Per aspera ad astra
'Zorluklardan yıldızlara'
seen from Sweden
seen from United States

seen from Canada

seen from Italy

seen from Netherlands
seen from United States
seen from France
seen from United States
seen from United States
seen from Germany
seen from Germany
seen from Germany
seen from United States

seen from Türkiye
seen from United States

seen from Sweden

seen from United States

seen from United States
seen from Yemen

seen from United States
Per aspera ad astra
'Zorluklardan yıldızlara'
Müzik Felsefesi -Schopenhauer
Bir müzik felsefesi ortaya koyma konusunda detaylı bir çalışma yapan ilk filozof Schopenhauer’dir diyebiliriz.
Filozof, müziğin performansa dayanıyor olması somut mu yoksa soyut mu çelişkisini oluşturmuştur der ve ekler; somut olarak yapılacak yorumların tamamı sadece işin tekniğine (uyum, senkronizasyon vs. gibi yapı taşlarına) ait olabilir. Bu nedenle Schopenhauer, müziği soyut bir sanat olarak tanımlar.
Schopenhauer, müzik sanatını diğer tüm sanat dallarından ayırır ve en yüceleri olarak görür. Çünkü müzik, görünen dünyanın değil idealar dünyasının bir ürünüdür. O nedenle de soyuttur ve insanların içine, duygularına işlemesinin sebebi de budur. Ayrıca filozof, bu soyut sanatın yalın bir şekilde, doğallığa uygun şekilde kullanılması gerektiğini iddia eder ve söze uydurmaya, belli kalıplara sıkıştırmaya çalışanları da (özellikle kliseler, dini törenler) eleştirir.
Özetlemeye çalıştığım Schopenhauer’in müzik anlayışını filozofun müziği tanımladığı kendi metninden bir parçayla tamamlamak istiyorum.
‘’Müzik sanatı, bütün başka sanatlardan kopuk, tek başına durur. Müzikte dünyadaki yaratıkların ideasının taklidini, yeniden üretimini saptayamayız. O, büyük, parlak bir sanattır. Müziğin insanın en derin doğası üzerindeki etkisi çok çok güçlüdür. Yetkin, evrensel bir dil olarak, insanın en derin bilincinde derinlemesine, tam olarak anlaşılır”
Büyük şeyler, bir çok küçük şeyleri bir araya getirerek yapılır. Eğer bir şeyi istiyorsanız ruhunuzu yakalayana kadar çalışmanız gerek. Bazen aklınızı kaybedecek kadar özgüvenli olmalısınız. Sıkıntınızdan öleceğinize tutkularınız uğuruna ölün.
Bentham’a Göre Tek Başına Mutlu Olmak Mümkün müdür?
İngiliz filozof Jeremey Bentham, pragmatizm’in kurucularından birisidir. Yaşama, ahlak anlayışına ve varoluşsal süreçlere faydacı bir bakış açısıyla bakar ve insanları faydalarının peşinde koşan rasyonel varlıklar olarak tanımlar.
Etik anlayışını da bu paralelde teorilendirmiştir. Bentham, insanların doğaları gereği diğer canlılar gibi acıdan kaçındığını çünkü acı olan yerlerde mutlu olamayacağını söyler. Bu teze paralel olarak da subjektif bir ahlak anlayışı ortaya koyar. (Evrensel olmayan, özü bireye ve bireyin kendi dünyasındaki olay ve olguara dayalı bir anlayış)
Bentham, acı ve üzüntü halinden kaçan insanın haza yönelerek, mutluluğa erişebileceğini belirtir. Fakat bu noktada, toplu olarak yaşayan insanların, etkileşim içinde bulundukları diğer insanları görmezden gelemeyeceğini, bu nedenle de kendi mutlulukları için çevrelerindeki insanların da mutlu olmaları gerektiği noktasını da göz ardı etmez. Burada subjektif ahlak anlayışı, evrensel ahlak anlayışına devinir. Kendisinin bir toplum bilimci olmasının bu devinime etkisi büyüktür. Bu devinimle Bentham’dan çıkan son görüş ise şu şekildedir. Mutlu olabimek için olabildiğinde fazla insanı kapsayan ve onları mutsuz etmeyecek hareketler yap. Mutsuz bir ortamda, mutlu olmak mümkün değildir.
Kötü insanlar, iyi insanları sınamaya yarar!
Voltaire