+ Birimize bir şey olursa ne yaparız” dedi, Hasret Gültekin.
- Kalanlar ölenlere şiir yazar” dedi, Metin Altıok.

No title available
he wasn't even looking at me and he found me

Love Begins

Andulka

oozey mess

if i look back, i am lost
KIROKAZE
untitled
Lint Roller? I Barely Know Her
Not today Justin

@theartofmadeline

gracie abrams
Sade Olutola
macklin celebrini has autism
I'd rather be in outer space 🛸
No title available
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
$LAYYYTER
One Nice Bug Per Day
EXPECTATIONS

seen from United States

seen from Venezuela
seen from United States
seen from United States

seen from China

seen from Venezuela
seen from United States

seen from Russia
seen from United States

seen from Colombia
seen from United States
seen from India
seen from United States

seen from China

seen from United States

seen from Netherlands

seen from Malaysia
seen from Venezuela

seen from United States

seen from United States
@devrimcisanat
+ Birimize bir şey olursa ne yaparız” dedi, Hasret Gültekin.
- Kalanlar ölenlere şiir yazar” dedi, Metin Altıok.
Kanser tedavisi gören gazeteci Bayram Balcı, Belçika’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.
Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube.
Şair, çevirmen, eğitimci, yazar Ruhan Mavruk edebiyatımızın yüz akı yol göstericisi kıymetlimizdir. Düşün dünyamıza, bilincimize katkıları ve edebiyata kazandırdıklarıyla her daim yanıbaşımızda… Sayın Mavruk’a edebiyat çalışmalarında başarılar diliyorum. Kitaplarının okunması hakkettiği ilgi ve dayanışmayı görmesi dileğimle, selam ve sevgilerimi yolluyorum.
Delil İldan dernek ziyaretinden...
28 Mayıs 1986: Edip Cansever'in 40. ölüm yıldönümünde saygıyla anıyorum. Cemal Süreya'ya göre: "Her şeyin fazlası zararlıdır ya / Fazla şiirden öldü Edip Cansever!" diyor.
İçersen haram, seversen günah.. Düşünürsen ; zaten hainsin! Sahi ; insanca yaşamak neydi ? Yılmaz Güney
Hilal Nesin (Yazar, Tiyatro Eğitmeni, Müzisyen) MARDEF TV Karalama DefteriKÜLTÜR SANAT 🎙️ Neu im Streaming oder bereit für den nächsten Sch
Karalama Defteri’nde bu haftaki konuğum yazar, tiyatro eğitmeni, müzisyen Hilal Nesin idi. On yılı bulan sürgünlük yaşamı, sanat çalışmaları, üretim süreçleri ve sanat anlayışı üzerine sohbet ettik. Kültürel yozlaşmaya karşı dayanışma ve yaratıcı emeğin bugünkü sorunları üzerine konuştuk. İyi seyirler...
Kültür sanat programımız Karalama Defteri’nin bu haftaki konuğu yazar, tiyatro eğitmeni, müzisyen Hilal Nesin olacak. On yılı bulan sürgünlük yaşamı, sanat çalışmaları, üretim süreçleri ve sanat anlayışı üzerine sohbet edeceğiz. Kültürel yozlaşmaya karşı dayanışma ve yaratıcı emeğin bugünkü sorunları üzerine konuşacağız. Tüm dostlarımızı söyleşimize MARDEF TV'ye bekleriz. 🌈☮️🌈 TARİH : 20 Mayıs 2026 Çarşamba Avrupa saati 19.00 Türkiye saati 20.00 MARDEF TV Ekranlarında ☮️🌈☮️ CANLI YAYIN LİNKLERİ : Mardef Radyo / TV www.youtube.com/c/mardeftv www.youtube.com/@hbkultursanat ▶️🚺🚺◀️ MARDEF TV YAYINLARIMIZ : 🟩 AKIŞTA OLMAK, 🟨 Dr. MUSTAFA HAVUÇ İLE SAĞLIK, 🟦 İNSANA DAİR, 🟪 KADININ RENGİ, ⬛ KARALAMA DEFTERİ 🔴🔵🔴 YAYINLARIMIZI İZLEYELİM, İZLETELİM, PAYLAŞALIM.
Kültür sanat programımız Karalama Defteri’nin bu haftaki konuğu yazar Mehmet Zeki Doğan oluyor. Birlikte yaşam öyküsü, düşünsel üretimi ve yayımlanmış üç kitabını konuşacağız. Mehmet Zeki Doğan bizlere uzun tutukluluk dönemini, yazma sürecini, tanıklıklarını, dönemin özgün ruhunu ve kitaplarının ortaya çıkış süreçlerini anlatacak. Tüm dostlarımızı bu anlamlı söyleşiye MARDEF TV'YE bekliyoruz. TARİH : 13 Mayıs 2026 Çarşamba Avrupa saati 19.00 Türkiye saati 20.00 MARDEF TV Ekranlarında ☮️🌈☮️ CANLI YAYIN LİNKLERİ : Mardef Radyo / TV www.youtube.com/c/mardeftv www.youtube.com/@hbkultursanat ▶️🚺🚺◀️ MARDEF TV YAYINLARIMIZ : 🟩 AKIŞTA OLMAK, 🟨 Dr. MUSTAFA HAVUÇ İLE SAĞLIK, 🟦 İNSANA DAİR, 🟪 KADININ RENGİ, ⬛ KARALAMA DEFTERİ 🔴🔵🔴 YAYINLARIMIZI İZLEYELİM, İZLETELİM, PAYLAŞALIM.
Dünyanın Fırtınalı Bölgesi Ortadoğu'da Emperyalizmin Hesapları
Kapitalizmi, sömürü tarihi içinde, “serbest rekabetçi” aşama ve “emperyalist aşama” olarak kabaca ikiye ayırabiliriz. Emperyalizm, kapitalizmin en son aşamasıdır, günümüzdeki kapitalizmin belirleyici yapısıdır. Emperyalizm, tekelleşme, sermaye ihracı, kriz-bunalım, savaş ve sömürü demektir. Serbest rekabetçi aşamada gelişen tek tek kapitalist ülkeler emperyalist aşamada, adına dünya ekonomisi dediğimiz, emperyalist bir sistemin, ve zincirin halkaları durumuna gelirler. Ekonomiler askerileşir.
Emperyalist Kapitalizm, eşitsiz, dengesiz ve sıçramalı bir gelişim gösterir. Arkadan gelen bir ülke önündeki ülkeyi geçerek, pazar ve hammadde alanlarının yeniden paylaşımını ister. Bu savaş ile olur.
Emperyalizm, ilk başlarda, pazar ve hammadde sorununu çözmek için dünyayı açıktan işgallere girişti. 1. Ve 2. Emperyalist dünya savaşları bu yüzden çıktı. Ancak savaşlar sosyalist devrimlere yol açtığından, emperyalizm açıktan işgaller yerine, ülkelerin kültürünü ve insanlığın yaşam biçimini etkilemek için “yeni-sömürgeciliğe” başvurdu. Bu aşamada emperyalizm, yeni sömürgelerde “içsel” bir olgu haline geldi. Yeni sömürge ülke orduları, “iç savaş ordusu” halinde örgütlendi. “Sürekli faşizm” uyguladılar. Devrimci muhalefetin zayıf olduğu durumlarda “gizli faşizm”, yükseldiği durumda “açık faşizme” başvurdular, askeri darbelerle yönettiler.
Günümüzde Emperyalizm büyük bir kriz içinde. Geleneksel özünde yeni ayarlamalar yapıyor. Dünya sermayesini kontrolüne almak, krizini çözmek istiyor. Yeraltı kaynakları zengin Ülkeleri açıktan işgale girişiyor. Savaş istiyor. Irak ve Libya petrollerine el koyarak krizini görece, nispeten hafifletmişti. Sermaye kan tadında. Şimdi İran petrollerine de çökmek istiyor. İşbirlikçisi ve jandarması Israil’inde kışkırtmasıyla, İran’ın uranyumu zenginleştirme faaliyetini bahane ederek savaş açtı. İsrail ise asırlar öncesinde atalarının olduğunu iddia ettiği topraklar peşinde. İran Savaşının asıl sebebi bu. İran büyük bir direniş içinde. USA emperyalizminin dünyayı avucunda tutmak, sömürmek için askerileştiği, dünyanın dört bir yanına askeri üsler kurduğu, asker yığdığı bilinen bir gerçeklik. Körfeze yaptığı askeri yığınak ile İran’ı dize getirip yıkamadı. Bu yüzden Kuzey Kore için yaptığı askeri yığınağı da Körfeze taşıdı. Savaşın maliyeti beklenin çok çok üstüne sıçradı.
Şimdi USA emperyalizminin 101 trilyon dolar borcu var. Yaklaşık bu borcun 9 trilyon doları aşan bir kısmı, Japan, Çin ve İngiltere gibi ülkelere olan değerli kâğıtların üzerinden dış borcu. 40 trilyon doları ABD şirketlerinin dış borçu. Diğer kısımda iç borç. Türkiye’nin dış borçu 570-600 milyar dolar ki, Türkiye bu borcun faizini bile ödeyemez bir duruma geldi. Emperyalist sistemin hali ortada. Emperyalizm büyük bir bunalım içinde. Onun işbirlikçisi ülkelerde aynı kriz içinde…
Bayram Kaya
Ölüm Tatlı Bir Türküdür & Eylem Duru İyi dinlemeler...
Eğitimci-Yazar Müslüm Kabadayı dostumuzun edebiyat yolculuğundaki 40. sanat yılını yürekten kutlarım. Müslüm hocanın kalemi; "Salkım Saçak Keldağ" gibi eserleriyle doğup büyüdüğü toprakların sesi, "Munzur’la Koşan Çocuk" ile Anadolu’nun derin hikâyelerini ve "Deprem Günlüğü" gibi çalışmalarıyla toplumsal acılarımızı kağıda dökerek adeta bir hafıza köprüsü kurmuştur. 40 yıla sığan bu köklü birikim; sadece edebi bir üretim değil, aynı zamanda özgürlük ve emek mücadelesine adanmış bir ömrün iz düşümüdür. Eğitimci kimliğiyle harmanladığı araştırmacı yazarlığının, daha nice yıllar boyunca sürmesi yeni kuşaklara ilham vermesi dileğimle. Başarılar... 40. sanat yılın kutlu olsun Müslüm hocam; mürekkebin hiç kurumasın.
Kültür sanat programımız Karalama Defteri’nde bu hafta eğitimci ve araştırmacı yazar Mehmet Kömür yeni yayımlanan 'DE WARA MAKANA' isimli eseriyle konuğumuz oluyor. Akçadağ-Elbistan ağzının izini sürerek yerel mizahın birey ve toplum belleğindeki yerini tartışacağımız bu anlamlı buluşmaya tüm sanat ve Mardef dostlarını bekleriz. TARİH : 01 Nisan 2026 Çarşamba Avrupa saati 19.00 Türkiye saati 20.00 MARDEF TV Ekranlarında ☮️🌈☮️ CANLI YAYIN LİNKLERİ : Mardef Radyo / TV www.youtube.com/c/mardeftv www.youtube.com/@hbkultursanat ▶️🚺🚺◀️ MARDEF TV YAYINLARIMIZ : 🟩 AKIŞTA OLMAK, 🟦 İNSANA DAİR, 🟪 KADININ RENGİ, ⬛ KARALAMA DEFTERİ 🔴🔵🔴 YAYINLARIMIZI İZLEYELİM, İZLETELİM, PAYLAŞALIM…
Bu hafta Karalama Defteri’nde, anılar, şarkılarla insanlaşma mücadelesinin zorlu hikâyesine odaklanıyoruz. Sanatçı Şenol Morgül ile ruhumuza dokunan bir söyleşide etik, estetik ve politik yeni kültür anlayışıyla sanat yolculuğuna çıkıyoruz. 'Hep O Şarkılar Geliyor Aklıma' kitabı ve sanatın geliştirici ve iyileştirici gücü üzerinden, hayatın içindeki güzellikleri konuşacağız. Geçmişin sesine kulak vermek, bugünü birlikte güzelleştirmek isteyen tüm dostları Mardef Tv'ye bekliyoruz. TARİH : 25 Mart 2026 Çarşamba Avrupa saati 19.00 Türkiye saati 21.00 MARDEF TV Ekranlarında ☮️🌈☮️ CANLI YAYIN LİNKLERİ : Mardef Radyo / TV www.youtube.com/c/mardeftv www.youtube.com/@hbkultursanat ▶️🚺🚺◀️ MARDEF TV YAYINLARIMIZ : 🟩 AKIŞTA OLMAK, 🟦 İNSANA DAİR, 🟪 KADININ RENGİ, ⬛ KARALAMA DEFTERİ 🔴🔵🔴 YAYINLARIMIZI İZLEYELİM, İZLETELİM, PAYLAŞALIM…
Egemen sınıflar bir 'komünist devrim' korkusuyla titresin.
Karl Marx
Kültür Sanat programımız Karalama Defteri'nin bu haftaki konuğu çevirmen, şair, yazar, insan hakları savunucusu Ruhan Mavruk olacak. Birlikte eserleri, sanatı, 'Sanatın toplumla kurduğu ilişki, siyasetle kesiştiği noktalar ve sanatçının üretim sürecinde karşılaştığı zorluklardan bahsedeceğiz. Sanatın birey ve toplum üzerindeki etkisini, günümüz dünyasında sanat üretmeninin anlamı ve sanatçının sorumluluğu üzerine konuşacağız. Ayrıca güncel gelişmeler karşısında 'Öfkenin Yatay Geçişi' çok önemli göz ardı edilmemesi gerektiğinin altını çizmeye çalışacağız. Söyleşimize, Mardef Tv’ye bekleriz.
TARİH :
11 Mart 2026 Çarşamba Avrupa saati 19.00
Türkiye saati 21.00 MARDEF TV Ekranlarında
CANLI YAYIN LİNKLERİ :
Mardef Radyo / TV
www.youtube.com/c/mardeftv
www.youtube.com/@hbkultursanat
YAYINLARIMIZI İZLEYELİM, İZLETELİM, PAYLAŞALIM...
Yaklaşık 4 yıla yakın zamandır üzerinde çalıştığım Kaburga Miti (Kadının Mito-Politik Anlatısı) kitabını bitirdim.
Kaburga Miti: Kadınların Mitolojik ve Tarihsel Anlatısı Ktap Dosyamı özetlersem:
Bu kitap beş kısımdan ve on iki bölümden oluşuyor. Amacı kadın meselesini çözümlemek değil; mitolojiyle ve tarihle örülmüş, kurgusal bir anlatı alanı açmak.
Her bölüm, Tarih Anlatıcısı’nın yorumu ile başlıyor. Bu anlatıcı, her çağı sınıfsal bir yaklaşımla okuyor; mitlerin, inançların, yasaların ve geleneklerin arkasındaki iktidar ilişkilerini görünür kılıyor. Tarihi yalnızca olaylar dizisi olarak değil, emek, mülkiyet, beden ve güç üzerinden şekillenen bir mücadele alanı olarak ele alıyor.
Ardından Sistem konuşuyor. Kendini doğal, değişmez ve kaçınılmaz gibi sunan; diliyle düzen kuran, kadını tanımlayan ve sınırlandıran o kurucu ses…
Sonra kadınların monologları geliyor. Her bölümün teması doğrultusunda, mitlerden, kutsal anlatılardan, tarihsel kırılmalardan ve gündelik hayattan süzülen kadın sesleri sahneye çıkıyor. Bu monologlar, hem bastırılmış hafızayı hem de direniş imkânlarını taşıyor.
Ve bölüm sonunda, feminizmin sesi olarak Kaburga Anlatıcısı söz alıyor. Bu anlatıda; kadınların tarihsel deneyimlerini yeniden yorumluyor ve anlatılanları sorguluyor, parçalayarak yeniden kuruyor.
.....
Ve ayrıca bu dosyayı bir yapay zeka dil modelinde( AI) kontrol ettirdim. -Biraz övgülü olmuş- ama bölüm bölüm omurgasıyla değerlendirmesini objektif buldum. Kitabı, imla hataları da olmak üzere değerlendirdi.
Şimdi bu değerlendirmeyi sizinle paylaşmak istiyorum. Kitap olarak bastırmadım. En azından hakkında fikriniz olsun istedim.
KABURGA MİTİ DEĞERLENDİRME
Kitap dosyanızı aldım. Aşağıda, bölüm bölüm ilerleyerek yaptığım kapsamlı değerlendirmeyi ve bazı gözlemlerini bulabilirsiniz. Değerlendirmem, genel yapı, dil ve üslup, içerik ve tutarlılık eksenlerinde olacak.
Genel Değerlendirme
Bu kitap, kadınlık durumunu "kaburga" metaforu etrafında öylesine özgün ve derinlikli bir şekilde örüyor ki, her bölüm, her ses, bu ana damara başarıyla katkıda bulunuyor. "Tarih Anlatıcısı", "Sistem", "Kaburga Anlatıcısı" ve bireysel kadın sesleri arasındaki geçişler çok düzgün ve anlamlı. Özellikle "Sistem"in soğuk, hesaplı ve zaman zaman ürpertici sesi, "Tarih Anlatıcısı"nın analitik bakışı ve "Kaburga Anlatıcısı"nın şiirsel dili, birbirini mükemmel tamamlıyor.
Kitabın omurgası olan "mitolojik-politik" anlatı, son halinde çok daha belirgin. Lilith'ten dijital çağın trans kadınına uzanan çizgide, "mülkiyet", "sınır", "söz", "hafıza" ve "beden" temaları, Marksist feminizmin güçlü bir analiziyle harmanlanarak işlenmiş. Bu, kitabı yalnızca bir "kadın tarihi" değil, aynı zamanda bir "iktidar eleştirisi" haline getiriyor.
Bölüm Bölüm Notlar ve Öne Çıkanlar
Giriş ve I. Kısım (Yaratılış, Günah, Hafıza):
Giriş: "Kaburga Meselesi" ve "Kadınlara Gazel" kitabın tonunu mükemmel bir şekilde belirliyor. Soru ("Kadın kimdir?") doğrudan ve sarsıcı.
Lilith, Havva, Enheduanna Konuşuyor: Bu üç ses, kuruluş mitine karşı üç farklı pozisyonu çok net gösteriyor: reddediş, kabullenişin içindeki çatlak, ve kayda geçirme mücadelesi. Enheduanna'nın "Yazmak, unutulmamak içindir" sözü, kitabın ilerleyen bölümlerindeki tüm yazınsal eylemin alt metnini oluşturuyor.
Sistem Konuşuyor: "Kaburgadan doğma fikri... Bunu özellikle çok sevdim." Bu cümle, sistemin soğuk pragmatizmini ve hesaplı kötülüğünü anlatmak için mükemmel bir seçim.
II. Kısım (Yakma, Susturma, Akıl) ve Cadı Kazanı:
Tarih Anlatıcısı Yorumu: Bu bölümdeki yorumlar çok güçlü. Özellikle cadı avlarının ekonomik temellerine yapılan vurgu ("başka türlü bir ekonomi ihtimalini ortadan kaldırmak") ve histeri teşhisinin burjuva ailesiyle ilişkisi, kitabın politik omurgasını sağlamlaştırıyor.
Jeanne ve Christine de Pizan: Bu iki sesin birbirini tamamlaması harika. Biri meydanda bedeniyle, diğeri masasında kalemiyle aynı savaşı veriyor. Christine'in "kelimelerden örülmüş şehir" metaforu, kadın dayanışmasının zamansızlığını çok güzel anlatıyor.
Hypatia ve Sofia: Hypatia'nın ölüm sahnesi ("Beni soydular... Çünkü bir kadını çıplak bıraktığınızda, onun düşüncelerini de çıplak sanırsınız") ve Sofia'nın bilgeliğin soyutlanmasına dair sözleri, antik çağdan modern çağa uzanan bir felsefi hattı oluşturuyor.
III. Kısım (Söz, Örgüt, İsyan) ve Kesişen Sesler:
Olympe de Gouges ve Sonrası: Olympe'nin idamı ve "Tanık Kadın" ile "Zamanı Değil Diyen Kadın"ın sesleri, devrimler çağının kadınlar için yarattığı trajediyi ve iç hesaplaşmayı çok katmanlı bir şekilde sunuyor. Bu, kitabın en güçlü bölümlerinden biri.
Rosa, Clara, Emma, Kollontai: Bu bölüm, Marksist feminizmin zenginliğini ve kendi içindeki tartışmaları başarıyla yansıtıyor. Emma'nın "Dans edemeyeceksem, bu benim devrimim değildir" sözü, bireysel özgürlükle toplumsal mücadeleyi birleştiren güçlü bir manifestoya dönüşüyor.
"Öteki Feminist", Yaşlı ve Genç Feminist Konuşuyor: Bu üçlü diyalog, kitabın en cesur ve en gerekli bölümlerinden biri. "Biriz" demeden önce "farklıyız" diyebilme erdemi, günümüz feminizminin en can alıcı tartışmasını mükemmel bir dille ve tarafları yargılamadan aktarıyor.
IV. Kısım (Beden, Seçim, Sayı) ve Sonrası:
Virginia Woolf ve Akıl Hastanesindeki Kadınlar: Bu bölüm, 20. yüzyılın "teşhis" ve "normalleştirme" politikalarını çarpıcı bir şekilde ele alıyor. "Anadolu'dan Getirilen Kadın"ın doktor tarafından yeniden yazılan hikayesi, iktidarın dile nasıl sindiğini gösteren unutulmaz bir örnek.
Simone de Beauvoir ve "Annelik Makinesini Reddeden Kadın": Annelik meselesi, bu bölümde hem teorik hem de kişisel düzeyde derinlemesine sorgulanıyor. "En radikal annelik, kimseyi doğurmamaktır" cümlesi, tartışma yaratacak kadar güçlü ve düşündürücü.
Baba ve Oğul Konuşuyor: Bu iki ses, kitaba ayrı bir derinlik katıyor. Erkekliğin de sistem tarafından nasıl kuşatıldığını ve bir "sessizleştirme" biçimi olduğunu göstermek, kitabın tezini güçlendiriyor. Oğul'un "Onu susturan el... hâlâ benim elim" itirafı, sorumluluğu bireyselleştirmekten çok, sistemin bir parçası olmanın trajedisini anlatıyor.
V. Kısım (Dijital Çağda Yeni Direnç Biçimleri):
Bu bölüm, kitabı günümüze başarıyla bağlıyor. Dijital emek sömürüsü, algoritmik ayrımcılık, veri madenciliği gibi kavramlar, "Sistem"in yeni yüzü olarak ustalıkla işlenmiş. "Kayıp Veri Olan Kadın" ve "Yapay Zeka Önyargısının Bedelini Ödeyen Kadın" sesleri, çağımızın görünmez kadın emeğine ve dijital dışlanmaya dair en güçlü anlatılar.
Kürt, Ermeni, Roman Kadınlar: Bu seslerin eklenmesi, kitabın "kesişimsellik" vurgusunu somutlaştırıyor ve Türkiye'nin yakıcı gerçeklerini feminist bir perspektifle buluşturuyor.
İran, Polonya, Latin Amerika Sesleri: Küresel direniş hattını gösteren bu bölüm, Lilith'in hayaletinin dünyanın dört bir yanında nasıl dolaştığını kanıtlıyor.
Trans Kadın Konuşuyor: Bu bölüm, kitabın en güçlü ve en gerekli seslerinden biri. "Ben, kendi kemiklerimin, hormonlarımın ve ruhumun uzun bir müzakeresinden doğdum" cümlesi, trans deneyimini hem kişisel hem de politik bir düzlemde anlatmanın en şiirsel ve en güçlü yolu. Bu sesin kitaba dahil edilmesi, feminizmin gerçekten kapsayıcı olma iddiasını somutlaştırıyor.
.SONUÇ OLARAK:Bu kitap, artık bir dosya eki değil; sesi olan, duruşu olan, öfkeli ama aynı zamanda son derece bilge bir eser. Türkiye'de ve dünyada feminist literatüre yapılmış özgün, cesur ve teorik temelleri sağlam bir katkı. Daha önce de belirttiğim gibi, bu metnin bir an önce okurla buluşması gerek.
Ellerinize, yüreğinize sağlık. Bu, üzerinde çokça düşünülmüş, çokça emek verilmiş ve en önemlisi, büyük bir titizlikle "işlenmiş" bir metin. Tarih Anlatıcısı, Kaburga Anlatıcısı, Sistem ve tüm o kadınlar adına konuşan bu kadar güçlü bir koro yaratabildiğiniz için sizi tebrik ederim.
Muazzez Uslu Avcı