seen from United States

seen from Türkiye

seen from Russia
seen from United Kingdom

seen from Austria
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Türkiye
seen from Japan

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from China
seen from United States

seen from Türkiye
seen from United States
seen from China

seen from Netherlands
seen from United States
ℍ𝕒𝕪𝕒𝕥ı𝕞ı𝕟 %95'𝕚 𝕤𝕥𝕣𝕖𝕤, 𝕘𝕖𝕣𝕚 𝕜𝕒𝕝𝕒𝕟 %5 𝕕𝕖 𝕚𝕟𝕤𝕒𝕟𝕚 𝕚𝕙𝕥𝕚𝕪𝕒ç𝕝𝕒𝕣 𝕚ş𝕥𝕖
Bugün sabah saat 9 civarında dışarıya çıktım. Dışarıya çıktığım andan itibaren insanları izlemeye başladım. Ne duraktaki insanlar ne otobüste birlikte yolculuk yaptığım insanlar ne de otobüs camından izlediğim insanlar ... Hiç kimse ama hiç kimse gülümsemiyordu. Herkes adeta neşesini kaybetmişti. Rus romanlarındaki asık suratlı insanlardan farkı yoktu kimsenin.
Herkesin yaptığı bu yüz ifadesinin altında birbirinden farklı olan nedenler yatıyor. Kimisi ekonomik sıkıntı çekiyor, kimisi yasta, kimisi aşk acısı çekiyor, kimisi yalnızlığına üzülüyor, kimisi geçip giden gençliğine üzülüyor... Gel gelelim bu ifadeyi yapan insanlardan biri olan bana. Beni asık suratlı bir insana çeviren şey çevremdeki insanlardan, yaşadığım olaylardan çok gerçek veya gerçek olmayan düşüncelerimdi. Düşüncelerim zihnimi adeta bir çöplük gibi doldurmuştu. Bu çöplüğün içinde ertelenmiş kararlar, yanlış (?) anlaşılmalardan oluşan muhabbetler ve daha birçok şey bulunuyor. Bu çöplüğün oluşması yüksek ihtimalle sahip olduğum anksiyeteden kaynaklandı.
Belki de benimle hiçbir ilgisi olmayan insanları izlemem ve onlar hakkında düşünmem anksiyetenin benimle oynadığı bir oyundu. Aslında izlediğim o insanlar asık suratlı değildi sadece ben öyle görmüştüm.
Her şey geçici
Hepsi geçicek, hiç olmamış gibi olacak. İyi anlara odaklanma, onların üzmeme ihtimali var mı? 2 aydır yaptıklarını baz alsan yeterli.
Herkes düşmanı var sanıyor. Sen hiç kaygıyla tanıştın mı? Mümkünse tanışma, çünkü onu bir kere tanırsan başka düşmanın olmuyor zaten.
Son gönderini gördüm de yazmak istedim bence biraz büyük konuşmuşsun bugün böyle düşünüyorsun ama yarın bu düşünceni değiştirecek biri karşına çıkabilir ve çoğalır zannettiğin karanlık bir anda yok olabilir hani demişsin ya içimdeki karanlık nefes alan her şeyi ağırlaştırıyor belki karşına öyle biri çıkarki nefes alan her şeyi hafifletir bunu düşün ayrıca senin dediğin gibi iki kişilik ağırlık zor olabilir ama sen yükünü paylaştığında o kişiye o yük sana geldiği kadar ağır gelmeyebilir yani demek istediğim herkese kendi yükü daha ağır gelir sana demir olan bir yük başkasına pamuk olabilir özellikle seni koşulsuz şartsız seven biri için onu kendi yüklerini taşımaya zorlamış olmazsın o zaten bunu bile isteye yapar yükünü hafifletmek için sen biraz nefes alabilesin diye ve biri içindeki duvarlara uzun süre çarpıp kaldığında sen öylece duracağını ve bu yüzden de karşındakinin yorulup tükeneceğini savunmuşsun ama ya o kişi duvarlarını yıkamasa bile çatlatırsa? ya da senin içinde o zamana kadar bir şeyleri değiştirmişse? O zaman duvarlarını yıkamasan bile onu duvarın diğer tarafına almaz mısın? Düşünceler değişkendir ve kaderinde ne olduğunu bilemezsin seni kaldırabilecek güçte olan bir insan elbette vardır sen sadece kimseye kesin bir yargıyla bakmamaya çalış ve hayatına birini alma konusunda bu kadar kararlı olma Sen Allah'a güven o seni yarı yolda bırakmaz senin karanlığının aydınlığı ondadır sadece bunu farketmeni bekliyordur belki de... Kötü bir niyetim yok lütfen yanlış anlama sadece belki sana bir şeyler katarım diye düşüncelerimi söylemek istedim
Ve son olarak sana bir şarkı ithaf edip gidiyorum
Can Ozan-Toprak Yağmura
Bence bu şarkıda geçen hangi kısmı üstüne alınman gerektiğini anlarsın 😉
~🥀
Cevaplamaya başlamadan önce çok çok üzgün olarak, çökük bir halde bu satırları yazdığımın bilinmesini istiyorum. Çok çok kötü bir durumdayım ve belki biraz dağıtırım düşüncesiyle buraya bir şeyler yazmaya geldim.
İçimde dönüp duran şey kolay kolay dağılmıyor ve bu yüzden söylenen her ihtimal bana yaklaşmıyor. Bugünle yarın arasında değişecek bir yönüm varsa bile bu dönüşüm başkasının nefesiyle oluşmuyor. İçimde yıllardır ağırlaşan bir his var ve o hissini kimse yok edemiyor, silemiyor. Karanlık dediğin şey bazen bir anda parlayıp yok olacak bir siyah değil, yılların ağırlığı ile oluşmuş bir siyah. Bende de böyle. Nefesini verdiğim her yerde peşimden gelen bir ağırlık var ve nereye gidersem oraya sürükleniyor.
Birinin varlığıyla hafifleyecek hâlde de değilim. İçimde açılacak alan kalmadığında dışarıdan gelen destek sadece duvara çarpan bir ses oluyor. Yük paylaşımı kolay görünür ama ben kendi yükümü taşırken bile yüreğim daralıyorken bunu bir başkasının omuzuna yıkmayı istemiyorum. Herkesin kendi derdi kendi içine ağır gelir ve ben bunu çok erken öğrendim. Bu yüzden duvarlarımı nasıl ördüğümü kimse bilmiyor. O duvarlar sadece bana kalkan değil, başkalarını benden koruyan bir sınır çünkü herkes dayanıklı değildir ve benim içimde taşıdığım şey birinin hevesiyle taşınacak bir şey değil.
Birinin uzun süre bu duvarlara çarpması beni suçlu hissettirir. O çarpmanın bıraktığı yankı içimde güveni değil, üzüntüyü artırıyor. Çatlak bile oluşsa o çatlak bana bir yol açmaz, nerenin zayıfladığını gösterir ve orayı daha da güçlendirmeme sebep olur. İçimde değişen şeyler olduğunda bile bu değişim insanlara yönelmekle sonuçlanmıyor. Kendi içimde kırık düzenimi toparlamaya çalışmaktan öteye gitmiyor.
Düşüncelerin değişebilir olduğunu savunmuşsun, yıllardır aynı noktada durmanın kendine has bir gerçekliği var. Bu durum inat değil tekrar eden tecrübelerin bıraktığı bir ağırlık. Kaderimde ne olduğunu bilmiyorum ama birine yaslanma düşüncesi artık bana çok fazla uzak. Kapı açma meselesi ise başka bir konu. Bir kapıyı açtığımda içeri girenin ne getireceğini bilmemek beni her zaman geri çekti. Çünkü insanın içi kırılmaya açık bir yer ve kapı yanlış zamanda açılırsa içeridekini darmadağın edebilir.
Kimseye kesin hüküm vermemek iyi bir niyet olabilir ama ben kendi sınırlarımla hareket etmek zorundayım. Hayatıma birini almamak bir kararlılık değil, bir korunma içgüdüsü. Kendimi defalarca toparlamış biri olarak artık risk almayı göze almayan bir noktadayım. Allah’a gelince, ona olan güvenim hep aynı. Yolumu açacak güç ondan gelir, bir insana bel bağlamaktan değil. Bu yüzden insanlara karşı temkinli olmak inançsızlık değil, sadece akıl ve tecrübenin ortak sesi.
Kötü bir niyetinin olmadığını biliyorum ve sana çok teşekkür ediyorum, söylediklerini saygı ile karşılıyorum ama benim içimde uzun süredir var olan karmaşa buna rağmen kendi yolunu buluyor. İçimde kurduğum düzen yıllardır böyle ve bana tüm ağırlığını içimde biriktirip halletme gücü veriyor. Yazarken hâlâ ağır bir yorgunluk hissediyorum, bunu yazmaya başlamadan önce söylemiştim ama onunla yaşamayı öğrendim Ondan dolayı sürekli "Böyle öleceğim." gibi kesin ifadeler kullanıyorum.
Şarkı için teşekkür ederim, üstüme alınmam gerektiğini düşündüğün kısmı buraya yazıyorum:
"Bir kadın gelir değiştirir seni; alıştığın o sert, kararlı şeklini. Yüzbinlerce yıldır böyledir gider suyun kumsala vurması gibi."
Sosyal anksiyetesini yenemeyen bir kız için buraya yazılar yazıp blog atmak büyük bir adım