Bir kötülük düzeninde hayata yer bırakılmıyor. Her güne yirmi dört saate sığdırılmış olan yaralarla kuşatılırken buna da alışırsınız deyip her gün bir kademe daha facialara yollar o istikametler belirleniyor. Bitimsiz bir cendere ile yaşama eylemi topyekun zehirleniyor. O iktidar makamının, erkanı muktedirin suna geldiği her şey bir cerahate dönüşüyor. Ne laf, ne masal, ne mübalağa kesin bir biçimde tek bir ilaveye gereksinim duyulmayacak bir hal içinde hayat mefhumu / meselesi dibine kadar çürütülüyor. Memleket denilen yaşatan bir yerken, onun tam karşılığına çıkartılması elzemken, bizim sahnemiz ölüm kusanların hiç abartısız kötülük saçanların, kastını cerahatle var edenlerin, öyle değil böyle değil açıktan kinle / nefretle boğulan bir yere dönüştürülür. Cerahat yüceltildikçe, iktidarından, onun o kulvarında seyrüseferine devam diyen yancı partilerinden, çürük ana akım medyasından bitimsiz bir biçimde teslim olmuş, kendilerini bu sistemin neferi zanneden her cenahtan temsillerle birlikte o boğdurulmuş, eksik kılınmış, facialara rehin ülke gerçek kılınır.
Cerahat, cürüm, çürüme üçlüsünün, nefret, ayrım ve şiddeti öne çeken demeçlerin ardına çıka geldiği bir zeminin meselesidir, o hayata yer bırakmamak. Artık soluğumuzun her an her şekilde tıkandığı bir düzlemdeyiz. Yaşatmayı değil çürütmeyi vaat olmaktan alıkoyan, herkese pay eden bir nüfuzlu kesim dışında kalanın hayatını cehenneme çevirenlerin artık eksik gedik olmadan bütünüyle yaşama eylemini kuşatmasına tanıklık ediyoruz. Naaşların üstüne basa basa, akan kana bulana bulana, dört bir yandan yükselen çığlıklara kulaklarını tıkaya tıkaya yürüyen bir sahnenin meselesine tanık yazılıyoruz. Muktedirin var ettiği her dönemeç, olur verdiği her kötülük birkaç güne sığdırılmış ölüm kusmalar, kiminde delik bir ayakkabı, kiminde panzer denilen nesnel yıkıcının ucunda sürüklenen bir beden, kimi ya da kimilerinde de kan dahi göstermeden oluşturulan şiddet pratikleriyle görünür olur. Bunların üstüne kendi canına kıyanların, ekonomi ve pandemi sürecinin yıkıcılığında hiç ama hiçbir biçimde görülmeyen o asgari ücrete rehin edilmiş milyonların varlığını da göz önüne getirdiğinizde cerahatli ülke ne demek, hayata kasıt her neye delalettir bunu toptan, tek elde görebilmek mümkündür, böyle ülke mi olur?
BirGün Gazetesinden aktaralım: “Elazığ Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Enes Kara, kaldığı Cemaat yurdunda yaşamına son verdi.
Kara'nın olay öncesi çektiği bir video sosyal medyadan yayılırken, Aykırı'dan Batuhan Çolak, "Enes Kara, henüz 20 yaşında, tıp fakültesi 2.sınıf öğrencisiydi. Bugün intihar ederek yaşamına son verdi. Enes'in geride bıraktığı video ve not çok önemli. Zorunlu olarak cemaat yurdunda kaldığını ve hayattan nasıl koparıldığını tek tek anlatıyor" ifadesini kullandı. Çolak'ın aktardığına göre Kara'nın cansız bedeni Hilalkent Mahallesi’nde bulunan cemaat yurdunun önünde bulundu.
Kara, söz konusu videoda şu ifadeleri kullanıyor: "Şu an onların zoruyla cemaat yurdunda kalıyorum kalıyorum. Lisede ve ortaokulda yine böyle medreselere sıkça geliyordum bazı tatillerde yatılı kalıyordum. O zamanlar da istemiyordum ama ailem zorluyordu ve haftada 1-2 gün geliyordum ya da yılda 1-2 hafta yatılı kalıyordum çok da zor değildi bir de en fazla üniversiteye kadar gelirim zaten diye düşünüyordum. Burda vakit namazları zorunlu. Cemaat şeklinde kılıyoruz namazdan sonra ders var vs. 30dk sürüyor yaklaşık her vakit, günlük 1 saat burda olan kitaplardan okuman zorunlu haftanın 3 günü cemaat dersine katılman zorunlu yemekleri yine öğrenciler yapıyor, haftanın 1 günü temizliği yine biz yapıyoruz. Sabah namazıyla uyanıyorum, okula gidiyorum geliyorum, akşam namazı, yemek, okuma, yatsı namazı, cemaat dersi sonra saat 10 zaten ertesi gün tekrar 6.30 gibi tekrar namaza uyanıyorum. Pazartesileri böyle , diğer günler de cemaat dersi yok bir tek 8'de serbest oluyorum,hafta sonu da benzer yine 3 saat gibi bir şey kalıyor ve kalan zamanda adam akıllı ders de çalışamıyorum çünkü psikolojik olarak yorgun oluyorum.
Bu 2 sorunu ayrı ayrı düşününce aslında katlanalamayacak şeyler değil ama bunları birleştirince tüm yaşama sevincimi alıyor, özgür hissetmiyorum kendimi 24 saatten kendime ayırabildiğim 3 saat falan."
Evrensel'in haberine göre yaşanan olay sonrası Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesinden bir öğrenci ise: ”Enes’in intiharı duyulduğunda sınıf gruplarında çok tepki çekti. Online sistemin acısı öğrencilerden çok fazla çıkarılıyor. Bizim tüm sınavlarımız çok zor, TUS var zaten o en zoru. Okuldan bitince asistan doktor oluyorsun ve hep mobbing ve uzun çalışma saatleriyle ömrünü tüketiyorsun. Asistanlık bitiyor, rahata kavuştum derken hastaların doktorlara olan şiddetleri görülüyor” dedi.
Enes Kara, ailesinin gözetiminde, belki de bile isteye uçurumun kıyısından aşağıya tam anlamıyla atılmış bir genç olarak bu ülkenin karalığı tarafından çalınan canlardan birisi olur. Onca yalın bir biçimde götürüldüğü karanlığa dair kelam ederken, suskunluğun ol tevatür değil hakikatte var edilmiş kayıtsızlığın, kendisine tek bir an olsun ayıramaması ve nicesinin birikimi bir cana daha mal olur. Hayattan geçmenin hiç ama hiçbir biçimde kolay olmadığı bir güncellik dahilinde, ondan da geçilmesinin ağırlığı kalır geriye koca, kapkara. Bütünüyle yaşamı kuşatanların dün o bu şu, bugün de onların yerine ikame eden temsillerin ta kendisi yani bir başka cerahat olduğu ortaya çıkar. Cemaat denilen olgunun dinsel retorikleri bir şablon, tek tip bir kalıba uygun insan yetiştirme olarak gördüğü tüm o baskı ve zorlamanın ileride kullanışlı / itaatkar ve sebatkar olduğu kadar da söğüşlenip sırtından geçinilen bireyler var etmek adına olduğu birkaç satırda meydana dökülür. Bir hakikati var eder Enes Kara, cemaat yapılarına rehin edilmiş, ailelerin seslerini işitmek bir yana gereksinim duymadıkları için göz ardı ettikleri, sorgulamadıkları için düzen ve aile eliyle bir kere daha bir cana mal olur. İyi de hayat da, bir genç de, çocuk da “emtia” mıdır her nedir? Her şey bu kadar kolayca bir cümlede harcanabilecek kadar mıdır, sahi ama sahiden de?
AKP Grup Başkanvekili Cahit Özkan, Kara’nın kaldığı evin cemaat yurdu değil, ‘gençlerin hür iradesiyle açtığı bir öğrenci evi’ olduğunu iddia etti. Özkan, bu evlerin denetlenmesinin ‘demokrasiyle bağdaşmayacağını’ öne sürdü. Cemaat yurdunu cansiperane bir şekilde savunan AKP’li Özkan’ın tutumu, halihazırda var edilmiş kuşatma halinin de boyutunu bildirir. Bir kötülük düzeninde hayata sahiden de yer hiç ama hiçbir biçimde bırakılmamaktadır. Mezopotamya Ajansından aktaralım: “Halkların Demokratik Partisi (HDP) Gençlik Meclisi, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 2’nci sınıf öğrencisi Enes Kara’nın intihara sürüklenmesine ilişkin yazılı açıklama yaptı. AKP’nin iktidarı döneminde toplumun yoksullaştığı belirtilen açıklamada, “Yediden yetmişe, hiç kimse kendini güvende hissetmiyor. AKP’nin savaş politikalarındaki ısrarı, başta gençler olmak üzere tüm toplumu yoksulluğa, geleceksizliğe ve güvencesizliğe mahkum ediyor” denildi.
Açıklamada, “Halkları ayrıştıran, bölen ve toplumda kutuplaşmayı hat safhaya çıkaran AKP, ele geçirdiği medya gruplarıyla sefalet koşullarını normalleştiriyor. AKP’nin yarattığı sefalet koşullarından dolayı 2021 yılında 76 genç arkadaşımız hayatına son verdi. Kuşkusuz hayatının baharında olan hiçbir genç, bireysel acı ve ıstıraptan dolayı yaşamına son vermiyor. Gençleri buna iten sebepler; ekonomik kriz, geleceksizlik, iktidarın toplumsal baskısı ve bu baskıdan dolayı gençlerin kendini gerçekleştirememesidir. Biz biliyoruz ki; gerçek olan gençlerin yok oluşudur, gençlere karşı geliştirilen zulüm politikalarıdır” ifadeleri yer aldı.
Enes Kara’nın, gelecek kaygılarını ve ailesinin zoruyla kaldığı cemaat yurdunda yaşadığı baskıyı anlattığı bir video çektikten sonra yaşamına son verdiği hatırlatılan açıklamada, “Arkasında not da bırakan Kara, istemediği halde cemaat yurdunun kendisini namaz kılmaya ve cemaat derslerine katılmaya zorladığını belirtti. Enes arkadaşımızın hayatına son vermesi, gençlere uygulanan sistematik şiddetin son halkasıdır. İktidara geldiği ilk günden beri gençleri hedef alan ve gençleri tarikat yurtlarına mahkum eden AKP, Enes’in katilidir. Bizi katledenleri iyi tanıyoruz. Katiller ölü bedenlerimiz karşısında sessiz, gelecek kaygımız için çözümsüz ve isteklerimiz karşısında vurdumduymaz” diye kaydedildi.
AKP politikalarına karşı örgütlenme çağrısının yapıldığı açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “AKP’nin topluma dayattığı bu virüsten de tehlikeli politikalara karşı; kendimizi özgür ve eşit hissedebileceğimiz, gelecek kaygısından yoksun yarınlara taşıyabileceğimiz inancıyla verdiğimiz mücadeleyi yükseltmek için tüm genç arkadaşlarımızı HDP Gençlik Meclisi’nde örgütlenmeye ve mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.”
Cuma akşamı bütün bu gümbürtü içerisinde asıl meramı eylemek isteyen öğrencilerden bir protesto gösterisi var edilir. Enes Kara’nın ailesine atfedilerek kurgulanan cümlelerle bir cinayetin üstü örtbas edilmeye, cemaat değil ateistler oğlumu yaktı gibi bir karşı / karşıt propaganda unsurundan el almaya çabalayacak kadar düşmüş devlet / cemaat ya da siyasetin dinciliği ile dinin aşırılığında bunca bariz çarpıtmalar var edilirken, gençlerin var ettiği seslenişe / itiraza / yasa devlet saldırıyla / işkence ederek gözaltıyla karşılık verir. Mezopotamya Ajansı’ndan aktaralım:
“Gençlik Örgütleri ve üniversite öğrencileri, tıp fakültesi öğrencisi Enes Kara’nın cemaate kalarak intihara sürüklenmesini Taksim Tünel’de protesto etti. Öğrenciler alana gelmeden önce Tünel Meydanı ve etrafını tutan polisler Beyoğlu Kaymakamlığı'nın yasağını gerekçe göstererek meydanda açıklama yapmalarına izin vermeyeceğini duyurdu. Polisin bu tavrından dolayı İstiklal’de bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu sokakta bir araya gelen öğrenciler, buradan İstiklal Caddesi’ne çıktı. "Enes Kara isyanımızdır" ve "Faşistler halka hesap verecek" sloganlarıyla İstiklal’de yürüyen öğrencilere polis müdahale bulundu. Polis müdahalesine karşı el ele tutuşan öğrenciler, "Enes'in hesabını sormak için buraya geldik. Polisin bütün baskılarına rağmen Enes'in sesi olacağız" dedi.
Öğrencilere müdahale eden polisler burada bir kaç öğrenciyi gözaltına aldı. Bunun üzerine ters yöne dönüp yürüyen öğrenciler, İstiklal’de bulunan Mis Sokağı’na girerek burada açıklama yaptı. Açıklamada söz alan öğrenciler, "Enes'in özgürlüğünü haykıracağız. Enes'in hesabını sorana kadar sokaklarda olacağız. Beyoğlu Kaymakamlığı eylem ve etkinlikleri yasakladı. Ama buna rağmen biz çıktık. Bunların kararlarına hiç bir zaman uyumayacağız" dedi.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun Meclis'te HDP sıralarına dönerek sarf ettiği "Kürtler sizi sevmiyor" sözlerini hatırlatan öğrenciler, AKP iktidarına "Gençler sizi sevmiyor, gençler sizi sevmiyor, gençler sizi sevmiyor” diye haykırdı.
Ardından ikinci kez müdahalede bulunan polis, öğrencileri darp ederek gözaltına aldı. Polis müdahalede gazetecileri de darp etti. Gazetecileri alandan çıkaran polis, gözaltı aracını alanına götürerek, tek tek öğrencileri gözaltına aldı. Alana girmek isteyen HDP Milletvekili Musa Piroğlu'nu engelleyen polis, hakaretlerde bulundu.
Piroğlu, "Ben sadece gözlemci olarak girmek istiyorum. Polis işkence yapıyor" diyerek polislere tepki gösterirken, polis "Bizim polisimiz kimseye işkence yapmıyor" dedi. Bunun üzerine Piroğlu, "Sizin polisiniz işkencede insanları öldürüyor. İşkencede öldürülen arkadaşlarım, tanıdıklarım var" diyerek alana girmek istedi. Polislerle Piroğlu arasında yaşanan tartışmadan sonra Piroğlu içeri aldı.
Polis ablukasından çıkan bazı öğrenciler tekrardan İstiklal Caddesi’ne girerek Galatasaray Meydanı'na doğru yürüdü. Meydanın yanında öğrencilerin önünü bir kez daha tutan polisler, öğrencilere tekrardan müdahalede bulunarak gözaltına aldı. Gözaltı aracına alınan öğrenciler test kelepçeli olmalarına rağmen camlara vurarak sloganlar attı. Diğer öğrenciler ise gözaltı aracına vurarak, arkadaşlarının serbest bırakılmasını istedi. Polis aracı hareket ederken aracın önünde duran öğrenciler arkadaşları bırakılana kadar yolu açmayacaklarını ifade etti. Aracı öğrencilerin üzerine süren polis, onlarca kişinin bulunduğu istiklal Caddesi’nden hızlıca geçti.
İstiklal’de bulunan diğer öğrenciler sloganlar atarak arkadaşlarının serbest bırakılmasını istedi. Kalan öğrencilere de müdahale eden polis gazeteci Yadigar Akgün’ün yanı sıra çok sayıda öğrenciyi gözaltına aldı.”
Bir kötülük düzeni hayata yer bırakmıyor. Enes Kara’nın tek başına var ettiği isyanın her nasıl, doğrudan aksettirilmesi elzem bir yara olduğu günbegün var edilenlerle enikonu bir kere daha ortaya saçılıyor. Seksenin üstünde öğrenci / hak savunucusu yurttaş gözaltına alınıp gece körü salıverilir. Bir dirhem iki çekirdek demokrasi nutukları atılırken dahası handiyse tüm dünyanın kıskandığı bir düzenin var edildiği, yeni ülke prototipinin her nasıl bir baskıcılıktan ötesi olmadığı bir kere daha teyit olunur. Süreğen kılınmış olagelen her yıkım tahayyülü başka bir cürmü örtmeye vesile kılınır. Yılın henüz on beşinci günü geride kalırken, başka ülkelerin belki bir belki beş belki daha uzun sürede görebileceği ol vahamet halleri, kesintisiz bir biçimde burada gündelik bir tevatür kılınıyor. E olmuş artık ile geçiştiriliyor. E bu da bizim normalimiz diye yutturuluyor. E burası Türkiye diyerekten kestirme bir sapma var ediliyor. Her anlamda, her gün biraz daha yıkımın dibi ve yöresinde bir tek hayat imgesi bırakılmasın diye dört dolanıyorlar. Bu kadar afaki olan, böylesine bencileyin bir cüretle kurgudan hakikate evrilmiş olanın bir kötülükten gayrısı olmadığı ortadadır. E o da mı gülü seven dikenine katlanır, cibiliyetsizliğine mahkumdur, nedir yani! E bunca açık vahamet de mi kötülük değildir, cürüm değildir, yıkım değildir, nedir yani!
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2022
Görsel: Sedat SUNA – European Pressphoto Agency