#okudumbitti #okudumokuyun#şiddetsiziletişim#bookstagram #instabook #kitapönerisi #neokudum #kitapyorumu #neokusam #vsco #afterlight #booksphoto #instagram #pdrneokur #selyayıncılık https://www.instagram.com/p/B16ZYnwDkPG/?igshid=1kugzhytwgget
seen from China
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United Kingdom

seen from Canada

seen from United States
seen from Austria

seen from United Kingdom
seen from Syria

seen from United Kingdom

seen from Syria

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States
seen from Spain

seen from United Kingdom

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Türkiye
seen from Russia
#okudumbitti #okudumokuyun#şiddetsiziletişim#bookstagram #instabook #kitapönerisi #neokudum #kitapyorumu #neokusam #vsco #afterlight #booksphoto #instagram #pdrneokur #selyayıncılık https://www.instagram.com/p/B16ZYnwDkPG/?igshid=1kugzhytwgget
Kesinlikle çok haklı...
Page 3 Read Bölüm 13 from the story Mektup'tan Hayatlar.. by dileksahin82 (Alwayslove) with 1 reads. duygusal, yazmak...
13.Bölüm yayında sevgili dostlar, okuyucularını bekliyor :)
PDR NE OKUR? | Harper Lee - Bülbülü Öldürmek ° ° ♡♡♡ Görünüşte hepimiz aynı türden canlılarız değil mi? Hepimiz etten ve kemikten oluşuyoruz, hepimiz aynı şekilde dünyaya geldik, aynı şekilde besleniyor, aynı havayı soluyoruz. Peki ya yeryüzünde bitmek bilmeyen bu kavgalar, savaşlar neden? Biz neden sürekli birbirimizi üzüyor, eziyor ve tüketiyoruz? Neden birileri sürekli diğerleri üzerinde egemen olma, üstünlük savaşı kurma eğiliminde? #okurundiyari #kitap #book #bookstagram #instabook #kitapönerisi #neokudum #kitapyorumu #neokusam #vsco #afterlight #booksphoto #instagram #pdrneokur #selyayıncılık - #regrann https://www.instagram.com/p/Bwkm1T5hRWq/?utm_source=ig_tumblr_share&igshid=1b8vzpfilbj1n
Anne Frank’ın Hatıra Defteri Kitap Yorumum; Daha 13 yaşında bir kız çocuğunun kaleme aldığı, sevgili Can Yücel’in çevirisiyle dilimize kazandırılmış, edebiyat çevrelerin de “yaşamaya övgü” diye sözü edilen özgün bir anı defteri “Anne Frank’ın hatıra defteri”.. Yaşıtları gibi gayet normal bir çocukluk dönemi geçirirken Nazilerin tüm dünyaya ve özellikle Yahudilere karşı açtığı savaş ve ambargo sonucu “Gizli Bölme” diye söz ettiği yer de iki yıl süresince yaşadığı hapis hayatını, mahrumiyetlerini çocuksu masumiyetiyle en ince ayrıntılarına değin okuyucuya sunuyor minik yürekli Anne.. Lakin Anne’nin hatıralarının ana öznesi hayata dair beslediği umut! Öyle ki gelecek hayalleri, okumaya ve yazmaya olan düşkünlüğü ile okuyucuyu kendine hayran bırakıyor adeta.. Çocukluktan genç kızlığa adım attığı bir dönemi, kapalı kapılar ardında ve çoğu şeyden yoksun bir şekilde geçiren Anne, yazar ya da gazeteci olabilmenin düşlerini kuruyor ve bunun gerçek olması için de azimle çalışıyor. O yaşta bir çocuktan beklenmeyecek bir potansiyele sahip olan Anne o dönem de bir çok öykü ve hikaye de kaleme alıyor lakin gizlendikleri bölme Naziler tarafından baskına uğrayınca hepsi yok oluyor. Sadece bu hatıra defterini kurtarabiliyorlar.. Küçük kızın bütün özelini ve iç dünyasını açtığı bu hatıra defterini, Anne Nazi toplama kamplarında öldükten iki yıl sonra babası Otto Frank tarafından yayınlanıyor ve günümüze dek her dile çevirisi yapılmış bir eser olarak geliyor.. Kitapta beni en çok etkileyen Anne’nin o kısıtlı dünyasın da inanmak duygusunu hiç kaybetmemesidir. Bilgiye olan açlığına ve daha o yaşta ustaca kurduğu cümlelerine hayran kaldım doğrusu. Sanıyorum ki yaşamış olsaydı edebiyata çok kıymetli eserler kazandıran bir yazar olurdu minik Anne.. Savaşın soğuk yüzünü bir çocuğun satırlarından okumak ve yaşadığınız hayatın dengelerinin her an değişebileceğini size bir kez daha anımsatan bu kitabı, yaşadığımız her anın ne kadar kıymetli olduğunu tekrar tekrar düşünmek adına okuyun derim, tavsiyemdir.. #kitap #books #bookstagram #instakitap #kitapyorumu #kitapkurdu #okudumbitti #kitapalıntıları #kitaplarım #neokuyorum #okuryazar #annefrankınhatıradefteri #modernklasikler 📚👌
@Regranned from @okuyan1anne - Her kitabın bir zamanı olduğuna inananlardanım ben. Sevgili Demet Baykal'ın kitabını bu kadar zamandır bekletmemde varmış bir hayır. Tam da zamanında, ruhuma pek iyi geldi 😌 🍀. Devran'ın gördüğü rüyaya bir anlam araması ile başlıyor birlikte çıkacağımız yolculuk. Bu öyle bir yolculuk ki içerisinde bir sürü durak var. Kimlik arayışı, sezgiler, tevafuk, rüyaların gizli şifreleri, ölüm anlayışı, ruh göçü bunlardan sadece bir kaçı. Devran'ın ölümle, kendisi ile, geçmişi ile yüzleşmesine tanık oluyoruz sohbet tarzındaki bir kurgu ile. Ve bir çok sonuca varıyoruz kitap bittiğinde. Benimkisi ; 'hiçbirsey sebepsiz değildir'. Kitap oldukça sade, yapmalısın-etmelisin dilinden uzak, tam da kişisel gelişim demeyeyim de, bir aydınlanma kitabı gibi geldi bana. Açıkçası beni merak etmeye, araştırmaya teşvik etmesini sevdim 👌. Kitabın aslında 2.baskısı çıktı @uyanisyayinevi nden. Onda önsözü biraz daha uzun tutmuş yazar. Sonuç olarak bu kitap bana çok iyi geldi. Sizin de 'iyi gelen' kitaplarınız bol olsun. Mutlu pazarlar 😌🙋 Alıntı 👇 📌 " Evet, öleceğin dakikayı değiştiremezsin fakat tüm hayatını nasıl yaşayacağını kendi seçimlerinle belirleyebilirsin. Yaşamın kalitesi tesadüf değildir." #bakisacisi #demetbaykal #karinayayinevi #bibliophile #kitap #book #okumak #okumazamanı #kitapsevgisi #okumahalleri #okumasaati #okumakhayattir #kitapkurdu #kitapkokusu #kitaplar #instabook #kitapaski #kitaptutkusu #kutuphane #goodreads #1kitap1fotograf #neokusam #okudumbitti #readabook #bookstagram #okumakguzeldir #kitaptavsiye #vscocam @demetbaykalofficial
Zesto Psomi (Sıcak Ekmek) – Feyza Hepçilingirler
✍🏻 M. Osman Akbaşak
https://www.gundemarsivi.com/zesto-psomi-sicak-ekmek-feyza-hepcilingirler/
Önce adı dikkatimi çekti. Kapakta sadece Feyza Hepçilingirler ve “Zesto Psomi” yazıyordu, oldukça geçmiş yıllara ait olduğu anlaşılan gemi fotoğrafı ile birlikte… Bir roman için çok iddialıydı, eğer yazarın adı olmasaydı bir kenara bırakabilirdim. Biz Ekin Yazı Dostları olarak Ocak 2015’te soğuk ve yağışlı bir kış gününde Ayvalık’ta okuduğumuz “Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar?” romanından bu yana yazarı oldukça iyi tanıyordum. Öykü, çocuk kitapları ve özellikle Türkçe üzerine hassasiyetini vurgulayan “Türkçe Off”, “Dilim Dilim Anadilim”, “Dedim “Ah!” – Türkçe Off-2”, “Türkçe Dilbilgisi Öğretme Kitabı”, “Ama önce Türkçe!” gibi çok kitabını bildiğimden, bir anda değerli hale geldi.
Ancak konuyu öğrendiğimde biraz şaşırdım. Girit mübadillerini anlatması beni bir an bile olsa duraklattı. Son yıllarda göç ve mübadele konusunun çokça işlenmiş olması büyük çoğunluğunun edebi değerden uzak, acındırma hatta ağlatma duygusu uyandırma üzerine kurgulanmış olması beni bu konudan uzaklaştırma eğilimine sokmuştu. İlgimi toparlayan iki etken vardı. Yazarın adı, bende bıraktığı etki ve eleştirilerine her zaman çok güvendiğim değerli ağabeyim Bahri Karaduman’ın “Bu çok farklı, mutlaka okumalısın” önerisi.
Elbette aldım ve okumaya başladım. Daha ilk satırlarda ilk tedirginliğimin boşa olduğunu anladım. Yazar konuya çok sade, bilgilendirici ve merak unsurunu her sayfada canlı tutarak başlamıştı. İlk merakımı, neden “Zesto Psomi” konusunu ilk yüz sayfada bir konuşmayla giderdim:
“Eee, Öğrendin mi Türkçeyi?” demişler
O da, “Öğrendim” demiş.
“Ne öğrendin?” diye sormuşlar,
“‘Sıcak ekmek’ demeyi öğrendim” demiş.
“Ne demek o?” demişler.
Giritliler anlasın diye Rumca’ya çevirmiş adam:
Zesto Psomi.”
“E, soğuyunca ne diyorlar?” diye sormuş içlerinden biri.
Adam düşünmüş taşınmış. Verecek cevabı yok. Kestirmeden yanıtlayıvermiş soruyu:
“Bırakmıyorlar ki orada soğusun.”
Romanın akışından anlaşılacak, çok kanlı canlı, sahici yazılmış. Zaten zaman zaman başvuracağım Bahri Karaduman söyleşisinde yazar şöyle diyor: “Roman yazdığımı öğrenen arkadaşlarımdan, “Lütfen mübadele romanı olmasın,” diyenler oldu. Ama benim ‘Nasıl yazılabilir?’ diye yıllar yılı düşündüğüm bir olaydı mübadele; vazgeçmedim. Biraz farklı yaklaşmaya çalıştım. Herkesin farklı geçmişi, farklı öyküsü vardı çünkü. Olayı değil, insanı derinden kavrayarak o insanların, neler yaşadıklarını anlatmaya çalıştım.”
Burada romandan bazı örnekler verecek olursam yazarın söyledikleri daha iyi anlaşılabilir:
“Yere öylece atılır yarı boş bir pamuk hararının üstüne bağdaş kurup oturmuş yaşsız bir adamdı. Belki ihtiyardı, belki de ayağa kalkıp silkinse yirmi beş yaşında bir delikanlı olacaktı.”
“Türkiye’ye gitmek ailesi için böyle bir şey değildi, nereye gideceklerini bilmiyorlardı onlar, nasıl karşılanacakları meçhuldü, ne yapacakları, orada hayatlarını nasıl sürdürecekleri hep bilinmezlerin arasındaydı.”
“Aile böyle şenlikli bir hüzün, acıklı bir düğün havası içinde evlerini terk etmeye hazırlanırken…”
“Mezar taşını götürmeye çalışan adamın durumuna kendilerinde gülecek mecali bulamadılar…”
“Eşyaları insanın yaşadığının en büyük tanığıymış. Onlar olmayınca tüm yaşamı bütün tanıkları ile birlikte arkasında kalmış gibiydi. Geri gelmeyeceğini bildiği halde bir ev gezmesine gidiyormuş da birkaç saat içinde dönecekmiş gibi düzeni bozulmamış bir halde çıkmak istemişti evinden…”
Önce Girit’teki yaşam ardından gemi yolculuğu, son olarak da Ayvalık’taki yaşam bütün içtenliği ve sahiciliği ile okuyucuya aktarılmış. Çok doğal olarak gemi yolculuğundan itibaren romana derin bir hüzün duygusu hâkim oluyor, bunun kaçınılmaz olduğunu kabul etmek gerekiyor. Ailenin Ayvalık’a yerleşmesinden sonra yine acısıyla, hüznüyle ama yeni bir yaşamın da getireceği düzenle devam ediyor.
Bu romanda ben birkaç konuda bilgilendim. Bunlardan biri “Madinada” dedikleri Girit manileri. Bu konuda söyleşide yazar şöyle diyor:
“Hemen her konuda “madinada” dedikleri manilerle atıştıklarına epeyce tanık oldum. Eşim o manileri bilir ve yeri geldiğinde söylerdi. Romanı yazarken de hayattaki tek Giritli olan eşimin ablasına sorarak doğruladığım maniler oldu.”
Diğeri de “Erotokritos”, bir Girit destanı… Bu sıradan bir kitap değil. 1553 yılında doğan Venedik kökenli, Giritli, Aristokrat bir ailenin oğlu olan Vitsentzos Kornaros’un ortalama on beş heceli 9960 civarında mısradan oluşan aşk, dostluk, cesaret ve vatanseverlik konularında yazılmış destansı bir şiir. Bugün bile birçok Giritli tarafından bazen Girit kemençesi “Lira” eşliğinde ezbere söylenmektedir. Çeşitli dünya dillerine çevirisi yapılmıştır. (Kitabın önsözünden)
Bu kitap Lozan Mübadilleri Vakfı tarafından, 2011’de “Bir Girit Destanı” alt başlığıyla Türkçesi ve Rumcası ile birlikte Prof. Dr. Hakkı Bilgehan çalışmasıyla yayımlamış. Ben bunu okuyunca kitabın peşine düştüm. Ancak az sayıda basıldığı için sahaflarda dahi bulamadım. O zamanlar Lozan Mübadilleri Vakfı yöneticilerinden olan değerli Aristonikos Okuma Grubu arkadaşımız Nevil Gündoğdu’da olduğunu öğrenince, ödünç alarak bilgisayarda taradım ve arşivime aldım. Kendisine teşekkür ediyorum.
Erotokritos üzerinde neden bu denli durdum; Roman kahramanlarından biri bu destanı elinden hiç bırakmıyor, hatta Türkiye’ye gelirken bütün zor koşullara karşın yanında getiriyor. Gerisini Feyza Hepçilingirler’in söyleşisinden okuyalım:
“Babaannem Girit’ten gelirken yanında getirmiş Erotokritos’u. Gerçi babaannemin okurken kitaba bakmasına gerek yoktu; koskoca kitap ezberindeydi. Girit’ten getirilen o kitap şu anda bende. Erotokritos önemliydi; Giritlilerin güç aldıkları bir dayanaktı.”
Romanda çokça aşk öyküsüne tanık olacaksınız. Bir kısmı yaşanan yerin gereği olarak bir taraf Türk, bir taraf Rum olan… Bunlardan birinin sonunu merakla beklerken son sayfalardan küçük bir ipucum var. Nereden alındığını eminim çok iyi bileceksiniz. Tiyatro deyimiyle “spoiler” yerine sayın.
“Sevgi neydi? Sevgi sahip çıkan dost, sıcak insan eli, insan emeğiydi. Sevgi iyilikti, sevgi emekti…”
Sonuç olarak; Bütün önyargımı darmadağın eden bir Girit ve mübadele romanı okudum. Mübadele ile uzak yakın ilgisi olan ya da sadece merak eden herkese kesinlikle öneriyorum.
Feyza Hepçilingirler’i böyle bir konuyu bütün duygusal hassasiyeti aynı zamanda gerçekliği ile bu denli başarılı bir şekilde aktardığı için yürekten kutluyorum. Kalemine sağlık…
M Osman Akbaşak
Education, Eğitim, Bilişim, Learning, öğrenme, pc, donanım, medya, kali linux, yazılım, news, social, bilgi, haberler, araştırma