“Aşk sana gümüş kaşıkla sunulmadığında,bıçak sırtından almayı öğrenirsin.”
No title available
occasionally subtle
No title available
official daine visual archive
hello vonnie
Noah Kahan
macklin celebrini has autism
Lint Roller? I Barely Know Her

Love Begins
Monterey Bay Aquarium

@theartofmadeline
Misplaced Lens Cap
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

Discoholic 🪩

No title available
Claire Keane
tumblr dot com

Kaledo Art
todays bird
Sweet Seals For You, Always

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Germany

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Malaysia

seen from Türkiye

seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Norway

seen from Türkiye

seen from Türkiye
seen from United Kingdom

seen from Türkiye

seen from United States
seen from Türkiye

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Poland
@onaltiocaksafagi
“Aşk sana gümüş kaşıkla sunulmadığında,bıçak sırtından almayı öğrenirsin.”
Zamanın akışına meydan okudum.
Beraber yazdığımız bu hikayenin sonu gelmez,bu defterin yaprakları tükenmez sandım.
Haksız çıkmalara doyamıyorum sevgilim.
Ben yazmaya devam etmek istedim, kalemine mürekkep olmaya hazırdım.
Her kırılışımda bir yaprak yandı, kibriti tutanın sen olduğunu göremedim.
Şimdi bu hikayeyi sonlandırıyorum.
Meğer korkmam gereken defterin bitmesi değil mürekkep kaplı ellerimle sarıldığım tertemiz ellerinmiş.
Yoruldum ,affet.
Seni, sen olmadan ancak bu kadar sevebiliyorum.
Belki aşka sığmaz bu korkaklık, o da benim ayıbım olsun.
Acıyla büyüyen bir kadının kalemini aldın eline ve dedin ki: “sözlerin bana ait artık”
bana bi sır ver sevde abla. Bir daha sevmeyeyim
insan girdiği her evde ilk kapıyı öğrenir.
“senin için senden geçerim.”
ben hep acınası bir tokattım. aciz bir küfür,çürümüş çiçekler,soğuk demir.
“Hayat, peri kızı, sana oyundu bana hüküm. Kaybettiğim elin ardından desteyi karamıyor, taşları yeniden dizemiyorum. Yalnızca kaybediyorum,yeni vaatler olmadan.”
o yırtık günlüğümün sayfaları arasında kurutulmuş papatyam,ısınmış biram ve gece yarısı sigaram.
unutma ki bu dünya gördüğün kadar ve ben sevdiğin kadarım.
Sevildiğin ve kabullendiğin herkesten ve her şeyden kaçma isteği çünkü güzel söz bilmeyen küfür sanar ve yine saçı okşanmayan hançer sanar öpücüğü
florebo quocumque ferar*
taşındığım her yerde çiçek açacağım
biz kavuşmayalım diye savaş bile çıkar bu toprakta, şüphen olmasın dediğimde on sekiz yaşımın ilk aylarındaydım, çok sıcak bir yaz gecesiydi ve sen tam aksime, bir çocuğun uydurduğu o yatak altı canavarını dinliyor gibi hafifçe gülüyordun. yüzünde pazar gününün yarım yamalak bıraktığı yorgunluğa bulaşmış sakalı parmaklarınla karıştırıyor, gözlerini kısarak beni dahi ürküten kehanetlerimi hafife alıyordun. sevgilim elbet bu coğrafyada böyle şeyler söylemek için büyücü olmaya gerek yoktur. aynı sen ve ben gibi. aynı bizim sevişmek isterken, kollarımızdan sürüklenerek savaşa çekilmemiz gibi. bak cihan harbine fal açacak değilim, bir kana yıldız okuyacak ve toplayacak değilim minderime gökteki kutupları. ama uyan çünkü biz kavuşmayalım diye olmasa da evrende her şey bir şeye hizmet eder, bunun içinde bizim saadetimizde vardır. öyleyse ağlayacağız ve hiç soyunmadan bakir gömleklerimizi, bu defa çapraz tüfekle ilikleyeceğiz. o vakitler tatlı bir çocuktum değil mi, şimdi korkunç ve sürmeli bir kadın. kimse biz kadar ciddiye almıyor bu dünyayı, geç olmadan, öyle olmadan, bana baş sağlığına gel bu defa gülerek sevgilim bayramlıklarını kuşanıp, çünkü bir şair yazdım ve öldü sınıra dizdiğim şiirlerin kelamı.
bunca zaman bir bütünden -seviyor, seviliyor olmaktan- söz ederken bile aslında ne kadar da sadece kendi sevgimden söz etmişim. ben aşığım, benim canım acıyor, ben yaptım, ben gittim, ben sabrettim. koca bir ben! bencillik, ondan uzaklaşınca görülüyormuş. şimdi seni seviyorum, seni seviyor olmaya bayılıyorum ama sen de beni seviyorsun. bu karşılıklı. hiçbir pürüz yok. bu insanların dikkatini çekmeyecek. acı yok değil, acı var. bazen nefesin kendi içine batan köşeli, sivri bir şeye dönüşüyor. kendi hayatlarımızda mücadeledeyiz. bütünüz böylece, ortak sevgimizle. yani anlatmak istediğim: siz ezbere acıların peşindesiniz. birinin sizi sevmesine katlanamıyorsunuz çünkü bunun reklamını yapamıyor olmaktan tiksinirsiniz. tüm bunların arasında gözünüz kapalı (kendi hayatlarınızdaki mücadele hariç) koşarken, ağlamaktan ya güya hiç açamadığınız gözlerinizi kapattınız diye kimsenin size görünmeden gittiğine kızamazsınız. o gözü sen kapattıysan, sen açacaksın. yok mu öyle, var artık öyle. ortak düzende popüler edilmiş, gerçekten ve anlamdan yoksun “sevgisizliğiniz”, hiçbir yüreğe layığıyla yanaşmayan diliniz, hiçbir şeye benzemez ve ne çok birbirinize benzersiniz.
bunca dert bükmüyor da belimi, senin tek lafında yere çakılan alnımdan çok utanıyorum.
bazı insanlar böyledir. diğerlerine göre çok daha kırılgan olurlar. ölümü sırtlarında bir çanta gibi taşıyıp, yorulduklarında önce onu açarlar.*
Gülse yıldızlar dökülür, gülmese telaş.