“yetişmeye çalışmaktan vazgeçince her şeyin rengi yerine gelir; yürümenin, durmanın, geride kalmanın.”
will byers stan first human second
One Nice Bug Per Day

#extradirty
Claire Keane
sheepfilms
Show & Tell
Three Goblin Art
hello vonnie
h

@theartofmadeline
I'd rather be in outer space 🛸
almost home
Mike Driver
macklin celebrini has autism

JBB: An Artblog!
RMH
wallacepolsom

ellievsbear
todays bird
Cosmic Funnies
seen from United States

seen from India

seen from Croatia
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from India
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Pakistan
seen from Argentina
seen from Russia
seen from Kenya
@mezarlikcicegi
“yetişmeye çalışmaktan vazgeçince her şeyin rengi yerine gelir; yürümenin, durmanın, geride kalmanın.”
"senin duygu radarına girmek için illa ölmek mi lazım behzat?"
“Her şey çok anlamsız! Hayat, kendi kendilerini kopyalayan dev moleküllerden başka bir şey değil. Hayat dediğimiz sadece kimyadan ibaret. Periyodik tabloyu ezberlesek yeter. Evrendeki en bol iki elementin, hidrojen ile helyumun, aynı zamanda en hafif iki element olması her şeyi açıklıyor zaten. Böyle hafif bir evrende anlam ne arasın? Anlam ağırdır… Dibe çöker. Falcılar bu nedenle kahvenin telvesine bakarlar.”
—
Russian Symphony (Konstantin Lopushansky, 1994)
“inanmak bir aldanış peronudur, orada bir insanı iyikilerle besleyip kahretsinlerle öldüren binlerce kalp; gideceği otobüsü bekler. el sallamak racondur sadece. ağlamaksa gösteriş. sarılmaksa hikaye. çünkü doğru insanı beklemek, en yanlışı beklemektir. camında çekeceğin acıyı yazan ışıklı tabelalar, bir yerlere gideceksin ama valizin otogardan büyük. böyle böyle binlerce durak, binlerce şehir içinde, bulunduğun yere devrilmeden gelememiş kocaman bir tren istasyonu. nasıl bir nokta orası, ölsen iyidir, ölmesen yeri değil, yaşasan daha zamanı değil.”
sonra bir gün dünya aniden değişti. tanıdık tüm yüzler kabusum oldu. parmaklarım kanlı bir çarşafa dolandı, gök sanki yırtıldı, bir taş tam içime yerleşti. günahımı kendim doğurdum, cenneti de cehennemi de aynaya bakarken buldum.
“toprağına, yağmurdan çok ağıtların düştüğü bir coğrafyanın aşksız kadınları.”
"bir şeyler istiyoruz, gerçeklerle alakası olmayan, ahlakla alakası olmayan, etikle alakası olmayan, estetikle alakası olmayan.. içgüdülerimize dair bir şey istiyoruz. var olup olmadıklarını, gerçek olup olmadıklarını, doğru olup olmadıklarını defalarca başka yerlere bakarak sorguladığımız, asla emin olamadığımız, güvenemediğimiz, taşıyamadığımız, itiraf edemediğimiz, anlam veremediğimiz, korktuğumuz, çekindiğimiz, kaybettiğimiz bir şeyler istiyoruz."
zarar verdiğim insanları düşünüyorum. zarar verdiklerimi. beni sevenleri düşünüyorum. bir de sevdiklerimi. tutunma isteğimi düşünüyorum. bir de düşme arzumu. söylediklerimi düşünüyorum. bir de kendime söylemeye bile yüzümün olmadıklarını. kaçtıklarımı düşünüyorum, kaçamadıklarımı. kaçarken kendime tosladığım aynaları. hataları düşünüyorum. bir de hata olmayanları. ders aldıklarımı görüyorum, bir de kulak bile asmadıklarımı. bağımlılıklarımı. bağlandıklarımı. kırılganlığımı. yakıştırmadıklarımı kendime. hareketlerimi. gülüşümü. gülüşünü. düşünmeyişini. ona bağlamıyorum. pişman olmamak için dişimi kanattığım hataları düşünüyorum. yanımda olanları itişlerimi, açık kapılardan geçmeyişimi. kapalı kapılaraysa hiç bakmadığımı. kendim açabilecekken hem de. kendim. açabilecekken. ayrıntıları düşünüyorum. detayları. sevgiyle öpüşmeleri. bir de anlık öpüşmeleri. samimiyeti. çıkarcılığı. pis hissetmeyi. kötü hissetmeyi. kızmamayı. kızmayı. kendim yaptıklarım için başkalarına kızışlarımı. kendimle. hiç. yüzleşmediğimi. yaptıklarımın sırf beni değil herkesi etkileyişini düşünüyorum. hiçbir şeyi değiştirme enerjimin olmayışını. alternatiflerimi. alternatif olmayan alternatifleri. ve daha çok hatayı. kurduğum cümleleri düşünüyorum. kurulan cümleleri. birkaç dakikalığına unutma çabalarımı. saklayışlarımı. bu yorgunluğun, bu bitkinliğin benden hiç gitmeyişini düşünüyorum. ve ayağa ne zaman kalkacağımı. tüm elleri iterken.
tüm. elleri. iterken.
eksik değilsin. şehrin en mutsuzu, insanların en korkağı, en çok zincirleri olan sen değilsin. hep böyle bakmayı bildin kendine. bencil olduğunu söylediler, korkak olduğunu. yalanlarla süslediğini kendini. sen de hep şüphe ettin. tanrıdan, insanlardan, ağaçtan, çiçekten bile ettin ama en çok kendinden şüphe ettin. mimiklerinden utandın, elini kolunu nereye koyacağını bilemedin, hele aynaları hiç sevemedin. sonuç olarak hata ettin. belki doğruydu, bencildin belki. ve kesinlikle korkaktın da. yalancı olmaktan çekinmiştin en çok ve herkes kadar yalan da söylüyordun. kendini kabullenemediğin için kabul edilebileceğine de inanmadın hiç. insanın acıkan, susan, acı çeken ama en çok da korkan bir şey olduğunu unuttun. tüm sorun da buydu aslında. biraz büyümeyi becerebilseydin, kendi yüzüne bakabilseydin var olacaktın. ama unuttun, şimdi yoksun.
“Kim yeni bir cennet kurduysa, bu çaba için gereken gücü yalnızca kendi cehenneminin derinliklerinde bulmuştur.”
“anlat bana. çünkü iletişimsizlik bir nesli kana boğdu.”
“Elbette sevgi derken; bizi sonradan pişmanlık duyacağımız şeyler söylemeye ve yapmaya iten, seçtiğimiz o kişi olmadan nefes alamayacağımızı düşündüren ve o kişiyi kaybetme fikriyle bile sarsılmamıza neden olan, sahip olunamayacak bir şeye sahip olmak ve elde tutulamayacak bir şeyi elde tutmak istediğimiz için bizi zenginleştireceğine fakirleştiren o şiddetli tutku patlamasından söz etmiyorum.
Benim bahsettiğim; kör gözleri açan, korkuya bile baskın çıkan, hayata mana katan, doğanın yıkım kanunlarına kafa tutan, serpilmemizi sağlayan, sınır tanımayan sevgi. İnsan ruhunun bencilliğe ve ölüme üstün gelmesinden bahsediyorum.”
bazı insanların üzerine çaresizliğin kokusu siner, letya.
“biriyle savaşın bittiğinde, ona dair umudun da biter.”