Herşey mi üst üste gelir.
1 saat 42 dakikadır havaalanında bavul bekliyorum.
Bu duyguya yabancıyım, binlerce kez ve devamlı uçuş manyağı olunca insan kabin bagajı gerçekliğini tek biliyor. Ve diğerlerinin küskünlüğüne kıskançlığına ve alacakları intikama anlam veremiyor. Ama yok işte bavul. Yok. Bu seyahati zaten başlarken şeytan doldurmuştu, bu noktada şaşırmak niye?
25 küsur senede herhalde bir 500 kere uzun yollu gittik geldik memlekete. Bunların iyi bir çeyreğinde eşin dostun sipariş ve hediyelerini taşımak şerefine nail olduk. Eskiden daha zordu ne o öyle kocaman kutular vesaire. Şimdi bir minik cep telefonu getirmek iş bile değil.
Bir de tabi memlekette yok yok. Doların artmasıyla bu hayır duası kapımız bayağı bir sekteye uğramıştı. Ya hiç unutmam sene 1997 filan yani daha üç sene olmuş Tansu Çiller Süleyman Demirel ilk GSM konuşmasının üzerine. Yani daha yeniyiz. Cok sevdiğim bir arkadaşım dedi ABD'de ucuzdur ileridir Motorola filan. Gelirken getirsene. Abi tabiki lafı mı olur itin olur o şantiye telefonu senin. Kız gibi Nokia 6110. Abi götürdük telefon çalışmıyor. SİM kart koyacak arkadaş yok öyle birşey. Bir yuva filan. Yav bir ayıp oldu bir ayıp oldu tuttu Amerika'dan bozuk telefon getirdi meselesi mevzuu oldu. Araştırdık tabi biri CDMA’miş öbürü GSM. Farklı olaylar. Yav anlatıyorum ama nasıl anlatacaksın. Gavur gibi ağzımı kıvıra kıvıra bu CDMA bu çok ileri sizinki dandik filan gibi algılanıyor. Lan olm Goldman'da çalışıyon tamam çömezsin kahve getir götür yapıyosun ama herifler illuminatı olm devlet indirip çıkartıyolar. Bildiğin rotschild. Sen ancak beyaz adamın afrika'ya göndereceği oreo olursun. O derece zavallı. Yani münafıksın kafirin 10 katı daha kötü.
O zaman bırakacaktım bu işi. Ama olmadı işte nasip değilmiş. Toplamda bir 500 hayra vesile olmuşuzdur sonradan. Bilemezsin ki ama bir sır bu tip işler batıni nereden bileceksin. Bilsen bile anlatamazsın. Üç kelimeyi yanyana dizmeyle olsa bu yazdığımı bir daha okuduğumda ne yazmış lan bu manyak gene mi derim. Demem tabi. Hatta bu değil bazen eski şiirlerimi okumak için lügat filan gerekiyor. İşte en acısı da o zaten. Tam bir kınama, ayıplama, azarlama hırkası. Geçirip üzerimize devam edelim ilmihalimize.
3 ayrı şahsa kuryelenecek, elden verilecek ve kargolanacak üçünü bizzat kendimin aldığı ve dört pakette ne olduğunu bile bilmediğim 7 paket içerikli tek parça bagaja verilmiş çantamı bekliyorum.
El emeği göz nuru saatlerimi verdiğim alış veriş lojistik ve taşımanın en kritik noktasındayız şu an.
Abartıyorum diyorsun adamım. Abartmıyorum. Yanılıyorsun. Saatler diyorum sana. Alım yapmanın vebali çok büyük. Çünkü alınacak her malzemenin tedarikçisini tedarik zincirini bilmekle yükümlüsün. Hem ucuz olacak hem kaliteli. Şak diye linki bileceksin ve tıklayacaksın. Çünkü siparişi veren google'ın senin için daha iyi çalıştığını biliyor. Laptop'mi alınacak Toshiba Satellite bilmem kaç cıvır megabayt üç yüz iki neoplan çift koltuk filan herşeyi bileceksin kolay değil. Bildiğini de kanıtlayacaksın. Ha ta'am şimdi Amazon çıktı mertlik bozuldu ama bundan üç sene önce öylemiydi beyim? En asgari gelen linkleri yoklayıp akıllı entelejans yorumlar yapacaksın. Çünkü eninde sonunda mali alıp getireceksin ya ondan daha kötüsü 3 saat boyunca da pasif agresif ama yük olmaz değil mi ama istersen 100 dolarlık bacak kremine 100 dolar da kargo verip getirtebilirim tabi yeter ki sana yük olmasın. 3 saat. Olmaz olmaz bana ne yük olacak. Hatta evet yurtiçi kargoyu ödemeli de yapabilirim. Evet. Öyle bana hiç yük olmaz.
Bagaj aktarma ilahlarina takılarak gecikecek mi, bertaraf mı olacak yoksa ha şimdi geliyor mu? Dedim ya diğer gerçekliklerin intikamı bu. Sen sittinsene verme bavulu aşağıya sonra vermek zorunda kal ve "precious cargo" kaybolsun.
600 dolarlık paket(lerden biri) çıkmazsa sipariş sahibine nasıl bir tavır takılınacak. Yenisi alınıp mı getirilecek? Trafiğe çıkınca otomatik suçlu rasyosu metodolojisi misali. Havayolu ile doldur babam doldur formları şimdi kayıptı şuydu buydu.
Yav bakın. Şimdi bak anti parantez açıyorum. (. Aha açtım. Bak şimdi ciddi yazacağım. Ya mazaAllah kaybolursa hakikaten nolcak. Aptala mı yatacağız. Yav bak iş çok ciddi. Sırf bu yüzden uykular haram. Yav sırf bu yüzden sipariş filan vermeyin ya. Birşey olacak emanete. Kul hakkı. Vebali büyük. Yav sırf birşey olacak diye kurdeşenler döküyorum günahtır).
Gümrüğe takılırsak ne demeli? Hediye paketinde ne var bilmediğim "şahsi" eşya? Yüz kremlerine ne diyeceğim? Adam yüzüme bakınca patlayacak yüz kremi mevzuu. 25 senede sadece bir kere gümrüğe takıldım. O da bir dakika da bitti gitti. Yani abartıyorum. Farkındayım.
Bir tane paket açıldı malesef. Bak buraya yazıyorum gidip kendim merak edip (veya edepsizlik edip) açmadım herhalde. Alman gümrük. O bavula sığmamıştı, yanıma almıştım. Dedim ya verilecek diyetimiz varmış. Bildin mi o gümrük polisini. Adamlar çalışıyor abi ya. Şıkır şıkır valla. Kim ne derse desin uçak fobiniz varsa Lufhansa uçacan abi ya. Neyse. İçinden Bluetooth kontrollü mini drone çıktı. Çocuk oyuncağı. Alman gümrük polisine kızımın dedim. St. Augustine'e göre bu yalanın kategorisi ne. Patlak. Ya şimdi düşününce sinirleniyorum. Prensipten götürmezdim bunu ya. Şeytan münafık mıdır kafir midir. İşte öyle abuk şeyler geliyor aklıma.
Her ay 10 bin mil civarı (malesef) uçan biri olarak 5 dakika içinde herhangi bir coğrafyadan başka birine hazır hale gelebilirim. Kabin çantam zaten yüzde 90 hazırdır, diğer kısmı da şarjör misali dışarda durur elimle kolaçan edip takmam gözü kapalı 30 saniye. Güvenlik meselesi, anladın? Pasaportları çantada bırakamazsın. Buna bizim mahalle doomsday prepping de diyor. Bugout bag misali. Bildin? Bir de her şehirde bırakman lazım. Cache diyor bizim çocuklar.
Sabaha karşı Lagos'ta havaalanından içinde iki kişi olan taksiye binmenin anti tezi bu cache olayı. Suicidal diyorlar ona bizim çocuklar yani intihara meyyal. Bu prepper tiplere tebliğ edilmiştir aslında ondan bizim çocuklar dememek lazım ben aramızda hazır olma babında bir yakınlık gördüğümden öyle diyorum yoksa tabiki bizim benim filan değiller. İntihar meyli hazırlıklı olmanın tam tezatı.Öyle görünmese bile inanın bana öyle.
Şükür daha iriydim iki Lagos kardeşimizin toplamından, birşey olmadı. Hapse düşünce dakka bir gol bir gidip en iri yarıya bir tane oturtmak gibi birşey sanırım, o konuda tecrübem yok, sadece televizyonda gördüm bir çok kere. Neyse. Ufak tefek ama sonra utanmadan taksi parası istediler ölüm tehditlerinden filan sonra hatta otele gelince. Trajikomik bir durumdu, çünkü otelin erişilemez valhalla duvarlarının içindeydik artık yani salvador dali resmine bağlamıştık ellerindeki sanzatü koz miktarı tamı tamına sıfırdı.
Yani tamam anlatamıyorum ama şöyle deneyeyim. Baştan başlayalım. Taksiye bindim. Önde iki kişinin oturduğu normal bir binek arabası. Taksi filan değil. Zaten taksi durağında bile değildim. Yoldan çevirdim. Çünkü başka hiçbirşey yoktu o saatte. Havaalanı resmen kapalıydı. Uçağımı kaçırmıştım. Gidişte kaldım mal gibi. Sonra Gidiş parkuruna çıktım. İlk gördüğüm arabaya bindim. Çükü salağım tabi. Ya da işte intihara meyilli. Ee adamlarda bu aptal madem kendi ayağıyla geldi hodri meydan dedi tabi. Bir buçuk saatlik yol boyunca herifler paranı vercen diyor ben de o kadar bitkin durumdayım ki zaten hastayım zaten kaldım bu Allah'ın unuttuğu ülkede o zaman bas küfrü tabi arka koltuktan. Şaka gibi. Ama bir yandanda bayağı gidiyoruz otele doğru. Bilmem biraz anlatabildim mi durumu. Akıllı okuyucularımın meyil, meyyal, meyli üzerinden yaptığım tınıları hemen anlayıp hoşlarına gideceklerini varsayıyorum.
Aslında bir de o uçağın kaçma hikayesi var. O daha bile komik. Trajik. Anlatsam inanmazsın ha. O derece. Şaka gibi. Kamera şakası gibi.
Bende utanmadan Belarusya rublesi verdim. 1000 ruble mi ne. Dedim bu çok para. Ulen gene iyisiniz. Arbitraj yaptım ahlaksızca. Sen misin beni ölümle tehdit eden. Ben miyim ulan asıl ben sizi öldürürüm lan diye filan deliren. Ama iş sonunda döndü dolaştı bu çulsuz dindaşlarımı bir de bankaya göndertip rezil ettireyime geldi. Birinci dünya entellektüel intika. Nijerya'nın 170 milyon insanının yarısı (diyorlar) müslüman. Türkiye'den daha fazla müslüman var. Üçte birinin temiz suya erişimi yok. Bu dünya işte böyle boktan bir yer. Ben birinci dünya entellektüel duyarsızlığı ve duyarlılığı arasında lineer sıkışma yaşarken intihara meylederken onlar bildiğin açlıktan susuzluktan. Sonra da Trump niye kazandı diye soruyorsunuz. İşte bu birinci dünya gerizekalılığından. O Nijeryalı kardeşlerim benden çok daha anlamlıydı. Ancak şimdi anlayabiliyorum. Bedenden çok ama çok uzaklaşınca. Seneler sonra. Polonya'nın iktidardaki "Hukuk ve Adalet Partisi" seçimleri kazandıktan sonra anayasa mahkemelerini kısıtlamaya kalkınca parçası olduğu Avrupa Topluluğu tarafından imkansız bir şekilde “hukuğun üstünlüğü” izlemesine tabi tutuldu ya. İşte bu birinci dünya gerizekalılığından. Yani niye anlamıyor da soruyorsunuz ya. Bu gerizekalılıktan diyorum ben de. Başka birşey değil. Trump da kazanır (kazansın zaten size inat), Hukuk ve Adalet Partisi Anayasa mahkemesini askıya alır (alsın zaten size inat).
Bak tamam hep gerizekalı da değil. Suriye'ye dışarıdan müdahale mevzuu? Adam (Kenneth Pollack ve Barbara Walter yani adam derken insan diyorum) diyor ki 1945'ten 1999 kadar bütün iç savaşlara (150 tanecik) baktım. Kısa sürenlerin hepsinde tek bir tarafa ve erkenden müdahele edilmiş dışardan. Adam diyor ki uzun süren iç savaşın akıbeti kısa süren haksızların kazandığı savaştan yüz kat daha kötüdür. Adam demiyor bunu aslında. Her sene averajda 3 adet çıkmış / çıkartılmış (ah Rotschild sen yok musun sen) savaşın dedikleri bunlar. Hesap ortada. Polonyalılar bilir mesela trene konup biryerlere gönderilmeyi. 6 milyon. İnsan. Dünyalar böyleymiş derdi rahmetli anneannem. Feride. Bir beş sene ismini hatırlayamamıştım. Telafisi olmayan bir hata.
Bu bir işaret. Bavul ticaretini sonlandırmak lazım. Hayır duaları çekilen stres ve meşakkati kaldıramıyor artık. Belki hayır duası bile yoktur. Farkındalık hiç yoktu eskiden bile ama artık toplum bencilleşti. Alemler bozuldu. Yav nolcak yav koyarsın işte minicik birşey. Dedim ya. Bozulduk biz.
Eskiden bebek mamasına kızardım. Bok var sanki. Drone olayı çağ atlattı. Çok üzgünüm. Gittigidiyor da vardır eminim. Rengi belki farklı diye. Yoksa o eski arbitrajlar zaten kalmadı. Dolar 3 lira. Acaba amazon prime müşteriliğimi ticari arbitraja mı çevirsem? Bana kargo bedava ya. O 10 doları mı ceplesem? Gittigidiyor kralı olurum valla. Araştırayım bunu. Yokyok.com da bende. Drone çok satar mı acaba? Bornova sanayide yaptırsak daha karlı olur mu? Çınarlı. Özledim seni be memleket. Bir tepe meyan kökü olurdu Halkapınar'da. Coca Kola için derlerdi. Devasa meyan kökü öbekleri. Üç beş cebe atıp da keyfini sürmek o meyan köklerinin. Başka niye olsun ki zaten. Şu kimyasal sentez tatlar çıktı mertlik bozuldu. 160 ile giderdik Bornova’dan Alsancak’a. El kadar bebeydik. Bırakırlardı bizi sokaklara. 160 olmasaydı Lagos da olmazdı.
Bavul geldi. Envanter tamam. Bugün yorgunum ama yarın dağıtıma geçerim artık. Ama bu yol arkadaşımı bir Haliç'e götüreceğim. Özlemiştir. Bakınsın yazık metronun camından bile olsa. Haliç candır.
Sayısızca yalan söyletip beni münafık yaptı bavul ticareti. Bu son...