Bilmiyorduk yahut sürüklendik
Monterey Bay Aquarium

tannertan36

oozey mess
art blog(derogatory)
🪼

Kiana Khansmith

#extradirty
todays bird
h
hello vonnie
Not today Justin
𓃗
taylor price
Phantogram Three
occasionally subtle

izzy's playlists!
Noah Kahan

Love Begins

roma★
d e v o n
seen from Bangladesh

seen from Mexico
seen from Ireland
seen from Brazil
seen from Thailand
seen from United States
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United Kingdom

seen from United States
seen from Indonesia

seen from Türkiye
seen from United States

seen from Ecuador

seen from China

seen from Australia

seen from Russia

seen from Hungary

seen from Israel

seen from United States
@nurcanrcnn-blog
Bilmiyorduk yahut sürüklendik
“Toprak gibi ikiye ayrıldığımı gördüğümde yerin dibine geçmeyi diledim.”
“Hayat kısa, kuşlar uçuyor.” -Cemal Süreya “Kuşlar uçarlar uçarlar, insanlar vardı sanır.” -Cahit Zarifoğlu “Belki bütün kuşlar uçar, belki değil mutlaka.” -Turgut Uyar “Kuşlar boşluk boşluk uçtukça bir şey hızla duruyor.” -Edip Cansever “Kuşlar gelsin hafız; Onlara dair kötü hatıraları yoktur gökyüzünün. Onlar intihar nedir, ihanet nedir bilmezler.” -Bekir Erdoğan “Mevsimi aşka çağıran kuşların nerde senin…” -İsmet Özel “Yüreğinde ki yaralara kuş olayım, Her şeyi düzeltip lütufkarca uçayım.” -Özmen Yıldız “Takınsam kanat manat, kuş muş olsam, seğirtsem.” -Necip Fazıl Kısakürek “Kuşlar Peru’ya ölmek için uçar.” -İlhan Berk “Bir çocuğun, kuş olduğunu düşünmeye hakkı vardır. Tabii bu biraz tehlikelidir. Özellikle arka balkonlarda manasızca oturmayı seviyorsa. -Emrah Serbes “Utanın; kuşlar uçuyor, uçaklar düşüyor.” -Özdemir Asaf “Ah beni vursalar bir kuş yerine.” -Sezai Karakoç “Ve sen kuş olup gidersin.” -Tarık Tufan “Kuşlar mı ki, çok şey denildi şair dilinden.” -Ahmet Telli “Dön bana ve dinle, kuşlar uçuşuyor içimde.” -Erdem Beyazıt “Göçmen kuşlar gibi çok uzaklardan. Gel artık. Ne olursun.” -Yavuz Bülent Bakiler “Kuşlar ölürse yere düşerler, yere düşerler ve onları hep Zehra toplar.” -Âh Muhsin Ünlü “Yüreğinden beyaz kuşlar uçardı yüreğime.” -Haydar Ergülen “Bir yastık arıyorum kuş seslerinden.” -İbrahim Tenekeci “Uçan kuşlar konsun senin göğüne.” -Murathan Mungan “Konuk et, kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana.” -Yılmaz Odabaşı “Ah bu kuş, bu gidişle, uça uça gök bırakmayacak öteki kuşlara.” -Cahit Koytak “Kuşlar geçiyor, derken; yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.” -Orhan Veli Kanık “Siz söyleyin garipliğimi kuşlar.” -Cahit Sıtkı Tarancı “Kuşlar gibi yalnız, yapayalnızdım açıkta.” -Yahya Kemal Beyatlı “Hasretsiz bir kanat şakırtısına, mavi gökte kuşlar yine uçar mı?” -Ahmet Hamdi Tanpınar “Sen gittin gideli kuşlar anlamaz görünür.” -Hilmi Yavuz “Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını.” -Cemal Süreya “Kuşlar da kaderle uçar.” -Cahit Zarifoğlu “Öyle güzelsin ki, kuş koysunlar yoluna.” -Nilgün Marmara “Kuş ölür, sen uçuşu hatırla.” -Füruğ Ferruhzad
Öyle güneşli ki sesin. Gözümü açamıyorum senden.
Haydar Ergülen (via sokaktakiyazar)
İyilik yaparak karşılığında ne alıyor?
Sadece ellerimi nereye koyacağımı bilmiyorum.
Manastırlı Hilmi Bey’e İkinci Mektup
Susmanın su kenarındayız bugün ne kadar sevgiyle konuşsak -konuşuyoruz da- korkuyoruz gözgöze gelince hilmi bey korkuyoruz sanki gözler rakiptir de birbirine -öyle değil mi- ve bir yokuştan iner gibi oluyoruz bir yokuştan bir yokuşa sürekli - nereye? - bilmem ki Ellerimizde alkol sesleri, saçlarımızda alkol sesleri dağlarımızda, içdenizlerimizde ve günler günlerin içinde öyle yavaş ki yerine saplanıyor bir sürahi pencereler şaşkın perdeler bir uzak yol kadar uzun ve balkon kendi dudaklarında şimdi donmuş bir tavus kuşu bir tavus kuşu yontusu belki ne tuhaf demin de aşağıdan bir bando geçti sormak isterdim sana bir bando şefinin hüznü nedir hilmi bey bir bando şefinin uykusu nasıl bir uykudur ki hilmi bey ne kötü elimde bir çiçekle yaz geçti. ve bugün çepçevre oturduk masanın başına gene bezik oynadık hilmi bey -her gün oynuyoruz ya- giysisiz, sadece kombinezonlarımızla -öyle işte- Oda çok sıcaktı -lal renkli çini soba- seniha korse takıyor, yahudi matmazel nerdeyse çıplaktı -terliyor terliyor terliyor- ve cemal bir köşeden bize bakıyordu bakmıyor gibi bakıyordu durmuyor gibi duruyordu da benim anlamadığım işte bu dün dudağını kesti çarşıda kırmızı bir balıkla oynuyordu öptü bir ara balığı -neden- öperken dudağını kesti balık da kırmızıydı, kan da ve balık yüzerekten geçti -gördüm iyice- dudaklarından durdu cemal gibi biraz ötede durmuyor gibi durdu ağlamadı, hiçbir şey söylemedi bu çocuk anlaşılmayanın ta kendisi yalnızca sordu, bu yüzden sana soruyorum ben de melekler dişi midir hilmi bey dişidir diye tutturdu yani ben.. öyleyse neyim elimde bir yapma çiçekle. Adım cemile ya, çok seviyorum adımı ben çocukluğudur insanın adı cemal şimdilik cemal’dir -evet, öyledir- benimkisi bir anımsama -cemile- cemal – cemile: yeni fışkırmış bir marulun sesi ezilmiş iki vişne ve akşam akşam ki sallanacak hamağını buldu buluyor sular menekşelendi hilmi bey karpuz lambanın altında yorgunum biraz -bütün gün içtim- hepimiz içtik cemal odasından çıkmadı hiç tangolar çaldık üstüste eski tangolar -bin dokuz yüz on beşlerde ne vardı ben pencereden bakarken kimseler ölmemişti ölüm diye bir şey yoktu ki hilmi bey var mıydı?- yüzümden bir şeyler aktı aktı içim de menekşelendi hilmi bey gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk hiçbir yere gitmiyor. nedense odasına kapandıkça cemal soyundukça soyunuyor yahudi matmazel hırslı bir dişi gibi ester, diyorum, ester gülümsüyor hafifçe bir başka gülümsemeyi karşılar gibi öpüşürken gördün mü sen iki öpüşmeyi hilmi bey tam öyle hızla giyiniyor sonra, dışarı çıkıyor üç kişi kalıyoruz birden yeni ısırılmış bir elma gibi kalıyoruz parlıyor yeşil tarafımız kendi aydınlığında içimde bir soğukluk dışımda bir begonya. karanlık iyice dışarısı rakımızı bitirdik -üçümüz- cemal odasından çıkmıyor birazdan ester de gelecek koltuğa çökecek, bir sigara yakacak gene bir haç gibi olacağız dördümüz bir evin içinde kocaman bir haç kutsal değil, kirli coşkulu değil, kırık dökük sevinçle çekeceğiz onu kendimize.
Edip Cansever
sadece yabancı
https://youtu.be/tM_MdN_eq0g
Sen beni öpersen belki de ben Fransız olurum Şehre inerim bir sinema yağmura çalar Otomobil icad olunur Zarifoğlu ölür Dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.
- Senagalliler dahil değil.
Sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır Çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi O vakit bir sûfiyi tül darplarla gebertebilirsin Hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin.
-Yoksa seni rahatsız mı ettim?
Sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur Ne ikna edici bir intihar biçimidir şimdi göz göze gelmek Elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim Elbette gayet rasyoneldir attan atlamak.
-Freud diye bir şey yoktur!
Sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim Belki de şair olurum ve seni de aldırırım yanıma Bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün Yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.
-Haydi iç de çay koyayım.
Ah Muhsin Ünlü
Şükrü anlatın pencereden yağmuru izleyen çocuklarınıza…
Thanks everyone for showing some love for these crazy kids. Speaking of crazy, I just consulted with the Mrs and we both agreed Ms @gypsyraven you are the winner. . Remind me never to challenge you to a dare😬. Congratulations and thanks to everyone for sharing some fun stories. I will do something like this again soon! . #strangerthings #patrickballesteros #giveaway #illustration #25centwonders #sketch (at San Diego, California)
genelde ben
çok iyii yaa
ya da yıldızlara anlatırız
http://iglovequotes.net/