Eee

No title available
occasionally subtle
TVSTRANGERTHINGS
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

❣ Chile in a Photography ❣

titsay
d e v o n
Sade Olutola

shark vs the universe

oozey mess
Alisa U Zemlji Chuda

Product Placement
cherry valley forever
Sweet Seals For You, Always
will byers stan first human second
Cosmic Funnies
noise dept.

if i look back, i am lost
almost home
Today's Document
seen from Türkiye
seen from United Kingdom

seen from United States

seen from India
seen from United States
seen from China
seen from Türkiye

seen from United States

seen from United States
seen from Türkiye
seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from France
seen from United States
seen from Singapore

seen from Malaysia
@deliyurek44
Eee
Hadi
Kadere olan rızamız, yazana sevdamızdan...
"Din sosyal bir olgu değildir. Din, Allah'a teslimiyettir. Allah'a teslimiyeti şu veya bu kadar diye kul sınırlamaya kalkarsa bunun adı teslimiyet olmaz. İster kul kendisi böyle bir ölçü koysun isterse de toplum, dindarlıktan şunu anlayacağız şeklinde bir sınırlamaya gitsin, ikisi de yanlıştır. Namazın onu kılanlar olarak şeklini biz belirleyemeyeceğimiz gibi dindarlığın düzeyini ve şeklini de biz belirleyemeyiz. Allah ne istiyorsa gerçek odur, gerisi için din denemez, onu uygulayana dindar denemez. Yaşanan çağın getirdiği algı ve benzeri açık/gizli baskı yöntemleri Müslüman'ı yönlendiremez. İslam, ilk gün ne idiyse bugün ve kıyamete kadar da o olarak kalacaktır."
To who ever reposted it
All the shades of gray make Marti's skin pop out in this photo. (05/2023, R cup)
Yes it is me !!
Niye hiç iletişim yok
Baldız Hikayeleri
Eşimle evlendiğimizde baldızım Gülay 19 yaşında, minyon, çıtı pıtı, göğüsleri ve kalçası varla yok arası, tam benim bayıldığım gibi kızdı. Nişanlılık döneminde ablasıyla bize çok yardımcı olmuştu.
Kayınvalideler evden çıkarken yanımıza baldızı vermeden dışarı göndermiyorlardı. Biz iki azgın nişanlı da Gülay’ı sinemaya bir yerlere bırakıp, arkadaşımın evine gidiyorduk. Bir iki saat al takke ver külah, eşimle bayram yapıyorduk. İşimiz bitince baldızı bıraktığımız yerden alıp iki kızı evlerine bırakıyordum.
Anlayacağınız evlenmeden önce eşimle işi bitirmiştik. Ama bir aksilik çıkarmasın diye bunu Gülay’dan gizliyorduk. O sadece öpüşüp koklaştığımızı falan sanıyordu, çünkü ablası ona öyle anlatıyordu.
İnsanoğlunun tabiatından olsa gerek, ben de baldızına ilgi duyan birçok enişte gibi, baldızıma ilgi duyuyor ve arzuluyordum. Bana göre gerçekten baldız baldan tatlıydı. Esmer, çıtı pıtı bir şeydi. Hele ergenlikten sonra yuvarlak hatları iyice meydana çıkmış, nefis bir afet olmuştu.
Genç kız haliyle, fingirdek, civelek bir şey ablası gibi, mini mini etekler, bluzlar giyiyor, erkekleri kendine baktırmayı seviyordu. Elbette o erkeklerin arasında ben de vardım.
Evde açılan bacakları, eğilip kalktıkça daracık bluzlarından, tişörtlerinden, düğmeleri çözülmüş gömleklerinden anlık gördüğüm yeni kabarmış, uçları pembecik tomurcuk memeleri… Ona baktıkça bakasım geliyordu. Ve ona da sahip olmak istiyordum.
Eşimle sevişirken, geceleri yatağımızda sikişirken genelde baldızımı hayal ediyor, daha bir tahrik oluyordum. Ama Gülay ile sevişmek imkansız gibi bir şeydi ve sadece hayallerimi süsleyerek bir mastürbasyon malzemesi olarak kalacak gibi geliyordu.
Hem nişanlılık döneminde, hem evliliğimiz süresince baldızıma maddi manevi, her konuda destek olurdum. Durumum iyi olduğu için, neredeyse onun tüm parasal ihtiyacını ben karşılıyordum. Aslında kendimce baldızıma ileriye dönük yatırım yapıyordum.
Ben Gülay’ı beğenip severken, baldız da bana bayılırdı. Her istediğini yerine getiren, hiç kırmayan, ağzından çıkanı iki etmeyen bir enişteydim onun gözünde…
Eh, yakışıklı da sayılırdım. Erkeksiz evin yakışıklı, genç erkeğiydim onların evinde… Hepsini koruyup kollayan, ekonomik olarak sıkılmalarına izin vermeyen bir damat, bir enişte…
Baldızımın utangaç bir yapısı vardı. Bildiğim kadarıyla da o yaşına kadar kimseyle çıkmamıştı. Eşimle evlendikten sonra, baldız hafta sonları bizde kalır, baldız eşim ve ben beraber takılırdık.
Yaz sıcaklarında denize gider, onun bikinili seksi, çıplak, körpe bedenini izlemek ve taparcasına sevip okşayamamak… Onunla sevişemeden yalanarak bakmak… Hem mutluluk, hem de cehennem azabı gibiydi baldızım…
Hep birlikte eğlenmeye gider, onun bir iki duble içki almasına ses çıkarmazdım hiç…Canlı müzik çalınan restoranlarda, gece kulüplerinde alkolün de etkisiyle dans ederek eğlencenin dibine vururduk. Bazen eşim kardeşiyle de dans etmemi ister, kenarda yalnız kalmasına gönlü razı olmazdı.
Onun iki karışlık incecik beline sarılıp döne döne dans etmek, bazen kasıklarımda onun sıcaklığını hissetmek, elimin altında çıplak kollarını, sırtını, teninin sıcaklığını duymak bitirirdi beni…
Tabi bu eğlence gecelerinin sonu eşimle yatakta sevişerek noktalanırdı. Baldızın bizde kaldığı, yan odada yattığını bildiğim bu gecelerde daha bir tahrik olurdum. Gülay’ın bütün gece dans ederken çalkaladığı kalçaları, oryantal yaparken yılan gibi kıvranan bedeni gözümün önünden gitmezdi.
Sikim her zamankinden daha bir sert, daha bir atak vaziyette hırsımı eşimden çıkartır, eşimi bağırta bağırta sikerken baldızın sesimizi duymasını sağlardım.
Günler ilerledikçe baldızımı sikmek bende saplantı haline gelmişti. 18 yaşını doldurmuştu ve vücudu daha da güzelleşiyordu. Gülay’sız bir gün geçiremez olmuştum. Baldızımın sesini duymadan, onu görmeden yapamıyordum ve bu durum beni korkutuyordu.
Vereceği tepkiden emin olmadan yapacağım bir hareket telafisi olmayan bir sonla bitebilir ve eşimi kaybedebilirdim. Nasıl bir giriş yapacağımı, emelime nasıl ulaşacağımı bilemiyordum.
İşte bu dönemde, internette sürekli Enişte Baldız itirafları, Baldızını siken Enişte Hikayeleri okumaya başlamıştım. Oralardan bir tüyo bulabilir miyim, başkaları baldızlarını nasıl baştan çıkarmış, nasıl elde etmiş diye…
Bir cuma akşamıydı, eşimle yemek yedik. Apartmanda yaşlı ve yalnız yaşayan bir teyze vardı, eşim,
“Ben Necla teyzeye bir bakayım, yemek falan götüreyim.” diyerek evden çıktı. Fırsat bu fırsat diyerek ben de hemen laptopumu açtım, internetten siteleri dolaşarak yine hoşuma giden baldız hikayelerini okumaya koyuldum.
Ekranın yarısında baldızını nasıl siktiğini anlatan eniştenin web sitesinde yazılan hikaye dururken, diğer yarısında baldızımın gizlice çektiğim resimleri slayt şeklinde arka arkaya dönüp duruyordu.
Plajda kabarmış üçgenini ortaya seren minicik bikinisiyle, evimde bacak bacak üstüne atmışken, okula götürürken mini liseli eteğinden sıyrılmış çoraplı bacaklarıyla, gezmeye gittiğimizde bana poz verirken, toz alırken habersiz domalıp kalçalarının iyice meydana çıktığı enstantaneler… Çeşit çeşit seksi pozları geçit yapıyordu.
Tam hikayeleri okuyup, baldızımın resimlerine göz ucuyla bakıp sikimi kaldırmışken birdenbire kapı çaldı. Eşimin geldiğini düşünerek aceleyle laptopun kapağını kapattım. Erken geldiği için kızarak, kalkmış sikimi yatıştırmaya çalışarak gidip kapıyı açtım.
Kapıda duran eşim değildi. Benim sevgili seksi baldızım Gülay karşımda duruyordu…
Tam baldız hikayeleri okuyup resimlerine bakarken karşımda baldızımı görmek beni sevindirik yapmıştı.
“Gel canım, gel bir tanem… Hoş geldin…” diyerek sarıldım. Yüzümde güller açarak tokalaştım, öpüşüp içeri aldım.
“Ablam nerede enişte?” diye bakınarak girdi içeriye… Ben giysi olarak sadece önü kabarmış bir baksırla durduğumu neden sonra fark ettim.
“Komşuya kadar gitti Gülay… Sen salona geç de ben üstüme bir eşofman giyip geleyim.” diyerek yatak odasına gittim.
Aceleyle giyinip içeriye geri döndüğümde bomba patladı.
Baldızım aptal gibi öylesine kapağını kapattığım laptopumu açmış, ekranda kalan ve az önce okuyup sikimi taş gibi yapan Baldız hikayesini, ekrandaki gizli çektiğim slayt fotoğraflarını görmüştü. Ve o fotoğraflar hala poz poz değişerek dönüp duruyordu.
“Enişte bunlar ne?” diyerek kızarmış bir yüzle bana hesap sormaya başladı. “Aklından ne geçiyor senin?” Otuzbir çekerken yakalanmış yeni yetmeler gibi,
“Gülay, sandığın gibi değil…” diye kekelemeye başladım.
“Enişte, utanmıyor musun böyle şeyler okumaya? Benim için değil mi bunlar? Benden habersiz sapıklar gibi resimlerimi çektin öyle mi? Utanmıyor musun beni arzulamaya? Ben senin ilgini çekecek ne yaptım? Ben size hep gıptayla baktım, ablamla ikinizin çok mutlu olduğunuzu düşündüm!” dedi.
Mahvolmuştum, utancımdan ve korkudan yerin dibine girdim, ne diyeceğimi bilemedim. Sonunda kendimi toparladım ve
“Bak Gülay, bunların seninle alakası yok. Ben… Öylesine işte… Ne olur… Ablan duyarsa yanlış anlar!” diye yalvararak olayı kapatmaya çalıştım. Gözlerini kısıp yüzüme baktı.
“Peki… Ablama söylemem. Ama böyle bir şey hissedersem… Senden böyle bir hareket gelirse bozuşuruz seninle!” dedi ve sustu. Zaten on dakika sonra da eşim geldi…
Baldız söz verdiği gibi eşime bir şey anlatmadı, fakat bu olaydan sonra benden uzaklaşmaya başladı. Benim evde olmadığım zamanlar gelip gidiyormuş. Beni aramıyor sormuyordu, zaten bende de onu arayacak yüz kalmamıştı.
Arayamıyordum ama, olan biteni ablasına anlattığı ve ablasıyla üçümüzün aynı yatakta seviştiğimiz sahneleri hayalimde kurarak otuzbir çekmekten de kendimi alamıyordum bir türlü…
Eşimin pazar günü arkadaşlarıyla altın günü vardı ve o hafta annesinde olacaktı,
“Adnan beni annemlere bırakır mısın? Bu sıcakta otobüsle gitmeyeyim!” dedi, ben de götürdüm. Kayınvalidemin evine bıraktım karımı, ayıp olmasın diye kapıdan merhaba deyip çıkayım dedim.
O sırada baldızımla kapıda karşılaştık. Eski sıcaklığından eser olmayan bir tokalaşma, ifadesiz bir yüz… Merakla gözlerinin içine bakıyor, bir sıcaklık, bir gülümseme arıyordum umutsuzca…
“Enişte, geçerken beni de arkadaşıma bırakabilir misin, arkadaşımın doğum günü var.” dedi. Eşim de,
“Tabi bırakır canım, öyle değil mi Adnan?” dedi.
Arabaya bindik, hiç konuşmadan gidiyoruz Gülay ile… Epey uzaklaşmıştık ki, baldızım yumuşak bir sesle,
“Enişte, müsait bir yerde dur da konuşalım!” deyince şaşırmıştım. Arabayı uygun bir yere çektim, durdum… Dönüp baktım, o da bana doğru döndü koltukta,
“Enişte o günden beri neden böyle hikayeler okuduğunu düşünmeden edemiyorum. Ablam sana yetmiyor mu?” dedi.
“Ablanla ilgili değil Gülay… Neyse, boş ver. Ne kadar açıklama yapmaya çalışsam anlamayacaksın beni… Nereye gideceksen söyle bırakayım!” dedim.
“Bir yere gitmek istemiyorum enişte. Seninle buluşmak için uydurdum!” dedi. Daha da şaşırmıştım,
“Nasıl yani?“
“Bak enişte sana dürüst davranacağım. Seni de, ablamı da çok seviyorum. Senin bugüne kadar hiç bir yanlışını görmedim. Ablamı da bildiğim kadarıyla hiç aldatmadın.”
“Bak, bunda haklısın, kesinlikle…”
“O günden sonra ben de Enişte Baldız hikayeleri okumaya başladım. Ve anladım ki, seks fantezisi olan tüm erkekler baldızlarıyla sevişmek istiyorlar. Hatta okuduklarımda, kendisini eniştesine sunan baldızlar da var.” Konuşmasına ara verdi, yüzüme baktı,
“Eee? Konuyu nereye getireceksin Gülay?” Çok ilginç şeyler söylüyordu baldızım… Ben ar, namus, ensest, yasak konularında bir fırça, bir öfke fırtınası beklerken neler söylüyordu bu kız?
“Hem sen çok istiyorsun diye… Hem biraz da kendi merakımı gidermek için… Seninle sadece bir kereliğine sevişmek istiyorum enişte..!”
“Ne diyorsun Gülay?” Hayretler içinde kalmıştım. Yüzü, yanakları kıpkırmızı olmuştu konuşurken,
“Ama yüzeysel olarak… Çok ileri gitmeden… Hadi enişte… Dönelim… Sizin eve götür beni!” dedi neredeyse fısıldayarak… Elini vites kolunda duran elimin üzerine koyarak, okşadı.
Duyduklarıma inanamadım. Eve kadar nasıl gittiğimi bile hatırlamıyorum. Nihayet eve kendimizi zor attık. Anahtarımla kapıyı açarken heyecandan ellerim titriyordu. Aslında tecrübeli, yaşça büyük olan, erkek olan bendim ama Gülay benden daha sakindi. Direk yatak odasına geçtik. Baldızım,
“Bak enişte tekrar söylüyorum, ileri gitmeyeceksin ve bunu sadece bir kere yapacağız. Sonrasında bu aramızda mezara kadar sır olarak kalacak! Tamam mı?” dedi.
“Tamam!” dedim ve yavaşça kollarımın arasına aldım, öpüşmeye başladık. Gülay o kadar acemiydi ki, öpüşmeyi bilmediği her halinden belliydi. Baldızı ürkütmemem gerektiğini biliyordum ama heyecandan da ölüyordum. Baldızın da benden kalır yanı yoktu.
Belki on dakikaya yakın öpüştük. Baldızın yanakları ve dudakları kıpkırmızı olmuştu. Yavaşça yatağa uzatıp bacaklarının arasına girdim. Hafifçe kasıklarımı eteğinin üstünden bastırarak sikimin sertliğini hissetmesini sağladım. Baldızın badisini çıkartmaya çalıştığımda utandı,
“Yapma enişte!” dedi. Ben de,
“Bak Gülay, senin istemediğin hiç bir şeyi yapmayacağım, sana söz veriyorum, sadece çıplak sevişeceğiz!” dedim.
“Sözüne güveniyorum enişte!” diyerek kabul etti.
Sütyeniyle kaldığında, portakal büyüklüğünde ve taş gibi sert memelerini okşadım. Boynunu, omuzlarını öptüm, yaladım. Memelerini sütyenden kurtarıp yuvarlaklarını parmaklarımla sıkarak, kabarmış uçlarını dakikalarca yaladım, emdim.
Göbeğinden sonra artık sıra amına gelmişti. Sadece baldız değil, ben de heyecandan ölecektim. Eteğini çıkarırken itiraz etmedi. Ardından, külodunu da sıyırdım.
Öpüşüp memelerini mıncıklarken, uçlarını ısırırken baldızın amı sulanmış, külotu su içinde kalmıştı, resmen işemiş gibiydi. Tazecik amı muhteşem bir şeydi, tertemizdi ve misler gibi kokuyordu.
Baldızımın amını yavaş yavaş dillemeye ve yalamaya başladığımda, saçlarımı tutuyor, uzun siyah saçlarını sallayarak başını iki yana sallıyor, dudaklarını ısırarak,
“Yapma enişte!” diyordu. Ama hemen ardından şehvetle kendinden geçmeye, inlemeye başladı. “Ohhh… Enişte… Neler yapıyorsun bana böyle… Çok güzel… Sakın bırakma beni… Ooohhh…” Neler yaptığımı ona da söyledim yalamalarımın arasında,.
“Çok tatlısın Gülay… Amcığın misler gibi kokuyor canım… Bir tanem… Güzel baldızım, güzel amcıklım benim… Bal kaymağım… Ohhh… Çok tatlı…” diye diye uzun bir süre amını ve klitorisini yaladım emdim.
Dilimi ne kadar uzatabilirsem o kadar sokmuştum amına… Çok küçük bir amı vardı. Dudakları bir çizgi halinde iken kan hücumuyla şişmiş, kabarmıştı. Klitorisi de öyle…Neredeyse küçük bir pipi gibiydi Gülay’ın kabarıp sertleşmiş klitorisi… Dudaklarımın arasına kıstırıp dilimin ucuyla okşayınca çıldırdı Gülay…
“Ahhh… Çok güzel… Dayanamıyorum enişte… Yapma… Ölüyorum zevkten…” diye inleyerek saçlarımı çekiştiriyordu. Baldızın amını yalarken külotuma boşalmaktan korkmaya başlamıştım.
Gülay fazla uzun sürmeden benim yerime kendisi kasılarak titreyerek boşalmaya başladı. İlk defa orgazm oluyor ve saçlarımı daha sert çekiyor, canımı yakıyordu. Sakinleştiğinde yanına uzanıp saçlarını okşadım şefkatle… Hala nefes nefese soluk almaya çalışıyordu.
“Nasıldı aşkım?”
“Harikaydı. İlk defa böyle oluyorum enişte… Kendimden geçtim sanki, çok zevk aldım!”
“Sen de benimkini yalamak ister misin?” Bir an tereddüt etti. Gözlerime baktı, sonra da teklifim ilginç gelmiş olmalı ki,
“Tamam!” dedi ve beni soymaya başladı. Çok heyecanlı olduğu her halinden belliydi. Beni külotum kalana kadar soydu.
Ben yatağa uzandım ve baldız benim üzerime gelerek dudaklarımdan başladı. Öpüştük, dudaklarımı, dilimi yaladı. Ben de onun dilini emdim saçlarını parmaklarıma dolayarak…
Dudaklarımı bırakıp aşağılara indi, göğsümü dolandı, iki göğüs ucumu öptü. Sonra da göbeğime kadar indi. Acemi bir şekilde beni yalıyor, benim içim gıdıklanıyordu. Yattığım yerden doğrularak külodumun önündeki çadırı gösterdim ona,
“Benimkini görme zamanın geldi!” dedim. “Artık öyle kan doldu ki, sancımaya başladı Gülay… Hadi biraz onunla ilgilen bebeğim… Öp beni…”
Yavaşça baksırımı indirdi. Yarağımı görünce baldızın yüzündeki ifadeyi görmek lazımdı, çok korktu,
“Enişte bu ne böyle?” Eğilmiş, dikkatle bakıyordu sikime… “Bu nasıl giriyor ablama? Nasıl alıyor bunu içine?” dedi.
Aslında yarağım o kadar da büyük değil, ama kalın, kısa bir sopa gibi… İlk defa bir yarak gördüğü için korkmuştu. Az önce küloduma boşaldığım için banyoda yıkayıp geldim
“Hadi aşkım yala yarağımı!” dedim.
“Nasıl yapacağımı bilmiyorum ki?” dedi. “Hem böyle terbiyesiz şeyler konuşup durma enişte… Utanıyorum…” Elini tuttum, yarağıma götürdüm ve sıvazlatmaya başlattım,
“Utanacak bir şey yok bir tanem… Bunun adı bu… Yarak… Sik… Tıpkı dondurma yalar gibi yalayacaksın!” dedim.
Baldız dilini acemice yarağımın üzerinde gezdirmeye başladığında, ben de tarif edilemez duygular yaşıyordum. O minicik ağzı, etli lolita dudakları, pembe ıslak dilinin görüntüsü, sikimin hassas başında gezinen dilin teması… Ağzına almasını söylediğimde yüzü ekşidi,
“Yapamam enişte… Bu şey çok büyük!”
“Yaparsın canım… İnan becerirsin. Ablan bunun tamamını alıyor ağzına…”
Baldız istemeye istemeye köfte dudaklarını araladı, ben de ağzına verdim. Midesi kalkıyor, kusacak gibi oluyor, üzerine fazla gidemiyordum. Ama aldığım zevkin tarifi yoktu.
Beş on dakika boyunca uzun siyah saçlarından tutup, yönlendirerek, talimatlar vererek istediğim şekilde sikimi yalattım Gülay’a… Taşaklarım iyice dolmuştu artık… Sonunda sikimi ağzından çıkardım ve göğüslerine boşaldım.
Şaşkın baldızım, hayretle gözlerini açmış, elindeki yarağımın ucundan fışkıran döllerime bakıyordu. O portakal benzeri harika memelerinin üzerinde krem şanti gibi damlalar halinde yayılan ve yer çekimiyle meme yuvarlaklarından aşağıya, kasılıp duran karnına süzülen spermlerim çok güzel görünüyordu.
O gün baldıza 69 pozisyonunu da öğrettim ve iki defa da o şekilde birbirimizi boşalttık. İçine girememiştim ama ikimiz de gayet mutlu bir şekilde, birbirimizden memnun kalarak orada noktaladık.
Gülay’a söz verdiğim için ileriye gitmedim ve bir daha bu konu hakkında hiç bir şey konuşmadım. Hatta imada bile bulunmadım. Fakat baldızımı aklımdan çıkaramıyor, onu daha çok arzuluyordum.
Baldızı her düşündüğümde sikimin başı zonkluyordu ve hırsımı yine karımı sikerek çıkarıyordum. Aklımda hep baldızım vardı, acaba o da benim gibi yanıp tutuşuyor muydu?
Kafam darmadağındı. Yalnız, bütün bu duygular içindeyken baldızımın hareketleri bana olumlu gelmeye başlamıştı. O ilk ters tepkileri mazide kalmıştı. Bize geldiğinde ablasına çaktırmadan önüme bakıp hafif tebessüm ediyordu.
Bense o fettan bakışlardan felaket tahrik olsam da, bozuntuya vermiyor, eşime yakalanmaktan çok korkuyordum. Uzun bir zaman baldızımla aynı bu şekilde, normal yaşantımız eskisi gibi devam etti.
Gülay bize geliyor, biz onlara gidiyor, ara sıra eskisi gibi eğlenmeye filan gidiyorduk. Aradan uzun zaman geçti ve ikimiz de birbirimize hiç bir şey söyleyemedik. Aslında Gülay istese bile, hamleyi benim yapmam gerekiyordu. Çünkü baldızım çok utangaç bir yapıya sahipti.
Bir gün kayınvalidemlere oturmaya gitmiştik. Eşimin Bolu’daki amcası ameliyat olmuştu. Kaynanam,
“Biz bu hafta sonu Bolu’ya geçmiş olsuna gideceğiz, isterseniz siz de gelin çocuklar…” dedi.
“Anneciğim, benim çok işlerim var. Ama Sema sizinle gelebilir.” dedim. Konuştuk, anlaştık, eşim de onlarla gitmeyi kabul etti. Bu arada kayınvalidem,
“Yalnız Gülay’ın dershanesi var, o gelemez. Evde yalnız kalması da doğru değil. Gülay sizin evde kalsın.” diye teklif edince, içimden bir oley çektim. Kayınvalide bana çok güvenirdi. Kızını emanet etmekten hiç çekinmemişti.
“Tabi canım, kızı evde tek başına bırakacak değilim anneciğim.” dedim.
Artık o günden sonra günler saatler geçmek bilmedi benim için… Cuma günü eşim işyerinden beni aradı,
“Annem Bolu’ya bugünden gidelim, iki gece kalıp pazar günü dönelim diyor, ne yapayım?” dedi.
“Sen bilirsin canım. Beraber gittiğinize göre onlara uyman daha iyi olur.” dedim.
“Tamam, o zaman… Akşam Gülay’ı dershaneden sen alırsın!” dedi, ona da tamam dedim.
Ama heyecandan kalbim duracak gibiydi. Yerimde duramıyordum. O gün Gülay ile yaşadıklarım aklıma geliyordu sürekli, sikim yine taş gibi olmuştu. Güçlükle zapt ediyordum benim canavarı… Belki bu akşam hayatımın golünü atabilirdim.
Cepten Gülay’ı aradım, akşam dershaneden çıkış saatini sordum ve onu almaya geleceğimi söyledim. Akşamı zor ettim, baldızımla ile ilgili olmadık hayaller kurup durdum.
Saat beş gibi dershanenin önündeydim. Baldızım yanında kendi gibi çıtı pıtı bir kızla geldi, arabaya bindiler. Kısa bir tanışma faslından sonra isminin Hacer olduğunu öğrendim. Baldızım daha önce bana Hacer’den bahsetmişti, sırdaşım en yakın arkadaşım diyerek…
“Enişte, Hacer de bizimle kalacak bu gece!” deyince, başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Moralim bir anda yerle bir oldu. İçimden bu da nereden çıktı şimdi, bir çuval inciri berbat ettin baldız, diye düşünmeye başladım kara kara… Suratım asılıvermiş, bütün neşem balon gibi sönmüştü. Gülay gülümseyerek,
“Hayırdır enişte? Yoksa Hacer’in bizimle kalmasında bir sorun mu var?“ dediğinde, kendime geldim.
“Yoo… Kalsın canım, sorunu nereden çıkardın, ne sorun olacak ki?” diyebildim. Baldızım o anda bir kahkaha attı ve
“Şaka yaptım enişte… Aslında gerçekten kalacaktı ama annesi izin vermedi!” dedi. Biraz olsun rahatladım ve kendi kendime “Bu kız benimle oynuyor mu acaba?” diye düşünmeden edemedim.
“E, normal tabi… Hacer’in annesi beni tanımadığı için izin vermemiştir.” diyerek geçiştirdim. Hacer’in evi bizim evin yolu üzerindeydi. Kızı evlerine bırakıp, baldızımla bizim eve geldik. Eşimi cepten aradım, Bolu’ya varmışlar, ben de amcasına telefonda geçmiş olsun dedim, biraz konuşup kapattım.
Baldızımla beraber güzel bir sofra hazırlayıp karnımızı doyurduk. Yemekten sonra televizyon izlerken baldız birden,
“Enişte sen çok iyi bir insansın ve gerçekten sözünün eri birisin. Seni her zaman çok takdir ediyorum ve sana hayranım. Bunu biliyorsun değil mi?” dedi.
“Teşekkür ederim canım. Sen de sana hayran olduğumu biliyorsun elbette…” diyerek saçını okşadım. “Seni çok seviyorum.”
“Aramızda yaşananlardan sonra söz verdiğin gibi benden hiç bir şey istemedin ve üzerime gelmedin. İsteseydin bana daha o gün sahip olabilirdin ama yapmadın. Nasıl dayandın bunca zamandır?”
“Nasıl dayandığımı gel de bana sor Gülay… Seni düşünmediğim arzulamadığım bir günüm bile olmadı!” Baldız kafasını öne eğerek,
“Enişte ben de seni çok arzuluyorum. Tamam ileri gitmedik ama, yine de ilk erkeğimsin sen… İlk defa biriyle böyle şeyler yaşadım. Aslında ben de senden farksız değilim!” dedi. O an içimde fırtınalar kopmuş, aşırı tahrik olmuştum,
“Bak Gülay, istersen yine bir şeyler yapabiliriz. Hatta bu sefer biraz daha ileri gidebiliriz. Bu beraber geçireceğimiz iki gün bizim için çok güzel bir fırsat… Bir daha elimize böyle bir fırsat geçmeyebilir!” Baldızım utanmış, yanakları kızarmıştı. Başını tekrar öne eğerek,
“Enişte tamam da… Ben bakireyim, nasıl olacak? İleride başıma sorun olur bu!” dedi. Ben de gülerek,
“Kızım sen orasını merak etme… Bekaretine dokunmadan yapacağız. Kızlığına dokunmam, sakın korkma… Onu evleneceğin kişiye, müstakbel bacanağıma sakla. Biz anal seks yaparız, bana o da yeter!” dedim. Başını kaldırdı, gözlerimin içine baktı,
“Anal olmaz enişte… Çok günah, hem de çok acıyormuş!”
“Sen nereden biliyorsun acıdığını?”
“Boş ver, biliyorum işte… Yapalım, fakat canım çok yanarsa bırakırım! Ama önce duş almak istiyorum, çok terledim!” Baldız ne dese tamam demekten başka çarem yoktu.
“İstersen beraber duş alalım, birbirimizi yıkayalım!” diye teklif ettim,
“Birlikte olmaz enişte, utanırım!” deyince üzerine gitmedim ve
“İyi o zaman sen duşunu al gel, sonra ben girerim!” dedim.
Gülay banyoya gitti. On dakika sonra eşimin bornozuyla çıka geldi ve ben banyoya gittim. Soyunurken kirli sepetinde baldızımın az önce çıkardığı külotunu gördüm. Elime aldım, ağı sırılsıklam olmuştu ve çok güzel bir kokusu vardı. Alelacele duşumu alıp bornozumla çıktım…
Baldızım heyecandan titreyerek beni bekliyordu. Sarılıp yavaşça öptüm dudaklarından… Biraz öpüştükten sonra tüy gibi kaldırıp kucağıma aldım, yatak odasına götürdüm. Heyecandan dudakları titriyordu narin ceylanımın…
Hiç bir şey konuşmadan uzun uzun dudaklarını, boynunu ve kulak memesini ve küçücük göğüslerini dakikalarca öpüp yaladım. Bu anın bitmesini hiç istemiyordum.
Baldızım da gözlerini kapatmış, bulutların üzerinde geziniyor, hafif hafif inliyor, ellerini çarşafa geçirmiş, aldığı zevkin tadını çıkarıyordu. Yavaş yavaş Gülay’ın küçücük amcığına inip, am dudaklarını ikiye açtım.
Islak ve parlayan pembemsi amcığının içi sular seller içinde kalmış, amından süzülen sular çarşafı ıslatmıştı. Bu manzara beni daha da tahrik etmiş ve dayanacak gücüm kalmamıştı.
Baldızım da benden farksız değildi. Yabancısı olduğu, bilmediği duygularla orgazm olmuştu. Klitorisini dudaklarımın arasında ezdiğimde şiddetli kasılmalar yaşıyordu. Minicik bedeni altımda tir tir titriyor, kendini kasıyordu. İstemsizce, elleriyle başımı amına daha da bastırarak nefes almamı zorlaştırıyordu.
Gülay’ın arka arkaya yaşadığı orgazmlar bittiğinde üzerinde ters dönüp 69 pozisyonuna getirdim. Ben tekrar ıslak minik amcığını dilimle okşarken onun da sikimi öyle bir kavrayıp yalaması vardı ki… Bu sefer ben tarif edilemez duygulara kapılmıştım.
Baldız acemiliğinden dişleriyle sikimin başını farkında olmadan acıtıyor, canımı yakıyordu. Fakat büyüyü bozmamak için sesimi çıkartamıyordum. Fazla dayanamadım ve
“Gülay’ım… Gelmek üzereyim, ağzına boşalacağım!” dediğimde sikimi hemen ağzından çıkarttı. Bozulmuştum! Doğruldum,
“Bak aşkım, ben senin amının suyunu yaladım yuttum. Şimdi de sen benimkini yut!” dedim ve baldızın başından iki elimle tutarak tekrar ağzını sikmeye başladım.
Fazla derine girmeden sikimin yarısını sokup çıkarıyordum minik ağzına… Daha fazla dayanamadım. Başından sıkıca tutarak oluk oluk ağzına boşalmaya başladım. Gülay debelenip, sikimi ağzından çıkarmaya çalışıyordu, ama aldırış etmeden son damlasına kadar boşaldım ağzına…
Gülay bu yaptığıma çok bozulmuş, suratı ekşimiş, döllerimi yutarken zor yutkunuyordu. Boşalmam bitip sikimi ağzından çekince, doğruca lavaboya koştu. Galiba midesi bulanmış, yuttuklarını çıkarıyordu. Ağzını yıkayıp tekrar odaya geldi ve kızgın bir şekilde,
“Enişte, bir daha bunu yapma! Tadı hiç hoş değil, bayat yumurta gibi!” dedi.
“Tamam aşkım benim… Tamam bebeğim… Bu ilk ve son!” dedim…
Gülay’ı yüz üstü yatağa yatırdım. Göbeğinin altını yastıklarla takviye yaparak muhteşem göt deliğini ortaya çıkarttım. Baldızın göt deliği o kadar küçüktü ki, varla yok arası kırmızı bir nokta gibi duruyordu.
Bu manzara beni acayip tahrik edip sikimin tekrar sertleşmesine yetmişti. Şunu da biliyordum ki, baldızın götünü sikmem hiç de kolay olmayacaktı, işim bayağı zordu. Yumuşaması için götünün deliğini yalamaya başladım ama ne mümkün, daha serçe parmağımı sokmaya çalıştığımda,
“Ayy canım yandı!” deyip ileri çekiliyordu.
Komodinin çekmecesinden eşimin kullandığı bebe yağını aldım ve baldızın götüne biraz akıtmaya, yavaş yavaş küçük parmağımla okşayarak sokmaya başladım.
Götünün deliği biraz olsun esnemişti ve baldız artık altımda debelenmiyor, kaçmaya çalışmıyordu. Yaklaşık yarım saat uğraştıktan sonra biraz daha alıştı. Zevk inlemeleri başladı hatta…
Ben de bebe yağıyla sikimi bir güzel yağladım ve başını götünün deliğine hafiften bastırdım. Ama ne mümkün, yine canı yanıyor, bağırıyor ve kendini ileri kaçırıyordu…
Baldızın kafasını yastığa bastırdım ve iki eliyle götünün yanaklarını ayırmasını sağladım. Böylece götünün deliği biraz daha ortaya çıkmıştı. Yavaş yaparsam baldızımın götüne asla giremezdim. Beklemediği bir anda birden girmem gerekiyordu.
Belki bu onun canını çok acıtacaktı, fakat başka türlü de olmayacaktı. Sikimin başını göt deliğine dayadım ve birden yüklendim. Sikimin tamamına yakını götüne girmişti, ama baldızım da,
“Yandım anam! Ölüyorum! Ne olursun çıkart enişte! Dayanamıyorum! Bayılacam!” diye bağırıyor, odanın içini inletiyordu. Hiç hareketsiz üzerine abandım kaldım. Sikim sanki kırılacak gibi zonkluyordu.
“Enişte yalvarırım çıkart, ölmek üzereyim!” derken gözlerinden yanaklarına doğru yaşlar süzülüyordu. Çıkartmadım. Sikim tüm kalınlığıyla o daracık haznede sımsıkı sarılmış bir şekilde beş on dakika hareketsiz durdum.
Sikim içindeyken sarılıp okşuyor, sırtını, boynunu öpüyor, yatıştırmaya çalışıyordum. ,Ama nafile… Gülay hala altımda cıyaklıyordu. Baldızı kendime çekerek yavaş yavaş git gellere başladım. Baldız yırtınıyor, inliyor ve ağlıyor,
“Enişte n’olur yeter bu kadar… Başka zaman yapalım! Çıkart!” diyordu…
O anda çıkarırsam baldızın götünü bir daha asla sikemeyebilirdim,
“Birazdan geçer aşkım… Kendini sıkma aşkım… Rahat ol sen… Bak yavaş yavaş yapıyorum!” diye baldızı teselli etmeye çalışıyordum.
Baldızın götünü beş dakika yavaş ve ritmik bir şekilde sikerken, sikime bir sıcaklık geldi. Kesin götü yırtılıp kanamıştı. İçinden çıkarırsam kanı görebilir diye düşünerek sikmeye devam ettim.
Baldızın götünü sikerken tarif edilemez zevk alıyordum. Baldızım ise acıdan resmen bağırıyordu. Buna rağmen devam ettim. On dakika sonra ise iyice hızlandım ve
“Geliyorum!” diyebildim. Baldızın bir şey demeye mecali dahi kalmamış, altımda acıdan adeta baygın yatıyordu. Boşalırken elimde olmadan ben de böğürerek içine fışkırtmaya başladım. Hiç bu kadar çok boşalmamıştım.
Sikimi yavaşça götünden çıkardığımda sikim kanla karışık döllerime bulanmıştı. Baldızın göt deliği bayağı bir açılmıştı ve döllerim götünden çıkarak çarşafa akıyordu. Ben kalkıp banyoya giderken, baldızım halen sızlanıyordu…
Duşumu aldım geldim, baldızın yanına uzandım, sırtını okşayıp öptüm
“Seni çok seviyorum aşkım, beni dünyanın en mutlu erkeği yaptığın için teşekkür ederim!” dedim.
Baldız cevap vermeden sadece omuzlarını çekiştirdi. Bir saate yakın konuşmadan ve hareket etmeden öylece yüzüstü yattı, ben de ayaklarından ensesine kadar her yerini okşadım, öptüm, defalarca onu sevdiğimi söyledim. Sonunda baldız bana doğru yan dönünce,
“Nasıl oldun aşkım?” dedim.
“Biraz daha iyiyim enişte… Hacer acıyacağını söylemişti, ama ben bu kadar çok canımın yanacağını tahmin etmemiştim!”
“Bak sen şu minik orospulara… Demek Hacer’in de haberi vardı senin bana vereceğinden… Bir tek benim mi haberim yoktu bundan?” Kahkahayla güldü Gülay… Boynuma sarıldı sımsıkı, dudaklarımdan öptü beni… O körpe lolita dudaklarını yedim bitirdim.
“Hacer benim kankim enişte… Her şeyi anlatırız birbirimize… O benden daha hızlı aslında… Ne önü kaldı, ne arkası… Ben kararsızdım ama, sen olunca dayanamadım. Dediğin gibi, bekaretimi kocama saklayalım. Arkamın acısı geçerse düşünürüz anal seksi… Hadi seviş benimle…Öp beni…”
O gece baldızın götüne dokunmadan, amını yalayarak birkaç kez daha orgazmın tadını almasını sağladım. Klitorisi yalandıkça kendinden geçiyor, o körpe bedeni müthiş kasılmalar yaşayarak boşalıyordu Gülay… Sonunda kendimi affettirdim ve birbirimize sarılarak güzelce uyuduk.
Ertesi gün uyandığımızda götünün acısı biraz da olsa geçmişti. Uykudan uyanan güzel baldızımla öpüşüp seviştik, koklaştık, birbirimizi okşadık. Sonunda Gülay götünü sikmemi kendisi istedi.
“Hadi enişte… İstediğini yap bana… Belki şimdi o kadar acımaz.” diye mırıldandı dudaklarını yerken…
Bu sefer banyoda bebe yağıyla alıştıra alıştıra, küveti doldurduğum sıcak suyun içinde siktim baldızımın götünü… Küçük orospu anal seksin, götten sikilmenin zevkini almıştı artık…
O gün boyunca yataktan hiç çıkmadık desem yeridir. Üç kez daha siktirdi götünü bana… Yalayarak kaldırdığı sikimin üstüne kendiliğinden oturuyor ve zorlanmadan köküne kadar alıyordu götüne…
Gülay ile o unutulmaz iki gün boyunca Adem ve Havva gibi yaşadık evin içinde… Seviştik durduk. Kızlığına dokunmadan, yapılabilecek ne varsa aklımıza gelen her şeyi yaptık.
Her güzel şey gibi o iki harika gün bitti sonunda… Acele acele evi derleyip toparladık beraberce, temizledik, seks yuvamızda hiç bir iz, delil bırakmadık. Gülay evine gitti, iki gün baldızımla seviştiğimiz yatağımıza o gece yatağın sahibi, karım girdi.
O da ayrı kaldığımız iki gün boyunca fena özlemişti beni, seks yapmayı… Gece boyunca üstümden inmedi eşim de… Bu kez am sikmenin tadına vardım karımla… İki gün boyunca göt sikmenin üstüne am sikmenin güzelliğini yaşadım.
Cennet böyle bir şey olmalı… Hurilerle sevişilen, mutlu yaşanan bir yer…
Eniştemin Ablası
Eniştemin ablası Sibel abla 35 yaşında, 1.75 boyunda, sarışın, iri yarı, görenin gözlerini ayıramadığı, alımlı, evli ve iki çocuk sahibi bir kadındır. Yani tam bir MİLF.
Ben ise 1.86 boyunda, 28 yaşındayım. Lise ve üniversitede voleybol oynadım. Her fırsatta spor yaparım hiç ihmal etmem. Üniversite bittikten sonra bir satış firmasında orta düzey yönetici olarak işe başladım. İşim gereği çok seyahat ediyorum.
Hem sık seyahat, hem de seks hayatımın hızlı döneminde olduğumdan evlenmeyi hiç düşünmedim. Liseden itibaren seks hayatım hep hareketli olmuştur.
Sibel abla bize geldiklerinde ben büyülenmiş gibi kalır, heyecandan elim ayağıma dolaşır ne yapacağımı şaşırırdım. Benim bu halim Sibel ablayı çok güldürürdü. Oturduğu zaman hiç kendini sakınmaz, bacak bacak üzerine attığında götünün kıvrımlarına kadar gözükürdü.
Elleri ve ayakları her zaman bakımlı ve ojeli olurdu. Kalın, emilesi dudakları, parlak dişleri, koca memeleri ile benim hayal dünyamın ilahıydı.
Yazın çorapsız süt gibi bacaklarını, kışın ince, siyah veya ten rengi çoraplar ile kapatır, her hali ile muhteşem güzelliklerini ortada bırakırdı. Gözlerimi bacaklarından ayıramaz, hayal dünyamı çeşitli fantazilerle 31 çekerek renklendirirdim.
Eniştemle çok iyi anlaşırız, haftada iki üç gün onlara uğrar, akşam yemeklerini birlikte yeriz. Böyle bir akşam Sibel abla habersiz çıkıp geliverdi. Şaşırmıştık. Hal hatır sorulduktan sonra kocası ile tartıştığını, soluklanmak için geldiğini, eğer sakıncası yoksa bu gece onlarda yatılı kalmak istediğini söyledi.
Ablam ve eniştemin o gece daha önceden planlanmış programları olduğundan iptal etmek istediler, ama Sibel abla kabul etmedi.
“Hem Can burada, siz gelene kadar bana eşlik eder!” deyip ablam ile eniştemin gitmelerine izin verdi. Dünyalar benim oldu. Hayal dünyamın ilahesi ile yalnız kalacaktık.
Eniştemle ablam hazırlanıp gittiler. Her zaman hayalini kurduğum şey gerçek olmuştu. Koca evde ikimiz baş başa kalmıştık.
Sibel abla her zamanki rahatlığıyla bacak bacak üzerine attı, muhteşem tablo ortaya çıktı. Kalın, sütün gibi bacaklarından gözlerimi alamıyordum.
İnce siyah çorap sarıyordu bacaklarını… Lame ev terliklerini üstteki ayağının ucunda sallarken kırmızı ojelerini çorabın altında görebiliyordum. Biraz sonra bacaklarındaki çorabın jartiyer çorap olduğunu anladım, dantellerini görebiliyordum. Sikim taş gibi oldu. Oturduğum yerde sikimin kalktığını saklamaya çalıştım kıvranarak, dayanamıyordum.
Yeni pedikür yapılmış, tırnakları kırmızı ojeli davetkar ayaklarını yalayıp yavaş yavaş yukarılara çıkmayı, jartiyerin dantellerini geçip amını okşadığımı düşünüp hayal kurarken konuşmaya başladı.
“Nereye bakıyorsun Can?” dedi gülümseyerek… Önce bocaladım tabi, ne diyeceğimi şaşırdım, “
“Bir yere bakmıyorum Sibel abla…” filan diye kekeledim yeni yetme oğlanlar gibi…
Evet onun sapığıydım, bacaklarının, kumru gibi ayaklarının hastasıydım ama beni sapık olarak damgalamasını da istemiyordum doğrusu… Ama yakalanmıştım işte, hedefine kilitlenen füze sistemi gibi onun harika ayaklarına, çoraplı bacaklarına baktığımı görmüştü kadın…
“Bak Can… İnkar etmene hiç gerek yok. Bana karşı ilgi duyduğunun farkındayım canım… Neden orada oturuyorsun? İstersen yanıma gelebilirsin…” diyerek eliyle oturduğu koltukta yanına davet etti beni… Heyecandan kalbim duracak gibiydi. Kalkıp onun yanına oturdum. Yarım dönerek süzdü beni,
“Anlatsana bana… Neden bana ilgi duyuyorsun? Kocamın bu kadar ihmal etmesinin yanında neden her bir araya geldiğimizde sanki kendinden geçer gibi süzüp duruyorsun beni?”
Hiç bu kadar yakın olmamıştık Sibel ile… Kalbim güm güm atıyordu. Soluğunu yanaklarımda duyuyor, parfümünün kokusunu burun deliklerime çekiyordum.
“Kusura bakma Sibel abla, ama senin kocan dangalağın teki…” dedim. Artık her şeyi açık açık söylemeye kararlıydım. Bir kahkaha attı, şuh ve seksi gülüşü içimi eritti.
“Bak seen… Neden öyle düşünüyorsun Can?” Elini tutup iki elimin arasına aldım, gözlerinin içine bakarak,
“Senin kadar güzel ve seksi kadına karşı ilgisiz kocan aptalın teki de ondan… Sen benim tanrıçamsın Sibel… Hayallerimin kadınısın…”
Gözlerindeki pırıltıları görebiliyordum, dudaklarının kenarı kıvrıldı, derin bir iç çekti.
“Gerçekten öyle mi düşünüyorsun?”
Göz göze, santim santim birbirimize yaklaştık. Yavaşça dudaklarımız kenetlendi, dillerimiz ahenkle dans etmeye başladı. Ellerim vücudunun her yerine dokunuyor, üzerindeki giysilerini yavaşça çıkartıp kadife tenini okşuyordum. Üstünde sadece tanga külodunu ve jartiyer çoraplarını bıraktım.
Kulaklarını, boynunu emerek memelerine doğru kaydım, ellerim sürekli çalışıyordu. Meme uçlarının hepsini ağzıma alıp dilimle masaj yapıyordum. Elim amının tüm kıvrımlarını hissediyor, biraz sonra amına ulaşacak dilim için ön hazırlık yapıyordu.
İncecik külodunu hafifce yana alıp amına ağzımı yapıştırdım. Dilime hakim olamıyordum, bal gibi tatlı, mis gibi kokan amını dilimle sikiyordum. Sibel abla uçuşa geçmiş, garip sesler çıkartıyor, devam etmem için yalvarıyordu.
Amından, götüne geçtim, dilim sürekli çalışıyordu. Oradan süt bacaklarına doğru indim, jartiyer çoraplarını okşaya okşaya, çorabın üstünden diz kapaklarını yalayıp aşağı kaydım. Yıllardır hayallerimi süsleyen kadın altımda kıvranıyordu. Ayaklarını ağzıma aldım, parmaklarını yalamaya, aralarını dillemeye başladım. Muhteşemdi.
Sikimi çıkartıp çoraplı ayaklarına sürtmeye başladım, inanılmaz bir duyguydu. Sibel abla birden doğruldu, sikimi tuttuğu gibi gırtlağına kadar ağzına soktu. Ağzından sikimi çekip dudaklarına yumuldum.
Sonra tekrar sikimi ağzına soktum. Bu hareketi birkaç kez tekrarladım. Dudakları sikimin suyu ile nemlenmişti. Birbirimizin her yerini yalamaya devam ediyorduk…
Sibel abla beni sırt üstü yatırıp yüzüme oturdu. Amını yüzümün her herine sürtüyordu. Ben de dilimi çıkarmış yalıyordum. Ne kadar amını yüzüme sürdü bilmiyorum, ama bir süre sonra çığlıklar atarak orgazm oldu ve amının tüm suyunu yüzüme akıttı. Sonra üstümden kalktı ve dudaklarımız birleşti, bir süre
öpüştük…
Jartiyer çoraplarını sıyırıp attım. Tekrar, bu kez çıplacık ayaklarından yalamaya başlayıp muhteşem kokusunu içime çekerek yukarıya doğru çıkmaya başladım. Amını ve götünü yalamaya devam ettim. Parmaklarım dilime yardımcı oluyor, amının etrafını okuşuyordum ki, Sibel abla,
“Artık sok, yarrağını içimde istiyorum!” dedi. Doğrulup bacaklarının arasına yanaştım. Sikimin başını amına soktum yavaş yavaş girmeye başladım. Amının içi yazın asfalttan gelen sıcağın yüzüne vurması gibiydi, yanıyordu.
Ritmi bulduk, senkronize şekilde gidip geliyordum. Bu esnada kırmızı ojeli parmaklarını ağzıma soktu, ben de yalamaya başladım. Yüzünün aldığı şekli tarif edemem, şehvetten gözleri kaymış, anlamsız seslerle zevkini yaşıyordu.
Dudakları dayanılmazdı, sikim amındayken hafif aralık dudaklarına yapıştım. Dilimle ağzını, sikimle amını sikiyordum… Yaklaşık yarım saattir sikişiyorduk. Boşalacağımı söyledim.
Götümden tutup amına doğru bastırdı. Döllerim fışkırdı amınının içine. Aktıkça aktı. Boşalmam bitip de sikimi amından çıkardığımda ağzına aldı, sikimde kalan dölleri temizledi, yuttu. Sonra dudaklarımız birleşti, uzun ama yumuşak darbelerle öpüştük. Konuşmadan, birbirimize öpüşerek teşekkür ettik. Duşa girdik, ılık su iyi geldi.
Banyodan çıktığımızda sevişmeye devam etme niyetindeydim. Başını göğsüme yasladı. Onu ne kadar zamandır arzuladığımı, hayallerimi süslediğini anlattım ve bu yaşadıklarıma inanamadığımı söyledim. Dudaklarımız birleşti.
Bu kez hiç acele etmeden tüm vücudunu ellerim ve dilim ile keşfedecektim. Ama öncelik ayaklarıydı. Oturduğumuz yerde ayaklarını kucağıma aldım, sessizce beni izliyordu.
Hafif masaj yapmaya başladım, bazı noktalara parmaklarımla basınç uyguladım. Bu hareketler ona iyi geldi, hafiften mırıldanmaya başladı. Dilim parmaklarıma eşlik etmeye başladı, uzun uzun ayaklarını yaladım.
Mest olmuştu, ilk kez ayaklarının yalandığını ve muhteşem zevk aldığını söyledi. Yukarı doğru tırmanmaya başladım. Bacaklarının her noktasını yalıyordum. Diz kapakları ve tam arkasında biraz fazla zaman harcadım, bundan çok hoşlandı.
Sıra götündeydi, ilk sevişmemizde biraz ihmal etmiştim. Dilimi götünün deliğine değdirdiğimde titredi. Daireler çizerek yalamaya, dilimin ucunu götünden içeri sokmaya çalıştım. Zevkten bağırıyordu…
Orta parmağımla dilime yol açtım, dilim daha derine girdi. Çıkardığı seslerden devam etmem gerektiğini anlıyordum.
“Seni önce dilimle sikeceğim, sonra yarrağımı sokacağım. Aynı anda bacaklarını havaya kaldırıp ayaklarını yalayacağım!” dediğimde daha çok ses çıkarmaya başladı. Artık Sibel abla da bana konuşarak eşlik etmeye başladı,
“Evet, götümden sik beni, memelerimi parçala, ayaklarımı yala, bu muhteşem duyguyu yaşat bana!” diye bağırıyordu… Bacaklarını omzuma alıp sikimi götünün deliğine dayayıp soktum. Önce,
“Ahhh!” diye çığlık attı, sonra, “Ohhh!” demeye başladı. “Sik beni!” dedikçe götünü daha hızlı sikmeye devam ettim.
Götünü sikerken de memelerini dil manyağı yaptım. Aynı zamanda klitorisyle oynamayı da ihmal etmiyordum. Sibel abla orgazm olunca ben de götünün içine boşalarak sikişimizi taçlandırdım.
Hiç bir kadına aldığı zevki sormadım. Ama ben daha önce hiç bu kadar ateşli sikiş yapmamıştım. Sibel abla ile daha sonra fırsat buldukça seviştik.
Yengemle Evcilik Oyunu
Evlilik bana göre değil!” desem de, annem beni evlendirmeye yoğun bir çaba harcıyor, bir gün amacına da ulaşacak galiba.
Evlilik demişken, her evlilik mutlu olmuyor, mesela dayımla yengemin evliliği. Elli yaşındaki dayım birçok işe girip 3-4 ay çalıştıktan sonra ya kovuluyor, ya işin yorucu olduğunu söyleyip birkaç ay dinlenip tekrar aynı şeyleri yapıyordu. Velhasıl adamın çalışma isteği yok.
Yengem ise kırk yaşındaydı, halk eğitim kurslarında halı kilim dokuma üzerine eğitim veriyordu. Köyde kaldıkları süre içinde kiraya, sebzeye, meyveye, yumurtaya vs. para vermiyorlardı.
Yengeme hepimiz çok üzülüyorduk, üç çocuk, çalışmayan bir koca, eve giren tek maaş, zordu tabii. Yengemi annem kendi kızı gibi sever. Dayımdan ise annem başta olmak üzere sülalede kimse hoşlanmazdı. Hele ben, nefret ederdim dayımdan…
Hafta sonlarım genelde spor salonu, arkadaşlarla içmek, yeni kız düşürme çabaları ile falan geçiyordu. Yorucu bir haftadan sonra sabırsızlıkla hafta sonunun gelmesini bekliyordum. Cuma günü iş çıkışı annem aradı,
– “Ayyaş dayın yine yengenle kavga etmiş. Git yengeni al, kendi evine götür, ben de geliyorum!” dedi.
Benim evle annemlerin arası kırk kilometre… Yani bir saat bile değil. Yani annem bana geleceğine babamla birlikte yengemi almaya gitseler, ben de hafta sonunda kafama göre takılsam güzel olmaz mıydı? Belli ki annem dayımı korkutmak için beni gönderiyor.
Bindim arabama, burnumdan soluyarak gittim köye. Evin önüne vardığımda önce arabadan inmedim. Yengem evden ufak çocuğu almış, diğer ikisini bırakmış, kapıya çıkmış ve dayıma,
– “Bunları besle büyüt te göreyim senin adamlığını, seni terk ediyorum, sakın bir daha beni arama!” diye bağırıyor. Kör kütük sarhoş dayım ise,
– “Geri gelirsen ayaklarını kırarım oruspu. Millete kendini siktir, sonra bana para yok de. Siktiriyorsun bari parayla siktir. Bu çocuklar belki benden bile değil. DNA testi yaptıracağım lan oruspu!” diye bas bas bağırıyor.
Ben arabadan inip kapıya doğru yöneldim, dayım beni görsün de çenesini kapatsın, millete daha fazla rezil olmayalım diye. Fakat dayım beni görünce iyice delirdi ve
– “Bak pezevengin de geldi. Bundan sonra seni Servet mi satacak? Belki seni sadece kendi sikip sana bakacak!” diye bağırdı.
Yengem sinirden ağlıyor, dayımın canı ise belli ki kavga istiyor. Benim sigorta attı. Dayımın yanına yaklaştım, leş gibi rakı kokuyordu. Dayıma,
– “Bir sus yaa! Ağzından para lafı eksik olmuyor, götünü kaldır az çalış, para kazan. Karının eline bakma. Sen rakı içecek parayı nerden buluyorsun?” dedim.
Dayım o sarhoş haliyle bana yumruk atmaya çalıştı. Ben yumruğu yememek için kenara çekilince dayım dengesini kaybedip yere düştü. Yüz üstü basamaklara kapaklanmış, ağzı yüzü kan içinde kalmıştı.
Çocuklar ağlamaya başladı. Yengemin kolundan çekip arabaya bindirdim. Yengem kalan çocuklara bakarak ağlamaya başlayınca kalan iki çocuğunu da aldım, evime doğru yola çıktık. Yengeme yol boyunca sadece,
– “Yenge bak, evim kira değil, arabam var, iyi kötü bir maaşım da var, yani senin çalışmana gerek yok. Evde kal çocuklarınla ilgilen, ben sana da çocuklarına da bakarım. Ama bu adama tekrar dönersen, ne ben bir daha gelirim, ne de annemleri yollarım, haberin olsun!” dedim.
Evime vardıktan az sonra da annemle babam geldiler. Annemin yengemle konuşacakları vardır hesabıyla ben de çocukları alıp gezmeye götürdüm. Korkmuşlardı. Çocuklarla lunapark, hamburger, dondurma, gazoz falan derken akşama doğru eve döndük.
Yengem çocukları aldı banyoya yıkamaya götürdü. Annem kısık sesle,
– “Yengen bir süre burda kalmak istiyor. Sen ne diyorsun? Kalırsa sana bir zararı olur mu?” diye sordu. Ben de,
– “Anne ben yengemi arabaya bindirdiğim zaman söyledim, kalmasında bir sakınca yok. Hem ev de büyük, üç oda hepimize yeter!” dedim.
Annemler iki gün bizimle kaldıktan sonra, benim için sorun olmayacağına ikna olup köye döndüler. Velhasıl böyle başladı Dilek yengemin bende kalması…
Pazartesi işe gidecektim, yengem benden önce kalkmış mutfakta kahvaltıyı hazırlıyordu. Beni görünce neşeyle sarıldı ve yanaklarımdan öptü, günaydınlaştık. Duş alıp kahvaltımı yapıp çıktım.
Çocuklar sevinsin ve bana alışsınlar diye birkaç tane oyuncak, biraz da bisküvi, cips, çikolata, gofret, gazoz falan aldım. Mesai boyunca yengem habire benimle mesajlaştı. Mesaim bitmek üzereyken de,
– “Hadi evin babası, yemek hazır, çabucak gel, çocuklar seni bekliyor. Evde bunlar eksik, gelirken al..” vs. vs.
Sanki evlenmeden baba olmuştum. Güzel bir his doğrusu. Çocuklar da kendilerini bana sevdirmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Böyle aile ortamını özlemiştim.
Mesaim bitince eve vardım. Yengem kapıyı açtığında bir şeylerin değiştiğini, mesajlaşmalarımızın onu bir adım daha ileriye taşıdığını görebiliyordum. Güzel ve dar eşofman takımı giymiş, az biraz allık, dudağa parlatıcı sürmüş.
Güzel bir sarılma ve yanağıma öpücükle içeri geçtim. Masa şahaneydi. Evim pırıl pırıl, mis gibi kokuyordu. Yemekten sonra yorgunluk kahvesi yaptı, ardından çay, meyve… Doğrusu özlemişim böyle şımartılmayı…
Gece ilerleyince çocuklar kanepede uyudu. Odalarına taşıdım. Yengemle başbaşa kaldık. Bir bardak rakımı getirdi ve yanıma oturdu. Başladı içindekileri dökmeye, aklındakileri anlatmaya…
– “Ben karar verdim, dayını boşayacağım. Yarın dilekçe vereceğim. Sana yük olmak istemiyorum. Çocuklarıma tek başıma da bakabilirim. İstemiyorsan söyle ki bileyim. Ama bana dürüst ol!” deyince rakımdan son yudumumu aldım.
– “Madem evcilik oynayıp, mesajlarda evin babası, çocuklar seni bekliyor diyorsun… Sen de evin kadını gibi davran ve bir daha bu konuyu açma. Git yarın boşanma dilekçeni ver!” dedim.
Hemen bana sarıldı, yanaklarımı öptü. Liseli sevgililer gibi birbirimize kur yapıyorduk, ama bir sonraki adıma geçemiyorduk.
Bir hafta boyunca aynı şeyler oldu. Sabah kahvaltı hazır, yanağımı öperek işe uğurlamalar, sarılmalar. İşteyken mesaj atmalar, kur yapmalar,
“Özledik seni, bir an önce gel!” yazmalar, telefonda konuşmalar böyle devam etti.
Cuma akşamı iş çıkışı spor salonuna gittim, ordan eve geçtim. Saat ona geliyordu. Aynı filimlerde olur ya, yemek masada evin hanımı yemeğe dokunmamış, kanepenin bir köşesinde uykuya dalmış. Aynı o görüntü. Çocuklar da kanepenin diğer köşesinde uyumuş.
Sessizce çocukları odasına taşıdım. Yengemi de yatağına götürmek için kucağıma aldım ki uyandı. Yatağına giderken kucağımda söylenmeye başladı,
– “Bir daha bu saatlere kalma. Çocuklar seni görüp öyle yatsınlar. Sana çok alıştılar!” diye… Sonra hiç beklemediğim bir şekilde dudağıma bir öpücük kondurup,
– “Sadece çocuklar değil, ben de çok alıştım!” dedi. Halen kucağımdaydı, ben şok olmuş halde yatak odasına götürdüm.
Kucağımdan yere indirdiğimde bana sarılıp dudaklarımdan öpmeye devam etti. Ne düşüneceğimi bilmeden karşılık veriyordum.
– “Yenge, emin misin?» diye sordum son bir kez…
– “Ohhh… Hem de çok… Başka bir şey düşünemiyorum ki… Hadi durma, öp beni, seviş benimle… Yanıyorum ben… Ateşimi söndür yengesinin gülü… Erkeğim…»
– “Öyleyse günah benden gitti yenge… Ben de sana yanıyorum, hastayım ulan sana…”
Biraz öpüşüp elleştikten sonra elbiselerimizi yırtarcasına çıkardık. Beni yatağa yatırdı, dudaklarımdan göğüs kıllarıma, göbek deliğime kadar öptü. Sikimin ucundan taşaklarıma, ordan göt deliğime kadar yalayıp yuttu. Sonra sikime eğildi, sakso çekti.
Ağzından geleni fazlasıyla yapmıştı. Sıra bana geldi, yengemi uzattım yatağa. Kapkara olması gereken amının kılları sarı idi. Am dudakları pembeydi. Dilimi amının içine yerleştirip vakumladım. Sağ elimle de klitorisine titreşim vererek yengemin kısa sürede orgazm olmasını sağladım.
Yengemin göt deliğini yalarken dikkat ettim, büzüğü çok gevşekti, yani hadddinden fazla kullanılmış. Hiç zorlanmadan üç parmağım rahatlıkla giriyordu. Yağlarsam abartısız bütün elimi sokabilirdim.
Yengem orgazm olmanın hazzıyla saçımdan çekiştirip bir an önce sikimi amına sokmamı istiyor, ben de işin zevkine vararak yalamaya devam ediyor ve yalvarmasını bekliyordum.
Sikim taş gibi olmuş, ucundan zevk suyum geliyordu, ki amına sokar sokmaz boşalacağımı biliyordum. Yengemi yalayarak bir kez daha orgazm ettikten sonra banyoya gidip zuladan geciktirici spreyimi sikime sürdüm.
Sikimde bir uyuşukluk hissedince banyodan çıktım. Yengem bıraktığım gibi duruyordu. Yanına uzanıp meme uçlarını emmeye başladım. Memeleri fazla sarkmamıştı, tadı ve kokusu çok güzeldi.
Sol elim amında, sağ elim götünü avuçlamış, dilim meme uçlarında, sikim baldırına, bacağına temas halindeydi. Yengem ufaktan inlemeye başladı.
Meme uçlarını bırakıp dudağına yumuldum. Üste çıkıp sikimi amının içine sokmadan sürtündüm. Ufak inlemeleri artık bitmiş,
– “Hadi artık!” demeye başlamıştı. Ben oyalanınca çıldırdı, “Sok şunu artık, offff!” demelere başladı.
Ben oyalanınca yengemin kıvrak bir hareketle üste çıkması bir oldu. Eliyle tuttuğu sikimi amına yerleştirdi ve üstümde hoplamaya başladı. Her zıplayışında,
– “Ohhhhh!” çekiyordu. Çok geçmeden öyle bir kastı ki kendini, sikim kırılacak sandım. Yeniden orgazm olmuştu.
Biraz soluklanıp yeniden zıplamaya başladı. On dakika sonra yeniden kasılarak orgazm oldu ve
– “Ben bittim. Haftalardır böyle rahatlamamıştım!” deyip sustu. Farkında olmadan bir pot kırmıştı, dayım olacak öküz bu kadar uzun sikemezdi herhalde…
Benim daha boşalmadığımı ve sikim amının içinde halen kazık gibi durduğunu anlayınca mahçup oldu sanırım,
– “Şeyyy, götten yap istersen?” dedi.
– “Olur!” dedim. Üstümden indi ve domaldı. İki eliyle götünün yanaklarını ayırdı.
Demin amını götünü yalarken büzüğünün çok gevşek olduğunu farketmiştim, şimdi bir de götünün yanaklarını ayırınca göt deliği nerdeyse rakı bardağının ağzı kadar açıldı. Sikimi göt deliğine ittirmemle hiç zorlanmadan köküne kadar girmişti. Yengeme zarf atmak için,
– “Ohhh, harika götün var! Ayyaş dayım ağzının tadını biliyormuş!” dedim. Yengem sinirlenmişti,
– “Anma o şerefsizin adını. O ne bilir göt sikmesini… Hem sanki amımı doğru düzgün sikti de götüme mi sıra geldi!” dedi.
Verdiği cevapla farkında olmadan yine pot kırmıştı. Kafama takıldı, eğer dayım götten hiç sikmediyse yengemin götünü bu hale kim getirmişti? Ben bunu düşünürken yengem,
– “Hadi, ne duruyorsun, siksene!” deyince ufaktan pompalamaya başladım. O anda başka bir şeyin de farkına vardım, yengem götünden sikilirken daha çok zevk alıyor gibiydi.
– “Ohhhh, daha hızlı sik, ımmmmm, kökle!” diye inliyordu. Fakat ben zevk almıyordum, götü folloş olmuştu. Sikimi değil kolumu soksam girerdi yani. Üstelik geciktirici spreyin daha etkisindeyim. Durmaksızın pompalayarak belki yirmi dakika kadar daha siktikten sonra anca boşalabildim.
Yorgunluktan ölüyordum, yengemin de hali kalmamıştı. Biraz dinlendikten sonra birlikte duş alıp geldik. Yatakta uzanırken yengem göğsümün kıllarıyla oynuyor, şu anda çok mutlu olduğunu söylüyordu. İster istemez,
– “Ben de!” dedim. Fakat kafam dayımın yengeme (Siktiriyorsun bari parayla siktir!) lafı ve yengemin götünü bu hale kimin getirdiği sorusu ile meşgul idi. Sonunda dayanamadım,
– “Yenge, bir şey sormak istiyorum.” dedim.
– “Sor erkeğim… Sor kocacım…” diye yanıtladı beni…
– “Bak, seni alıp geldim, evime aldım. Başımın tacısın. Ama ne olursan ol, ne yaşarsan yaşa, bana doğruyu söyle… Dayım kavga ederken sana siktiriyorsun dedi ya…”
– “Evet canım, söyledi.”
– “Gerçekten öyle mi? Dayım seni adamakıllı sikmiyorsa bu götünün hali ne yenge? Kim sikti seni bu kadar?”
– “Ah Servet ah… Ne yapsaydım? İktidarsız dayınla bir ömür mü geçirseydim? Ben de mutluluğu dışarıda aradım işte… Bak, içine sinmiyorsa bırak gideyim. Başımın çaresine bakmaya çalışırım.” Kollarımla sarıp saçını okşadım,
– “Tamam yengem, tamam… Dedim ya, başımın tacısın. Olanların sorumlusu da sen değilsin aslında… Sen nasıl istersen o olacak, canını sıkma…”
Yengem daimi benim evde kalmayacaktı, mahkemeden sonra kendine ev tutup gidecekti. Yine de gideceği zamana kadar yengemle bu evcilik oyununu sürdürmeye karar verdim. Üstüme çektim kadını,
– “Hadi bakalım… Marifetlerini göster biraz daha… Ben doyamadım seni sikmeye…”
– “Ben de doyamadım sana… Harika sikiyorsun…”
Gülümseyerek belini kaldırdı, sikimi içine aldı, oturup kalkmaya başladı.
Sabahlara kadar sikiştik yengemle…