insancıklar
Kaybettiği bir geleceğin peşinde koşan insanlar görüyorum. Amacını çoktan kaybetmiş ve bir amaç edinmenin boş bir mananın altına saklanmış niyetlerini keşfetmeye çabalayan kara böcekler görüyorum. Doğduğu andan itibaren beceriksiz bir örümcek ağı ören mutsuz ve heyecansız insanlar görüyorum. Sırf bunları yazıyor diye kendisini sıra dışı gören bir insan görüyorum. Kabuslardan güler yüzle uyanan, rüyalardan kusarak uyanan yalnızları oynuyorum bugün. Nefretini kelimelere dökemeyip içine itinayla yerleştiren kaybedenleri alabilir miyim buraya? Kabuslarını Mozart eşliğinde çürümeye terk eden orospular burada mı? Gelin buraya hacmi yer etmeyen kralsız kaybedenler. Gelin buraya ruhsuz kullar. İçinize dökeceğim birkaç litre tuz ruhu var. Daha durun, kaybedeceğim yıllar var. Nefret edeceğim kraliçeler, öyküneceğim prensesler var. Kendimi bulmak üzereyim ama bekleyin. Daha acıtacak çok can var. Daha küfredecek çok can var. Daha öğreneceğim o kadar çok dünya var ki, sana bahsetmeye başlasam canın acır. Zeka seviyen düşer. Hakkı karanlık olanların aydın fikirlere erişememe durumuna acıyacağız daha. Aydınlık dediğime bakma sen. Akla karayı seçememe halinden bahsediyorum. Yalnız bırakmayı çok iyi becerenlerden, becermeyi çok iyi bilenlerden bahsediyorum. Ruhunu keşfedememiş, keşfetmek nedir bilmeyenlere acıyacağız daha seninle. Kuşku duyma, duyma ki ferahlıkla kalbine giden yolun lanet olası midenden ya da zihninden çıkmadığını öğrenelim. O labirente düşelim mi beraber? Kusalım mı beraber yaşanmamış anlara ya da yaşanmasa daha iyi olurdu dediğimiz anların karanlık kuyularına? Benim içimde gezen böceklerin ne hale geldiğini tahmin edemezsin. O böceklerin kalbimi keşfetmesine izin veriyorum. Zihnimin henüz bilmediğim noktalarına dokunmalarına izin veriyorum ben. Sen neyden bahsediyorsun? Bu ruhun nerelere kadar gideceğinin farkında mısın seni küçük kedi piresi. Senin kendi çapında yaşattığın duygulara yer var mı sanıyorsun bu çirkin kuyuda? Bukowski mi sandın sen beni? Saatlerin el verdiğinde içip umarsızca yazan Kerouce mı sandın yoksa? Yoldayım sanki değil mi, farlarımı yakmadan ilerliyorum İstanbul İzmit karayolunda. Yıldızları görüyorum kimsesizlerin bile bakmadığı alacakaranlık üzüm ağaçlarının arasından. Sonsuzluğu tadıyorum karabasanların portakal sattığı tozlu yollarda. Yeniden başla tuşuna bastık karaktersizce. Beklemedik kendisine gelmesini… Sabırsızca kaybolduk çimlerin ferahlığında. Umarsızca uyuduk alarm hiç alarm çalmazmışçasına.
















