İmam Şafii rahimehullah şöyle dedi: “Bağdat da zındıklar “sema” diye bir şey uydurmuşlar, onunla insanları Kur’an’dan alıkoyuyorlar.” | İbnu’l Cevzi: Telbis'u İblis 230

PR's Tumblrdome
h
Lint Roller? I Barely Know Her
d e v o n

@theartofmadeline

Andulka
Misplaced Lens Cap
No title available
Monterey Bay Aquarium

roma★
hello vonnie
Today's Document
Jules of Nature
🪼

tannertan36
Cosmic Funnies

Kiana Khansmith
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
taylor price

seen from Azerbaijan
seen from Canada
seen from Georgia
seen from Tunisia
seen from Jordan
seen from Norway
seen from Iraq

seen from United Kingdom
seen from Italy

seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States

seen from Argentina

seen from United States
seen from Bangladesh

seen from United States
seen from Jordan

seen from France
seen from Bangladesh
seen from Türkiye
@tevhidvesirk
İmam Şafii rahimehullah şöyle dedi: “Bağdat da zındıklar “sema” diye bir şey uydurmuşlar, onunla insanları Kur’an’dan alıkoyuyorlar.” | İbnu’l Cevzi: Telbis'u İblis 230
Tasavvuf ehline, Ebu Hanife rahimehullahtan bir darbe daha :)
“Bunlar imama iftiradır” gibi zırvalayacak cahiller kaynağa bakabilir.
Ya he he.
Not: Abdulkadir Geylani rahimehullah bu tasavuf ehlinin akidesinden çok uzaktır, kendi kitaplarını okuyanlar bunu açıkça görür. Allah ona rahmet esin.
Tarikatlara giriş için ilk kural; Aklınızı bir köşeye bırakacaksınız, gerçekleri görürsünüz falan diye aklınızı kullanmayı yasaklıyorlar.
Allah bu insanlara inanlara şuur versin. Ahiretten haber aldığını söyleyen bu sapıkları da hesap günü zelil etsin.
“Yoksa gayb kendilerinin yanında da onlar mı yazıyorlar?” | Tur: 35
“De ki: “Göktekiler ve yerdekiler gaybı bilemezler, ancak Allah bilir.” | Neml: 65
Böyle edepsiz ve hayasız insanları “İslam” içine nispet eden ahmak sürüsüne Allah hidayet versin. Kendi kaynağından, kendi kitabından iğrenç ve “hayasız” bir hikaye.
Not: tenasül diye bahsedilen hangi uzuv olduğunu açıklamaya gerek yok Allahu alem, zaten dilimiz de varmaz buna.
Dinsiz, ateist köpekler dahi bunu anlamış, bir de ateist kişi söz de bu “İslam” alimlerini kullanarak insanları dinden uzak tutuyor. İşte tasavvuf ve pislikleri, bunu şu ateistler dahi anlamışken bunları şeyh, hoca edinip peşinden gidenlere yazıklar olsun. Komedi, vallahi komedi.
Rasûlullahın ashâbının ibâdet diye yapmadığı hiçbir ibâdeti siz de yapmayın. Çünkü önce gelenler, sonra gelenlere söyleyecek söz bırakmamıştır. Ey âlimler topluluğu! Allah’tan korkun. Sizden öncekilerin izlediği yolu tutun.
Huzeyfe b. Yemân | İbn-i Batta, el-İbâne
İşte Tevhid ehl-i Cübbeli hoca ve Şirk ehl-i Cübbeli sapığı.
İnsan hayret ediyor doğrusu, Allah dilediğini böyle saptırıyor işte. Şirk olduğunu açık açık söylediği şeyleri şuan kendi yapıyor ve bunu yapsınlar diye milleti zehirliyor. Cübbeliye tabii olanlar dinlesin hocalarının ilk zamanlarını örnek alsın. Allah için sakın ahmağın biri çıkıp da “bu montaj ses kaydı” falan demesin, gülerim. Cidden gülerim.
Her bid’at dalalettir
Her bid’atın dalalet olduğunun delilleri şunlardır;
Bid’at, örneksiz, numunesiz bir şeyi icad etmek, var etmek demektir. Bu tarife örnek olarak Allah azze ve celle kitabında şöyle buyuruyor:
“O göklerle yerin yaratanıdır bir şeyin olmasını istedi mi ona ‘ol’ der oda hemen oluverir.” | Bakara 117
“De ki: Ben Nebi’lerden ilk değilim. Bana ve size ne yapacağını da bilmiyorum. Ben ancak bana vahyolunana uyuyorum. Ben bir uyarıcıdan başka bir fert değilim.” | Ahkaf 9
Hidayet yolundan sapma sebeplerinden biri olarak kabul edilen bid’atlar konusunda Resulullah aleyhissalatu vesselam:
“Şüphesiz ki sözün en doğrusu Allah'ın kitabıdır ve yolların en güzeli de Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in yoludur ve işlerin en şerlisi sonradan çıkarılanlardır ve her sonradan çıkarılan bid'attır ve her bid'at dalâlettir ve her dalâlet de ateştedir.” | Bunu, Ahmed (3/319 ve 371), Müslim (2/592), Nesâî (3/188), İbni Mace (45), Beyhakî (3/213)'te “sahih” olarak tahric etmişlerdir.
“Hakikat şu ki kim benden sonra terk edilmiş bir sünnetimi ihya ederse, onunla amel eden herkesin ecri kadar o kimseye sevap verilir, hem de onların sevabından hiçbir şey eksilmeden. Kim de Allah’ın ve Rasulünün rızasına uygun düşmeyen bir dalalet bid’atı icad ederse onunla amel eden insanların günahları kadar o kimseye günah yükletilir, hem de günahlarından hiç bir şey eskitilmeden.” | Tirmizi, Müslim, Ebu Davud
“Dinimizde olmayan herhangi bir şeyi uyduranın ortaya koyduğu merduttur ve her bid’at sapıklıktır” buyurmuştur.” | Müslim 592, İbni Mace Mukaddime 2
Arapçada bid’at kelimesi “ب د غ” kökünden gelir. بَدْعٌ bir şeyi modeli ve benzeri olmaksızın meydana getirmektir.
Yine Kuran’ı Kerim’de:
“Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim” | Maide 3
Ayetinde de denildiği gibi Peygamberin hayatında İslam dini kemale ermiştir. Dolayısıyla, Resulullah’dan sonra dinde ihdas edilen her şey bid’at mefhumu içerisine girer. Ve Allah Resulü açık açık “Her bid’at dalalettir” derken kimse bunu “iyi ve kötü” diye ayıramaz.
Sahabe, Tabiin ve Selef İmamların’dan bu konu da sözler:
Abdullâh İbn Abbâs radıyallahu anh dedi ki:
“ Allah indinde en çirkin işler, din adına sonradan ortaya çıkarılmış bid’at’lerdir.“ | Beyhaki: Sünenü’l Kübra: 316/4
Abdullah b. Ömer radıyallahu anh dedi ki:
“İnsanlar onu güzel görseler dahi, her bid’at dalâlettir.” | El-Lâlekâî; “Ehl-i Sünnet vel-Cemaat İtikâdının Esasları Şerhi”nde rivâyet etmiştir.
Abdullah ibn Mes’ud radıyallahu anh dedi ki:
“Sizden öncekilere tâbi olun, din de yeni şeyler icad etmeyin. Bu size yeter, zira bütün bid’atler dalâlettir.” | Taberani Kebir: 8636 - Darimi: 1.cilt/211
Süfyanu’s - Sevrî rahimehullah dedi ki:
“Bid’at iblise günahdan daha sevimlidir, zira günahdan tevbe edilir ama bid’attan tevbe edilmez.“ | Ebu Nuaym Hilye: 7.c 26.s - Beğavİ Şerhu’s Sünne: 1.c 216.s
İmam Malik b. Enes rahimehullah dedi ki;
“Kim İslam’da yeni bir şey çıkarıp onu güzel görürse o, Muhammed aleyhissalatu vesselamın risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü Allah Teala şöyle buyuruyor; “Bugün size dininizi ikmal ettim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve din olarak sizin için İslam’ı seçtim” Öyleyse o gün dinden olmayan hiçbir şey bugün de dinden olamaz.” | el-İ’tisâm, 1/64-65
Ahmed bin Hanbel rahimehullah dedi ki:
“Bize göre sünnetin aslı, Resulullah aleyhissalatu vesselam ve onun ashabının takip ettiği o yola bağlı kalmaktır. Onnların yolundan gitmek ve bid’atları terk etmektir. Çünkü bütün bid’atler sapıklıktır.” | İmam Lalekai: Şerhu Usulü’s Sunne
İbn-i Hacer rahimehullah dedi ki:
“Bütün bid’atler dalâlettir” sözü, hem lafız hem de manâ açısından çok önemli bir şer’î kaidedir. Bu ifadenin lafız yönü şu demektir: Şunun hükmü bid’attir ve her bid’at da dalâlettir. Dolayısıyla bu, dinden olamaz; zira dine ait her şey hidayettir. O halde sözü edilen hükmün bid’at olduğu sabit olursa, o iki şey yani lafız ve manâ da geçerli olur. | Fethu’l Bari: 13/254
Kur’an, Sünnet ve Selef-sahabe,tabiin ve sonra gelenler-’ten gelen delillere göre bid’atın her türlüsü dalalettir. Fakat yine de “iyi bi’dat, kötü bid’at” diye ayıran insanların söylediklerine bir göz atalım.
Güzel ve Çirkin bid’at var diyenlerin delillerine cevap
1- Öncelikle “bid’at” olan şeyden hayır beklemek ve cevabı;
Abdullah bin Mes’ud radıyallahu anh “bid’at” üzere olan bir topluma uğramış ve onları uyarmıştı, bunun üzerine o toplum “Vallahi biz bununla sadece hayır bekleriz” demişlerdi. İlim yüklü sahabe Abdullah bin Mes’ud radıyallahu anh da dedi ki; “Hayrı isteyen niceleri vardır ki onu hiç elde edemezler” | Darimi 1/23/210
"Kim bizim bu dinimizde ondan olmayan bir şey ortaya çıkarırsa, o şey kabul edilmez." | Buhari, Sulh 5; Müslim, Akdiye 17,18. Ayrıca bk. İbni Mace, Mukaddime 2
2- İkinci delilleri ise “Kim İslam dinin de güzel bir şey başlatırsa..” diye devam eden sahih hadisidir.
“Kim İslâm dininde güzel bir sünnet başlatırsa, bu güzel işten dolayı kendisine sevap verilir. Ayrıca kendisinden sonra bu sünnetle amel edenlerin sevabı kadar da kendisine sevap yazılır; bu, diğerlerinin sevabından da bir şey eksiltmez. Kim de İslâm dininde kötü bir sünnet başlatırsa, kendisine hem kendi günahı hem de o işle amel edenlerin günahı kadar günah yazılır ve bu diğerlerinin günahından da bir şey eksiltmez” | Müslim: 3.cilt 1017
Hadisi direk kaynağından okuyanlar bunun neden söylendiğini bilirler. Burada meşrû kılınan sadakadan bahsedilmektedir. Yani, şeriatın meşru kıldığı sadaka olayına öncülük eden bir insana övgüden bahsetmektedir. Zira hadisin evveli vardır ve işte hadisin aynı ravi tarafından olayın başlangıcı ve anlatılışı böyle gelmektedir;
Cerir b. Abdullah radıyallahu anh şöyle demiştir, Peygamber aleyhissalatu vesselam hutbesi esnasında bizleri sadaka vermeye teşvik etti. Ama insanlar bu konuyu biraz ağırdan aldılar. Bunun üzerine Peygamber’in yüzünde kızgınlık ifadesi belirdi. Ensardan birisinin bir kese getirmesi üzerine insanlar da ona uydular. Öyle ki, onun yüzünde sevinç görüldü ve sonra şöyle buyurdu: Kim güzel bir sünnet başlatırsa...” | Bu, Darimi’nin lafzıdır: 1/141 - Müslim ise, 3/1017 numaralı hadis de daha uzun olarak zikretmiştir.
Dikkat edilmesi gereken bir usül vardır ki; Allah Resulü aleyhissalatu vesselam asla kendi sözüne çelişir başka bir söz söylemez, zira “O heva hevesinden konuşmaz, ancak vahiy olanı söyler” ayeti buna delildir. Hal böyleyken Allah Resulü hem “tüm bid’atlar dalalettir” diyip, hem de “Her kim İslam da güzel bir iş başlatırsa..” diyerek çakışan iki söz söylemez.
Ve yine dikkat edilmesi gerekir ki; Allah Resulü “kim güzel bir sünnet başlatırsa..” demiştir, yani sünnet zaten İslam da ola bir şeydir ve Allah Resulü “kim güzel bir bid’at çıkarırsa” dememiştir.
İbn Useymin rahimehullah dedi ki: Bu hadiste “İslâm’da..” denmiştir, bid’atler ise bilindiği gibi İslâm’dan değildir. Ayrıca Allah Resulü aleyhissalatu vesselam “hasene” yani “güzel” sıfatını kullanmıştır, bid’at için ise “çirkin” demiştir, güzel değildir.” | El-İbda’: 20. sayfa
Ek olarak: Hadis de geçen “men senne” ifadesi İslam da olup da, ihya edilmesi azalmış ve unutulmuş şeyler için kullanılır, hadis de ise bunu tekrar canlandıran için o sözler söylenmiştir.
3- Üçüncü delilleri ise, Ömer radıyallahu anh’ın teravih namazı ile ilgili söylediği “bu ne güzel bid’at..” demesidir;
Abdurrahman şöyle anlatıyor: Ömer radıyallahu anh dedi ki: Ben zannediyorum ki, bu dağınık olarak namaz kılan insanları bir tek okuyucu imamın arkasında toplarsam daha faziletli olacak. Sonra bu işe kat’i olarak karar verdi. Ve akabinde o insanları Ubey İbn Ka’bın arkasında topladı. Böylece teravih namazı cemaatle kılınmaya başlandı. Sonra diğer bir gece Ömer’in beraberinde mescide çıktım, insanlar okuyucu imamın arkasında ona uymuş namaz kılıyorlardı. Ömer bu manzarayı görünce: “Ni’mel bid’atu hazihi“ Yani; şu teravih namazının yeniden cemaatle kılınması ne güzel adet oldu,diye sevincini dile getirdi” | Buhari: 4.cilt 1864. sayfa
Bu iddiaya bir çok yönden cevabımız vardır. Bunlar kısaca şöyledir;
Birinci yön: Bu söz Allah Resulü aleyhissalatu vesselam’ın sözü değil, Ömer radıyallahu anh’ın sözüdür. Dolayısıyla hiç kimsenin sözü Allah Resulünün sözüne tercih edilmez. Bu söz ister Ömer’in sözü olsun, ister bu ümmetin en faziletlisi olan Ebu Bekir’in sözü olsun,durum değişmez. Çünkü İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan gelen şu rivayet buna delildir;
“Başınıza gökten taş yağmasından korkuyorum! Ben size Allah’ın Resûlü böyle söylüyor diyorum, siz ise bana Ebu Bekir ve Ömer şöyle söyledi diyorsunuz.“ | Ahmed: 1/337
Buradan da anlaşılıyor ki Allah Resulünün sözünün olduğu bir konu da “ümmetin en hayırlısı” da olsa Ebu Bekir ve Ömer radıyallahu anhın dahi bir söz hakkı yoktur.
İkinci yön: Bid’at aslında Resulullah aleyhissalatu vesselam zamanında mevcut olmayan dini bir işi yeniden icat etmekten ibarettir. Teravih namazı ise bid’at değil direk Allah Resulünün sahih bir sünnetidir. Aişe validemizden gelen rivayete göre -Buhari: 4.cilt 1865.sayfa- Allah Resulü ramazan ayın da üç gün boyunca gece cemaat ile beraber teravih namazı kıldırmıştır, dördüncü gece ise evinden çıkmamıştır. Sahabe bunun sebebini kendisine sorunca “Size farz kılınmasından” korktum demiştir. Görüldüğü gibi Allah Resulü bunun terk edilmesi için bir sebep ortaya sunmuştur, lakin onun ölümünden sonra bu sebep geçersiz olmuş çünkü teravih farz kılınmamıştır. Ömer radıyallahu anh ise, bu cemaat uygulamasının tekrar yapıldığını görünce “bu ne güzel bid’at” demiştir. Fakat bu bid’at değil direk olarak Allah Resulünün sünnetidir.
Arapça da “bid’at” iki anlamdadır, biri şer’i diğeri de lugavi anlamdır. Lüğavi olarak bid’at’ın tarifi “Geçmişte bir örneği olmaksızın yapılan şey” demektir. Teravih ise böyle değil, aksine önceden yapılan bir şeydi. Dolayısıyla, lugavî tanımına uygun olarak bu bir yenilik sayılabilir ama buna şer’i manada kesinlikle bid’at değildir, ki zaten Ömer radıyallahu anh şer’i olarak “sünnet” olan bir şey için “bid’at” diyecek değildir.
İbn-i Kesîr rahimehullah şöyle der:
Bid’atler iki türlüdür:
1- Bid’at kavramı bazen şer’î bir konu hakkında kullanılır ki, Peygamber aleyhissalatu vesselamın “Sonradan ortaya çıkarılan her şey bid’attır ve her bid’at de sapıklıktır” ifadesi bunun örneğidir.
2- Bid’at, bazen de lugavî anlamda kullanılır. Ömer radıyallahu anh’ın, insanları teravih için topladığı ve onların da buna devam etmesi üzerine söylediği “bu ne güzel bid’attir” sözü de bunun örneğidir.” | İbn-i Kesir: 2.cilt 516.sayfa
Ve bundan sonra sözümüzü yine değerli İmamın şu sözleri ile bitirelim;
İmam Malik b. Enes rahimehullah dedi ki;
“Kim İslam’da yeni bir şey çıkarıp onu güzel görürse o, Muhammed aleyhissalatu vesselamın risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü Allah Teala şöyle buyuruyor; “Bugün size dininizi ikmal ettim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve din olarak sizin için İslam’ı seçtim” Öyleyse o gün dinden olmayan hiçbir şey bugün de dinden olamaz.” | el-İ’tisâm, 1/64-65
Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.
Kur’an ve Sünnetin bütünlüğü anlamına gelen; Şeriat için “Şeriattan bir adım ötesi, Tarikat” diyen bu ahmak çocuk ve bu akideye sahip tüm tasavvuf ehli acaba Allah ve Resulünün bilmediği bir ilime mi sahip? bir de “Peygamber öğretmiştir bunu” diyerek Allah Resulüne iftira atan bu sapık insanlar kendi tarikatından olmayan herkese “sapık” demeyi çok bilir. Şeriatı sindirdikten sonra “ben daha fazlasını istiyorum” diyen tarikata girermiş. E ahmak, Kur’an ve Sünnetten ileri olan ilim nedir? “ilm-i sır” diye saçmaladığı şeyi hak göstermek için Allahın Kur’anı ve Resulün sünnetinden üstün kılan bu şirk ehli, bütün her şeyi yalnız kendileri bilir. “Size nasip olmamış, siz cahilsiniz, siz anlamazsınız” diyerek insanları ötekileştirir. Ki Allah ve Resulü açıkça “din tamamlandı, hiçbir eksik kalmadan, kolay anlaşılır bir din size bırakıldı” dediği halde:
Kur’andan deliller:
“Andolsun Biz Kuran’ı öğüt alıp düşünmek için kolaylaştırdık.” | Kamer Suresi 17
“Bugün size dininizi ikmal ettim! Üzerinizdeki nimetimi tamamladım! Sizin için din olarak İslam’dan razı oldum!” | Maide 3
Sünnetten deliller:
Allah Resulü aleyhissalatu vesselam şöyle buyurmuştur: "Gecesi gündüz gibi olan çok aydınlık bir şeriat üzere terkedildiniz. Çöldeki bedevîlerin ve mahalle mekteplerindeki çocukların dini üzere olun. -Âyet ve hadisten öğretilenleri olduğu gibi takib edin, kendinizden katıp karıştırmadan taklid edin.- | Bunun benzeri merfu olarak Ahmed bin Hanbel Müsned 4, 126 ve İbni Mace Sünen, Mukaddime 6, (43) rivayet etmişlerdir.
“Gecesi gündüz gibi olan çok aydınlık bir şeriat üzere terkedildiniz. Bundan ancak helak olan yüz çevirir.”
“Sizi cennete yaklaştıracak her şeyi ve sizi cehennemden uzaklaştıracak her şeyi size mutlaka açıkladım.” Bunu Taberani (1647) Ahmed (5/153, 162) İbn Hibban (65) ve Bezzar (3897) sahih bir isnad ile rivayet etmişlerdir. bkz.: Elbani, es-Sahiha (1803)
Abdurrahman bin Yezid şöyle anlattı: “Selman radiyallahu anh’a “Nebiniz size her şeyi, hatta tuvalet için oturmayı bile öğretti mi?” denildi.
Selman radıyallahu anh: Evet, bizi büyük ve küçük abdest bozarken kıbleye karşı durmaktan, sağ ellerimizle istinca yapmaktan üç taştan daha az taşla temizlenmekten, tezek veya kemikle taharetlenmekten men etti! dedi.” | Müslim 262/57, Ebu Davud 7, Nesei 41, Tirmizi 16, İbni Mace 316, Ahmed 5/415
Bundan sonra deriz ki; Allah ve Resulü “İslam” adına bütün her şeyi, hatta tuvalette kaç taş ile istinca yapılacağını dahi öğretmişken tasavvuf ehlinin saçmaladığı bu “siz bilmezsiniz, bu ilim gizlidir” dediği ilimi öğretmedi öyle mi? Haşa Allah ve Resulü bunları unuttu mu?
“Bunu bize Allah Resulü öğretti” diyen insanlar delillerini getirsinler, madem Peygamber aleyhissalatu vesselam öğretti neden insanlara açıkça yazmaktan korkuyor ve “bu bir sırdır” diyorsunuz. Sır olan şeyi Allah Resulü sadece size mi açıkladı?
Nasıl olur da Kur’an ve Sünnetin birleşimi olan İslam Hukuku diye anılan Şeriattan daha ileri bir yol olur?
Nasıl olur da kendine “müslüman” diyen biri “Şeriattan daha ileriye gitmek isteyenler tarikata girer” diyerek, Kur’an ve Sünetten ileri bir yol olduğunu iddia edebilir? Alemlerin Rabbine yemin ederim ki bu söz küfürdür.
İmam Malik b. Enes rahimehullah dedi ki;
“Kim İslam’da yeni bir şey çıkarıp onu güzel görürse o, Muhammed aleyhissalatu vesselamın risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü Allah Teala şöyle buyuruyor; “Bugün size dininizi ikmal ettim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve din olarak sizin için İslam’ı seçtim” Öyleyse o gün dinden olmayan hiçbir şey bugün de dinden olamaz.” | el-İ’tisâm, 1/64-65
İmamın bu sözü, akıl sahibi her insan için yeterlidir.
Çarptırılan Ayetler
Allahın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Tasavvuf ehlinin Kur’an’dan hiç utanmadan, çekinmeden “bu ayetler tarikatlar için delildir” diye kullandıkları ayetlerin tefsirlerini açık açık yazacağız inşallah. “Onlar tefsirden anlamaz, ilimleri yok” diyenlere cevaben de diyoruz ki; Bunlar bizim kişisel fikirlerimiz değil, aksine kaynaklı olarak tefsir alimlerinin sözleridir. Bu konu da direk Sahabeden gelen sahih hadisler ve tüm İslam aleminin ittifakı ile “Hadise dayalı ilk ve en büyük tefsir” olan Taberi rahimehullah başta olmak üzere bir çok alimin kitabından yazacağız, Allah bu yazıyı okuyacaklara anlayış ve hidayet versin.
İddia: 1
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.” Maide: 35
Şimdi bu ayette çıkarak “bizler şeyhleri Allah’a yakınlaşmak için vesile ediniyoruz, aracı veya vesile edinmek caiz diyenler. Elbette şeytanın saptırması ile baş başa kalmış nefislerdir.
Cevap:
Taberi rahimehullah dedi ki;
Âyette geçen ve "Yol" diye tercüme edilen "Vesile" kelimesi aslında, "Kişiyi maksadına eriştirecek vasıta" demektir. Fakat bu âyette bu kelimenin "Yakınlık" mânâsına geldiği şu sahabelerden rivayet edilmiştir. Eba Vâi, Ata, Süddi, Katade. Mücahid, Hasan- Basri ve Abdullah b.Kesir.
Bu hususta Katade diyor ki: "Bu âyetin mânâs şudur: "Allah'a itaat ederek ve onun rızasını kazanacak ameller işleyerek ona yakın olun"
İbn-i Zeyd de "Buradaki "Vesile'den maksat sevgidir, âyet-i kerimede “Kendinizi Allah'a sevdirin." Duyurulmaktadır." demiştir. Sonrada şu âyeti okumuştur: "Onların taptıkları da rablerine bir yol arar." | İsra 57
Taberi de geçen rivayetlerin hepsi “sahih” olarak gelen hadislerdir, hadis kitaplarının “tefsir” bölümlerin de bütün rivayetleri bulabilirsiniz.
İbn-i Kesir rahimehullah dedi ki;
İbn-i Abbas radıyallahu anh: "O'na yaklaştıracak bir yol arayın" ayeti "ihtiyaçlarınızı ondan isteyin" anlamındadır. Gerçekten insan, Allah'a muhtaç olduğunu hissettiği anda ihtiyacını istediği, ne zaman onun ilahlığı karşısında kuluna yaraşır bir konumda bulunur. Böylece kurtuluşa en yakın olan doğru bir konumda olur. Her iki yorum da, ayetteki ibareyi uygundur. Ayet, kalbin kurtuluşunu ve vicdanın canlanışını ifade etmekte ve beklenilen kurtuluş ile son bulmaktadır:
İbn-i Abbâs radıyallahu anh'tan nakletti ki; burdaki “vesileden” maksat, yaklaşmadır. Mücâhid, Ebu Vâil, Hasan, Katâde, Abdullah İbn Kesîr, Süddî ve İbn Zeyd de böyle derler. Katâde de der ki: “Allah'a itaat ederek ve O'nun hoşlanacağı amelleri yaparak O'na yaklaşın, demektir.”
Peki İbn-i Kesir’in “böyle dedi” diyerek sahih rivayetini aktardığı sahabe “İbn-i Abbas” kimdir bir bakalım;
Allah Resulü aleyhissalatu vesselamın amcasının oğlu olan ve
O'nun “Allah’ım, ona tefsiri öğret” | Ahmed, Müsned, no: 2274
“Onu dinde anlayış sahibi kıl.” | Buhari, Sahih, 140 diye dua ettiği
“Tercüman-ı Kur’an” | İbn-i Hacer, Fethu’l-Bari, 7/621 diye adlandırılan bir sahabedir.
Hal böyleyken bu ayeti, Ömer, Ebu Bekir, İbn Mesud radıyallahu anhum gibi sahabelerin “O Kur’anın tercümanıdır” dediği Abdullah b. Abbas’dan daha iyi tefsir edenin olduğunu söyleyenlere biz ancak güleriz. Bunu söyleyenin de aklından şüphe ederiz. Bu kaynaklar için “tahrif edilmiş” diyenleri de gördük, madem öyle getirin delillerinizi? Allah Resulünün ashabı bu ayet üstünde icma etmişken, sizin tefsir kitaplarınız mı doğru söylüyor? Vallahi bu sapık bir düşüncedir.
İmam Kurtubi rahimehullah dedi ki;
Yüce Allah'ın: "Ey iman edenler, Allah'tan korkun. Ona vesileler arayın.." buyruğunda geçen vesile, Ebu Vail, el-Hasen, Mücahid, Katade, Ata, es-Süddî, İbn Zeyd ve Abdullah b. Kesirden gelen nakillere göre yakınlaşmak demektir. Bu kelime, bir şeye yakınlaşmak anlamını ihtiva eder.
İmam Kurtubinin de dediği gibi, tüm tefsir hadislerin de geçen sahabeler eksiksiz olarak aynıdır. Tahrif edildiğini ortaya sürenler hadis alimleri de değil bütün alimlere iftira atmaktan bir şey yapmıyor, zira bu sözleri sahabeye kadar dayanıyor. Allahtan korkun ve hakikati gizlemeyin. Çünkü hakikati gizlemek, küfürdür.
Ömer Nusahi Bilmen rahmetullahi aleyh dedi ki;
"Cenâb-ı Hak'kın sevabına, manevî yakınlığına vesîle arayınız sizi ilâhî lütuflara kavuşturacak olan güzel amellere tevessül ediniz, sarılınız, günahlardan sakınınız. O Yüce Yaratıcının yolunda dini uğrunda cihadda bulununuz onun açık ve gizli düşmanları ile savaşmaktan geri durmayınız ki ilâhî dinin yücelmesi tecelli etsin, sizler de o sayede kurtuluş bulabilesiniz. Hak Teâlâ'nın rızâsına onun lütuflarına kavuşmakta selâmet ve saadete eresiniz, İnsanlık için bu şekilde hareketten başka saadete vesile olacak birşey yoktur. Vesile: Lügatte sebep, vâsıta, bahane demektir. Çoğulu, vesaildir. Şeriatta vesile, Allah'ın rızâsını kazanmaya, Cenâb-ı Hak'ka manen yakınlaşmaya sebep olan herhangi güzel bir amelden ibarettir. "
Özelikle bu hocanın tefsirin atıyorum ki, onu okuduğunu söyleyenler cidden okuyor mu bir görsün. Kendi önerdikleri ilim insanının tefsiri dahi kendileri ile çelişiyor. Allah gizlediklerini en iyi bilendir.
Ek olarak:
İmam Suyuti rahimehullah dedi ki;
“İtaatiyle, O’na yaklaştıracak şeylerle” | Celaleyn, 113
İbn’ul Cevzi rahimehullah dedi ki;
“Katade der ki, razı olduğu şeylerle O’na yaklaşın.” | Za’du’l-Mesir, 2/348
Bunlardan sonra biz deriz ki;
Tevessül, Allah’a itaat edip O’nu razı edecek ameller işlemek suretiyle Allah’a yaklaşmak demektir. Ayetle kastedilen şey budur…Özetle, Allah’a dua etmek, direkt bir biçimde ve vasıtasız olarak yapılır. Zira delaleti kat’i olan Kur’an nassı ile Allah’a vasıtalara ihtiyaç yoktur. O şöyle buyurmaktadır
“Rabbiniz dedi ki Bana dua edin, Ben de size icabet edeyim.” | Fatır, 60
“Kullarım sana Beni soracak olurlarsa, Ben yakınım. Bana dua ettiği an dua edenin duasına icabet ederim.” | Bakara, 186
“Yalnız Sana ibadet eder ve yalnız Senden yardım isteriz.” | Fatiha, 4
Hadiste de şöyle buyrulmuştur: “Bir şey dileyeceğin zaman Allah’dan dile, yardım isteyeceğin zaman Allah’dan yardım iste.” | Tirmizi, Sünen, 2516 Tefsiru’l-Munir, 3/52
İddia: 2
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve sadıklar ile beraber olun.” Tevbe: 119
İkinci iddia ise budur, ayette geçen “sadıklar” kelimesini tarikat şeyhlerine ve hocalarına tevil eden bu insanlar Kur’anı okuyup, boğazından öteye geçmeyen insanlardır. “sadıklar” diye meal edilen kelime aslında mealen “doğrular” ile beraber olun anlamına geliyor, bir çok meal de böyle dileyen buradan bakabilir. Yine de “sadıklar” olarak alsak dahi bakalım tefsirler bu konu da ne diyor.
Cevap:
Tefsir âlimlerinin tesbitine göre Peygamber aleyhissalatu vesselam’ın H. 8/M. 630 yılında tertip buyurduğu Tebuk Seferi'ne katılmaktan bilinçli olarak geri kalan Kâab b. Mâlik, Hilâl b. Umeyye ve Mirâra b. Rabi' adlarındaki üç zat hakkında inmiştir ki zaten bundan önceki âyette -yani Tevbe Sûresi'nin 118'inci âyetin de- adları açıklanmamış olsa bile bu asker kaçaklarının üç kişi oldukları ifade edilmektedir. Dolayısıyla âyetin iniş sebebi berrak bir şekilde ortadadır. Şimdi, bu âyet-i kerîmeyi başka yönlere çekenlerin iman, akıl, bilgi ve ahlâk bakımından hangi derekelerde bulunduklarını bir kez daha teşhis edebilmek için onu, önceki iki âyetle birlikte tekrar incelemeye çalışalım.
“Gerçek şu ki Allah, Peygamberi ve O'na o zor saatte uyan muhacirleri ve ensârı bağışladı. İçlerinden bazılarının kalpleri kaymaya yüz tutmuşken yine de onların tevbesini kabul etti. Çünkü O, onlara karşı şefkatli ve esirgeyicidir.
"Keza seferden kendilerini geri bırakan o üç kişinin de tevbesini kabul etti. Dünya bütün genişliğine rağmen onların başına daralmıştı. Canları sıkıldıkça sıkılmış, ancak Allah'a sığınmaktan başka çareleri olmadığını anlamışlardı. Nihayet tevbe etsinler diye Allah onların tevbesini kabul buyurdu . Çünkü elbette tevbeyi kabul eden ve elbette ki esirgeyen Allah'dır"
"Ey iman edenler! Allah'ın emir ve yasaklarına titizlikle uyun ve doğrularla beraber olun." Tevbe: 117-119
Görüldüğü üzere son âyet, öncekileri adeta tamamlayıcı bir anlam sergilemekte ve çok genel bir mesaj vermektedir. Ve tasavvuf ehlinin bahsettiği anlam ile uzaktan yakından alakası yoktur. Ayetler Tebuk Seferine katılmayan münafıkları, onlardan tövbe edenleri konu etmekte ve savaşa katılanlar için “sadıklar” sıfatını kullanmaktadır. Yani sadıklar imanına sadakat gösterenler, Allah'a ve Peygambere verdikleri söze sadakat gösterenlerdir.
Taberi rahimehullah diyor ki;
Abdullah İbn-i Mes'ud bu ayetin son bölümünü "doğrular" şeklinde okumuş ve ayetin manasının "Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve doğru söyleyenlerden olun." olduğunu belirtmiştir.
Allah ondan razı olsun, İbn-i Mes’ud radıyallahu anhın görüşü bu konuda ki en doğru görüştür, zira bir çok sahabe de aynı konuda icma etmişlerdir. Bunun sebebi de bu konuda gelen hadistir;
Ka’b ibn Mâlik ve yukarıda isimleri zikredilen diğer iki sahabe özürsüz olarak savaşa gitmemiş ve Allah Resulü ile ordusu dönünce Ka’b ibn Mâlik dışındakiler Allah adına yemin ederek mazeretler uydurmuştur. Ka’b ibn Mâlik ise diğer zatların yalan söylemesini uygun görmemiş, Allah Resulüne direk “doğruları” söyleyerek; “Vallahi bugüne kadar hiç bu kadar mal sahibi değildim ve savaştan geri kalacak da bir bahanem yoktu. Ben doğruyu söyleyerek Allahtan hayır diliyorum.” demişti. Allah Resulü ise “İşte bu doğru söyledi, öyleyse hakkınız da Allahtan gelecek hükmü bekleyin” dedi. Ka’b ibn Mâlik ve diğer kişiler 50 günden fazla beklediler, öyle ki hiçbir sahabe onlar ile konuşmuyordu ve onların da başkaları ile konuşması yasaktı. 50 günde fazla bir zaman sonra bir adam “ Ka’b ibn Mâlik müjde, müjde! Allah hükmünü verdi” diye bağırarak yanına geldi. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’e selam verdigimde yüzü sevinçten parlayarak söyle dedi: “Annen seni dogurdugundan beri üzerinden geçen günlerin en hayırlısıyla seni müjdelerim.” Ben de Ya Rasûlallah bu tebrik ve müjde senin tarafından mıdır yoksa Allah tarafından mıdır? diye sordum. “Benim tarafımdan degil yüce Allah tarafındandır” diye buyurdu.
Ka’b ibn Mâlik, Tevbe: 117 ve 118′i okuduktan sonra 119. ayeti okudu ve dedi ki;
“Ey iman edenler! Yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmaya çalısın; ve dogrulardan olun ve hem de dogrularla beraber olun.”
Ka’b söyle devam etti: Allah’a yemin ederim ki beni İslâmla şereflendirdikten sonra Allah’ın bana verdigi en büyük nimet Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’ın huzurunda dogruyu söylemek ve yalan söyleyip helak olanlar gibi olmamaktır.
Bundan sonra açıktır ki; Tasavvuf ehlinin ayeti çarptırarak kendi şeyhlerine delil vermeleri hem Kur’an, hem de Sünnette terstir. Çünkü ayetin ne için, kim için ve ne sebep ile indiği “sahih” hadislerce ve direk olayın merkezinde olan sahabe ile açıklanmıştır.
Not: Hadis çok uzun olduğu için hepsini aktarmadım, elbette bu kadar delile karşı hala Allahın gözünü kör ettiği, aklını kıt kıldığı insanlar olacaktır. Hiçbir zaman İslam adına kişisel fikir beyan etmiş değiliz ve etmeyeceğiz. Yukarıda geçen Tefsir Hadisi, Müslim rahimehullah tarafından “sahih” olarak, Müsafirîn 74′de aktarılır. Gönlünü tatmin etmek isteyenler ise daha kolay bir kaynak olarak, İmam Nevevi’nin “Riyasuz-Salihin” -PDF olarak link vereyim- adlı eserin de 18 ve 23. sayfalar arasın da bu hadisi bulabilir. Biz kimseyi küçük düşürmek niyetin de değiliz, biz ancak hakkı savunuyor ve bunu deliller ile yapıyoruz. Açıktır ki yukarıda hiçbir şekilde “bu hoca böyle dedi, bu şeyh bunu yaptı” gibi sözler yoktur. Sadece Kur’an ve Sünnetten deliller vardır, bir de konunun direk merkezi olan Ashabın sahih rivayetleri aktarılmıştır. Yukarıdaki delillerin “akıl” sahibi herkese yeterli olacağını düşünerek diğer tefsir alimlerinin sözlerinin sözlerini aktarmayacağım zira bu konu da sahabenin direk kendi rivayeti varken hiçbir ilim adamına gerek yok diye düşünüyorum. Herkesin kalbi mutmain olsun diye de kaynakları dahi kitap olarak vermeye çalışıyoruz. Allah bu yazıları okuyanların kalbini açsın ve anlayış versin.
Haricilik ve İbn-i Teymiyye
Öncelikle, tasavvuf ehli insanların İbn-i Teymiyye’yi karalamak için “Işıd onun fetvası ile kafa kesiyor, onu savunanlar Işidci” demesine karşılık bu yazıyı yazma gereği duyduk zira bu asılsız bir iddiadır.
Işıdin harici olduğuna dünya üzerinde 80′dan fazla alim ittifak sahibidir, bütün alimlerin fetvasına göre Işıd grubu kesinlikle haricidir ve hariciler için geçerli olan hükümler onlar için geçerlidir. İbn-i Teymiyye’ye nispet edilen bu grubun aslında onun ile alakası yoktur. Çünkü nasıl Işid kendini İslam’a nispet ediyorsa da İslam ile alakası olmadığını herkes bilmektedir, buda aynen bunun gibidir. Zira İbn-i Teymiyyenin hariciler hakkında bir çok fetvası ve sözleri vardır. Şunu belirtelim ki şuan yer yüzünde “İbn-i Teymiyyeyi” benimseyen cihad grupları Nusra, Ahraruş Şam, Bazı Türkmen grupları ve bunlar gibi gruplardır. Bunlar ise şeksiz şüphesiz Allah yolunda cihad eden gruplardır. İbn-i Teymiyye’ye laf söyleyen tasavvuf ehli aslında bu mücahidlere de laf söylediğinin farkında değildir. Gelelim Şeyhülislam’ın hariciler hakkında fetvalarına:
Şeyhülislam İbn-i Teymiyye (رحمه الله) dedi ki:
‘’Ve Müslümanların yolu hiç bir vakit bu metodolojinin üzerine olmakdan geri durmadı. Onları hariciler tekfir etmediler, Es-Sıddık(رضي الله عنه)’ın savaştıklarının aksine.
Ve bu haricilerin tekfir edilmemesi birçok sahih hadis de geçen Allahın Resulünün (صلى الله عليه وسلم) onlara karşı savaşın emrine rağmen vuku bulmuştur. Ayrıca onlar hakkında Ebu Umame’nin el-Tirmizi ve diğerlerinde bulunan hadisinde bahis olunur ki “Onlar göğün altında öldürülenlerin en şerlisi ve onlar tarafından katledilenlerde en hayırlılarıdır.” Yani,onlar Müslümanlara diğerlerinden daha fazla zarar verirler ki Müslümanlar için onlardan gayrı daha zararlı kimse yoktur, ne yahudilerden ne de hristiyanlardan. Çünkü onlar düşüncelerine katılmayan her müslümanı tekfir ederken onları katletmeye çalıştılar, Müslümanların kanını, malını helal ilan ederek,çocuklarının katlini caiz gördüler. Ve onlar bunu onların sapmasına neden olan cehaletleri ve bid’atları yüzünden ibadet olarak addettiler..”
Minhâcu's Sunne 5/224
Şeyhülislam İbn-i Teymiyye (رحمه الله) dedi ki:
“Alimler haricilerin tekfirinde ihtilaf etmişlerdir. İmam Malik ve İmam Ahmedin mezhebinde 2 görüş vardır. İmam Şafii mezhebinde de onları tekfir etme hususunda ihtilaf vardır. İmam Ahmedin mezhebindeki iki görüşten biri onların baği olduklarıdır. İkincisi ise mürtet kafir olduklarıdır. Dolayısıyla onlarla savaşa başlamamız, onlardan alınan esirleri öldürmemiz ve onlardan kaçanları takip etmemiz caizdir. Onlardan ellerimize esir düşen kimseye mürtet gibi istitabe uygulanır, yoksa öldürülür’ Ali radıyallahu anh ve diğer imamların hariciler hakkında söylediği sözlerden anlaşılan, hariciler İslamın aslından dönen mürtetler gibi kafir değillerdir. Bu görüş Ahmet ve diğer imamların kendi sözleri olarak nakledilen görüştür. Buna rağmen onların hükmü Cemel ve Sıffın'da savaşanların hükmü gibi değildir. Bilakis onlar üçüncü bir çeşittir. Bu görüş onların hakkında nakledilen üç görüşün en sahih olanıdır.”
Mecma'ul-Feteva 28.cilt 5185.sayfa
Bundan sonra biz deriz ki; Kur’an ve Sünnet ile amel edenler olarak biz, hiçbir zaman hiçbir alimi Kur’an ve Sünnetten ileri tutmayız. Allah Resulü aleyhissalatu vesselam dışında herkesin sözü alınır da bırakılır da. Eğer İbn-i Teymiyye rahimehullahın Kur’an ve Sünnette ters olan bir şeyini görürsek o konuda onu da eleştirir, tenkit ederiz. Biz ancak ve ancak, Allah ve Resulünün ve onların sözlerine uyanların sözünü takip ederiz. Onların sözünden çıkanların sözlerini de onlara bırakır, onlardan bu sözleri kabul etmeyiz.
Kabir Azabı
Kabir Azabı Haktır Hadisler Mutevatirdir
Ebû Hureyre radıyallahu anh’dan rivâyete göre, şöyle demiştir:
Rasûlullah aleyhissalatu vesselam şöyle buyurdu:
“Sizden biriniz veya ölü kabre konulunca simsiyah mavi gözlü iki melek ona gelir onlardan birine münker diğerine nekîr denilir. O iki melek şöyle derler: Bu Muhammed denilen adam hakkında ne dersin? O kimse ise ölmeden önce söylediğini aynen tekrar ederek: O Allah’ın kulu ve Rasûludür. Ben şehâdet ederim ki Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. Muhammed’de onun kulu ve elçisidir. O iki melek derler ki: Senin böyle söyleyeceğini biliyorduk. Sonra o kabir yetmiş arşın kadar genişletilir ve aydınlık hale getirilir ve rahatça yat uyu burada denilir. O kimse bu durumu benim aileme dönüp haber verebilir miyim? Deyince o iki melek; gelin güvey gibi rahatça uyu gelin güveyi olan kimseyi ailesinden en çok sevdiği kimse uyandırır derler. O kişi o kabirde mahşer için diriltilinceye kadar rahat rahat uyur. O kabre konulan kimse münafık ise Muhammed hakkında sorulan soruya; İnsanların peygamber dediklerini duydum bende aynen öyle söyledim, gerçek midir? değil midir? bilemiyorum diyecek. Bunun üzerine o iki melek; senin böyle söyleyeceğini biliyorduk derler. O kabre, sıkıştır onu denilir, kabirde onu sıkıştırır da kaburga kemikleri yerlerinden oynar. Allah onu böylece mahşer günü uyandırıncaya kadar azab etmeye devam eder.” | Nesâî, Cenaiz: 114; Buhârî, Cenaiz: 86
Bu konu da;
Ali,
Zeyd b. Sabit,
İbn Abbâs,
Berâ b. Âzib,
Ebû Eyyûb,
Enes,
Câbir,
Âişe,
Ebû Saîd’den de kabir azabıyla alakalı hadis rivâyet edilmiştir.
İbn Ömer radıyallahu anh’dan rivâyete göre, şöyle demiştir:
Rasûlullah aleyhissalatu vesselam şöyle buyurdu:
“Bir kimse öldüğü zaman ahiretteki kalacağı yer sabah akşam kendisine gösterilir o kimse Cennetliklerden ise Cennet’ten, Cehennemliklerden ise Cehennem’den olan yeri gösterilir ve ona işte senin oturacağın yer burasıdır, kıyamet günü Allah seni buraya gönderecek denilir.” | Buhârî, Cenaiz: 89
Tirmîzî: Bu hadis hasen sahihtir.
el-Berâ b. Âzib radıyallahu anh’dan rivayete göre O şöyle demiştir
Mümin kula: Ona iki melek gelir, onu oturturlar ve ona Rabbin kimdir? derler. O da: Rabbim Allah’tır der, dinin nedir? diye sorarlar. O da, dinim islam’dır der. Ona, şu aranızda peygamber olarak gönderilen adam nedir? diye sorarlar, o da: O Allah’ın Rasûlüdür, der. Yine iki melek ona: Senin bilgin nedir? diye sorarlar, o: Ben Allah’ın Kitabını okudum, ona iman edip tasdik ettim. Bunun üzerine sema’dan bir münadî; Benim kulum doğru söylemiştir, ona cennetten bir döşek yayınız ve ona cennetten bir kapı açınız, diye seslenir. Bunun üzerine cennetin hoş ve güzel kokuları ona gelir ve gözünün alabildiği kadar bir mesafe kabrinde ona genişlik verilir. Güzel yüzlü, güzel elbiseli, hoş kokulu bir adam ona gelir. Bu adam ona: Seni sevindirecek şeylerin müjdesini sana veriyorum. İşte bugün sana vadolunan gündür, der. Ona: Sen kimsin? Yüzün hayır ile gelen kimsenin yüzüne benziyor, diye sorar. Ona, ben senin salih amelinim der. Bu sefer o kişi: Rabbim kıyameti kopart ki ben de aile halkımın yanına ve malıma geri döneyim, diye yakarır. Kafir Kula: Yanına iki melek gelir, onu oturturlar ve ona Rabbin kimdir? derler. O da; hah, hah bilmiyorum der. Bu sefer ona: Aranızda peygamber olarak gönderilen bu adam ne idi? derler. O yine, hah, hah bilemiyorum der. Bunun üzerine semadan bir münadî: O yalan söyledi. Ona cehennemden bir döşek yayınız ve ona cehennem ateşine giden bir kapı açınız, diye seslenir. Cehennemin o yakıcı ve kavurucu sıcağı ona gelir. Kabri üzerine öyle bir daralır ki kaburga kemikleri birbirine girer. Son derece çirkin yüzlü, çirkin elbiseli, pis kokulu bir adam ona gelerek; Senin hoşuna gitmeyecek şeyleri müjdelemeye geldim. İşte (dünyada iken) sana vadolunan günün budur, der. Sen kimsin? diye sorar. Senin yüzün kötü şeyler getiren birisinin yüzüne benzer, der. O da: Ben senin kötü amelinim, der. Bu sefer o kimse: Rabbim kıyameti kopartma! der.
Musned, IV, 287, 295-296; Ebû Davûd 4753./ Bu hadisi İmam Ahmed ve Ebu Davud rivayet etmişlerdir. Nesaî ve İbn Mace onun baş taraflarını rivayet ettikleri gibi, Hakim ile Ebu Avane el-İsferayinî, Sahih’lerinde ve İbn Habban da rivayet etmiştir.
Bütün ehl-i sünnet ve hadis ehli bu hadisin gereğini kabul etmişlerdir. Bu hadisin Sahih-i Buharîde de destekleyici rivayetleri vardır.
Aişe radıyallahu anh’dan. Rasulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki :
Muhakkakki kabrin bir sıkıştırması vardır. Eğer ondan kurtulacak olan olsaydı, Sa’d bin Muaz olurdu. | Ahmed: 6/55 - 23762.N, Heysemi: 3/46 - 4255. S.Sahiha: 1695
Enes İbni Malik radıyallahu anh’dan: Peygamber aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:
Eğer ölülerinizi defnetmeme endişesi olmasaydı, kabir azabından sizlere işittirmesi için muhakkak Allah’a dua ederdim.” | Müslim: 8.c 2868.N, Ahmed: 6 21149 , İbni Ebi Asım Es-Sünne: 868. N, İbn-i Ebi Şeybe Musannef: 3/373
İbni Abbas radıyallahu anh şöyle demiştir :
Peygamber aleyhissalatu vesselam iki kabrin üzerine uğradı da : Bu iki kabrin içerisindekiler muhakkak ki azab olunuyorlar. Halbu ki büyük bir şeyden dolayı da azab olunmuyorlar,buyurdu. Sonra da : Bunlardan birisi koğuculuk ederdi, diğeri de idrarından sakınmazdı, buyurdu. Ravi dedi ki : Bundan sonra rasulullah s.a.v bir yaş çubun aldı,onu iki parçaya böldü, sonra o parçalardan her birini bir kabrin üzerine dikti. Sonra da : Bunlar yaş kaldıkları müddetçe umulur ki bu kabir sahiplerinden azab hafifletilir, buyurdu. | Buhari: 3.c 1300.s , İbni Mace: 1.c 347 n, Müslim: 1.cilt 292 n
“İki meleğin, kabirde, ölüye sorguya çekmesi ve bunun, ölü için bir fitne olması ile ilgili hadisler" Bu iki melek, insanlara, bilmedikleri ve görmedikleri bir şekilde göründüklerinden “Münker” ve “Nekir” isimleriyle isimlendirilmişlerdir.
Konu ile ilgili hadisler için: Buhârî, Cenaiz 66, 85, 86, Meğazi 44; Muslim, Küsuf 3, Cennet 70 (2870), 73 (2871); Ebu Dâvud, Cenaiz 72, Sunnet 27; Tirmizî, Cenaiz 70; Nesâî, Cenaiz 109-110, 113, 115; İbn Mâce, Zuhd 32; Musned: 2/146, 172, 3/3, 4, 126, 233-234, 346, 4/63, 139-140, 352, 6/252; Taberânî, el-Kebir, el-Evsat; Hâkim, Mustedrek, 1/370; Bezzâr; Beyhakî, Kitabu azabi’l-kabr, s. 21, 26, 38; İbn Ebi Dunya; İbn Ebi Hâtim
Suyûtî (ö. 911/1505) “el-Ezhâr”da bu hadisi şu yollardan getirmiştir:
Enes
Esmâ’ bint. Ebi Bekr
Amr ibnu'l-Âs
Berâ’ b. Âzib
Hz. Osmân
Ebu Hureyre
Câbir b. Abdullah
Abdullah ibn Amr
Ebu Saîd el-Hudrî
Hz. Aişe
Abdullah ibn Abbâs
Abdullah ibn Mes’ud
Hz. Ömer
Ebu’d-Derdâ’
Ebu Râfi’
Ebu Musa el-Eş’arî
Atâ’ ibn Yesâr (mürsel olarak)
Temîm ed-Dârî
Ubâde b. es-Sâmit
Beşîr b. Ekâle
Ebu Umâme
Sevbân
Hamza b. Hubeyb (mursel olarak)
Abdullah ibn Ömer
Muâz b. Cebel
Ebu Katâde
Toplam, 26 kişi.
Suyûtî (ö. 911/1505) “Şerhu’s-Sudûr”da aynen şöyle der:
“Kabrin fitnesi, iki meleğin (ölüyü) sorguya çekmesidir. İki meleğin kabir de ölüyü sorguya çekmesi ile ilgili
Enes,
Berâ’ b. Âzib,
Temîm ed-Dârî,
Beşîr b. Ekâle,
Sevbân,
Câbir b. Abdullah,
Abdullah ibn Revâha,
Ubâde b. es-Sâmit,
Huzeyfe,
Hamza b. Hubeyb,
Abdullah ibn Abbâs,
Abdullah ibn Amr,
Abdullah ibn Ömer,
Abdullah ibn Mes’ud,
Hz. Osmân,
Hz. Ömer,
Amr b. el-Âs,
Muâz b. Cebel,
Ebu Ümâme,
Ebu’d-Derdâ’,
Ebu Râfi’,
Ebu Saîd el-Hudrî,
Ebu Katâde,
Ebu Hureyre,
Ebu Musa el-Eş’arî,
Esmâ’ bint. Ebi Bekr,
Hz. Aişe’den naklen gelen hadisler, tevatürdür.”
Suyûtî, bu sahabilerin naklettiği hadislerin hepsini bu kitap da aktarmıştır. Dolayısıyla da bu konuda daha geniş bilgi için bu kitaba bakabilirsiniz.
İbn Teymiyye (ö. 728/1327) ise ‘ölünün, meleklerin; Rabb, Din ve Peygamber ile ilgili sorularına cevap vermesi şeklinde meydana gelecek kabir fitnesi’ hakkında aynen şöyle der:
“Bu fitne hususunda Berâ’ b. Âzib, Enes b. Mâlik, Ebu Hureyre ve daha bir çoklarının, Hz. Peygamber’den naklettiği hadisler, tevatürdür.”
İbn Kayyim (ö. 751/1350) “Kitâbu’r-Rûh”da derki:
“Kabir azabı ve Münker ile Nekir adlı meleklerin kabirde ölüyü sorguya çekmesi ile ilgili Hz. Peygamber’den gelen hadisler, pek çok olup bunlar mütevatirdir.”Daha sonra İbn Kayyim, bu hadislerin bir kısmını nakletmiştir. Bu konuda daha geniş bilgi için bu kitaba da bakabilirsiniz.
“Kabir azabı ve nimetleri” ile ilgili hadisler ;
Konu ile ilgili hadisler için : Buhârî, Cenaiz 32, 45, 66, 84, 85, 86, 87, 88, Sehv 64, Rikak 42; Müslim, Mesacid 35, Cenaiz 4, 9, 12 (924), 26, 61 (950), 72 (957), Cennet 65 (2866), 67 (2867), 68 (2868), 69 (2869), 76 (2873); Tirmizî, Cenaiz 24, 70, 71, Zühd 5 (2309); Ebu Dâvud, Taharet 11, Cenaiz 73 (3221), Cihad 27 Sünnet (4751, 4750); Nesâî, Taharet 25, Cenaiz 10, 12, 20, 21, 23, 44, 48, 49, 69, 78, 110, 114, 115, 116, 117; İbn Mâce, Taharet 26 (346), Salat 6, İkame 26, Cenaiz 53 (1589), 54 (1594); Dârimî, Rikak 94; Müsned: 2/172, 441, 3/3-4, 38, 259, 296, 353, 4/287-288, 295, 6/364; Hâkim, Müstedrek, 1/35; Taberânî, el-Kebir, el-Evsat; İbn Mende, Kitabu’t-Taharet; Bezzâr; Ebu Musa el-Medini, et-Terğib ve’t-Terhib
Kabir Azabına Delalet Eden Ayeti Kerimeler
“Allah onu -yani Musa’yı- onların kurdukları tuzakların kötülüğünden korudu ve Firavun ailesini azabın en kötüsü kuşattı.Onlar sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet koptuğu gün de,Fravn ailesini azabın en çetin yerine sokun denir.” Mu'min 45-46
Bu Ayet’i kerimelerde zikredildiği gibi, Firavun ailesi kıyametten önce kabirlerinde sabah akşam azaba sunulmaktadırlar. Kıyamet koptuktan sonra ise ikinci bir azabtan ve bunun da şiddetinden bahsedilmektedir. Bu ayetin tefsirinde İbn-i Kesir rahimehullah birkaç rivayetle, zikredilen bu Ayet’i kerimelerin kabir azabı ile alakalı olduğunu anlatmaktadır. | İbn'i Kesir: 13. cilt 7000. sayfa
Allah azze ve celle yine bir Ayet’i celilesinde şöyle buyurmaktadır :
“Kim de benim zikrimden yüz çevirirse,onun için dar bir geçim vardır.Kıyamet gününde de onu kör olarak haşrederiz.” | Ta’ha 124
Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan. Dedi ki: Rasulullah aleyhissalatu vesselam “..onun için dar bir geçim vardır..“ Ayet’i hakkında; “Bu kabir azabıdır“ buyurmuşlardır. | İbn-i Kesir: 10. cilt, 5280. sayfa
Allah azze ve celle yine bir Ayet’i celilesinde şöyle buyurmaktadır:
"Allah iman edenlere dünya hayatında da ahirette de o sabit sözde daima sebat ihsan eder.Allah zalimleri ise şaşırtır.Allah dilediğini yapar.” | İbrahim 27
Bera İbni Azib radıyallahu anh’dan : Peygamber aleyhissalatu vesselam: “Allah iman edenlere dünya hayatında da ahirette de o sabit sözde daima sebat ihsan eder. Allah zalimleri ise şaşırtır.Allah dilediğini yapar.“ Ayet’i kabir azabı hakkında indi. Kabirde ölüye: Rabbin kimdir? diye sorulur. O da: “Rabbim Allah ve Peygamberim Muhammeddir “ der. İşte bu, Aziz ve Celil olan Allah’ın: “Allah iman edenlere dünya hayatında da ahirette de o sabit sözde daima sebat ihsan eder..“ Ayetindeki sabit kavlin delalet ettiği sözdür“ buyurdu. | Müslim: 8.cilt Hadis no: 2871
Rasûlullah'ın zevcesi mü'minlerin annesi Aişe radıyallahu anh'dan şöyle haber verdi:
Rasûlullah s.a.v namaz'ın sonunda: " Allah’ım ! kabir azabından sana sığınırım. Mesih deccalin fitnesinden sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnesinden sana sığınırım. Allahım ! günahtan ve borçlanmaktan sana sığınırım “ diye dua ederdi. Biri kendisine: " Yâ Rasûlullah borçtan ne de çok istiaze ediyorsun " dedi. Bunun üzerine: "İnsan borçlandığı vakit söz söyler de yalan uydurur, söz verir de sözünde durmaz " buyurdu. | Buhari: 2.cilt Hadis No 820; Müslim: 2.cilt Hadis No 589
İstisnasız bütün Akaid kitaplarında "Kabir azabı haktır" hükmü yer almıştır. Tarih boyunca bütün islâm alimlerinin "dalâlette ittifak ettiklerini" söylemek mümkündür.
Selefilik ve Şiilik
Selefilik ile Rafizilik, Şiilik ve Caferiliği karıştıran ahmak tasavvuf ehline yine Selef alimlerinin cevapları;
Şeyhulislâm İbni Teymiyye rahimehullah dedi ki;
Rafizilik, Şiilik, Caferilik bid'atinin aslı; zındıklık, ilhad, kasıt ve bolca yalan söylemektir. Zaten onlar da şu sözleriyle bunu kabul etmişlerdir "Dinimiz takiyyedir" Bu ise onlardan birinin kalbinde olanın zıddı olan şeyi diliyle söylemesidir. İşte bu yalan ve münafıklıktır. Onlar şöyle denildiği gibidirler: "Beni ortaya atarak gizlice kaçtın" | Minhâcu's-Sunne 1/68
Şeyh Abdulaziz bin Baz rahimehullah dedi ki;
“Hamd yalnız Allaha mahsustur. Salat ve selam Rasulünün, ehl-i beytinin ve ashabının üzerine olsun. Bundan sonra: Caferiler Ali, Hasan, Hüseyin ve seyitlerine yalvarıyorlarsa bundan Allah'a sığınırz. Onlar İslam dininden çıkmış müşriklerdir. Kestikleri, üzerine Allah adını zikretseler bile leş olduğundan yemek helal değildir.” | Fetâvâ el-Lecnetu'd-Dâime Li'l-iftâ 2/264
Şeyh’in de dediği gibi, selefilere “şia, caferi” diyen tasavvuf ehli kadar onlara benzeyen yoktur. Zira onlar da Türkiye de ki tarikatlar gibi seyit dedikleri kişilerden, mürşidlerinden yardım diler, yalvarırlar. Onlar da kabirlere, türbelere ve mürşidlerine kurban keserler. Oysa “selefileri” bununla suçlayan tasavvuf ehli bizzat şia kökenli tarikatlardan türemiştir.
Şeyhulislâm İbni Teymiyye rahimehullah dedi ki;
Rafiziler, Caferiler ve Şia bir kimseyle ancak nifak üzere muamele ederler. Onların kalplerindeki din bozuktur, yalan, hıyanet ve insanları adlatmak için tahammül ederler, onlara kötülük etmeyi dilerler.Hiçbir kötülük bırakmadan yapmaya güçleri yetse mutlaka bunu yaparlar. Bu, onu tanımayanlara göre iğrenilenecek bir şeydir. Onun Rafizi, Caferi, Şia olduğunu bilmesen de onun suratında bu münafıklık siması ve konuşmasında bozukluk belirir.” | Minhâcu's-Sunne 3/360
Bundan sonra biz diyoruz ki;
Madem Şia, Caferilik ve Rafizilik gibi bütün “sapık” kolları İbn-i Teymiyye kurdu ve Selefiler de bu koldandır öyleyse delillerinizi getirin. Onların akidesi ile bizim akidemizi ortaya koyalım kim haklı görelim? Tüm İslam aleminin ittifakı ile “Şialara karşı yazılmış en büyük reddiye” olarak kabul edilen Minhacu’s-Sunne adlı eserin yazarı nasıl olur da böyle sapık bir yolu kurabilir? Youtube’ da İbn-i Teymiyye için küfür dolu sözler söyleyen binlerce Şia görebilirsiniz, onlara göre İbn-i Teymiyyenin ve ona uyanların kanı ve canı helaldir. Selefiler için “şianın bir kolu” diyen bu ahmak tasavvuf ehli ise Şialar gibi “İbn-i Teymiyye’ye uyanların canı ve malı helaldir” diye fetva veriyor. Böylece hem Şia, hem de Işid ile aynı akideye sahip oluyor. Doğrusu bu çok gülünç bir hükümdür :)
Ek olarak: Kendi Kaynaklarından Câferî, Şiî ve Râfizîlerin İnanç Esasları adlı kitapta bahsedilen fırkaların akideleri kendi kaynakları ile tek tek açıklanıyor. Selefilik veya Kur’an ve Sünnetten tamamen uzak olan bu insanlar ile Selefin bağdaştırılması da ancak tasavvuf ehli gibi ahmaklar tarafından yapılabilirdi.
Sırf İbn-i Teymiyye için bazı güzel sözler söyledi diye “fıkıh bilgilerini ondan almayız” diyen bu “çocuk”, alakasız ve saçma sapan olan ilmi ile Nureddin hocayı tekfir ediyor. Bir yandan “hoca” diyip bir yandan onun ilminin zarar verebileceğini belirtiyor. Burada “Kur’an ve Sünnet bize yeter” diyen insanlara sapık dediğine şahit olduğum bu cahil çocuk, o cahilliği ile Türkiye de Kur’an ve Sünnete uygun nadir hocalardan bir hocayı böyle değersiz bir hale getirmeye çalışıyor. Biz “Kur’an ve Sünnet yeter” diyen insanlar olarak Nureddin hocayı tamamen “hatasız” kabul etmiyoruz, elbette Allah Resulü dışında her insan hata yapar, lakin kendi tarikatları ve şeyhlerine uygun olmayan şeyler söyleyen herkese “sapık, ilimsiz” damgası vuran bu asıl sapık ve şirk ehl-i burada söz de “ehl-i sünneti koruyoruz” diye geziniyor. Nureddin hoca “Kur’an ve Sünnet ile yola çıkmak isteyenlerin İbn-i Teyimiyye olmadan bunu yapması çok zor” -burada diyor- dediği için veya bu şirk ehlinin iftira atıp mücessime demesine karşılık “İbn-i Teymiyye “mücessime” denilecek en son insandır” -burada diyor- dediği için, Nureddin hocaya karşı olanları elbette görüyoruz. Dediğimiz gibi, biz “Nureddin Yıldız hatasız” demiyoruz, lakin bu toplum da bu kadar yalancı ve sahtekar hoca varken böyle bir hocayı da yedirmeyiz. Tarikat ve Tasavvuf ehlinin ona karşı sürekli böyle laflar söylemesi elbette İbn-i Teymiyye, Rabıta vs gibi konularda Nureddin hocanın istediklerini söylememesinden kaynaklanır.
Tarikat ehlinin en baba sitelerinden olan “ihvanlar” adlı sapık sitesin de, Nureddin hoca için bir çok ağır söz ve sözde reddiye bulabilirsiniz. bknz: bu link
Söz de “ehl-i sünneti” savunan bu şirk ehli kendilerinin hoşuna gitmeyeni söyleyen her müslümanı “müslüman” olup olmadığına bakmadan tekfir ederler. Işıd için İbn-i Teymiyye oluşumu derler lakin tekfirci ve harici köpeği Işıd gibi her müslümanı tekfir edip “sapık” damgası vururlar.
Ali radıyallahu anh dedi ki; "Rasûlullah aleyhissalatu vesselam beni bir yere göndererek "Haydi git, kırıp dökmedik put, dümdüz etmedik yüksek kabir bırakma!" dedi | Muslim, Cenâiz 93, Ebu Dâvud, Cenâiz 72, Nesâî, Cenâiz 99,