Koh Tao cenneti Bangkok cehennemi
Gün 93: Hayaldi Gerçek Oldu
Saat 6:00'yı geçerken Koh Tao'ya yanaşmaya başlıyoruz. Deliksiz denebilecek bir uyku uyudum. Sadece sağ yanımdaki dönerken bana çarptı ve ona uyandım. O sırada Selim kenarda oturmuş oyun oynuyordu. Uyku sersemi anlam verememiştim. Üstünden hamam böceği geçtiği için geceyi oturarak tamamlamış. Sanırım pislik artık içime işlediği için hamam böceği bile üstümden geçmeye imtina ediyor. Gerçi geçmişse vücudum bunu çok doğal karşılayıp uykumu bölmemiş bile olabilir.
Koh Tao güneyindeki Koh Phangan ve Koh Samui'ye göre küçük olsa da Phi Phi kadar minyatür değil. Bir ucundan bir ucuna gitmek 7-8 kilometre sürüyor. Yine internetteki tavsiyeleri dinleyip Sairee Plajı'nda yer aramaya karar veriyoruz. Şimdiye kadar tuktuk mafyasının eline düşmemiştik ancak burada cip taksiye 2-3 kilometre için adam başı 100 baht (8 lira) vermek zorunda kalıyoruz. Hem çantalarımız var hem de yol çok inişli çıkışlı, başka seçeneğimiz yok.
Cip bizi Sairee'nin sonuna doğru bungalowlardan oluşan tesislerin önüne bırakıyor. Saat daha sabahın körü olduğu için kimin çıkış yapıp yapmayacağı belli değil, olan odalar dolu. Yol üstünde arka sırada şansımızı denemeye çalışıyoruz buralarda da yer yok.
Deniz kenarında bir restoranda kahvaltı edip vaktin geçmesini bekliyoruz. 1.7 kilometrelik kesintisiz kumsalı ve mükemmel şekilli kireçtaşı kayalarıyla Sairee şimdiden gönlümüzü kazanıyor, tek dileğimiz sığ olmaması.
Saat 10:00'a gelirken tekrar çıkış yapan olursa bize oda vereceğini söyleyen O'Chai'ye uğruyoruz. Daha da beklememizi istiyor, üstelik boşalacak oda garantisi yok. Ben o arada söylenmeye başlayınca hemen yanındaki tesis Mama O'Chai'de yer olduğunu söylüyor. Ben de bu kez bunu neden başta söylemediğine söyleniyorum. Çaresiz bir çaba tabii...
Mama O'Chai'ye gidiyoruz. Bize kumsala sıfır bir bungalow gösteriyor. Gecesi 600 baht (48 lira), internet ve sıcak su yok. İnternetsizlik blogu sekteye uğratacak ama kaldığımız yerin önünden denize gireceğiz. Kesinlikle buna razı olabilirim.
Gün 94: Scooter Üstünde Koh Tao
İlk günü plajda hindistan cevizi palmiyelerinin gölgesinde yatarak geçirdik, bugün adayı keşfe çıkacağız. En makul yöntem scooter kiralamak. Önceki yazıları okuyanlar tahmin eder, benim scooter'la aram pek iyi değil.
Koh Tao haritasını açıp en popüler plajları ve görülmesi gereken noktaları işaretledik. Selim arkada harita işlerine bakıyor ben de bizi götürmeye çalışıyorum. Neyse ki yollarda çok fazla araç yok ve çoğunluk sakin kullanıyor. Rotamızın ilk durağı hem yakın hem de yolu kolay Chalok Baan Kao Bay.
Kaldığımız Sairee'nin daha küçük ve biraz daha dingin versiyonu ama hemen hemen aynı, en ilginç kısmı plajın sonundaki Buda Rock. Koh Tao'da görmeye alıştığımız film dekoru gibi kayaların en büyüğü. Biz de fazla oyalanmadan onu ve yakınındaki John Suwan Viewpoint'i görmeye gidiyoruz.
Viewpoint yolu oldukça dik, önce uzun süre yukarı çıkıyoruz sonra bir o kadar dik yokuşlardan aşağı iniyoruz. Viewpoint'e araçla çıkmak mümkün değil, hemen girişindeki Taa Toh Beach'in önünde scooter'ı bırakıp yürüyerek devam ediyoruz. Uzun değil ama sarp bir yol.
Güneşin kendini hissettirmeye başladığı saatler, parmak arası terliklerle kayalara tırmanmak ayrı bir mücadele. Butik bir 127 Hours yaşıyoruz. Ortaları geçerken Selim geri dönme kararı alıyor, ben birkaç yüz metre daha direnip mutlu sona ulaşıyorum.
Adanın en güney ucunda, en yüksek noktasındayım. Freedom Beach, Chalok Baan Kao Bay, Thian Og Bay, ağaçlar, bungalowlar hepsine tepeden bakıyorum. Fotoğraf çekerken hâlâ nefes nefeseyim. Kamerayı düz tutmakta zorlanıyorum.
Selim aşağıda kendini zorlamadığına mutlu, birlikte Taa Toh Beach'te deniz molası veriyoruz. Merkezden uzak olma derdiniz yoksa burası adanın en kalınır yeri. Tesisler muhtemelen biraz daha pahalı ama Tayland'da şu ana kadar gördüğüm (ve görebileceğim) en huzurlu yer.
Öğlen yemeğinin ardından yeniden yoldayız. Gideceğimiz diğer plajlara dair internette okuduğumuz yorumlar bizi caydırmıyor. "Sonuçta asfalt bir yol var" diyorum; "Ne kadar kötü olabilir?" Ben bu tarz cümleler kurduğumda genelde sonu iyi bitmez, yine öyle oluyor. Oysa daha ulaşımının kolay olduğu söylenen Aow Leuk Bay'e gidiyoruz. O kadar dik bir yokuş iniyoruz ki arka freni tamamen sıkmama rağmen Selim arkadan "Oğlum yavaşşşş!" diye bağırıyor, serbest düşme ile yokuş aşağı inme arasındaki ince Her rampanın ardından daha dik ve daha zor rampa geliyor. Dört ya da beşinci rampanın ardından sahil görünüyor, başardık...
Aow Leuk Bay'e geldiğimiz sırada ada turunda iki üç tekne de burada olduğu için beklediğimiz kadar tenha değil. Koyun sol tarafındaki kayalık alanda şnorkel yapılıyor. Ben hakkımı yüzmekten yana kullanıyorum, Koh Tao'nun en güzel denizi burada.
"Kolay" yolun bu olması üzerine rotayı tekrar gözden geçirip Tanote Bay ve Mango Bay'i listeden çıkarıyoruz. Yolumuz uzun, adada dairesel bir yol olmadığı için sabahtan beri geldiğimiz neredeyse bütün yolu geri döneceğiz hatta kaldığımız yeri de birkaç kilometre geçip biraz daha kuzeye Nang Yuan Viewpoint'e gideceğiz.
Yola çıktığımız Sairee'ye gelene kadar her şey yolundaydı ancak yolun devamında öyle rampalar çıkıyoruz ki gazı verirken bileğimi birkaç tur döndürmem gerekiyor, Selim benden iri ve arkada olduğu için biraz daha zor kullanıyorum. Tabii bu çıkışların en az bu çıkışlar kadar deli inişleri oluyor. Benim için epey gergin anlar, kendi kendime kızıyorum. Ehliyetim yok, motosiklet ehliyetim hiç yok ve arkamda bir insan taşıyorum. Bana olabileceklerden çok başka birinin hayatının sorumluluğu daha ağır. Kafamdan geçenleri ve gerginliğimi yansıtmıyorum, güle oynaya, ters yönden gidenlere küfrede küfrede nihayet Viewpoint'e varıyoruz.
Nang Yuan Viewpoint adını tam karşıdaki Nang Yuan Adası'ndan* alıyor. John Suwan gibi ayrıca bir tırmanma parkuru yok. Dusit Buncha Resort isimli otelin içinde birkaç dakika yürüyüp seyir terasına varıyoruz. Otelin içinde olsak da teras ücretsiz, biz gün batımını beklediğimiz için otelin kafesine geçip bir şeyler içiyoruz.
Otelin sürprizini de bu sırada fark ediyoruz. Viewpoint manzarasına bakan havuz başı. Koh Tao'nun simge kayalarına benzer formdaki deniz, ada ve gün batımı bu havuzu gördükten sonra ilk kez bir otel tavsiye edeceğim. Odalarını gözümle görmedim ancak burada hiçbir şeyin kötü olabileceğini sanmıyorum.
Dusit Buncha Resort. Adam başı gecesi 77 lira, balayına, evlilik yıldönümüne, herhangi bir zaman kaçıp gelmeye... Çok değil bir ay önce bilet alsanız Paris bileti fiyatına Bangkok'a gelip oradan da 50-60 liraya buraya geçebilirsiniz. Bunun yerine istiyorsanız Belek'te saçma sapan mimarili beş yıldız bir otele toplamda daha fazlasını verip bütün gün yemek yiyip dünyayı gezmenin ne kadar uzak bir hayal olduğundan bahsedin. Tercih sizin...
Uzun zamandır böyle bir gevşeme hissi yaşamamıştım. Bütün gün batımları gibi Koh Tao'da da gün batımı ruhu besliyor. Güneş Nang Yuan'ın solunda kaybolurken tüm yorgunluğumuzu, yokuşları, inişleri orada bırakıyoruz.
Gün 95: Huzur Kampına Veda
Koh Tao huzur kampında son gecemiz. Ben bir gece daha buranın tadını çıkarmak istiyordum ama o zaman Selim için Bangkok'a sadece 2 gün kalacak. Yol malum aksilikler oluyor, riske atmamak için biletleri yarına aldık.
Bangkok'a gitmesem de büyük ve kalabalık olduğunu biliyoruz, muhtemelen bizi epey yoracak. Hiçbir şey olmasa bile tekrar otel aramak ve yerleşmekle imtihan edileceğiz. O yüzden bugün tembellik yapmak için çok sebebimiz var. Günün çoğu plajda uzanarak geçiyor.
Biz değerlendiremedik, aslında çok ilgilenmedik ancak dalış merakı olan ya da öğrenmek isteyen için Koh Tao bunun tam yeri. Adadaki tesislerin çoğu bu amaçla hizmet veriyor. Hem fiyatlar ucuz, hem de sualtı görmeye değer zenginlikte...Giderayak Sairee'de gün batımı fotoğrafları çekmeyi de ihmal etmiyoruz. Koh Samui'yi göremedik ancak Koh Tao'yu seçtiğimize hiç pişman değiliz.
Gece dolunay var. Buralarda dolunay demek, parti demek... Asıl dünyaca ünlü parti ise güneyimizde Koh Samui ile aramızda kalan Koh Phangan'da. Sabah 9:00'da biteceği ve erken dönme şansı olmadığı için bu aktiviteyi de es geçmek zorunda kalıyoruz.
Bizi daha mütevazı bir akşam bekliyor, Koh Tao'nun barbekü balıklarını deniyoruz. Barakuda, kırmızı ve siyah kırlangıç balığı 20 lira civarında seçenekler. Yalnız barbekü yapan yerlere acıkmadan gitmek gerekiyormuş, bizim 1 saat 45 dakika bekleyerek sinir krizi geçirdiğimiz oldu.
Gün 96: Bangkok Yollarında
Yine transferli bir paket aldık, önce tekneyle ülkenin kuzeyine daha yakın Chumpon'a oradan da otobüsle Bangkok'a geçeceğiz. Öğlen tam beklediğimiz saatte cip taksiyle kaldığımız yerden alınıyoruz. Güneşin alnında cip sırtı pek konforlu değil neyse ki iskeleye kadar bu eziyeti çekmek zorundayız. Hem hareket halindeyken yüzümüze vuran rüzgarla bu dakikalar daha kolay geçiyor.
14:30'da gelmesi gereken tekne 16:30'a doğru Maehaad İskelesi'ne yaklaşıyor. Selim de Güney Asya'ya alıştı, artık o bile bu rötarlara şaşırmıyor. Teknede rahat bir yer kapıyoruz, üç kişilik koltukta iki kişiyiz.
Yolumuz keyifli, Koh Tao ve Chumpon arasındaki ünlü kayalıkların arasından geçiyoruz. Onlarca kayalık görüyoruz.Buralar normalde KohTao'daki dalış merkezleri tarafından kullanılıyor. Leopar köpek balığı, barakuda, balina köpek balığı, lagos, orkinos ve Türkçeadlarını dahi bilmediğim onlarca tür balık buralardaki dalışlarda gözlemlenebiliyor.
Saat 7:00'ye yaklaşırken Chumpon'daki iskelenin hemen yakınında bir transfer alanında Bangkok otobüslerine biniyoruz. Otobüs sabah 5:30 gibi bizi Bangkok'un backpackerlar muhiti Khao San Road'a bırakacak. Uyumaya dahi izin vermeyen hızımıza bakılırsa sabah değil gece yarısı olmadan şehre varmış olacağız.
Akşam yemeği arasını saat 10:00'da dağ başında ıssız ve berbat bir lokantada veriyoruz. Yine kızarmış pirinçten başka bir şey yok. Omlet sormayı akıl ediyorum. "Beş dakika beklersen yaparım" diyor tezgahın arkasındaki teyze, "Tamam" diyorum. Protein buralarda lüks...
Gün 97: Hoşbulduk Bangkok!
Uyuması imkansız demiştim ama vücudum artık imkansız tanımıyor, moladan sonra yol boyunca uyumuşum. Hatta yol bitmiş, "geldik, inin" diye uyarılıyoruz. Saate bakıyorum tam sabah 3:00. Tabii ki yanlış gelmiş değiliz, klasik Tayland kazıklarından birini yaşıyoruz.
Önce tuktukçular etrafımızı sarıyor, onları savıp haritadan hostel ve otellerin olduğu bölgeyi buluyoruz. Karanlık ve kokan sokaklar, Selim'i gözüne kestiren bir fare bacağına dokunup geçiyor. Hoşbulduk Bangkok!
Khao San Road'a girdiğimizde gözlerimize inanmakta güçlük çekiyoruz. Sabaha karşı saatler olmasına rağmen insanlarla, satıcılarla, gürültü ve müzikle dolu. En azından şehir merkezindeyiz, oteller bu saatte check-in kabul etmediği için 24 saat açık bir McDonald's bulup günün aydınlanmasını bekliyoruz.
Saat 7:00'ye gelirken Booking ve Agoda'dan gözümüzü kestirdiğimiz otellere doğru yürümeye başlıyoruz, bir yandan da karşılaştığımız otellere bakıyoruz. Adının orijinalliği su götürmez Four Sons, bu saatte giriş yapabileceğimizi söyleyince macerayı uzatmıyoruz. Klimalı, sıcak sulu, 600 baht'a ve odada Wi-Fi iyi çekiyor.
Duş, 3-4 saatlik uyku ve Selim'in fare değen bacağını kesip yerine protez takmasının ardından Bangkok'u keşfe çıkıyoruz. Şehri en önemli tapınaklarından olduğu söylenen Wat Chana Songkhram ve Wat Bowon Niwet kaldığımız otele sadece birkaç dakika mesafede biz de onlarla başlıyoruz.
Sanırım fıtratımızda var; yine öğlen ve yine güneş altında kavruluyoruz. Wat Bowon Niwet büyük ve popüler bir tapınak ancak altın rengi devasa kubbesi dışında burayı ilginç kılacak hiçbir şey yok, gezimiz kısa sürüyor.
Çıkışta havada bir şeyler yakalamaya çalışan bir kalabalık görüyoruz. Keşişler iyi şans getirmesi için renkli süsler atıyorlar, ikişer tane de biz kapıyoruz. Birisi büyük birisi de küçük çantam için. İşe yaracak mı bakalım...
İkinci tapınağımız nehir yakınındaki Wat Chana Songkhram. Ön cephesi tadilatta olduğu için burada da pek bir şey göremiyoruz. İçi de vasat, belki hikayesini bilmediğim için bütün Budist tapınakları bana artık aynıymış gibi geliyor.
Şehrin en ünlü iki yapısı Wat Phra Kaew (Büyük Saray) ve Wat Pho çok uzağımızda değil. 2-3 kilometreyi tuktuğa binip sinirimizi bozmak yerine Bangkok'un can damarı Chao Phraya nehrinde tekneyle geçmeye karar veriyoruz. Nehir üstünde sık ve karşılıklı iskeleler var. Bunlarda farklı firmalar çalışıyor. En ucuzu Chao Phraya Express, 150 baht'a (12 lira) sınırsız bilet alınabiliyor, şehri sadece nehirle gezmek mümkün olmadığı için binip içeride kesilen 15-20 bahtlık (1 liradan az fazla) tek yönlü biletleri almayı tercih ediyoruz.
Chao Phraya Express'e dair bilmeniz gereken en önemli nokta, hızlı olduğu. Hızlı derken, en az Taksim-Kadıköy dolmuşu kadar hızlı. Ani duruşlar, ani hareketler, sıkı tutunmazsanız düşebilirsiniz.
İlk günümüzden dolu dolu Bangkok deneyimi yaşıyoruz. Bana kalırsa Bangkok'u görmek için adı "nehirlerin kralı" anlamına gelen Chao Phraya'ya da tekneye binmek yeterli. Zaten bütün ünlü ve yapılar nehir kenarında ya da yakınında. Bu kadar ucuz olmasa da daha güvenli ve daha yavaş bir teknede tura katılıp şehrin simgelerinin çoğunu uzaktan da olsa buradan görmek mümkün. Zaten Bangkok'u uzaktan görmek onu görmelerin en güzeli!
Tekneyle 3 iskele geçip Bangkok'un en ünlü yapısı Büyük Saray'a yürümek için Tha Chang'de iniyoruz. Saat 4:00'e geliyor ve 4:30'da kapanıyor. Yarım saatte gezmekte bir sorun olacağını zannetmiyorum, 20'lerde lise arkadaşım Cem'le otobüse yetişebilmek için bütün Göreme Açıkhava Müzesi'ni koşarak bir saatte gezmişliğimiz var. Yalnız 500 bahtlık (40 lira) giriş ücreti oldukça fahiş. Özellikle şu ana kadar gördüklerimizin içi öyle boş çıktı ki dışını da zaten olduğumuz yerden görüyoruz ve girmiyoruz.
Bir mekan için 10 dolardan fazlasını vermeyi tercih etmiyorum. Bir tek Endonezya'da Prambanan ve Borobudur için bu kuralı bozdum, bu basit mimarili bina içinse bozmak istemiyorum, biz Ayasofya için bile turistleri bu kadar kazıklamıyoruz.
Sarayın sınırlarını nehir yönünde 10 dakika kadar takip edince Wat Pho'ya varıyoruz. Giriş ücreti 100 baht (8 lira), yanında da bir tane bedava su veriyorlar. Şu ana kadar Tayland'da gördüğüm en düşünceli hareket.
Nasıl İstanbul'da Sultanahmet ve Süleymaniye'yi gördükten sonra diğer camilerde üstüne bir şey göremiyorsak, Bangkok'taki tapınaklara dair de Wat Pho için bunu söyleyebilirim. Ki burası bile gördükten sonra üzerinizde iz bırakacak bir yer değil, hele içindeki Wat Pho Masaj Merkezi'ni gördükten sonra demin girişte hissettiğim iyi algıyı bile yitirmek üzereyim.
Tapınağın en ilgi çeken bölümü Phra Buddha Saiyas (Yatan Buda). 46 metre boyunda ve 15 metre yükseliğindeki heykelin yatan dev Buda heykelleri arasındaki en güzeli olduğu iddia ediliyor. Bu konuda uzman değilim fakat sadece ayaklarının 5 metre uzunluğa ve 3 metre yükseliğinde bir heykelin etkileyici olduğunu inkar etmek mümkün değil.
Haritada işaretlediğimiz son bir nokta kaldı; Wat Arun. O da tadilatta, sanırım Bangkok'a tadilat sezonunda geldik. Şehrin yeni merkezi Siam Meydanı'na ve oradaki AVM'lere de gidebiliriz ama bu planı yarın sabaha bırakıp bu uzun günün ardından biraz dinlenmeye karar veriyoruz. Ne yazık ki karar vermek yetmiyor, otele döndüğümüzde sabah en sakin halini gördüğümüz sokağın gürültüden yıkıldığına şahit oluyoruz. "Dördüncü kattayız oraya o kadar gelmez" avuntusu ise odaya girer girmez son buluyor. Gece 1:00'de beat box yapan Tay'ın sesleri, başka bir bardaki metalci Tay'ın sesine karışıyor. Sokağın uğultusu, alkışlar ve diğer tanımlayamadığımız müzikler cabası.
Çantamdan THY'nin tura çıktığım ilk gün Kuala Lumpur uçuşunda verdiği metal kutuyu çıkarıyorum ve içinden şu ana kadar hiç kullanmadığım ama bir şekilde sakladığım kulak tıkaçlarını. Selim de ses geçirmez kulaklıklarını takıyor. <3 sessizlik
Gün 98: Bangkok Çarşıları
Khao San Road'dan metroya bağlantı olmadığı için Siam Center'a fazla ulaşım seçeneği yok. 6-7 kilometrelik kısa bir mesafe olduğu için taksiye biniyoruz. 70 baht civarı tutuyor, neredeyse adam başı 2,5 lira.
Siam Meydanı'nın iki ünlü AVM'si var biri Siam Center, ikincisi de gece çarşısı ile ünlü MBK Center. Siam Center bir alışveriş merkezinin ötesinde artık bir alışveriş imparatorluğuna benziyor. Yan yana birçok AVM'den oluşan Siam Center'ın her binasında ayrı bir alışveriş konsepti var. Biri boydan boya tüm katlarıyla seyahate, bir diğeri giyime, bir diğeri tasarıma ve elektroniğe adanmış, burada bir şey arayıp da bulamak imkansız. Kuala Lumpur ve Singapur'da bile bu tarz bir alışveriş anlayışı görmemiştim. Yalnız fiyatların değil Bangkok dünya standartlarına göre bile fahiş olduğunu belirteyim.
Gezmekten zevk alsak da alışveriş yapamayınca hemen yolun karşısındaki MBK Center'a gidiyoruz. Siam Center'ın yüksek standartlarından eser yok. Taksim'in ucuz pasajları gibi küçük dükkanlar, 100 bahtlık tişörtler ve tonlarca ucuz hediyelik eşya. Fiyatlar ucuz olunca talep de çok, turistlerin çoğu burada. Üstelik fiyatlar sabit olduğu için Bangkok sokaklarındaki gereksiz ve yorucu pazarlıklarla uğraşmadan alacağını alıp çıkma şansı var.
Food Court'u da daha ucuz ancak Kore mutfağı ağırlıklı olduğu için yemek bulmakta zorlanıyoruz. Sonunda bir barbekü restoranı buluyoruz. Tavuk biftek ve sosis 100 baht, bu AVM'de yaptığımız tek alışveriş ama gayet karlı bir alışveriş.
Yarın Çin konsolosluğuna gitmem gerekiyor. Ertesi gün de Selim'in uçuşu var. Öğleden sonramız boşken her şehirde mudailleri bulunan modern AVM'leri bırakıp şehrin geleneksel çarşısı Floating Market'i (yüzen çarşı) aradan çıkarmak istiyoruz. Buradan biraz yürüyüp bir otobüs durağından 79 numaralı otobüse binmemiz gerekli. Ancak o durağı bir türlü bulamıyoruz. Otobüsü görüyoruz, bir sürü durak görüyoruz ancak otobüsler sadece adları yazan durakta durduğu için bir saatimiz otobüse binemeyerek geçiyor.
Umutsuzca sağa sola sorarken beni duyan bir teyze yanıma yaklaşıyor ve geride kalan bir binanın adını söyleyip oradan binmemiz gerektiğini anlatmaya çalışıyor. Akıllı insan dil bilmese de akıllı insan... Big C isimli binanın önünde otobüsü yakalıyoruz, binerken de muavine ineceğimiz yerde bizi indirmesini hatırlatıyoruz.
Aradan bir saate yakın zaman geçiyor, haritada bir yüzen çarşı görmüyoruz ve Bangkok'un banliyölerine doğru giderek şehirden uzaklaşıyoruz. Muavine tekrar hatırlatıyoruz, gülüyor, "tamam" diyor. 10-15 dakika sonra hiç ummadığımız bir sokak arasında indiriyor bizi.
Anlamadıklarını ve yanlış bir yerde indirdiklerini düşünüyoruz. Biraz ilerleyince bir çarşı karşımıza çıkıyor, hiç yüzer bir hali yok üstelik yiyecek falan değil çiçek satıyorlar. Tam yanlış yere geldiğimize emin olmak üzereyken çarşının sonunda Floating Market tabelasını görüyoruz, burası sadece geçişmiş.
Bangkok'un 100 kilometre uzağında çok daha büyük ve turistik Floating Market'ler var ancak sadece o ruhu yakalamak ve nasıl bir şey olduğunu görmek için geldiğimiz Taling Chan istediğimizi vermeye yetiyor.
Burası bizim balık ekmekçiler gibi insanların teknelerde veya nehir kenarında hızlıca deniz ürünleri ve yerel yemekler tükettikleri tezgahlardan oluşuyor. Hatta tezgahların da bazıları küçük sandallardan ibaret, yemek orada yapılıyor, nehir kenarındaki masalarda oturan müşterilere servis ediliyor.
Hem tok olduğumuz, hem de nehrin pisliğinden iştahımız kapandığı için bir şey yemiyoruz. Biraz gezip indiğimiz yerden tekrar 79'a binip bu kez otele dönüyoruz. Dördüncü katta Selim'i geldiği ilk günde dokunarak selamlayan Mini Mouse bekliyor. Arkadan geldiğim için ben yine görmüyorum...
Gün 99: Bozulan Planlar Yıkılan Hayaller
En fazla bir ayım kaldı. Planım Selim'den sonra Kamboçya'ya gidip gelmek ve Bangkok'tan Hong Kong'a uçmak. Hong Kong'dan da Çin ve Rusya üzerinde Türkiye'ye döneceğim. Çin konsolosluğuna da bunun için gidiyorum. İnternetten aldığım formu doldurdum, istenen belgelerden bile fazlasıyla başvuruya hazırım.
Saat 9:00'da açılmasına ve ben 9:10'a geçe orada olmama rağmen 148'inci sıradayım. İyi ki akıllı telefonlar var, bu saçma ve boş vakti Phi Phi ve Phuket fotoğraflarını elden geçirmek için kullanıyorum. Saat 12:30'a yaklaşırken numara nihayet 140'lara geliyor. Elimde belgeler ve pasaportum sıra bana geldiğinde hepsini teslim ediyorum.
Gişedeki kızın önce ne dediğini anlamıyorum, birkaç kere tekrar ediyor. "Buradan vize alamazsınız" diyor, kafam basmıyor nedenini soruyorum ya da nereden alabileceğimi... Çünkü belgeleri hazırlarken bir sürü blog yazısı okudum ve tam da buradan aynı belgeler başvurup vize alan insanlar olduğunu biliyorum.
Cevap aslında basit; Türkiye Cumhuriyeti pasaportu. Çin Türkiye pasaportu taşıyanlara Türkiye dışında vize vermiyor. 4-5 aydır yaptığım bütün planlar avuçlarımın arasından kum gibi kayıyor. Bütün bu belgelere harcadığım zamana, özellikle burada boş yere beklediğim üç buçuk saate acıyorum en çok. Daha önce başıma bir sürü aksilik gelmişti fakat ana planın bir anda havaya uçması hiçbiriyle karşılaştırılamaz.
Yapacak bir şey yok, otele geri dönüyorum. Hayaller Shanghai, Pekin ve Transsiberya ekspresi; gerçekler Bangkok'un kokulu ve fareli Khao San Road'u... Fare demişken Selim marketten odaya dönerken yine Mini Mouse'la karşılaşmış. Bu kadar tesadüf olamaz, bence Selim de naz yapıyor ama ona karşı boş değil.
Günün geri kalanı benim yüzümden alternatif rotalar yapmakla geçiyor, sadece aralarda yemeğe çıkıyoruz. Bangkok kalmak için iyi bir yer olmasa da plansız kalmak için fena değil. Aktarmalı ya da direkt her yere uçuş var ancak birkaç gün sonraya bilet almak gerektiği için hiçbiri ucuz değil. Tayland'ın kuzeyine gidip orada 1-2 hafta geçirip Türkiye'ye dönebilirim ama yiten planların yanında bu alternatif epey sönük kalıyor.
Kamboçya'ya gideceğim kesin ancak orayla ilgili de güvenlik kaygılarından bahsediliyor. Siem Reap ve Angkor Wat dışında keşfetmeye değer bir şey olup olmadığına emin değilim. O sırada TV'de Discovery Channel açık; Wild Life of Sri Lanka. Selim gülerek "Sri Lanka'ya git" diyor, daha haritada nerede olduğunu bile bilmiyorum...
E-vize verdiği için, internetten başvuru yapılabiliyor ve vize başvurudan sonra 24 saat içinde onaylanıyor. Uçak biletleri 500 lira civarında, rota olarak da Türkiye'ye bu taraftan epey yakın. Bloglarda okuduğum yorumlar hep pozitif olunca aklıma yatıyor; o zaman Sri Lanka'ya gidiyorum!
Gün 100: Hoşçakal Selim!
Sabah 5:00 gibi Selim'le vedalaştık, yaklaşık 30 saniye sonra uykuma döndüğüm için bir de ayıkken mesaj atıp teşekkür ediyorum her şey için. Çantamı topluyorum, artık tek olduğum için hostel bulmam gerek, üstelik geceleri kulak tıkacıyla uyumadığım bir yere geçmek de faydalı olabilir.
Khao San Road'a beş dakika yürüme mesafesindeki Samsen Road bölgesi hem kafeleri, restoranları ve hostelleriyle Khao San Road gibi backpackerlara ihtiyacı olan her şeyi veriyor. Hem de bunu sakinliğini koruyarak yapabiliyor. Ben de bu alandaki hostellere bakıyorum, fiyatlar 300-350 baht civarında; daha ucuz olanlarında da ya yer yok, ya da kokudan hostelden içeri bile girilmiyor.
Sokak sokak gezerken Vimol Guesthouse'a denk geliyorum. Tek kişilik oda için 200 baht istiyor; klima yok, vantilatör var. Sahibi yaşlı bir kadın, odayı görmek istiyorum "Çıkışlar 10:00'da çantanı al, gel" diyor. Etrafı gezip 10:00'da geliyorum. Çantamla gelmediğim için hakkımı kaybettiğimi söylüyor, ben de ona ve bunaklığına dair iltifatlarda bulunuyorum.**
Düzgün bir yer bulabileceğime dair tüm ümidimi keserken daha önce geçtiğim sokaklardan birinde C.O.W Hostel'in tabelasını görüyorum. Tabela var ama giriş katında tek bir plastik tabureden başka hiçbir şey yok. Doğru yerde olup olmadığımı soruyorum, doğru yerdeyim; dün açılmış, gecesi 200 baht, klima var, odada internet çekiyor.
Aylardan sonra ilk defa benden başka hiçkimsenin yatmadığı bir yatağın, hiçkimsenin kullanmadığı çarşaf ve nevresimlerin içindeyim. Tarif etmesi imkansız bir mutluluk.
Gün 101: Önce Kamboçya Sonra Sri Lanka
Sabah uyandığımda maillerime bakarken dün akşam yatarken yaptığım Sri Lanka vizesi başvurusunun onaylandığını görüyorum. 24 saat demişlerdi ama 8 saati bile bulmadı.
Aynı anda Kamboçya için de e-vizeye başvurdum. Kapıda vize veriyor ama böylece sınırda bahsi geçen sahtekarlık, rüşvet verme zorunda kalma gibi problemlerden de kaçmış olacağım. Bloglara bakılırsa vizeyi almak değil, asıl zor olan Bangkok'tan Siem Reap'e güvenilir bir otobüs firmasıyla geçmek.
Khao San'da 200 bahta Siem Reap biletleri satılıyor. Normalde fiyatı 800 baht civarı olan 10 saatlik yola 200 bahta bilet satmalarının sebebi ise tamamen sahtekarlık. Önce lüks otobüsler gösterip eski minibüslerle götürüyorlar. Yolda sonsuz sayıda ara veriliyor ve bu aralarda sınıra geldiğinizi söyleyip gerçek ücretin çok üstünde paralar talep ederek vize hizmeti sunduklarını iddia ediyorlar. Bunlar da yetmiyor, saatlerce bu alanlar da yemek molası adı altında bekletildikten sonra ıssız bir alanda süper lüks tuvaletlere götürülüyorsunuz. Tuvaletlerin fiyatları 6-7 dolar. Bunların üzerine istisnasız her sefer araç bozuluyor ve şirketin sağladığı hostellerde geceyi geçirip ertesi gün yola devam ediyorsunuz. Hostel ücretleri de tabii ki yolcudan...
İnsan yolda bilinçli olunca ya da ufak bir araştırma yapınca mutsuz oluyor ve gezmeye hevesi kalmıyor. Okuduklarımdan sonra Kamboçya'ya hiç gitmemeyi bile düşünüyorum ama Angkor Wat var. Onu "ölmeden önce listem"de, hem de bu kadar yaklaşmışken, bırakmak istemiyorum.
Gün 102: Son Hazırlıklar
Kamboçya'ya gidip oradan Bangkok'a geri dönüp Sri Lanka'ya uçabilmem için bugün Kamboçya vizesinin çıkması gerekiyor. Arkadaşlarıma kart atıyorum, Sri Lanka ve Kamboçya'da pasaport kontrolünde sorulabilecek belgeleri hazırlıyorum. Tüm bunları yapmama ve saatin öğleden sonra 4:00'ü bulmasına rağmen üç iş günü içinde sonuçlanacağı söylenen Kamboçya e-vizesinden ses seda yok.
Kamboçya'dan pek ummayacak bir şekilde vize sitesinde Skype iletişimi var. Vize departmanından memura bir saat içinde vize çıkmazsa bütün planlarımın iptal olacağını anlatıyorum. Tam o sırada gelen kutuma yeni bir e-mail düşüyor. Üçüncü iş gününün son saatinde vize onaylanıyor.
Yarın için otobüs bulmaya çalışıyorum, Tayland'ın hükümete ait Transport Co. adlı bir firması var, Kamboçya'ya gitmek için en rahat ve en güvenli seçenek bu. Araç değiştirilmiyor ve sınırda inip binerken valiz taşımak gerekmiyor. Normalde bir gün sonrasına bilet bulmak zor ama son 5 biletten birini alıyorum. E-vizem, biletim ve çantam hazır. Bangkok’u da, sokaklarını da,sokak yemeklerini de hiç özlemeyeceğim.
Otobüs 9:00'da benim aldığım bileti teslim almam için 7:30'da orada olmam, 6:30'da otelden çıkmam ve tüm bunlar için de 5:30'da kalkmam gerekiyor. Yine uzun bir gün olacak.
Meraklısına notlar
* Nang Yuan’a uğrayan tekne turları da var ancak biz adayı scooter ile gezdiğimiz için ayrıca tekne turu yapmadık.
** Odayı inatla neden göstermek istemediğini bu fotoğrafları gördükten sonra anlıyorum. Kadın içeride yedi ayrı çeşit uzaylı besliyormuş. http://blog.erck.org/?p=266










