''Allahım, kısaca sevgili Rabbim!''
bundan bağ bozumu kadar uzak bir zamanda kuş gönder dedimdi ellerime, asmalı damıma, sinekliksiz pencereme, cibinliksiz uykuma, titrek başlı yüreğime, ah başım üstüne deryalar kadar kuş gönder... ardı arkası kesilmesin, parmakla sayamaz olayım, mecalim kalmasın rakamlara vurmaya. gönder allah gönder! ''yerin direği yok, yine de taşır gökyüzünü'' dediydi annem, göç yollarına onca gök kubbeli uçarı kanat sence de fazla değil mi? ''allahım! canım arkadaşım'' dediydi çocuk. seni bilmem ya işin bencesi ''fazla''.
Kuş gönder dedim gönlüme, deryada balık kadar, karada karınca. Kararınca değil, elin kuşlara varınca. Kuş gönder yanıma , yamacıma, elime ,aman da taa içime.
ben bekledikçe, asma yaprağını döktükçe sayısız can göndermişsin vesselam! birken iki, ikiyken dört, dörtken '14' oldular, ötesini sayamadım. beyaz tahta kapımı ayazda dahi kapatmadım, dolsunlar içeri diye, ateşe varmasınlar yeter. allahım yumruğumu zerre sıkmadım, avucuma düşüp de kayaya baş vurmasınlar diye. vallahi gönlümün bilmem kaç vakitli kapılarını tövbe kapatmadım, doluşsun diye kıt kanaat geçinen kuşlar, gönlümün zengini kuşlar.
ama, sen de dört, ben diyeyim 14 zamandır, yüreğimi uykuda düşürür oldu bu can kuşlar. sofrada kaşık sesine, sokakta ışık sesine, gönlümün bilmem nesine korkup dört yana kaçar oldular, kulağımdaki yanık sese içerleyip duvarlara düşer oldular.
taş olsa böyle kanat düşürmez, böyle yürek dağlamaz Yusuf'a ağıt olsa. silah olsa bunca çukur açmaz gönlümün deli başında. bunca kuyu kazmaz yaman bir düşman olsa eşkiya olsa bunca yolcu önün kesmez, talan etmez bunca, kırk kat yağmacı olsa
diyeceğimi bilirsin ya, yine de dilimden düşürmeden derim. ben yüreğimin tatlı misafirlerini ağırlayamaz oldum , dillerini bilemez, dikenli yollara sarı çizmesiz giremez oldum. içlerine ateş düşer, kanatlarına kurşun değer diye, elim bağrımda geziyom, gelirse öz elime gelsin yaban ellere değil, allah elimi içimden çekemez oldum. bağrım delindi ama yine de ne yapsam dardan geçemiyom, geçemez oldum. kuşlarım benden öte uçar oldu, yetişemez oldum, ipek köprülerden bir başıma geçemez oldum. şikayetçi değilim ama azıcık yoruldum. çocuk avuntusu bir 'Azıcık!' ben ki onca şahlanan kırk kanat içinde tek kanat uçamaz oldum.
''canım arkadaşım'' sen sabahıma lavanta kokulu, gögsü yaralı bir kuş gönder yeter! bendeki can göçe durdu. kafilesiz kervanıma, iki göz hanıma bir can kuş yeter.
-bakkaliye (seyyar bakkal)













