tumblr dot com

祝日 / Permanent Vacation
Not today Justin
Xuebing Du

@theartofmadeline

Origami Around
Sweet Seals For You, Always

tannertan36
todays bird

No title available
AnasAbdin

★
d e v o n
Claire Keane

⁂
RMH
Misplaced Lens Cap
🪼
DEAR READER
h
seen from Zimbabwe

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from South Africa

seen from Finland
seen from Malaysia

seen from Brazil
seen from Uzbekistan

seen from Türkiye
seen from Canada
seen from Türkiye

seen from Germany
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
@latifekoksal
+En tehlikeli kelime nedir Olric?
-"Ama'dır" Efendim bana göre.
+Neden Olric?
-Önceden söylenen her söylemi veya kelimeyi öldürür!
Mesela, seni seviyorum ama gibi...
Biri ölür üzülmezsiniz, sonra asılı hırkasını görürsünüz, o hırkanın duruşu kalbinize oturur.✒📖
Yıl, 1889. Şam.
Gerçek bir fotoğraf.
Taşıyan kişi Muhammed adında müslüman bir kör.
Taşınan ise Sameer adında yürüme engelli Hristiyan bir cüce.
Sameer kalabalık Şam sokaklarında Muhammed'in taşıyıcılığına, Muhammed de Sameer'in rehberliğine güveniyordu. Onlardan sadece biri görebiliyor ve sadece biri yürüyebiliyor. İkisi de yetimdi, aileleri yoktu ve aynı evde yaşıyorlardı. Ölene kadar birlikte yaşadılar, Sameer öldüğünde Muhammed onun odasında bir gün boyunca ağladı ve kısa bir süre sonra üzüntüden o da öldü.
ANLAYANA ÇOK ŞEY KONUŞUR TARİH. ANLAYANA…
“Bir kadın babası tarafından sevilmemişse, en büyük yarası olursun. Kırma. Üzme. Sakla. Sığınsın sana.”
— (via kaandogan)
“Dil hep ağrıyan dişi yoklar. İnsan acıyı hep aklında tutar.”
Ingmar Bergman
Arkadakiler: Cemal Uzunoğlu, Tomris Uyar, Tevfik Akdağ, Cemal Süreya Öndekiler: Ece Ayhan, Nilgün Marmara, (…), İlhan Berk.
1984 senesi, Nilgün Marmara‘nın evi. Kızıltoprak'taki o ev, altıncı kat ve belki o pencere. Çığlıksız düşüş.
“Hayat kısa, kuşlar uçuyor.” -Cemal Süreya “Kuşlar uçarlar uçarlar, insanlar vardı sanır.” -Cahit Zarifoğlu “Belki bütün kuşlar uçar, belki değil mutlaka.” -Turgut Uyar “Kuşlar boşluk boşluk uçtukça bir şey hızla duruyor.” -Edip Cansever “Kuşlar gelsin hafız; Onlara dair kötü hatıraları yoktur gökyüzünün. Onlar intihar nedir, ihanet nedir bilmezler.” -Bekir Erdoğan “Mevsimi aşka çağıran kuşların nerde senin…” -İsmet Özel “Yüreğinde ki yaralara kuş olayım, Her şeyi düzeltip lütufkarca uçayım.” -Özmen Yıldız “Takınsam kanat manat, kuş muş olsam, seğirtsem.” -Necip Fazıl Kısakürek “Kuşlar Peru’ya ölmek için uçar.” -İlhan Berk “Bir çocuğun, kuş olduğunu düşünmeye hakkı vardır. Tabii bu biraz tehlikelidir. Özellikle arka balkonlarda manasızca oturmayı seviyorsa. -Emrah Serbes “Utanın; kuşlar uçuyor, uçaklar düşüyor.” -Özdemir Asaf “Ah beni vursalar bir kuş yerine.” -Sezai Karakoç “Ve sen kuş olup gidersin.” -Tarık Tufan “Kuşlar mı ki, çok şey denildi şair dilinden.” -Ahmet Telli “Dön bana ve dinle, kuşlar uçuşuyor içimde.” -Erdem Beyazıt “Göçmen kuşlar gibi çok uzaklardan. Gel artık. Ne olursun.” -Yavuz Bülent Bakiler “Kuşlar ölürse yere düşerler, yere düşerler ve onları hep Zehra toplar.” -Âh Muhsin Ünlü “Yüreğinden beyaz kuşlar uçardı yüreğime.” -Haydar Ergülen “Bir yastık arıyorum kuş seslerinden.” -İbrahim Tenekeci “Uçan kuşlar konsun senin göğüne.” -Murathan Mungan “Konuk et, kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana.” -Yılmaz Odabaşı “Ah bu kuş, bu gidişle, uça uça gök bırakmayacak öteki kuşlara.” -Cahit Koytak “Kuşlar geçiyor, derken; yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.” -Orhan Veli Kanık “Siz söyleyin garipliğimi kuşlar.” -Cahit Sıtkı Tarancı “Kuşlar gibi yalnız, yapayalnızdım açıkta.” -Yahya Kemal Beyatlı “Hasretsiz bir kanat şakırtısına, mavi gökte kuşlar yine uçar mı?” -Ahmet Hamdi Tanpınar “Sen gittin gideli kuşlar anlamaz görünür.” -Hilmi Yavuz “Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını.” -Cemal Süreya “Kuşlar da kaderle uçar.” -Cahit Zarifoğlu “Öyle güzelsin ki, kuş koysunlar yoluna.” -Nilgün Marmara “Kuş ölür, sen uçuşu hatırla.” -Füruğ Ferruhzad
çağdaş yenilgiler ansiklopedisi
“Ölmüş görüneceğim, ama bu doğru olmayacak.” Saint-Exupéry, ‘Küçük Prens’
Rüzgara karşı tükürdüm bir ömür boyu Kendi dilimle boğuldum Hiç değilse denedim bütün devrimleri Yağmurun rengini değiştirdi akıttığım kan Ondört yaşındaki bir çocuk Silah talimleri yaparken ben Marks okudum Keynes, Althusser, Mc Luhan Yenildim dünyanın bütün kürsülerinde Severim James Dean'i aynı günde doğmuşuz
Hiç bu kadar durgun ve anlamlı olmamıştı gece Yeraltındaki evimin mutfağından hayata bakıyorum Dünyanın en güzel ölüleri benimle bakıyor Görünen üç beş ağaç, bir de ayışığı sureti Severim Attila Jozsef'i, annemin öldüğü gün Macar oldum
Devletten onaylı belgelerle intihar ediyorum Süperstar bir nihilizm ikide bir göz kırpıyor Oysa ben onun bildiği şairlerden değilim Şeytanım Sheraton‘da konyak yudumluyor Yuppi hüznüne fahişe gözyaşları karışıyor Türkiye böyle bir kimya, ey asri zamanlar Oğlumdan utanmasam üç kere bağırırım Dördüncüsünde meyhaneci beni kovalar
Severim Yesenin’i, sevdiğim her şey var onda
Gecekondu yalnızlığım açık bir bar arıyor Cebimdeki Visa'nın bütün şifrelerinin unutulduğu yerde En Büyük Başkaldırı! Yazılı bir pankart imzasını basıyor Devletten yara almış, sivil takılıyor Ölüme mi yenildim, yoksa hayata mı? Al sana on tonluk bir ahret sorusu Ahmet, bundan böyle mutluluğu tanrısından 70cl'lik şişelerde alacak Bütün yatırımlarını alkol sektörüne yapacak Severim Mayakovski’yi deliliğimin çimentosu ordan ithal olunuyor
Bir gün yalnızlık bütün TV kanallarında çıkar Öyle bir sabah ki, karnımda ölüm balyalanır Dünyada bir şairin doğudan ışık alan yüzü kadar Aynaların ardına taşınacak bir görüntü yoktur Severim, Nazım Hikmet’i, birileri Türkçe’nin atardamarlarını ona bağlamışlar
20.yüzyılın sonbaharında TC’ye bir şeyler oluyır Bildiğim bütün hastalık terimlerini sıralıyorum: Menapoz, anksiyete, andropoz ve ABD Mekânı üç gün üç gece bıkıp usanmadan ilaçlıyorum Harita değişecek diyorlar, Sevr’e nur yağıyor Küçükesat pazarında ikinci bir cumhuriyet kuruluyor Kaptanım, gedikliyim, herkesin gemiyi terk ettiği yerdeyim Hiç değilse seyir defterime bir borcum var Söküldüm denizin engininden tarifsiz bir Lenin heykeli gibi İnanmıyordum, düşünmek ihtiyacı duydum
Severim Deniz Gezmiş’i, oğlum adını buldu onda
Ömrümü rehin bıraktım bu kargaşada Demek ki alnımın askılara ihtiyacı var Kalbim bir teneşir kadar pir ü pak değilse, o hayatın suçudur Aklımın yörüngesinde büyük ölümler dolaşır Soyuz-6 gibi üst perdeden bakarım dünyaya İçtiğim bira bile Barcelona olimpiyatlarının resmi sponsoru olmuş Ben de yalnızlığın sponsoruyum bugüne bugün, ne gelen var ne giden Üç beş baltaya sap oldum da, bıktım bu geçici ilişkilerden Severim Cemal Süreya’yı, hayatın rengini kendi yorganına katmış Rakı bile 24′lerde bazan Cemalleniyor
Vurdum şişenin beline, kör oldum, belleğim soldu Alnımı suya tuttum, lavaboda bir bataklık oluştu Devlet kırmızıyı sever diye gece gündüz kan işledim Yavşak bir yaz boyunca öldüm de dirildim
Severim Turgut Uyar’ı, yine bir yerlerde kolunu bacağını kırmış ‘Geyikli Gece’nin en olmadık dizesinde ters parende atmaktan
Koro halinde yenildik, herkes haklı çıktı Onlar kaptan oldular, ben sarhoş oldum Şimdi ölsem, adımı şaire çıkarırlar Değil, duvar dibinde yağmurun dinmesini bekliyorum Severim ülkemi, haritaya baktım Türk oldum Çünkü kalbimin üç yanı deniz
Yapayalnız bir Türk rüzgârı esiyor dışarda Tarihten ve siyasetten sınıfta kalmış Bir şiir şenliğinden sanki yeni döndüm Karımdan saklı, kutu biralar doldurdum çantama Hayatımı yazıyorum, ellerim su içinde iki balık gibi Takılacak güzel bir ağ arıyor Yenilerin tarihinde üç bin kasa rakı var Alkol şairlere çarpınca buharlaşıyor Belediyelerin düzenlediği bütün şenliklere gitsem Ömrüm yollarda kısalıyor ve adım çıkıyor Üç beş panel şairim var, onları okuyup duruyorum
Severim Metin Altıok’u, böyle masalarda Sihirbaz Mandrake’nin en yorgun haliyle oturuyor
Herkes yenildi, dağlar denizden geri istiyor ırmaklarını Bütün başkentler özelleştiriyor lağımlarına kadar Kalbim göğsümde sanki ordan oraya sıçrıyor Korsanlık TV’lere kaldıysa, şiir gitsin ölsün Üç adet Good-Year yaktığımız o gecelerde Şimdi nedense bir Greenpeace paranoyası Severim Ginsberg’i oruspuçocuğunun biridir Hayır’ların dörtnala koştuğu o kulvarda Bob Dylan’la aile fotoğrafı çektirir.
Yenilginin bütün kazı sonuçları elimde duruyor Altın yok bu topraklarda! Ne de bir yakınma İyi de o köylüler bir günde nasıl postmodernist oldu? Her gün bir koministin cenazesi daha camiden kalkıyor Öğle namazını müteakip, çelenkler TEV’na bağışlanıyor Karşıyaka mezarlığındaki imam, bütün şevkimi bugünlere saklamış Sesinin yankısı bile sol kaburgalarımı kıracak Severim babamı, çünkü su verilmemiş bir ağaç bıraktı bana Aybar’ın bir türlü sararmayan ilk fotoğrafları gibi Ki, vicdanın albümlerinde yeri vardır
Umutsuz değilim artık, ölsem kendime ölürüm Vitrinim çoktan buğulanmış, adımı kimse hatırlamıyor Bir günlerde yüz şişe bira içtiğim karımın nezdinde bile meçhul Üç bardak Tuborg’la karaciğerimi sıvazlıyorum İkinci kaptanlar rotalarına hep sadık kalarak Yolcuları denize döküp, devrimi çağırıyorlar Oysa ılıman iklimler ne kadar yakındı kalbime Haritalar ve seyir defterleri tahrif edilmeden önce Severim Ataol Behramoğlu’nu, gözlüğünün camlarına dünya üşüşürken O, belediye gazinosundaki toplu sünnet düğününe gitmeyi kurar
Acil bir ölümün reviri oldu hayatım Yuppilerin ve köylülerin pansuman durağı Hepsi de alkolün derecesini ve paranın rengini bir bakışta anlarlar Sevdim bir zamanlar, bedenimi taşıran her şeyi Bunun için organ naklinde ilk kalbimi alsınlar Karaciğer hariçten gazel okurken beynimi açsınlar Ki arada yenilmiş biyografilerden birkaç çizgi kalmıştır Severim oğlumu, alnı açıktır adı pak Kara bir ülkenin sahanlığına doğmuştur
Kötü şiirler kadar yalnızım bu gece Odamın tavanına yapıştırdığım dünya haritası bile beni avutmuyor Vicdanım sızlamaktan yoruldu, gidip The Marmara’da üç beş tek atsam Kürt realitesini kabul etsem artık ve adam gibi Türkçe bir şiir yazsam Şırnak, haritada jiletle oyulmuş gibi sessizce kanıyor Evimden onsekiz metre tünel kazarak en yakın meyhaneye kaçıyorum Mutfakta şiir yazmaktan bıktım, her şeyden bıktım 7.65 Magnum satılık, yazıyor küçük ilanlarda Bir silahım olsa, ne güzel kendimden soyunurdum Sanki bir tatil günü ütopyası için terleyip duruyorum Deniz, kumdan kaleler yapıyor, sonra üstüne bir güzel işiyor Oysa takvimlerde ayrılık her gün iki dakika daha uzuyor Boktan bir baba heykeli gibi cigara içiyorum Yalnızlığım %87 dolaylarında seyrediyor Tahtada değer kazanmayan bir ben kaldım Yakında The Economist’e ilan olurum: - Müflis bir devrimci, sloganlarına boş bir duvar arıyor! Maltepe pazarında Leningrad kuşatmasının madalyaları satılıyor Köşede bekleyen Oza’yla birlikte bütün hayatımı viziteye bağlıyorum Kalbim, komünizmin rehabilitasyon merkezi oluyor Severim Doktor Ercan’ı, kendi çapında yüz yataklı dahiliye koğuşudur Sabah akşam röntgeninde hayatını çeker Geceleri nöbetçi fotoğrafçı aranın durur
Yağmur nasıl olsa yağar, unuturuz bu macerayı Maceramızı güller kaplar, bir güzel uzlaşırız Gölbaşı’na pikniğe gideriz, alkol bile almayız Karılarımız dudaklarını çırpıştırarak bize gülümserler Şu Arçelik 2800′ü alınca sanki beynimde yüz milyon hücre yenilenecek Şu gömleği giymezsem, ortayaş göbeğim görünecek Şu kadını götürmezsem iktidarım düşecek… Ben bu kadar yenilgiyi elbette hak etmedim Tarihin kesilen bütün başları odamda yüzükoyun yatıyor Tek dişi kalmış medeni sevgilimle yatıp kalkıyorum Severim kadınımı, ölen her Boşnak çocuğun annesi o çıkıyor Boynuzlandığımdan zerre kadar kuşkulanmıyorum
İşte, Pelikan dolmakalemle üç kere yazıyorum: Şairler başkaldırın! Şairler başkaldırın! Şairler başkaldırın! Bu defilede hiç değilse boyunuz uzun görünür…
1992
Ahmet Erhan, burada gömülüdür cilt II s.139-147 ‘çağdaş yenilgiler ansiklopedisi’
Ne söylesem tarifin eksik kalıyor. Oysa kalbi acıtan her ne varsa, Sen, hepsinden birazsın işte..
` Ah Muhsin Ünlü
“Şiirden anlayan bir kadını, öyle alelâde bir şekilde sevemezsiniz.”
— Ah Muhsin Ünlü
Sen Beni Öpersen Belki Fransız Olurum
sen beni öpersen belki de ben fransız olurum şehre inerim bir sinema yağmura çalar otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.
-senegalliler dahil değil
sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin
-yoksa seni rahatsız mı ettim?
sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim elbette gayet rasyoneldir attan atlamak
-freud diye bir şey yoktur.
sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.
-haydi iç de çay koyayım.
ben sana düzenli olarak telefon ediyorum. adlı bir cengaver olarak telefon ediyorum. hakiki cinayetler işleniyor görüyorum. isa görüyor, şeyhim görüyor, ben görüyorum. ben sana düzenli olarak telefon ediyorum.
yüzyıl şilisinden bir dazz javulcusu inliyor tam arlarımda hiç durmadan kentlimağlup kıyasıya mağrur ve mor bir çocuğum şimdi pişman olmak için birbiriylebağlantılıyüzbinlerceyılım vor.
seni sevmem bu savaşı kesintiye uğratmaz ama ordan bakma! bu, werther’in leş kanını gül kılar.
birleşmemiz radikal olacak ben kan vereceğim otobüsler olacak, tirenler, bütün öldürülmüş cumhuriyet şehirleri saçlarım uzun olacak, bıyıklar, gözlükler, gideceğim çığlıklarla düzülmüştür aşk şiirleri.
gideceğim ensk ökümde devlet denen şirk, beb gözüğümde kent gördükçe kırılan gıçlar, ve bir dizeyi haklar gibi terli ellerim bu çağın açısını dik tutacaklar. bana bir öpücük verin yoksa galip döneceğim ufka bir kesin ordum akıverecek elimde çözülecek makina ve cinayet marşlar yazıp halkımla söyleyeceğim yoksa. inanmışım kaybetmek esrarıdır olmanın çıldırmış bir vaşak gibi kaybediyorum. ipimden kurtulmuşum kaybediyorum. birleşmiyor ellerimiz haykırıyor trapez tanklar tank olup geçiyor üstümüzden
helvetius haklı, devlet şaşkın, piyanist kara memleket sana rağmen ket vururken yarama şu çıplak çocuk şu tüyük bürk şairi ben
-ve emir “kun” diyor; doğuruluyorum-
“bu ülke”den daha bıçkın tamlama bilmiyorum.
bana bir öpücük verin yoksa şair öleceğim ikdildar tohmekecek sözüme yoksa ve bir dizenin tan yerini ağartamsıysa ellerini tutarım ki kudurtucudur.
bunun için gözlerinin meryem hali sevgilim gözlerinin meryem hali gerçek yurdumdur ki zuhrettiğinde ilk formuyla isa yeniden ağlıyorum, ağlıyorum, ağlıyorumdur. ben bu çağdan bir kere de şerefimle geçeceğim lazım gelen gülleri göğsüme gömmüşüm
birleşmemiz radikal olacak ben kan vereceğim bunu daha çok küçükken bir filmde görmüştüm! ah laikse aşkımız biter elbet bir kışbaharyaz günü
gözlerin uçurumlar kaydeder avuçlarıma bir çınar gövdesini bir hamle daha yayar üç içbükey komodin silah çeker vurulur
sen gidersin, denklem düşer, ben aşk olduğumu ağlarım bir kelebek konduğu yerde bir mayın olduğunu anlar. ben dünyaya karşı durmak ile meşhurum olma. yokluğun bulunmama larcivert lavlar akıtır.
nasıl çekip gitmiş bir şaman çekip gitmiş, bir şaman değilse en çok benim gibi sonsuz bir at hiç koşmuyorken de attır.
biliyorum lir sızmıyor şakaklarımdan ve yüzümde şeyh çıldırtan yarıklar da yok annem beni hep çok sevdi, kız gördüm mü ağlıyorum modern bir alışkanlıktır ölmek, seni doğasıya seviyorum ben sana düzenli olarak telefon ediyorum. mıknatıssız bir pusula olarak
şimdi otobüs gelir biner gideriz
dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç