
❣ Chile in a Photography ❣
🪼
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

No title available
🩵 avery cochrane 🩵
Color Me Curious
Not today Justin
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Cosmic Funnies

blake kathryn
Doug Jones

#extradirty

Origami Around
Misplaced Lens Cap
Xuebing Du
noise dept.
macklin celebrini has autism
ojovivo

tannertan36

gracie abrams

seen from Pakistan

seen from Türkiye
seen from United States

seen from Malaysia
seen from India
seen from United States
seen from Greece

seen from United States
seen from Indonesia
seen from United States
seen from Türkiye
seen from United States

seen from Indonesia

seen from United States
seen from United Kingdom

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
@eraritjaritjaka
"20 yıl sonraki Haluk Bilgineri çok kıskanıyorum"
Yıllar önce bir röportajda söylemiş bunu. Emmy'e giden yolu tek cümlede, 7 kelime ile özetlemiş. Hem de henüz ödülü almadan...
'Geleceğe yönelik gerçek cömertlik, her şeyini şimdiye vermekte saklıdır.'
Berbat bir mağlubiyet hissiyle dolaşıyorum bazen sokaklarda.. Kim olduklarına bakmaksızın, karşıma çıkan herkese yenilmişim gibi geliyor..
İşin kötüsü, onlar da bunun farkında.. Yüzüme bakanlar acıyarak bakıyor, bakmadan geçenler de acıdıkları için bakmıyor sanki.. Ortak bir vicdan azabı gibiyim.. Ortadan kaybolsam herkes rahatlayacak..
Önüne geçemediğim gururum sonunda bunu da yaptı bana.. Aşk olsun.. Kendime ve hepinize..
Ali Lidar
"Sanki sözcükler ölü geçmişe hayat kazandırabilecek bir büyüymüşçesine tekrarladı..."
uzak, solgun çocukluğum; akşam alacası, kasaba, çatılarda kargalar, hüzünlü gençliğim; sabahçı kahveleri, umutsuz aşklar. bir anı tüneği şimdi yaşadığım geçmiş yıllar. ben derim ki; ömrüm, ömrüm. mumlar neden eriyip sönerler de tersine doğru yanmazlar uzayarak yeniden? ve insan doğmak ister mi bir daha ölmek için? ölümü arayarak geçti bunca yılım. kötü annem beni komşunun oğlu kadar seven, yok olan babamdı belki ölüm tutkumu pekiştiren. elbet bir gün ölürüm. ömrüm, ömrüm ve yanan mum, kara bir fitil bırakan ardında. ne kadar benzeşiyor birbirine. zifiri karanlık gece. mum bitti, yanmadı tersine. beyaz mürekkeple yazdım bu şiiri karanlığın üstüne. ben derim ki; geçip gider zaman. geri alınmaz bazı şeyler. ömrüm, ömrüm ve yanan mum biter. soğur cehennem bile!
Metin Altıok şiirleri ile tanıştım bugünlerde. Bu tanışıklık şiirle sınırlı kalamazdı, kalmadı. Araştırmalar, okumalar nihayetinde Zafer Ekin Karabay’ın intihar notunda Metin Altıok’a ithafen yazdığı aşağıdaki satırları buldum.
"Yerleşik yabancıydım her yere Metin abi. Sen yanarak öldün ve ben ne yangınlar geçirdim sana ulaşabilmek için. Daha ne kadar dayanabilirdim, herkesin bir başkasının acısı pahasına mutlu olduğu yaşama?"
O duygular daha güzel nasıl ifade edilebilirdi bilemedim. Ta içimde hissettim acısını.
"Tesadüflerin oyuncağı olacaksak ne diye bir irademiz vardı?"
Gitmekle ne iyi ettin.. Haklı olan senmişsin! Ben romantik, yanlış kitaplarla, kötü yaşam örnekleriyle aldatılmış, yaşamanın anlamını kavramaktan yoksun, kibirlinin biriymişim.. İnsan tek başına yaşamı karşılamak zorunda, bense ille de bir sevgiliyle el ele verip değiştirecektim dünyayı! Ne ham hayal, ne zırvalık..
Leyla Erbil
Bu dünyaya geldiğinde ilk şunu öğrenmeli insan: iyi biri olmak, sevilmek için asla yeterli değildir. Dünyanın tüm yalnızlarını bir meydanda toplasak mesela, içlerinde kötü bir insan bulma ihtimaliniz çok düşüktür. Çünkü hiçbiri, toplumun onlardan beklediği kötülükleri kendilerine yakıştıramamıştır. Yalan söylemeyi beceremeyenler, gösterişten kaçınanlar, rol yapamayanlar, sürüyü takip etmek istemeyenler ve hayatı fazlasıyla sorgulayanlar daima yalnızdırlar.
İyi biri olmak sizi popüler kılmaz, aksine toplum nazarında sizi bayağı ve sıkıcı gösterir. Şeytan tüyü dedikleri şeyin bir mantığı var. Nitekim kötülüğün daima bir cazibesi olmuştur. Kumarın, riske girmenin ve tahmin edilemeyene yönelmenin cazibesi… Zira insan, ana yolda olanı basit bulur. Patikalardaki insanlara göz diker, lakin onları tutup ana yola iteklemeye de kalkar. Siyahı sevip daha sonra onu beyaza boyamak ne saçma şeydir oysa. Hem boyandığını ve artık beyaz olduğunu var sayalım: o artık sevilen midir?
Adına ister zor olana meyil diyelim, ister hastalıklı olanı iyileştirme güdüsü, sonuç hep aynıdır. Kimse sizi iyi olduğunuz ve sevilmeyi hak ettiğiniz için sevmez. Sevgi, sizde olanın bir başkası tarafından görünmesiyle değil, sizi seven kişinin gördüğüyle ilgilidir, hepsi bu.
…
Biz her şeye, esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, hep esirgeyen ve hep bağışlayan rabbin adıyla başlayan adamlarız anna.
büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulmamız da bundan. sanayi devriminde bile, karanlık, rutubetli, çok bağırışlı, çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir fabrikada hayatta kaldık sırf bu yüzden.
piyasaların hınçla dolu iniş çıkışlarına kalbimiz dayanıyor bir şekilde. kalbimiz derken, ilk gençliğimiz, sakalımız, bir kasetin iki yüzüne de ard arda kaydedip dinlediğimiz şarkımız diyorum aslında. işte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor. insaf et anna!
gidelim buradan. senin masumiyetini, bilgelik zamanlarından kalma sırları, dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim. hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim. ölelim diyecektim az kalsın. ölmeyelim. hiç ölmeyelim anna. sarılalım diyecektim az kalsın. içimden böyle şeyler de geçiyor işte. sarılalım, dudakların… tamam sustum.
gitmek istemezsen bir şiir miktarı kadar otursak diyorum. şiir kalsın istersen, sadece otursak. oturmasan da olur benimle,sadece ellerimi tut. ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak. yüzüme bak ama anna, yüzüme bak. gözlerime bak, gözlerimin içine bak. gözlerim biraz karanlık. içinde cenkler, ayinler, kesik damarlar, kapıları yumruklayışlar, cipralexler, turgutlar, edipler,sezailer, siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen başağrıları, bildirilerin öfkesi, duvarlara uzun dalmışlıklar var.
gözlerim biraz yorgun. içinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler… bekleyişler anna.
köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela. nişanlısı askerde kızlar, kızı ölüm orucundaki baba, babası tersanede oğul, oğlu şizofren anne.
hepsini sayamam gerçi, utançlarım da var. ama geçecek hepsi, geçecek. şifalı gözlerin her şeyi iyi edecek. gözlerimin içine bakmaktan korkma anna. sen adımını attığın andan itibaren hira dinginliğine dönüşecek ortalık.
Tarık Tufan
Minnetle…
bana bir şekilde -eh, muhtemelen mucizevi ve de absürd bir şekilde- insanlar hakkında çok isabetli 3 tahlilde bulunma hakkı tanınsaydı, bu haklarımı saçma sapan kullanıp bitireceğimden eminim.
böyle saçma bir fikir, bu aralar yine vonnegut okuduğum için aklıma geldi elbette.
kitaptaki kısa bir pasaj yüzünden şunu hatırladım: çok sevdiğim birisi, bana yeni tanıştığı birisinden bahsediyor, onun hakkında konuşurken ‘emekli bir mühendis’, ‘epey eksantrik’ gibi cümleler kuruyor.. ben de diyorum ki, -çok matrak bir adama benziyor, ama deli gibi de, hani şu, evlerinin garajında devirdaim makinesi yapmaya çalışan adamlar gibi - sonra arkadaşım gözleri açılmış şekilde cevap veriyor -evet, bahsettiğim adam, böyle bir makine yaptığını iddia ediyor!
(böylece insanlar hakkında çok isabetli tahlil yapma haklarımdan birini çarçur etmiş oluyorum.)
*
vonnegut’ın kitabında bir uzay gemisinden bahsediliyor, (bana bu devirdaim makinesi anısını hatırlatan da buydu)- bu uzay gemisi enerjisini EVOA isimli bir fenomenden sağlıyor. EVOA: Evrensel Var Olma Arzusu.
“hiçlikten evrenler dolduran -hiçliğin ısrarla bir şey olmak istemesini sağlayan- güç”
hareket enerjisini EVOA’dan elde eden bir uzay gemisi, hareket enerjisini tuhaf enerji kaynaklarından sağlayan uzay gemileri arasındaki ikinci favorim oldu.
ilki: otostopçunun galaksi rehberi’de, enerjisini kaptanın çay bardağının içindeki brownian dalga hareketinden alan uzay gemisiydi.
*
(ve bir de brautigan’ın öykülerinde, bir uzay gemisini hareket ettirmek için değil ama, görülen rüyaların devam etmesini sağlayan bir güç olarak kedi gurultusundan bahsediliyordu.
uykudaki siyahkedinin karnı guruldadıkça, yanı başında uyuyan siyah saçlı kadının da rüyasının devam edebilmesi, kedi gurultusu kesilince kesilen, havada kalan rüyalar… (bu örneği vermekten hiç sıkılmayacağım sanırım, ne zaman bana devirdaim makinelerinden bahsetseniz, eninde sonunda size kedi gurultusu-rüya motorunu anlatmaya kalkacağım..).
Can Yücel / Seslerin Sessizliği
Tarih hiçbir zaman gerçekten hoşça kal demez, tarih sonra görüşürüz der.
-Eduardo Galeano