Jehan Barbur- Baba öyküler kitabından bahsetmiştim. Bugün çalışırken Bülent Ortaçgil ve Sevinç Erbulak bölümlerini dinledim. İkisi de harikaydı.
Bülent Ortaçgil Fikret Kızılok ile beraber çekirdek sanatevi zamanlarında çulsuz kaldığını ama yaşamından inanılmaz bir tatmin duyduğunu söylemiş, bir şeye tutkuyla bağlı olmak böylesi bir şey demek ki diyorum. Erkan Oğur ve Bülent Ortaçgil’in babaları arkadaşmış onu öğreniyorum ve Ortaçgil ailesinin Ankara’da yaşadıkları evin hala Ulus’ta durduğunu da, o sırada numuneyi asit buharına fazla tutmuşum ara veriyorum dinlemeye. Tekrar kaldığım yerden dinlerken Ortaçgil’in kendisi ilgili ve iyi bir baba değil gibi geliyor bana, anlattıklarına göre, kızım, kızım gibi değil, biri işte diyor. Niçin bilmiyorum biraz hayal kırıklığına uğratıyor beni bu durum , onu hep tonton cool ve ilgili bir baba gibi düşünürdüm, değilmiş meğerse. Bölümün sonlarına doğru “Ama bana yazmak iyi geldi, bir anlamda yaşamaya karşı beni tedavi etti.” Cümlesi hoşuma gidiyor ve not ediyorum ajandama. Kalsın bir yerlerde bu alıntı ve karşıma ansızın çıksın istiyorum.
Sevinç Erbulak bölümü ise nasıl desem Jehan’nın da sesiyle birleşince, cümleleri pamuk şeker yiyormuş gibi yumuşak ve tatlı bir his bıraktı bende. Ailesine 6 yaşındayken büyüyünce dansöz olmak istediğini söylediği ve babası Altan Erbulak’ın ona sarılıp gülümseyerek, “yakışır benim kızıma” dediği anısını anlatırken, babam bana kendimi dünyanın en tatlı 6 yaşındaki çocuğuymuşum gibi hissettirirdi diyor. Babası gibi sevgisinde ölçüsüz birini arıyormuş ama aşkta ölçü gerekliymiş sonradan fark etmiş bir arkadaşının söylemiyle.
O kadar kısa ki varolup olmamanın arası, en fazla 2 saat önce çalışma masasında çizim yapıyordu diyerek anlatıyor babasının ölümünü. Bu kısımlarda üzülüyorum çünkü yakın zamanda kendi babamın öldüğünü gördüm rüyamda. Derin ve çok gerçekçi bir acı hissettim uykumda, uyandığımda da gün boyu geçmedi acısı.
Kitap çok güzel gidiyor, belirli bir sırayla dinlemiyorum bölümleri, o gün kimi dinlemek istiyorsam onun bölümünü dinliyorum .
Başkalarının yaşamını okumaktan, dinlemekten öyle keyif alıyorum ki, onların hayatından kendime bir şey alıyorum, bir alışkanlık, bir öğüt, bir alıntı gibi. Bundan böyle, kendi yaşamıma, Sevinç Erbulak’tan, bir yerden bir mekandan ayrılırken, orda vakit geçirdiğim insanı (elbette yakınlık dereceme bağlı) mutlaka öpmeyi, alıyorum.