İnstagram neden evli eski sevgilimi eklememi öneriyorsun?
𓃗
Doug Jones
Show & Tell
The Stonewall Inn

gracie abrams
occasionally subtle

blake kathryn

EXPECTATIONS
Monterey Bay Aquarium
I'd rather be in outer space 🛸
hello vonnie

❣ Chile in a Photography ❣

Andulka
Not today Justin
todays bird
The Bowery Presents

Origami Around
🩵 avery cochrane 🩵

#extradirty

Game Changer & Make Some Noise
seen from Vietnam
seen from Brazil

seen from Canada

seen from Sweden
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Ukraine

seen from Bangladesh
seen from Mexico

seen from Germany

seen from Brazil

seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia

seen from China

seen from Spain

seen from T1

seen from United States
seen from Philippines
@birbaharironisi
İnstagram neden evli eski sevgilimi eklememi öneriyorsun?
Hiç öpmiyim canım ya tüm gün temizlik yaptım
Fil her gün aynı yoldan geçen bir canlıdır. Bunu bilen fil avcıları yola tuzak kurarak onu çukura düşürürler. Siyah elbise ile gelip onu iyice döverler. Bir iki gün sonra da beyaz elbise ile gelip kurtarırlar. Fil artık onları kurtarıcı olarak görür. Bir başka psikolojik savaş yöntemi budur. Toplumu bunalıma sok, sonra kurtar ve kendine bağla. Tıpkı Amerika gibi..
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
ezilen kalbimin kaftanını yıkıyorum ağzımda. dilim dilinle imparatorluğunu ilan ediyorken bu çekyatta, bu çekyatta artık* imparatorluğunu ilan eden yakılan sigaralar uğrunda. kırık bir sevişmeyi çiğniyorum. ben bu yara ağzımla bu yarayla ne yapılır bilmiyorum.
ev hala aynı. Vega hala aynı bakıyor, aynı yerden. ben kalbimi tantürdiyota sokup çıkartıyorum defalarca. acıyor. acıyor.çok acıyor. bu evin merkezinde kocaman kanayan bir yaraya dönüşüyorum. insan yirmi yaşında yaraya dönüşüyormuş. küsüyorum yattığım yatağıma, çatalıma, kaşığıma, halıma. aynama.aynama.aynama.. saat beşi elli yedi geçiyor. aynadan bana bakışını unutmaya çalışıyorum. şizofrenik bir krize dönüşüyor özlem. ben artık seni görmeyeyim göremeyeyim diye çocuk bantları yapıştırıyorum gözlerime.
-
bazı şeyler bakidir sevgilim bazı şeyler baki kalacaktır. geçen zaman olacak “iyileşen zamandır insan iyileşmez”
-
“düşüşün sonu yoksa uçuyorsun demektir.”
Yalnızım banyoda böcek var diye oturdum ağlıyorum çünkü başka hiçbir şey yapamam
belki bir kadın tarafından sevilmemenin acısını yaşasaydın sevgimin senin için bir kıymeti olurdu,ben bir erkeğin beni sevmeme acısını yaşadığım için belki de...
“Onun kaç anısını korudum
Onun kaç anısını korudum
Onun kaç anısını korudum ondan”
Pahalı hediyeler yerine ikinci el kitap seven bir kadına aşık olun.
birinin hayatının neresinde olduğumu çözemediğim zaman hiçbir yerinde olmamayı garantilerim çünkü belirsizlik değersizliktir.
“aynı kuyuya bi kaç kez düşen insanı anlarım o insan salak değil biliyo yedi yüz yedinci adımda da kuyu var ama o su tanıdık anlatabildim mi?” diye bağırmak istiyorum acayip sıkılıyorum şu an.
dörde bölünse insan; üç parçası bekleyiş, biri gidiştir.
bi kuş ruhlu geçmiş burdan.
içimde hep yeterince sevilmiyormuşum hissi var. sanki kimse benim onları sevdiğim gibi beni sevemezmiş gibi geliyor.
Evlenen arkadaştan öğütler
bir yere gerçekten gitmek istemediğimde dayımın oğlunun sünneti var diyorum sorun şu ki dayımın oğulları yok
Çekip gitmek aska dahilmidir?
ASLOLAN
“Aşkın en sağlam sigortası mesafedir” der Enis Batur, Cogito'nun “Aşk” sayısına yazdığı önsözde…Yıllar yılı hasretle beklediği ışığa kavuşan bir hücre mahkumu nasıl körleşirse, aşk da körelir yakına gelince…Sanki özlemdir aşkın çimentosu; özlem çekildi mi aşk, kumsalda şehvetinden soyunmuş yatan çıplak bir beden kadar sıradanlaşır, ehlileşir, söner.Belki ondandır aşkların en güzelinin mektuplara yazılmış, şarkılara dökülmüş, telefonlarda söylenmiş oluşu…Mutlu aşkta yazılacak bir şey bulunamamıştır çünkü…* * *Nazım Hikmet'in hayatı bu tezin ispatıdır adeta…Nazım'ın hep uzağındaki kadınları sevdiği söylenebilir.Piraye ile 1935'te evlendi. Ertesi yıl tutuklanarak içeri girdi. “Adını kol saatinin kayışına tırnağıyla yazdığı” bu kadınla 1950'de çıkana kadar yazıştılar.17 yıllık ilişkileri boyunca yazılan 581 mektubu Piraye Hanım'ın oğlu Memet Fuat yayınladı geçenlerde… Nazım, karısına şöyle yazıyordu:“Seni nasıl seviyorum biliyor musun? Ot yağmuru nasıl severse, ayna ışığı nasıl severse, balık suyu ve insan ekmeği nasıl severse, sarhoşun şarabı, şarabın billur kadehi sevdiği gibi, annenin çocukları, çocukların anneleri sevdikleri gibi, Lenin'in inkılâbı ve inkılâbın Marx'ı sevdiği kadar, velhasıl seni Nazım Hikmet'in Hatice Zekiye Pirayende Piraye'yi sevmesi gibi seviyorum.”O mektuplardan birinde Nazım, “Çıkarsam ve sana kavuşursam, bu öyle dayanılmaz bir saadet olacak ki, gebereceğim diye korkuyorum” diyordu. Oysa öyle olmadı. Taze bir ekmek hayaliyle yıllar yılı aç yaşayan biri, hasretle dişlediği somunun dördüncü diliminde ne hissederse onu hissetti Nazım; ot yağmura, ayna ışığa kavuştuğunda ne olursa, o oldu.Alışıldı.Sarhoş şaraptan bıktı, şarap kadehten taştı, inkılâp Marx'ı aştı.Aşk bitti ve ayrıldılar.Nazım yeni bir aşktaydı çoktan… 1949'da Bursa cezaevinde dayısının kızı Münevver'e tutulmuştu. Boşandığı 1951 yılında Münevver'den bir oğlu oldu.Yeniden içeri alınacağını hissedince, “7 tepeli şehrinde bırakıp gonca gülünü” yurtdışına kaçtı. Vatandaşlıktan çıkarıldı ve yeniden başladı hasret mektupları… Bu kez mektupların üzerinde Münevver'in adresi yazılıydı:Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeliBelini sarmayalıGözünün içinde durmayalıAklının aydınlığına sorular sormayalıDokunmayalı sıcaklığına karnınınYüz yıldır bekliyor beniBir şehirde bir kadınAynı daldaydık, aynı daldaydıkAynı daldan düşüp ayrıldıkAramızda yüz yıllık zamanYol yüz yıllıkSonra yüz yıldır bekleyen o kadın, oğlunu sırtlayıp çıkageldi bir gün; yüz yıllık yolu aşarak…Lâkin hasret bitince bitti aşk.Nazım yeni bir aşktaydı çünkü…1959'da Vera ile evlendi. 1963'te öldü.3 Haziran, 35. ölüm yıldönümü Nazım'ın…Tesadüfe bakın ki, uzaktaki bir kadına yazdığı mektupların yayınlandığı hafta, “yüz yıldır bekleyen” öbür kadının ölüm haberi geldi uzaklardan…Münevver'in kansere yenik düştüğünü öğrendiğimiz hafta Piraye'ye yazdığı mektuplar vardı gazetelerde… Şöyle diyordu mektuplardan biri: “Canım karıcığım. Birbirimizden uzak olmak, birbirimize sokulamamak ne korkunç şey, fakat bu korkunçluğun ne tuhaf, ne acı bir tadı var.”Galiba en çok bu tadı sevdi Nazım… Aslında O'nun sevdiği, kadınlar değil, sevme fikriydi… Kadınlar sadece öznesiydi o sevginin; nesnesi oldukları anda değiştirdi onları… O'na aşkı anlatabilmek için vesileler, ilhamlar lâzımdı… Son şiirlerinden birinde, “Üstümüze yazdıklarımın hepsi yalan” dedi, “Onlar olan değil, olmasını istediklerimdi aramızda…”Sevgiyi, yaşamaktan çok yazmayı sevdi… Ve onca aşktan damıttığını iki sözcüğe sıkıştırıp özetledi:“Aslolan hayattır”.
Can Dündar, Yarim Haziran / “Aslolan”