Inktober day 6-9
Simurgh / Persian
Ōnamazu (大鯰) / Japanese
Penanggalan / Malay
Jinn (جن) Islamic
seen from Australia

seen from Malaysia

seen from Saudi Arabia
seen from Saudi Arabia
seen from Saudi Arabia
seen from Saudi Arabia
seen from China
seen from China

seen from Malaysia
seen from China

seen from France

seen from Saudi Arabia
seen from China
seen from France
seen from China
seen from Brazil
seen from Qatar

seen from Netherlands
seen from China
seen from United States
Inktober day 6-9
Simurgh / Persian
Ōnamazu (大鯰) / Japanese
Penanggalan / Malay
Jinn (جن) Islamic
Bir zümrüdüanka kuşu misali küllerimden yeniden doğuyorum.
Hüdhüd-ü kuşlar-u Simurg’a misal
Akl-u halk-u Tanrı oldu zülcelal
Binlerce kuşun toplanıp “hiçbir sürünün çobansız, hiçbir ülkenin padişahsız kalmadığı gibi bizim de kendimize bir önder bulmamız gerekir” demeleriyle başlar bu hikâye. Uzun bir yolculuğa çıkarır aslında bizi. Bizi bize anlatır, tıpkı hikayedeki Simurg gibi. Ara ara anlatılan masal tadındaki hikayelerle gönül dünyamızı zenginleştirir, bizi bambaşka alemlere sürükler. Kuşlarla uçarız, engebelere takılırız, vazgeçmek üzereyken tekrar kalkar ve yola devam ederiz. Her şeyin bir sonu vardır ya yolun sonu da gelir nihayetinde. İşte böyle bir yol böyle bir hikaye. Aslında hepimizin hikayesi tüm bu yaşananlar ve anlatılanlar.
Kuşlar, dünya hayatına aldanıp, gerçeklerden uzak yaşarken bir gün Hüdhüd çıkagelir. Şöyle seslenir bu başıboş kuşlara:
“Ben Tanrının habercisiyim, yaradılışın sırrını biliyorum. Süleyman Peygambere yoldaş oldum, onunla birlikte bu alemi dolaştım; padişahımızı biliyorum, benimle birlikte gelirseniz onu bulursunuz. O, Kaf Dağının ardındadır, adı da Simurg’dur. Fakat yol uzun, denizler derin karalar da sarptır. Kendimizden geçip yola düşelim. Eğer ondan bir iz bulabilirsek ne mutlu bize!”
Kuşlar padişaha ulaşacak olmanın sevinci içindedirler artık. Fakat çok geçmeden fark ederler ki bu yol uzundur, zahmetlidir, dağlar denizler aşmak gerekir. Yol gözlerinde büyür ve zahmetli bir hal almaya başlar, hepsi Hüdhüd’e birtakım mazeretler sunar. Hüdhüd bu mazeretlere karşı hepsine gereken cevabı verir ve yolculuğa ikna eder. Böylelikle yolculukları başlamış olur.
Yolun meşakkatini gören kuşlar yine bir şüphe duyarlar. Hüdhüd ise önlerinde “istek, aşk, marifet, istiğna, tevhid, hayret ve fakr-u fena” adı verilen yedi vadi daha bulunduğunu, bunları geçince nihayet Simurg’a ulaşacaklarını söyler. Kuşlar son bir gayretle düşer yollara. Lakin vadileri geçmeye kalkınca her biri bu yolda feda olur. Kimi yolda kalır, kimi açlıktan ölür, kimi yolun uzunluğundan korkarak geri döner. Geriye ise sadece otuz kuş kalır.
Otuz kuş hasta ve bitkin bir şekilde dağlar, yollar, vadiler aşarak sonunda yüce bir dergaha varır. Kuşlar varır varmaz yanlarına postacı kuş gelir ve bu otuz kuşa kim olduklarını, nereden geldiklerini sorar. Kuşlar dillerinin döndüğünce anlatırlar. Sonra önlerine birer kağıt koyar ve okumalarını söyler. Kuşlar şaşırmışlardır çünkü o zamana kadar yaptıkları her şeyin kağıtlarda tek tek yazılı olduğunu görürler.
Tam bu sırada ona varabilmek için dağlar, denizler aştıkları Simurg tecelli eder. Simurg’da kendilerini, kendilerinde Simurg’u görürler. (si:otuz, murg:kuş manasına gelmektedir)Şöyle bir ses işitirler. “Siz buraya otuz kuş geldiniz, bu aynada otuz suret belirdi, otuz kuş göründünüz, burası bir aynadır.” Kuşların tümü bu makamda, Simurg’da yok olur; artık ne yol, ne yolcu ne de kılavuz kalır. Böylece biter otuz kuşun macerası. Geride ise bizi bize anlatan muhteşem hikayeleri kalır.
Kendimizi bulmak için çıktığımız bu yolculukta, karşılaştığımız bin bir zorluğu atlatarak kendimizden bir parça bulma serüvenidir. Ulaştığımız şey ise “vahdet-i vücud” (varlığın birliği) anlayışıdır.
Her can bir gövdeye konuk,
Bizimki insan gövdesine,
Bununki kuş gövdesine konuk,
Biz de tıpkı bu kuşlar gibi geldik, konduk,
Vakti gelende uçar gideriz bu daldan...
| Yunus Emre 🍂
Gülmesini unutmuş dudaklar, ağlaya ağlaya kör olmuş gözler, sıcaklığını yitirmiş eller, bir de buz gibi soğuk bir yürek..
-Lady Windermere’in Yelpazesi, Oscar Wilde
Yok kal madı ki hiç halim zaten
Ol ma sa da ruhum direniyor halen
Arghavan Khosravi at Lyles and King Gallery
Drawing on the 11th century Persian epic poem ‘The Book of Kings,’ Arghavan Khosravi abuts the fantastical and mundane in absorbing and beautiful paintings that contrast Iran’s storied past and post-Revolution political realities. Here, a pensive young woman in a glass-walled enclosure holds Simurg, a mythical creature that sustained one of the poem’s heroes by providing him sustenance in difficult times. (On view at Lyles & King on the Lower East Side through Nov 10th). Arghavan Khosravi, Simurg, acrylic on linen canvas mounted on shaped wood panel, 42 x 31 inches, 2019.