Kelimenin tam karşılığı olarak ‘tükenmişlik’ bu sathı mahallin her gününde kendini biraz daha görünür kılıyor. Biçimlendirilen, güncelliği sağlama alınmış devlet aklı / zikri tüm o eylemlerinin sıradan yurttaşın hayatında bıraktığı iz artık tükenmişlik olarak kalıcı bir hal kazanıyor. Hayatlar hedefe konulurken, tümden ve topyekun bir cerahat güncellenirken iş bu menzilde, sıradanın güncesinde kalıcı yıkımlar dur durak nedir bilinmeksizin yeniden ve yeniden imal olunuyor. Bunca afaki olup, güncellenmiş olan tahakküm aparatlarının her durumda hemen her eylemden sonra biriken cüruf, cürmün biz sıradanların hayatında var ettiği zorlayıcılığı, eksiltmeyi anlatır tükenmişlik.
Büyük ülke, müreffeh halk, yıkımlar, sarsılmaz liderlikler, herkese ve her bir işe yetiştiği zikredilen muktedir olma halleri ve daha nice fasarya / nutkun ardından çıka gelen koca bir moloz yığınını işaret edendir yılgınlık. Bir fasit döngüye mahkumken her günü, yıkım halinin, zulmün ve feci bir biçimde çürümenin el aldığı / yol bulduğu / belirlediği bir saha ve yerde sıradanın payına düşürülenlerdir yılgınlık. Hayat bu sahnede perişan kılınandır. Cürümler, yıkımlar, yıldırı hamleleri aralıksız kılınırken hayatın meseli, müşterek bahis eksikli kılınır. Yıkım, yıldırı her güne içkin kılınandır. Cerahatin atbaşı gittiği her anında apayrı bir tahakküm halinin denk getirildiği bir sahada hayat nicedir.
Müştereklerimiz yağmalanıyor. Bütünüyle hanedanlığa dönüşmüş bir muktedirin hemen tüm taifesiyle birlikte kurduğu düzenek / hayat akışını zehirliyor. Fakirlik, tabelalardaki o dolar, şu euro, bu pound vs. emtianın yükselişinden değil deli dumrul gibi her haltta çıka gelen vergilendirmelerden, aralıksız sarayın masrafları için icat edilmiş aksiyonlara uzana duran bir fasit döngüde müştereklerimiz talan ediliyor. Yılgınlığı fırsat görüp, üç otuzluk, tam da o kadar olan tazminat haklarının gasbından, neden olduğunu elbette hepimizin de çok iyi bildiği cihatçı çetelerle dışarılara açılmış savaşların finansörlüğüne hayatlarımız un ufak ediliyor. Müştereklerimiz olan her şeyin / her durumun / edimin biteviye kılınmış bir öğütme dahilinde sıradana karşıtlıkla var edildiği her tahakküm hepimize bir mesajı taşır. Bir ülkeden çıkışın, bir ülke tanımının zayi olunuşunun kesintisizliği artık afakidir.
Tekinsiz, cerahatle hemhal, her gün insanları yoksun kılınıp, yoksullaştırılırken halen en olmadık lafların dillendirildiği, büyük ve güçlü mottosunun kesintisiz eklendiği yerde ol olmakta olan biyopolitik bir deney sahasının varlığıdır. Çürüme aralıksız, çaresizlik tam ve eksiksiz, düzenin herkesi bir cendereye sıkıştırması duraksamaksızın, borçlandırma ve o borç yükü için pandemi sürecinin ortasında dahi hayatları üç otuz kuruş kılarak sermaye için ölümlerin var edildiği, herkesin istatistik kılındığı bir yerdir mesele. Hayatlarımızın bir biçimde borçlarımız kadar var edildiği / önemsendiği bir düzlemde hiçbir şey rastgele değildir. Bugünün ülkesinin o dününden hiçbir farkı olmayan bir cerahat sarmalı halinin ne mübalağa, ne de önemsiz olduğu yaşama düşürülen gölgelerden barizdir. Tüm bu kara, kapkaranlık güncellik ol yılgınlığı imal eder. Nereye, hangi yaraya, hangi soruna, nerede ve ne şekilde güncellenen yıkıma odaklanırsanız bir başkasının var edildiği sahnede her birimiz için uygun görülen cerahatin ta kendisine yem olmaktır. Daha nereye kadar!
Bianet’ten aktaralım: “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, Ekim ayı iş cinayetleri raporunu İzmit't İnsan Hakları Park'ında açıkladı.
“İş cinayetlerine, salgına, işsizliğe, açlığa ve güvencesiz çalışmaya karşı direniş ve dayanışma yaşatır” yazılı pankartın açıldığı basın açıklamasında, ekim ayı iş cinayetleri raporunu İSİG Kocaeli temsilcisi Selçuk Karstarlı okudu.
Meclis’te görüşülmeye başlanan torba yasanın işçilere dönük önemli bir saldırı olduğunu belirten Karstarlı, 25 yaş altı ve 50 yaş üstü işçilerin belirli süreli iş sözleşmeleriyle geçici olarak çalışmasının uygulanmaya çalışıldığını ifade etti.
2020 yılının ilk 10 ayında 1734 işçinin hayatını kaybettiğini belirten Karstarlı, Türkiye’de koronavirüsün tespit edildiği 11 Mart’tan bugüne kadar en az 325 işçinin virüs nedeniyle hayatını kaybettiğini belirtti.
Karstarlı, ekim ayında 207 işçinin çalışırken yaşamını yitirdiğini söyledi ve iş cinayetlerini sıraladı:
*8'i çocuk, 14'ü kadın, 9'u Suriyeli, 1'i Afganistanlı, 1'i Özbekistanlı ve 1'i Türkmenistanlı olmak üzere 12'si göçmen ve 10'u sendikalı işçiydi.
*En çok yaşanan ölüm sebepleri: 51 işçi Covid-19, 36 işçi ezilme/göçük, 35 işçi trafik/servis kazası, 18 işçi yüksekten düşme, 13 işçi kalp krizi, 12 işçi elektrik çarpması, 12 işçi şiddet ve 7 işçi boğulma nedeniyle hayatını kaybetti.
*Ölümlerin en çok meydana geldiği işkolları: 40 işçiyi inşaat, 38 işçiyi tarım, 32 işçiyi sağlık, 20 işçiyi ticaret/büro, 13 işçiyi taşımacılık, 10 işçiyi metal, 8 işçiyi belediye/genel işler, 7 işçiyi tekstil, 6 işçiyi tersane/gemi, 5 işçiyi maden ve 5 işçiyi enerji işkolunda çalışırken kaybettik
*İş cinayetleri en çok sanayileşmiş şehirlerde gerçekleşti: 21 işçi İstanbul, 16 işçi İzmir, 9 işçi Şanlıurfa, 8 işçi Antalya, 7 işçi Ankara, 7 işçi Gaziantep, 7 işçi Kayseri, 6 işçi Aydın, 6 işçi Denizli, 6 işçi Diyarbakır, 6 işçi Muğla ve 6 işçi Tekirdağ'da hayatını kaybetti.
Karstarlı, salgına ilişkin alınması gereken talepleri de şöyle sıraladı:
*Covid-19 sağlık emekçileri için meslek hastalığı, diğer işkollarında çalışan işçiler için ise iş kazası olarak tanınmalıdır.
*İşyerlerinde başta üretim alanları olmak üzere ulaşım, beslenme, barınma gibi tüm alanlarda işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmalıdır.
*Kronik hastalığı olan ve belli bir yaşın üzerindeki tüm işçiler (kamu-özel) bu süreçte idari-ücretli izne çıkarılmalıdır.
*İşten atmalar yasaklanmalı ve 1168 TL değil tam ücret ödenmelidir.
*Çalışma saatleri, ücretlerde kesintiye gitmeden azaltılmalıdır.
*İşçilere ücretsiz-yaygın testler yapılmalı, vakaların arttığı işyerlerinde üretime ara verilmelidir.
*Evden çalışan işçilerin çalışma saatleri düzenlenmeli ve iş için yaptıkları harcamalar karşılanmalıdır.”
Karstarlı, Kocaeli’de yaşanan iş cinayetlerine ilişkin de şunları söyledi:
*Kocaeli’de Ekim ayında en az 5 işçi, ilk on ayda 70 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.
*Kocaeli Türkiye’nin en önemli sanayi bölgelerinden birisidir ve bu yüzden çok tehlikeli sınıftaki işyerlerinde çalışanların sayısı birçok kentten daha yüksektir.
*Kocaeli’de birçok işyerinde gerekli işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmamakta, gerekli denetimler yapılmamaktadır. Bu yüzden ülke nüfusunun yüzde 2,17’si şehrimizde yaşarken iş cinayetlerinin yüzde 4,35’i burada meydana gelmektedir.
*İşçi sağlığı iş güvenliğinin olmazsa olmazı iş güvencesi hakkı da yok sayılmaktadır. Örneğin Kocaeli’de sendikalaştıkları için Özer Elektrik, HSK Systemair ve Baldur Süspansiyon işçileri işten çıkarılmaktadır, ki ayrıca pandemi döneminde işten atmalar yasaklanmıştı.
*Kocaeli’nde işyerlerinde kronik hastalıkları olan ve ileri yaşta çalışanlar gibi risk grubundaki işçilerin sayısı oldukça fazladır. Bu yüzden salgın önlemlerinin hızla alınması zaruridir.”
Düzenin var ettiği / böbürlene böbürlene büyük ülke nidaları / tahayyülleri ortalıklarda var edilirken olmakta olan sıradan insanın hayatının zehirlenmesi, epey hallice insanın da hayatından edilmesidir. Düzenin oluşturduğu normalleşmenin aralıksız 1 Haziran’dan bu yana güncelleye geldiği yegane şey yukarıdaki yıkım halinin sıradana sunulmasıdır. Artık ötesi / berisi kalmayan bir cüretle, süreğen bir halde hayat hakkının patronajın insafına terk edildiği bir zeminde, mesele yalın bir biçimde hayat ne olacaktır sorusundadır. Bütün bütün perişanlığın vaat olmaktan öteye hakikat olarak emekçiye pay edilmesi bir yanda, o düzenin devamlılığı adına sunulan her eylem / pratiğin madun siyasetin sunduğu her anın, dönemecin sıradana karşıtlıkla hemhal halleri karşımızdadır. Bütün ülkenin sessizliği tam kapasite korumasının yanında, ölümlerin devamlılığı sağlama alınırken, rızkın da çokça dillendirilen kul hakkının gasbı da var edilirken hayattan geriye ne kalacaktır düşünüyor musunuz?
BirGün Gazetesi’nde Burcu Cansu imzalı haberdir: “Covid-19’a karşı mücadele kapsamında test sayısı tüm dünyada artırılırken Türkiye tüm diğer önlemleri almakta olduğu gibi bu konuda da farklı bir yol izliyor. Sağlık çalışanlarına bile rutin test yapılmayan ülkede şimdi de hekimlere, test sayısını azaltarak ilaç tedavisini yoğunlaştırma baskısı yapıldığı iddia edildi. Başhekimler ve il sağlık müdürlükleri aracılığıyla hekimlere, “Covid- 19 polikliniğine bulaş korkusuyla gelenlere ve Covid-19 testi yapılmasına karşın henüz test sonucu çıkmamış yurttaşlarda hemen ‘hidroksiklorokin’ tedavisine başlayın” talimatı verildiği ileri sürüldü.
Başhekimlerin, hekimlerin Whatsapp gruplarına test oranlarının düşürülmesi ve ilaç başlama oranlarını artırması için çok sayıda mesaj gönderdiği öğrenildi.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur baskının kabul edilemez olduğunu kaydetti: “Dünya Sağlık Örgütü, hidroksiklorokini tedavi rehberinden çıkardı ama Türkiye’de ciddi yan etkileri olduğu bilinen bu ilacı ısrarla kullanılmaya devam ediyor. Hangi ilacın verilmesi gerektiğine karar verecek olan hekimdir. Hekim özerkliğine müdahale ediliyor. Bu müdahalenin kaynağı Sağlık Bakanı. Sağlık Bakanı hakkında gerekli işlemin yapılması gerekiyor bu da üye olduğu tabip odası ve bizim üzerimize düşüyor.”
TTB Covid-19 İzleme Kurulu üyesi Doç. Dr. Osman Elbek de hasta yoğunluğunun artığına dikkat çekerek süreci şöyle özetledi: “Hekimin reçetesine müdahale kabul edilemez. Hekim olarak bulgular doğrultusunda ilaca başlıyorum. Bir kapanma sürecine gidilmezse tedavi ile salgını önlemek mümkün değil. Herkese ilaç vererek salgını önleyemeyiz.”
Bursa Tabip Odası Başkanı Alpaslan Türkkan, Bursa’da hekimlere baskı yapıldığı, tedavilerine ve reçetelerine karışıldığını belirtti. Türkkan, gereksiz ilaç yazmayı reddeden bir meslektaşlarının, başhekim yardımcısı tarafından tehdit edildiğini belirterek şunları söyledi: “Başhekim yardımcısı hekime bu ilacı kapıdan giren herkese yazmak zorunda olduğunu söylemiş. ‘Ben senin amirinim. Yazmak zorundasın. Yazmazsan hakkında işlem yaparım. Bunu Sağlık Müdürü böyle istiyor’ demiş. Konu üzerine Yönetim Kurulumuzun yaptığı olağanüstü toplantıda başhekim yardımcısı hakkında soruşturma açma kararı alındı. Soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi için kişi ve yer bilgisi vermeyeceğiz.”
Sekizinci aynı geçmiş olan Covid19 pandemi sürecinin ortasında çıkagelen her tanıklık, kare kare sunulan her edimle / kanıtlanmış her biçimde örtbas edilmeye devam olunan ol hakikatle bir kez daha memleketin kaderine terk edildiği ortaya çıkar. Onca aydır doğru düzgün bir biçimde sıradan yurttaşın hayat hakkına müdahil olunup, onun muhafazasını var edemeyen bir devletli karşımızdadır bir kez daha. Normalleşme süreci olarak anılan aslı cehennemi bir sürü bağışıklığına çıkagelen bir tahayyülün ortasında hayatların açıkta ve alenen kendi haline terk edilmesi ifşa olunandır. Devletin var ettiği her istikamet açık ve doğrudan ortaya çıkarttığı her edim ile Covid19 pandemisinin sonlanması bir yana bir biçimde memleketteki yaşam hakkını dönüştürmek, aranıp da bulunamamış ola gelen bir başka fırsat olarak görülmesinin yıkımı var edilir.
Sekizinci ayında bir menzilde doğru düzgün bir tek müdahale, bir tek olumlama söz konusu edilip, sıradan hayatların hakkı ola gelen sağlığın tesis edilmediği yer midir büyük ülke! Ölümler birbiri ardına çıkagelen tüm o yıkım hallerinin ortasında nedir ki büyük ülke! Masallara sıkıştırılmış, lebalep anlatılanla hakikat arasındaki uçurumun dipsizliği ortaya çıkarken, muktedir oyunları ile yaşatılanlar arasındaki kötülük fasit döngüsü hep yeniden imal edilirken neresidir büyük o büyük ülke! Aşı çalışmalarında bir tek ilerleme için yayınlanan haberin ardından maske kullanmaktan bile özenle imtina edenlerin arasında hayatın ucuz bir mesel olmadığını dahası karantinanın elzemliliğini sorgulama gailesine düşmeyenler eliyle midir büyük ülke! Sekizinci ayındaki bir pandemi hayatı aleni bir biçimde zehirlemeye devam diyen muktedir sayesinde her sıradan için sınavın ta kendisi kılınıyor bunlarla mıdır büyük ülke! Cürüm, cüruf, yıkım üçlüsünün ortasında bir menzil var ediliyor. Ne büyük, ne kutlu, ne de kimselerin kıskandığı bir yer hakikatin ta kendisi kılınıyor. Bunca cerahatin, bu kadar bet / fecinin arasında sıradanın hayat hakkı alaşağı edilirken, çürüten, tüketen, zorlayan, kuşatan ve ezen bir devlet varken sözün özü sıradanın müşterekleri çalınırken / yıkılırken / yok edilirken büyük ülke sadece lafta kalandır, lafazanlık ile sınırlı olandır, anlıyor musunuz?
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2020
Görseller: Ozan KÖSE – AFP – Getty Images v/CNBC