İNSANLARIN GERÇEK ATALARI = NEANDERTALLER
Neandertal İnsanları ve Fosilleri
Bilindiği gibi tersinim teorisi her canlı türünün bir arı ırkının olduğunu, diğer ırkların bu arı ırkın çeşitlenmesi sonucu oluştuğunu öngörür.
Tersinim genelde negatif etkili olduğundan her canlı türü, türlerine özel arı ırkın kimi özelliklerini az veya çok zayıflatmış olarak ya elemine olmuşlar ya da yaşamlarını tersinime uğramış halde devam etmişlerdir.
Bu gerçek insan içinde geçerlidir.
Aşağıdaki bölümde geçmişte yaşamış fakat günümüz insanlarından gerek fiziksel gerekse insansı meziyetler yönünden hiçte aşağı olmayan fakat kimi özellikler yönünden üstün olma ihtimalleri bulunan insan ırklarından bahsedeceğiz.
Geçmişte yaşamış canlılarla günümüzde yaşayan canlı özelliklerinin aynı olması bile evrimi ret edeceğini, tersinim etkisinin gözlenemeyecek kadar küçük olabileceğini bir kez daha hatırlatır, yorumların buna uygun yapılmasını rica ederiz.
Neandertal İnsanları: Neandertal insanları günümüzden yaklaşık 400 bin yıl önce ortaya çıkmış ve yine yaklaşık 30 bin yıl öncede bilinmeyen nedenlerden dolayı yok olmuş bir insan ırkıdır. Bilimsel ismi Homo Neanderthalensis'dir.
Homo Neanderthalensisler genelde kireç taşı mağaralarında yaşadıklarından fosilleri günümüze kadar bozulmadan kalabilmiştir.
Bu ırka ait ilk fosil Almanya'nın Düsseldorf kenti yakınlarındaki Neander vadisinde 1856 yılında bulunduğundan Neandertal ismi verilmiştir.
Neandertal ismi sadece fosilin ilk bulunduğu yeri belirtme amaçlıdır ve bilimsel geleneklere uygundur. Neandertal insanlarının ilk çıktıkları yer olarak yorumlanmamalıdır. Çünkü aynı dönemlerde dünyanın pek çok yerinde neandertal insanları fosillerine rastlanmıştır.
Neander vadisinde bulunan ilk fosiller on altı parçadan oluşuyordu. Johann Cari Fuhlrott adlı bir öğretmen tarafından ortaya çıkarılmış, Alman antropolog Hermann Schaffhausen tarafından tanımlanmıştır.
Neander vadisinde bulunan Neandertal insanlarının Atlantik kıyılarından Orta Asya'ya, Avrupa’nın kuzeyinden güney Akdeniz’e, oradan güneybatı Asya'ya kadar uzanan bölgelerde yaşadıklarını fosil kayıtlarından anlıyoruz.
1886'da Belçika'nın Spy bölgesindeki bir mağarada neandertal fosilleri bulundu.
Adı geçen mağarada bulunan Neandertal fosillerinin yanında, Orta Paleolitik döneme ait taş aletler ve soyu tükenmiş hayvanların fosilleri vardı.
1910'da batı ve orta Avrupa'da bir dizi Neandertal iskeletine ulaşıldı.
Evrimcilere göre Homo neanderthalensis, 1 milyon yıl önce Avrupa'ya yerleşmiş olan Homo heidelbergensis soyundan türemiştir.
Bunlar arasında epey iri ve uzun burunlu, kalın kaş çıkıntılı bir yüz ve çağdaş insanın yüksek ve yuvarlak kafatasıyla kıyaslandığında düz ve eğik kafatasları vardır.
Neandertal insanları iri ve güçlü gövdeli, geniş göğüslüydüler. Kol ve bacakları kalın ve adaleliydi.
Kemiklerinin kalın ve ağır olması büyük fiziki faaliyet gerektiren yorucu bir hayat yaşadıklarını göstermektedir.
Yaşadıkları mağaralarda bulunan kalıntılardan büyük hayvanları avladıkları, taş uçlu mızraklarıyla at, geyik ve bizon öldürdüklerini biliyoruz.
Genelde gayet sert buzul ortamlarında, açık tundra benzeri alanlarda avlanırlardı.
Hayatta kalmak toplumsal işbirliğine ve güçlerini mümkün olduğunca paylaşmaya bağlıydı.
Yaşadıkları süre içinde çok önemli çevre değişiklikleri meydana gelmiş ve neandertaller bu değişikliklere başarıyla uyum sağlamışlardır.
Bütün olarak ele alındığında yüksek derecede başarılı ve gelişmesini bilen bir ırktılar, insanların bildiği en güç çevre koşullarında yaşıyorlar, değişime uyum sağlıyorlardı.
Her fosili evrim mantığına uygun yorumlamaya hazır evrimcilerce kafatası ve beden fosillerinde bulunan bazı kıvrımlar nedeniyle neandertallari ilkel bir ırk olarak değerlendirilmiş, sonuçta insan evriminin aranan en büyük halkası olduğu kararı verilmiş, bilimsel bir kesinlik kazanmayan bu durum bir gerçek gibi ilan edilmekten çekinilmemiştir.
Fakat daha sonraki gelişmeler evrimcilerin bir kez daha kötü bir şekilde yanıldıklarını gösterecek, onları bir kez daha derin bir hayal kırıklığına uğratacaktır.
1908 yılında Fransa’nın La Chapelle-aux-Saints bölgesinde bir Neandertal adamına ait neredeyse eksiksiz bir iskelet bulundu.
Kemikler dönemin ünlü paleontolog ve jeoloğu Marcellin Boule tarafından birleştirildi.
Bu birleştirme sonucunda ortaya çıkan Neandertal adamı eğik bir duruşa, öne çıkık bir kafaya sahipti.
Ayrıca bacakları da eklem yerlerinde kilitli kalıyor, tam düz bir duruş sağlayamıyordu. Görünüşe göre neandertal insanları henüz evrimlerini tamamlamamışlardı.
İskelet fosilin bu görünümü ile evrimci öngörülerini haklı çıkarıyordu.
Evrimciler bu fırsatı kaçırmadılar.
Vakit geçirilmeden bulunan fosillere uygun hayali çizimlerle bu öngörü desteklenip kuvvetlendirildi.
Yarı maymun yarı insan neandertal resimleri yapıldı. Bir kez daha inkâr edilemez gerçekler gibi gösterildi. Diğer ifade ile insanlar bir kez daha kötü bir şekilde aldatıldı.
Bilimsel yöntemlere ters gelmesine rağmen propaganda yoluyla Neandertal insanları uzun süre ilkel canlılar olarak dayatılmıştır.
1950'li yıllarda La Chapelle iskeleti üzerinde analizler yapan bilim insanları iskeletin sahibi olan Neandertal adamında bir tür eklem iltihabı bulunduğunu saptadı.
Daha sonra yapılan sağlıklı ve bilimsel çalışmalar sonucunda neandertal insanlarından sağlıklı bireylerin normal bir insanlar gibi dik yürüyebildikleri anlaşıldı.
1985 yılında Marcellin Boule iskeleti bu kez Erik Trinkhaus isimli antropolog tarafından incelendi; ilginç ve şaşırtıcı gerçeklere ulaşıldı.
Bu inceleme Neandertallerin dik yürüyebildiğini doğrulamanın yanı sıra, o zamana dek gizli kalmış bir gerçeği de ortaya çıkarıyordu:
İlk incelemeyi yapan Marcellin Boule Neandertal iskeleti kasıtlı olarak eğik göstermişti.
1950li yıllarda saptanan eklem rahatsızlığı dik yürümesine engel değildi.
Anlaşılan bir evrimci olan Boule, Neandertalin gerçek bir insan gibi dik yürümesinden rahatsız olmuş, kabullenmek istememiş, evrim adına bir aldatmaca yapmakta sakınca görmemişti.
Öte yandan Neandertallerin 1700cc civarında olan kafatası hacminin büyüklüğü de evrimcileri bu konuda çelişkili bir duruma sokmuştur.
Neandertal kafatası hacmi günümüz insanından yaklaşık 200cc daha büyüktür.
Bu gerçek ise beyin büyüklüğünü insanın evrimsel gelişmişliğinin birinci ölçüsü kabul eden kafatasçılık denen bir akımı başlatan evrimcilere çok güç durumlara sokmuştur.
Neandertal insanlarının daha gelişkin kabul edilen homo sapiens sapiens insanlarından daha büyük bir beyne sahip olmaları evrimci öngörülerini alt üst etmiş, bir bakıma evrim teorisini içinden çıkılmaz burgaçların, cevabı olmayan soru dağlarının altına itelemiştir.
Yakın bir zamanda elde edilen bulgular Neandertallerin yaşadıkları dönem ölçülerinde son derece zengin kültürlerinin olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu bulgulardan ilki 1971 yılında Irak’ta bulundu.
Bir mağarada çok sayıda Neandertal ölüsüne rastlanmış, bunların özel olarak gömüldüğü anlaşılmıştır.
Üstelik mezarlarda bol miktarlarda polene rastlanması ölülerin çiçeklerle birlikte gömüldüğünü ortaya çıkarmıştı.
Böyle bir tören yapıyor olmaları Neandertallerin kültürlü ve zeki oldukları konusunda ilk önemli kanıtlardan biriydi.
1998 yılı itibariyle 83 ayrı noktada ortaya çıkarılmış 345 Neandertal adamının 183’ünün diğer ifade ile toplam içinde %53’ünün özel olarak gömüldüğü saptanmıştır.
Mezar kültürüne sahip Neandertaller konuşma yeteneğine de sahiptiler.
Yaşadıkları yerlerdeki yanık topraklar, yanmış çalı çırpı, odun kömürü ve kül izleri, hatta ısı etkisiyle parçalanmış taşlar, ateşin Neanderthaller tarafından sürekli olarak kullanıldığını belirtir.
Uzun yıllar Neandertal anatomisini inceleyen Trinkhaus şu yorumu yapmıştı:
-Neandertal kalıntıları ve modern insan kemikleri arasında yapılan ayrıntılı karşılaştırmalar göstermektedir ki, Neandertaller'in anatomisinde, ya da hareket, alet kullanımı, zekâ seviyesi veya konuşma kabiliyeti gibi özelliklerinde modern insanlardan aşağı sayılabilecek hiçbir şey yoktur.
Devam eden çalışmalar ve bu çalışmaların sonucu ortaya konan bulgular Neandertal kültürünün sanılandan daha da ileri olduğunu ortaya koymuştur.
1996 yılında Neandertallere ait rahatlıkla sanat eseri sayılabilecek takılar, irili ufaklı aletler edevatlar, müzik aletleri bulundu.
Bulunanlar arasında 4 notayı çalabilen ve kemikten yapılmış bir flüt de vardı.
Bütün bu bulgulardan sonra New York Üniversitesi arkeologlarından Randall White, “Bu tür kanıtların giderek artan sayısıyla birlikte Neandertallerin bize giderek daha fazla benzedikleri ortaya çıkıyor” yorumunu yapmaktan kendini alamamıştır.
Kimi evrim teori savunucularının sadece neandertal insanlarını ilkel göstermek amacıyla konuşma bilmedikleri gibi garip bir iddiada bulunurlarsa bu iddia (çoğu evrimci iddiaları gibi) herhangi bir kanıta dayanmadığından mesnetsizdir, bu nedenle bilimsel değildir.
Nedandertal İnsanlarından kalma dikiş iğnesi ve 4 oktavlı flüt
Nature" dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, Güney Afrika 'nın güneyindeki Pinnacle bölgesinde devam eden kazılar sırasında kum ve toprak katmanları arasından ortalama 3 santimetre uzunluğunda 27 minik taş bıçak gün ışığına çıkarıldı.
Arizona Eyalet Üniversitesi'nden Curtis Marean, ileri taş işçiliği kullanılarak üretilen bıçakların mızrak ve ok ucu olarak ya da diğer silahları daha da ölümcül yapabilmek için kullanıldığını söyledi.
Marean, sanıldığından çok daha zeki olan ilk insanların taş bıçakları tahta ya da kemiklere açtıkları yuvalara doğal yapıştırıcılarla yapıştırarak silah yaptıklarını ve geliştirdikleri bu teknolojiyi sonraki nesillere de aktardığına dikkati çekti.
Taş bıçaklarla yapılan silahların çok aşamalı bir süreç gerektirdiğine işaret eden Marean, ilk insanların önce bıçak yapımına uygun taşları bulduklarını, bu taşlara ısı uygulayarak işlemeye hazır hale getirdiklerini, daha sonra da büyük bir taşla yontarak kenarlarını keskinleştirdikleri taşları başka malzemelerle birleştirerek silah haline getirdiklerini belirtti.
Marean, ilk insanların bu süreci tamamlayıp, sonraki nesillere aktarabilmek için konuşmayı da öğrenmiş olmaları gerektiğini vurguladı.
100 bin yıl öncesine ait ilk taş bıçakların fırlatılamayacak kadar ağır ve kaba olduğunu anımsatan Marean, Güney Afrika'da bulunan örneklerin ise hafif ve ince işçilik ürünü olduğunu ifade etti.
Marean, ilk insanların uzaktan fırlatacakları bir silahın avlarına karşı kendilerine üstünlük sağlayacağını fark ettiklerini ve fırlatılmaya uygun hafif ve ince bıçaklar ürettiklerini belirtti.
İlk insanların, yaklaşık 200 bin yıl önce Afrika'da ortaya çıktıkları sanılıyor. Bilim adamları, karmaşık düşünme yapısı ile modern insan davranışlarının ise ilk insanların uğradığı genetik mutasyonlar sonucu yaklaşık 40 bin yıl önce geliştiğini ileri sürüyor.
Neandertal insanlarının fiziksel ve insanı meziyetler yönünden gelişmişliği evrimciler için ayrı bir problemdir.
Kimi evrim taraftarı bilim insanları neandertallerin iklim koşullarının değişmesi nedeniyle dünyanın çeşitli yerlerine dağılırken homo sapiens insanlarıyla karşılaştıklarını, onlarla çiftleştiklerini; bu yolla evrimlerini hızlandırdıklarını iddia ederlerse de her hangi bir kanıt gösteremezler.
Evrimcilerin bu iddiaları da diğer evrimci iddiaları gibi fosillerin işaret ettiği bilimsel gerçekleri evrime uydurma gayretlerinin sonucu olmalıdır.
Malum evrimciler her fosili evrimin kanıtları zannederler. Bilim tersini gösterse dahi her şeyi evrime uygun yorumlamaya çalışırlar.
Böyle bir kanıya ulaşmamızın nedeni ise neandartel insanlarının gerek fiziksel, gerekse insanlara özgü kültürel yönlerden hiçte ilkel olmadıklarının bilimsel kanıtlarla gösterilmiş olmasıdır.
Böyle bir varsayımın teori için sorun olan bir soruya bir cevap bulmuş olmak için atıldığı açıktır.
Fosillerin gösterdiği bilimsel bulgular neandertallerin tam bir insan oldukları gerçeği yönündedir.
İlginç olan ise neandertal insanlarının hemen hemen tüm dünyaya yayıldıkları konusunda kanıtların bulunmasına rağmen evrimcilerce insan evrimin başlangıç noktaları, bir bakıma anavatanları olduğu iddia edilen Afrika’da ve Çin’de yaşadıkları konusunda herhangi bir kanıtın olmamasıdır.
Bu nedenle evrimcilerin neandertal insanlarının güney Afrika’da yeterince evrimleştikten sonra (günümüzden yüz elli bin yıl önce) tüm dünyaya buralardan yayıldıkları iddiası geçersiz olur.
Evrim teorisi taraftarları neandertal insanlarının doğal seleksiyon gereği daha evrimleşmiş kabul ettikleri homo sapiensler tarafından elemine edilerek hayat sahnesinden silindiklerini iddia ederler.
Fakat en az homo sapiensler kadar zeki, güçlü kuvvetli ve becerikli bir ırkın kendilerinden üstün oldukları hayli şüpheli bir başka ırk tarafından tüm dünyadan kökü kazınırcasına yaşam sahnesinden silindiğini inanmak güçtür.
Bu sorulardan birisi eğer büyük beyin evrimle ortaya çıkmış ve üstünlük sağlayan bir avantaj ise Neandertaller üstün gelen ırk değil de niçin elenen ırk olmuştur?
Evrimcilerin cevapsız sorularda (bu sorular binlercedir) yaptıkları gibi verdikleri cevaplar saçmalıklardan öteye bilimsel bir değer taşımaz.
Bu gün evrimsel bir bakış açısıyla Neandertallerin modern insana oldukça yakın bir başka insan ırkı olduğu görüşü hâkimdir.
Kim bilim insanlarına göre de neandertaller günümüz insanlarından bazı fiziksel yönlerden çok daha üstündürler.
Bu nedenle neandertaller gerçeği evrimi ret eder, tersinim teorisinin canlıların zaman içinde tersinime uğrayıp zayıfladıkları gerçeğinin de kanıtları olur.
Sonuçta neandertaller bilimsel bulguların gereği olarak Homo sapiens türüne dâhil edilmiş, Homo sapiens neanderthalensis olarak anılmaya başlanmıştır.
Günümüzde ise Homo neanderthalensis şeklinde ifade bulur.
Daha öncede belirttiğimiz gibi Neandertal insanları dünyanın çeşitli bölgelerinde görülürler.
Neandertal iskeleti ve kafatası
Bu insan ırkına ait fosiller birçok arkeolojik materyallerle birlikte Avrupa, güneybatı Asya ve en son Özbekistan dâhil Orta Asya'da yapılan araştırmalarda ortaya çıkarılmıştır.
Bu fosiller yüzlercedir ve bir kısmı tam iskeletler halindedir. Tam iskeletler halinde oluşu özelliklerinin sağlıklı tespitinde büyük faydalar sağlamıştır.
Neandertaller ve dönemindeki homo sapiens arasındaki farklılıklar: Fosillerin ve diğer bulguların ortaya koyduğu ilginç gerçek neandertal insanlarının boylu boslu, güçlü kuvvetli olduklarıdır.
Fiziksel yönden günümüz insanlarından çok üstündürler. Ortaya koydukları eserler zekâ yönünden de hiçte aşağı kalmadıklarını gösterir.
Evrimsel ölçülere göre neandertaller döneminde yaşayan homo sapienslerin üst kolları ve baldırları (günümüz insanına nazaran kalın olmakla birlikte) Neandertal insanlarıyla kıyaslandığında çok daha ince olduğu gözlemlenir.
Bir neandertal çocuğu ve adamının temsili resmi
Kimi evrimciler konu edilen homo sapienslerin neandertallere kıyasla bedensel olarak güçsüzleşmiş olabileceklerini, buna karşılık el gibi kimi organ anatomilerinin hassaslaşacak şekilde değişip evrimleştiğini iddia ederlerse de bu konuda herhangi bir kanıt gösteremedikleri gibi o dönem şartlarında eller gibi kimi organların hassaslaşmasının yaşamlarına ne tür katkıda bulunduğunu açıklayamazlar.
Görüleceği gibi günümüz insan ırklarında da rahatlıkla gözlemlenen bir kaç ayrıntı dışında tamamen aynıdır.
Homo sapiens (solda) Homo neanderthalensis (sağda) kafataslarının karşılaştırması.
= = = =
Evrimciler fosil kayıtlarında açıkça gözlemlenen neandertellerin evrimci ölçülerine göre dönemin Homo Sapiens insanlarına kıyasla gözlemlenen üstünlüklerini kanıtlara dayanmayan ve sıkça karşılaştığımız şöyle oldu böyle oldu edebiyatıyla gidermeye, önemsiz göstermeye ve hatta yok saymaya çabalarlar.
Fosil kayıtlarının ortaya koyduğu bu gerçekler karşısında evrimcilerin; el gibi kimi organların daha da hassaslaşacak şekilde evrimleştiği iddiası bir günü kurtarma ameliyesi, bir avuntu hikâyesidir.
Kimi evrimciler evrime göre daha gelişkin olmaları gereken homo sapienslerin fiziksel yönlerden zayıflıklarını ticari ve iktisadi yönlerden neandertallere üstün oldukları iddiasıyla telafi etmeye çabalarlarsa da henüz mağara yaşamı dönemlerinde olan toplulukların birbirlerine iktisadi ve ticari yönlerden nasıl üstünlük kurdukları ayrı bir tartışma konusudur.
Fark edileceği gibi bu konudaki evrimci öngörüleri de diğer pek çok evrimci öngörüleri gibi saçmadır ve sadece gerçekleri evrime uydurma amaçlıdır.
Evrim teorisi taraftarlarının bu iddiası gerçek cevabı bilinmeyen bir soruya evrim teorisi öngörülerine uygun bir cevap vererek evrim teorisine kanıt oluşturma amaçlıdır.
Evrim ilkelerine göre homo sapiensler neandertallerden daha gelişkin (evrimleşmiş) olmaları gerektiğinden akılları sıra doğal seleksiyon gereği homo sapiensler neandertalleri yaşam sahnesinden sildi diyerek homo sapienslerin neandertallerden daha üstün, daha gelişkin, daha evrimleşmiş olduklarını söylemek, söylediklerini doğru kabul ederek kanıt olarak kullanmak istemişlerdir.
Fakat hayal ürünü, kanıtlara dayanmayan şöyle oldu böyle oldu edebiyatının bilimde yeri ve değeri yoktur.
Ayrıca bu günkü genetik şifremizde neandertal izlerinin görülmesi neandertallerin gerçek insanlar olduklarının, daha gelişkin zannedilenlerle içli dışlı yaşadıklarının bir başka kanıtıdır.
Bilimsel bulguların ortaya koyduğu gerçekler tersinim teorisinin her canlı türünün bir arı ırkı olduğu, türlerden türlere geçişin mümkün olmadığı, diğer ırkların arı ırkın tersinimsel çeşitlenmesi sonucu meydana geldikleri öngörüsüyle birebir uyuşur.
Son yapılan araştırmalar Neandertaller'in anatomik yapıları, gerek beyin bölümleri gerekse boğaz-yutak-çene gibi organları, bu insanların konuşma yeteneği açısından bizden hiçbir eksiklikleri olmadığını göstermektedir.
İnsanlara özel vardan var etme melekelerinin gelişmemiş olduğu iddiası ise mesnetsizdir. Bu iddiayı geçersiz kılan pek çok deliller vardır.
Bunun çok çarpıcı bir örneği, Neandertal insanlarına ait olan kemikten yapılmış bir flüttür.
Bir ayının uyluk kemiğinden yapılmış olan söz konusu flüt, arkeolog Ivan Turk tarafından 1995 Temmuz'unda Kuzey Yugoslavya'daki bir mağarada bulunmuştur. Daha sonra da bir müzikolog olan Bob Fink, flütü analiz etmiştir.
Fink, karbon testine göre yaşının 43.000 ile 67.000 yıl arasında olduğu düşünülen bu aletin, 4 nota çıkardığını ve flütte yarım ve tam tonların da olduğunu tespit etmiştir.
Bu keşif, Neandertaller'in Batı müziğinin temel formu olan yedi nota ölçüsünü kullandıklarını göstermektedir.
Flütü inceleyen Fink, eski flütün üzerindeki ikinci ve üçüncü delikler arasındaki mesafenin, üçüncü ve dördüncü delikler arasındaki mesafenin iki katı olduğunu belirtmektedir. Bunun anlamı birinci mesafenin tam notayı, ona komşu olan mesafenin de yarım notayı temsil ettiğidir.
Bu üç nota inkâr edilemez bir şekilde diatonik bir ölçekteki gibi ses çıkarır diyen Fink, Neandertaller'in müzik kulağı ve bilgisi olan insanlar olduğunu ortaya koymuştur.
Diğer bazı fosil bulguları, Neandertaller'in ölülerini gömdüklerini, hastalarına baktıklarını, kolye ve benzeri takı eşyaları kullandıklarını göstermektedir.
Bazı fosil kazıları sırasında Neandertal insanları tarafından kullanıldığı tespit edilen 30 bin yıllık bir dikiş iğnesi bulunmuştur.
Kemikten yapılmış olan bu iğne son derece düzgündür ve iplik geçirilmesi için açılmış bir deliğe sahiptir.
Bu da o dönem insanlarının zannedildikleri gibi ilkel olmadıkları, aletler, edevatlar yaptıkları ve kendi ölçülerinde giyindiklerinin en büyük delilidir.
İlginç olan ise daha gelişkin olduklarından daha az gelişkin (evrimleşmiş) neandertal insanlarını yaşam sahnesinden sildikleri iddia edilen Afrika kökenli homo sapienslere ait bunlara benzer her hangi bir sanat eserinin bulunmamasıdır.
Neandertaller'in alet yapma yetenekleri hakkında yapılan en iyi araştırma New Mexico Üniversitesi'nde antropoloji ve arkeoloji profesörü olan Steven L. Kuhn ve Mary C. Stiner'a aittir.
İki bilim adamı da evrim teorisini savunmalarına rağmen, yaptıkları arkeolojik araştırmalar ve analizler sonucu, İtalya'nın güneybatı sahilindeki mağaralarda binlerce yıl yaşamış olan Neandertaller'in, günümüz insanları gibi kompleks bir düşünce yapısı gerektiren faaliyetlerde bulunduklarını ortaya koymuşlardır.
Kuhn ve Stiner bu mağaralarda çeşitli aletler bulmuşlardır.
Buluntular, mızrak uçları da dâhil olmak üzere kesici türden sivri uçludur ve dikkatli bir şekilde çakmaktaşının kenarlarındaki katmanların yontulmasıyla yapılmıştır.
Böyle sivri uçlar meydana getirecek şekilde katmanları yontmak, kuşkusuz zekâ ve beceri gerektiren bir işlemdir.
Bu işlemdeki en önemli problemlerden biri kayaların ucundaki baskılar sonucu meydana gelen kırılmalardır.
Bu yüzden işlemi yapan kişi, bir dahaki sefere uçları doğru muhafaza edebilmek için ne kadar vurmalıyım ya da eğri bir alet yapıyorsa ne kadar eğriltmem gerekir diye karar vermek ve kendi kendine ince bir hesap yapmak durumundadır. Bu da yapılanların rastlantısal olmadığını gösterir.
California Üniversitesi'nden Margaret Conkey Neandertaller'den önceki dönemlere ait olan aletlerin dahi ne yaptığının bilincinde olan zeki topluluklar tarafından yapıldığını şöyle anlatmaktadır:
-Arkaik insanların elleriyle yaptıkları nesnelere bakacak olursanız, hiç de acemi işi şeyler olmadıklarını görürsünüz. Arkaik insanlar kullandıkları malzemenin nasıl bir şey olduğunun ve nasıl bir dünyada yaşadıklarının bilincindedirler.
Günümüzde birçok araştırmacı, Neandertal insanını günümüz insanının bir alttürü olarak tanımlayarak Homo Sapiens Neandertalensis demektedir.
Bu ırkın günümüz insanlarıyla beraber, aynı anda ve aynı coğrafya'da yaşadığı kesindir.
Bilimsel bulgular, Neandertallerin ölülerini gömdüklerini, çeşitli müzik aletleri yaptıklarını ve aynı dönemde yaşamış homo sapiens sapienslerle beraber gelişmiş bir kültürü paylaştıklarını açıkça göstermektedir.
Son 20-30 yılın bilimsel bulguları, Neandertaller'in günümüz insanına göre hiçbir ilkel yanları olmayan bir insan ırkı olduğunu ortaya koymaktadır.
Neanderthal fosillerinin tamamen modern olan kafatasları ve iskelet yapıları da herhangi bir büyük farklılıkların varlığı tartışmalarına açık değildir.
Neanderthal kalıntıları ve modern insan kemikleri arasında yapılan ayrıntılı karşılaştırmalar, şunu göstermektedir ki Neanderthallerin anatomisinde, ya da hareket, alet kullanımı, zekâ seviyesi veya konuşma kabiliyeti gibi özelliklerinde modern insanlardan aşağı sayılabilecek hiçbir şey yoktur.
Bunlara ek olarak Neandertallerin günümüz insanına göre bazı üstünlükleri bulunmaktadır.
Neandertallerin beyin hacimleri günümüz insanınkinden daha büyüktür ve bunlar vücut olarak daha sağlam yapılı ve kas gücü olarak bizlerden çok daha güçlüdürler.
Neanderthallerin kendine özgü yapısı, gövde ve uzuv kemiklerinin genel olarak abartılı biçimde yapılı olmasıdır.
Bütün iyi korunmuş kemikler, modern insanlar tarafından ender olarak sahip olunabilecek bir güce işaret etmektedir.
Bu özellikler sadece yetişkin erkeklerde değil, yetişkin kadınlarda, yaşlılarda ve hatta çocuklarda bile rahatlıkla görülebilmektedir.
New Scientist dergisinin Mayıs 1998 sayısında yayınlanan bir haberle, bundan 700.000 yıl önce insanların gemicilik yaptığı ile ilgili haber tüm dünyada yankı uyandırmıştır.
Ancient Mariners başlığı ile verilen haber, evrimcilerin yalnızca maymunların var olduğunu iddia ettikleri bir ortamda, gemi yapabilecek bilgi, teknoloji ve kültüre sahip insanların varlığını ortaya koymuştur.
Yine insanın evrimi senaryosunu kökünden yıkan bir başka haber ise Discover dergisinin Aralık 1997 tarihli sayısında yayınlanmıştır.
Yazıda İspanya'da bulunan Atapuerca fosilinin 800.000 yıl önce yaşamış bir insana ait olduğu açıklanmıştır.
Tüm bunların yanı sıra insanların varlığının çok daha eski dönemlere uzandığını gösteren delillerden biri Laetoli'de bulunan 3.6 milyon yıllık insana ait ayak izleri ve 1.7 milyon yıllık taştan yapılmış kulübelerdir.
Kısacası Neandertaller zamanla içinde çeşitli nedenlerle asimile olmuş özgün bir insan ırkıdır.
İspanya'nın Atapuerca bölgesinde bulunan ve günümüz insanıyla tıpatıp aynı olan 800.000 yıllık fosil insanın hiç bir zaman evrim geçirmediğinin açık bir kanıtıdır.
Bu konuda New Mexico Üniversitesi'nden paleoantropolog Erik Trinkaus şöyle yazar:
-Neandertal kalıntıları ve günümüz insanı kemikleri arasında yapılan ayrıntılı karşılaştırmalar göstermektedir ki, Neandertaller'in anatomisinde, ya da hareket, alet kullanımı, zekâ seviyesi veya konuşma kabiliyeti gibi özelliklerinde günümüz insanlarından aşağı sayılabilecek hiçbir şey yoktur.
Bu konuda Charles Darwin:
-Yine de çok eski bazı kafataslarının örneğin Neanderthal insanınkinin iyi gelişmiş ve sığalı olduğu kabul edilmelidir demekte sekiz yüz bin yıl önce yaşamış insan beyinlerinin günümüz insanınkinden farklı olmadığını kabul etmektedir.
Kabul etmektedir ama bazı evrim teorisi taraftarı bilim adamları bunu kabul etmezler, Neandertaller'in evrimini tamamlamamış bir hominid (yarı insan yarı maymun) olduğu iddiasını devam ederler.
Fakat son kırk yılın bilimsel bulguları, Neandertaller'in günümüz insanına göre hiçbir ilkel yanları olmayan bir insan ırkı olduğunu ortaya koymaktadır.
Hatta bu nedenle bir zamanlar Homo Neanderthalensis sınıflamasına dâhil edilerek Homo sapiens'ten tümüyle ayrı tutulan Neandertaller, artık evrim teorisi taraftarlarından bile Homo Sapiens Neanderthalensis olarak anılmakta ve böylece günümüz insanının bir türü olarak kabul edildiği teyit edilmiş görünmektedir.
Bu arada evrimciler sekiz yüz bin yıldan beri insan beyninde herhangi bir gelişme olmadığını (bunun tersi olarak insan beyni bu süre içinde küçülmüştür. Bu konuda güçlü kanıtlar vardır) kabul ederler de göz gibi son derece kompleks bir organın BİR KAÇ YÜZ BİN YIL içinde evrimleştiğini iddia etmekten de geri durmazlar.
Bunlar bir gerçekleri evrime uydurma operasyonlarıdır. (Gözün evrimi bölümüne bakınız)
Endonezya'nın Sambungman Bölgesi'nde, Pleistosen devrine (günümüzden 1.8 milyon ile 10.00 yıl arası) ait olduğu belirtilen ve üst kafatasından ibaret bir fosil bulundu.
Evrim teorisi taraftarları her zaman yaptıkları gibi hacmi 1006 cm3 olan bu beyin kabının insanın sözde ilkel atalarından modern insana doğru bir ara adım olduğunu öne sürdüler.
Kısaca Sm4 olarak tanımlanan fosilin, Java'da daha önce ele geçirilmiş Homo Erectus örnekleri arasında bir evrimsel geçiş formu olduğu iddia edildi.
Bu iddianın en önemli dayanakları ise, kafatası hacminin günümüz insanının ortalamasından küçüklüğü ve kalın kaş çıkıntılarıdır.
Oysa bugün de dünyada Homo erectus'la aynı kafatası ortalamasında pek çok insan yaşamaktadır Kafatası küçüklüğü yönünden pigmeleri kaş çıkıntıları yönünden ise Avustralya yerlileri olan Aborijinleri gösterebiliriz.
Ayrıca Sm4 fosilinin önemli bir özelliğinin beyin kökü bölgesinin öteki Java örneklerine göre daha hareketli olduğu ve bu özelliğiyle Homo Sapiens'e benzediği öne sürüldü.
Öne sürüldü ama bu konuda herhangi bir bilimsel kanıtta gösterilemedi. Bu nedenle bu varsayım ön yargılara dayanan bir varsayımdan öteye gidemedi.
Önceki bölümlerde incelendiği gibi Homo Erectus'un günümüz insanı olan Homo Sapiens'le aynı dönemde yaşadığını gösteren kanıtlar vardır.
Ayrıca, araştırmacılar beyin hacmi 1006 cm3 olarak hesaplanan kafatasının büyük olasılıkla genç ya da orta yaşta bir erkeğe ait olduğunu tahmin etmektedirler.
En büyük maymun kafatasının 650 cc'yi geçmediği düşünülürse bu kafatasının bir insana ait olduğu kesinleşmektedir.
Kaş kemerleri incelendiğinde bunların günümüzdeki herhangi bir insanda bulunması son derece makul ölçülerde olduğu anlaşılmaktadır.
Öyle ki bu insan günümüzde yaşıyor ve kalabalık bir meydanda modern kıyafetlerle yürüyor olsa, kimse onu yadırgamazdı.
Fosil bulgusunu değerlendiren Amerikan Doğa Tarihi Müzesi paleoantropologlarından Kenneth Mowbray bir evrimci olmasına karşın Sm4 fosilinin bir ara tür olarak sınıflandırılmasına karşı çıkmakta, Endonezya kafatası fosillerinde görülen farklılıkların herhangi bir tür içinde görülmesinin doğal çeşitlilikten kaynaklandığını belirtmektedir.
Mowbray, National Geographic'in internet sitesindeki yorumunda şunları söylemektedir:
-Eğer modern insan popülasyonlarına bakacak olursanız, kısa ve yuvarlak kafalı insanlar; uzun ve dar kafalı insanlar görürsünüz; bunlar herhangi bir popülasyon içinde görülmesi normal varyasyonlardır.
Ünlü evrimci paleoantropolog Richard Leakey bile Homo erectus'un günümüz insanı ile olan farklılığının ırksal farklılıktan öte bir anlam taşımadığını şöyle ifade eder:
-Herhangi bir kişi farklılıkları fark edebilir: Kafatasının biçimi, yüzün açısı, kaş çıkıntısının kabalığı vs. Ancak bu farklılıklar bugün değişik coğrafyalarda yaşamakta olan insan ırklarının birbirleri arasındaki farklılıklardan daha fazla değildir.
Böyle bir varyasyon, topluluklar birbirlerinden uzun zaman aralıklarında ayrı tutuldukları zaman ortaya çıkar.
Connecticut Üniversitesi'nden Prof. William Laughlin, Eskimolar ve Aleut Adaları insanları üzerinde uzun yıllar anatomik incelemeler yapmış ve bu insanlar ile Homo erectus'un şaşırtıcı derecede birbirlerine benzediklerini görmüştür.
Laughlin'in vardığı sonuç, tüm bu ırkların gerçekte Homo sapiens türüne (günümüz insanına) ait farklı ırklar olduğudur:
-Hepsi Homo sapiens türüne ait olan Eskimolar ve Avustralya yerlileri gibi uzak gruplar arasındaki büyük farklılıkları dikkate aldığımızda, Homo erectus'un da kendi içinde farklılıklar taşıyan bu türe (Homo sapiens'e) ait olduğu sonucuna varmak çok mantıklı gözükmektedir.
Kısacası Sm4 fosili üzerinde yapılan evrimci spekülasyonlar bilimsel delillere dayanmamaktadır. Sm4’ün bir ara geçiş formu değil, gerçek bir insan fosili olma olasılığı çok daha yüksektir.