kısa hikaye
Evin içi yine soğuktu. Hiçbir zaman ısınmayan bir ev. Bu soğukluk insanların içine de işlemiş. Dünyanın mevsimleri değişiyor. Değişime herkes ayak uydurmaya başlamış bile. Kaçınılmaz son aslında, beklenilen bir durum. Çoğunlukla iki kişi arasındaki konuşmadan öteye gitmediği düşünülen dönüşüm.
Dünya nüfusunun yarısından fazlası bu değişimi kabullenerek yürümeye devam ediyor. Bu yolun sonu neresi sorusunda optimist bir düşünce belirmiyor. Negatiflik rüzgarları dünyayı sarmış, bir umutsuzluk içinde sürükleniyor.
İslam dünyası, Hristiyan dünyası ve birçok dünyalar kendilerini bir gerçeklik sanrısının içine hapsetmiş ölmeyi bekliyorlar. Gerçeklik çığırından çıkmış. Kişisel değerler birleşerek evrensel değerlere dönüşüyor. Bireysellik, benzerliklerle birbirlerine çekiliyor. İşte evrensel değerler bu benzerlikler sonucu oluşuyor.
Hayat tarzları günden güne sosyal medya adı verilen bir kutucuğa göre şekilleniyor. Telefonu bırakıp biraz sosyalleşmek yerine, biraz telefona bak da sosyalleş öğütleri döner oluyor sokaklarda.
Aktarım sakıncalı hale gelmeye başlıyor. Bilgi desen, kırıntısı bile kalmamak üzere. Bilgi, bilmemezlik tarafından sorgulanıyor. Kimse okumaya muhtaç değil. Muhtaç olunan tek şey kırıntılar. O kadar düştük ki daha ne kadar düşeceğiz tahmin edilemiyor. Hayatın hızını yakalamaya çalışan bir garip insan, kurtuluşu gösterişte arıyor, tatmin olabiliyor.
Ne okuyan ne de yazan artık. Yazmaya çalıştığın her ayrıntı birer birer yüzeysele dönüşüyor, kelimeler yavaşça kayboluyor, anlamlar standart kelimelerle ölçülüyor.
Ne yazık bize, bir küçük ekranda kayıp gidiyoruz. Umarım hayatın bir gösterişten daha mühim bir anlam olduğunu fark edebiliriz.
Kim bilir belki bir gün!










