı vardır cevabının taraftarları varoluşta gözlenen kanun, kural ve ilkeleri ve bunların ortaya koydukları düzen ve sistemleri kanıt olarak gösterirler.
Gerçektende zaman içinde karmaşalardan, düzensizliklerden sistemsizliklerden düzen ve sistem sahibi yapılar oluşmazlar. Buna termodinamiğin ikinci kanunu engeldir.
Bu nedenle zamanla değişmeyen kanun, kural ve ilkelerin bulunması varoluşun bir düzen ve sistemler bütünlüğü olduğunun kanıtları olur. Çünlü karmaşalarda, düzen ve sistemsizliklerde kanun, kural ve ilkeler bulunmaz. Bu nedenle karmaşadır, düzensizliktir, kuralsızlıktır, ilkesizliktir.
Eğer yaratılmamıştır cevabı seçilirse bu cevaba uygun olarak varoluş zaman içinde oluşan rastlantıların eseridir, bu nedenle Yaratıcı yoktur sonucuna ulaşılacaktır.
Bu cevabın taraftarları varoluşun rastlantıların eseri olduğunu akla, mantığa ve bilime uygun kanıtlarla göstermek zorundadırlar. Aksi halde iddialarının bilimsel bir temeli olmaz.
Fakat varoluş yaratılmamıştır, rastlantıların sonucudur, bu nedenle bir Yaratıcı yoktur cevabı taraftarları varsayımlarını kanıtlarla destekleme yerine “yaratılmıştır cevabı karşıtlığını, antiyaratılışçılığı” temel almışlar, iddialarını bilimsel temellerden yoksun bırakmışlar, taassupla savunulan bir inanca dönüştürerek pagan bir din haline getirmişlerdir.
Gerçektende bir ateiste yaratıcının olmadığı konusundaki akla, mantığa, bilime uygun kanıtlarınız nedir diye sorduğunuzda “olmayan bir şeyin kanıtı olmaz” ya da “yaratıcının olduğunun kanıtlanması bizim işimiz değildir” devaplarını vererek bu sorumluluktan kaçmaya çalışırlar.
Bir ateist için Yaratıcı ya da Tanrı elindeki asayla yıldırımlar, şimşekler çaktıran canlıların hayatlarıyla birlikte tüm evreni müdahale eden, keyfince çekip çevirebilen göklerde oturan bencil, zalim bir ihtiyar adamdır.
Tabiki bu tür akla, mantığa uygun kanıtlara dayanmayan varsayımların bilimsel bir değerinin olmayacağı açıktır.
Ateizm bilimsel veriler yerine Yaratıcı, Tanrı diğer ifade ile din düşmanlığını, nefretini, kinini temel almıştır.
Elbetteki bir varsayımın karşıtı olunabilir. Fakat bu karşıtlık bilimsel yol ve yöntemlerle yapılır. Eğer bilimsel yol ve yöntemler yerine kinlerin, nefretlerin körüklediği düşmanlık temel alınırsa bu bir yobazlık olur.
Fakat biz bilimsel yol ve yöntemlerden ayrılmadığımız gibi tavizde vermeyecek, eleştirilerimizi bu sınırlar içinde bilimsel kanıtlara; akla, mantığa hitap eden çıkarımlara dayanarak yapacağız.
Bir ateist herhangi bir konuda varsayımlarda bulunurken bir Yaratıcı iradenin var olabileceği ihtimalini dikkate almaz, bunu düşünmek bile istemez.
Böyle bir düşünce onlar için bilimden uzaklaşış insan aklnın mantığının küçük düşürülüşüdür. Bu nedenle asla kabul edilemez.
Bırakınız bir Yaratıcının, bir Tanrının varlığını yada dinsel argümanları ifade edenler; bunu ima edenler bile şiddetle ret ve inkar edilecek, gerektiğinde yerden yere vurulacak; sövülüp, sayılacak, kötülenecektir.
Bilimsel kanıtlara akıl mantık çıkarımlarına dayanmayan bu tür davranışların özgür olması gereken insan akıl ve mantığını tek yönlülüğe, bağnazlığa, taassuba tutsak ettiği açıktır. Bu tür tek yönlülükler insanları pek çok vahim hatalara sürüklemiştir.
Konumuza uygun olarak tek yönlülüğün ateizme; art arda, birbirinden teselsül eden vahim hatalara, yanlışlara nasıl düşürdüğünü kanıtlarıyla göstereceğiz.
Bir ateist için yaratıcı yoktur bu nedenle vüm varoluş rastlantıların eseridir varsayımı tartışılamaz bir gerçektir. Tüm bilimsel bulgular kanıtlara dayanmayan bu sahte gerçeğe uymak zorundadır.
Nitekim bu mantık neredeyse ikiyüz senedir güdümlü bilimin temel mantığı olarak gündemde kalmış insanlığın tüm hayatını derinden etkilemiş, pek çok vahim hatalara, yanlışlara düşülmesine neden olmuştur.
Varoluş açıkça gözlenen düzen ve sistemlerin bütünselliğindedir. Bu tür düzen ve sistem sahibi yapılar rastlantılarla oluşabilir mi?
Bilimin temellerinden olan termodinamiğin ikinci kanunu bu tür yapılanmaların imkansız olduğunu bildiriyor.
Fakat bir ateistin bilimin temel kanununa dayalı da olsa ateizmin temel ilkesine ters gelen bu tür sonuçları kabul etmesi mümkün değildir.
İlk dönemlerde bu soruya; zaman öylesine uzun, değişim alternatifleri öylesine çoktu ki düzen ve sisteme benzeyen bu yapılar zaman içinde rastlantılarla oluştu cevabını buldular. Bu cevaba can simidine yapışır gibi yapıştılar ve bunu (kanıtlarla desteklenmediği, termodinamiğin ikinci kanunu muhalif olduğu halde) tartışılmaz gerçek kabul ettiler.
Bu varsayımın en büyük dayanağı ezelden gelip ebede giden durağan (sonsuz) evren modeli idi.
Evrenin durağan bir sonsuzluk olamayacağı ezelden gelip ebede gitmeyeceği konusunda pek çok kanıt olmasına rağmen (Einstein bunun farkına varmıştı) yanlış bir varsayımda ısrar edilmesi yanlışlığının görmezden bilmezden gelinmesinin nedeni bu varsayımın ateizm temellerine uygun olması olmalıdır.
Ateizm taraftarları felsefelerinme ters gelen bilimsel gerçekleri görmezden, bilmezden gelebilir; gerekirse ört bas edip, gizleyebilir.
Fakat gerçekler bulutların ardındaki güneş gibidir, ergeç ortaya çıkacaktır. Bilmezden görmezden gelmeler ört bas edip gizlemeler bunu engel olamaz.
Evrenin bir başlangıcının dolaysıyla bir yaşının (zaman başlangıcının) olduğu, ezelden gelip ebede gitmediği gerçeğinin ortaya çıkması ateizmin tutunduğu bu can simidini söndürüvermiş, altından kalkamayacağı ağır sorunlarına altına itmiştir.
Ateistler bu temel soruyu kurulan bozulan evrenler, anne evrenler gibi modellerle aşmaya çalışırlar.
Bu varsayımlara evrende açıkça gözlenen düzen ve sistemlerin varlığını inkar etme yoluda ilave edilmişse de da hiç de inandırıcı, ikna edici değildir.