ANNE KARNINDAKİ MUCİZELER
Yumurtanın döllenmesi ve ardışık olaylar anne karnında oluşan tam bir mucizeler zinciridir.
Böyle bir oluşumun kör rastlantıların kör sonuçları olduğunu kabul etmek daha da önemlisi inanmak için bir insanın kendini evrim dininin kara taassubuna kaptırmış olması gerekir.
Konu hakkında en küçük bilgisi olup da aklı başında olan her insan böyle bir iddiayı güler geçer. Evrim teorisi savunucularının içine düştükleri kara taassuba şaşırır kalır.
Konuyu devam edersek şunları yazabiliriz.
Embriyonun gelişimi üzerine yapılan araştırmalar plasentanın bebek için üstlendiği basite indirgenemez kompleks yapıların bütünselliği içindeki yeni, yeni görevleri ortaya çıkarmaktadır.
Bu basite indirgenemez kompleks yapıların bütünselliğindeki en küçük bir aksaklık anne ile embriyo arasındaki kusursuz uyumu bozacak, bu bozuluş ise embriyonun yaşamını devam ettirmesini imkânsız hale getirecektir. Bu da hayatın sonu demektir.
4 haftalık embriyo ve kalbi
Hücreler zaman içinde bölünmeye devam edip gruplanarak, ışığa karşı hassas göz hücrelerini, acıyı, tatlıyı, ağrıyı, sıcağı, soğuğu algılayacak sinir hücrelerini, ses titreşimlerini hissedecek kulak hücrelerini ve gıdaları sindirecek sindirim sistemi hücrelerini ve daha birçoklarını oluşturmaya devam ederler.
Gebeliğin yaklaşık on üçüncü gününde bir grup hücre kalbi oluşturmak için embriyonun göğüs bölgesinde toplanır.
U harfine benzer şekilde alıp kalbin temelini meydana getirirler.
Bir yandan da bir başka binlerce hücre vücudu baştan sona dolaşacak kan damarlarının yapımına başlarlar.
Gebeliğin yirmi birinci gününde dolaşım sistemi tamamlanmış olur ve kalp atmaya başlar. İlk günlerde nabız dakikada altmış civarındadır.
Kalp atmaya başlamıştır ama anneden gelenler dışında fetusun kendine özel kanı yoktur.
Görevli hücreler oluşmakta olan yeni canlıya özel kan yapımına başlar.
Kısa denebilecek bir süre sonra fetusa özel kan oluşmuş vücudunda dolaşmaya başlamıştır. Bütün bu işlemler gebeliğin dördüncü haftasında bitirilmiş olur.
Burada ilginç ve şaşırtıcı olan embriyonun henüz tam olgunlaşmamış vücudunda hazır kan dolaşıp dururken kendine özel bir kana ve bu kanı pompalayacak bir kalbe ihtiyaç duyması, bunları oluşturmaya başlamasıdır.
Anne karnında henüz bir çiğnemlik et parçası halinde bulunan bir ceninin oluşan ilk kanı, normal insanlardan farklı çok özel nitelikler taşır.
Örneğin ceninde oluşan ilk kanda yetişkinlere oranla alyuvarların sayısı fazla olduğu gibi hemoglobinin oksijen tutup taşıma özelliği de çok yüksektir.
Gebeliğin dördüncü ayında göbek kordonundan plasentaya günde yaklaşık 24 litre kan geçer.
Bu dolaşım o kadar hızlıdır ki yeni, yeni oluşan vücut içindeki bir devri 30 saniye içinde tamamlanır.
Bu yolla kan, gerekli olan oksijen ve besini plasentadan alarak hücrelere götürmeye başlamıştır.
İşin ilginç yanı embriyodaki oluşan kan ile anne kanının bazen aynı gruptan olmamasıdır.
Bilindiği gibi kan iki pozitif ve negatif olmak üzere önce iki gruba, her grupta 0, A, B ve AB olmak üzere dört kısma ayrılır.
Embriyonun kanı anne ve babadan gelen genlerin oluşumun ortaya koyduğu hücrelere uygun özel bir gruptadır.
Diğer ifade ile örneğin anne kanı pozitif grubunda olsa dahi embriyonun kanı negatif grubunda olabilir.
Embriyo kanı ile anne kanı hiç bir şekilde birbirine karışmaz.
Böyle bir karışım gerçekleşseydi kan uyuşmazlığı nedeniyle embriyonun yaşaması mümkün olmayacaktı.
Bu da, bütün bu oluşumların çok önceden kurgulanmış bir plan dahilinde olduğunun en büyük kanıtlarından biridir.
Dolaşım sisteminin oluşumu sırasında böbrekler de oluşmaktadır. Oluşum bitince kan böbreklerde süzülüp temizlenmeye başlar.
Dolaşım sistemi basite indirgenemez kompleks yapıların bütünselliği içindedir. Kan, kalp, damarlar ve böbrekler bu bütünselliğin basite indirgenemez kompleks yapılarıdır.
Bütün bu yapılaşma devam ederken vücudun basite indirgenemez kompleks sistemler bütünsel kurgusunun gereği olarak merkezi sinir sisteminin de oluşması gerekir.
Embriyonik disk olarak adlandırılan yapının en üst tabakasında meydana gelen paralel çizgi ve kabarcıklar merkezi sinir sisteminde beyin ve omuriliği oluşturmaya başlar.
Önce en üst tabaka bir oyuk oluşturur, oyuğun köşeleri birleşir ve yapışır, böylece dar bir tüp meydana gelir.
Tüpün ön kısmı kalınlaşır ve beyni oluşturmak için genişler. Bu arada arka tarafı da omuriliği oluşturur.
Gebeliğin beşinci haftasından itibaren oluşan omurilikte aciliyet nedeniyle çok süratli bir üretimle saniyede takriben beş bin tane nöron adlı özel sinir hücreleri üretilmeye başlanır.
Bu hazırlık vücudun kumanda merkezi olan beynin oluşması içindir.
Beyin hücrelerinin büyük kısmı embriyonun ilk beş ayında oluşur ve hepsi doğumdan önce beyindeki gereken konumlarını almış olurlar.
Beynin oluşumundan sonra hücreler sinir siste-minin kollarını oluşturmak üzere süratle vücudun dört bir yanına dağılırlar.
Fakat bu dağılım bir plan içinde olmalıdır. Aksi halde bir işe yaramayacaktır.
Her bir nöronun, sinir sistemi içinde kendisi için ayrılmış, ulaşması gereken bir hedef yeri vardır.
Nöronların hedef yerini tam olarak bulması şarttır. Bu oluşumda her hangi bir kargaşa, yanlışlık olmamalıdır.
Omurilik ile ve beynin gelişmeleri sırasında bazı özel hücrelerde üretilmiş, bu hücreler bir zincir gibi birbirlerine eklenip kılavuz ipler oluşturulmuş, bu iplerde nöronların gitmeleri gereken yerlere doğru uzatılmışlardır.
Nöron denen sinir hücreleri üretildikleri yerden çıkıp bu rehber iplere tutunarak göç ederler.
Görevleri için ayrılmış olan yerlere geldiklerinde oraya yerleşirler ve hemen uzantılar meydana getirerek diğer nöronlarla bağlantı kurarlar.
Bu oluşumun daha pek çok ince ve hassas ayrıntıları vardır.
Nöronlar oluştukları ilk aşamada havasız ortamda, oksijen olmadan uzun süre yaşayabilen bir metabolizmaya sahiptirler.
Ancak beyin bölgesine varıp bu bölgeye yerleşince birdenbire hava ile yaşayabilen yani oksijene bağımlı bir metabolizmaya dönüşürler.
Böyle bir dönüşümün mükemmel bir şekilde gerçekleşmesi gerekmektedir. Aksi bir durum sinir hücrelerinin yaşamasını imkânsız hale getirecektir.
Beyin hücreleri son derece hassastır.
Kısa sayılabilecek bir müddet dahi oksijensiz kalmaları canlı için çok ciddi tehlikeler oluşturur.
Oksijensiz kalma nedeniyle beyinde oluşacak en küçük bir hasar beynin kontrol mekanizmalarını bozar.
Bu mekanizmaların bozulması ise vücudun bazı bölümlerinin görevlerini yapamaması anlamına gelir.
Fakat ilk oluşumda beslenme ve oksijen alma konusundaki sistem tam olarak oluşup, çalışmadığından nöronlar farklı bir metabolizmada olmak zorundadır.
Bu zorunluluk fark edilip gerekli metabolizmal değişiklikler olmasa nöronlar oluştuklarından kısa bir zaman sonra oksijen yetersizliğinden yok olacak, beyinde oluşamayacak, beyin oluşmayınca hayatın devamı mümkün olmayacaktı.
Gebeliğin ilk aylarının sonlarında embriyoda tam gelişmemiş gözler, kulaklar, burun, çene ve yanaklar görünmeye başlar.
Bu uyumlu gelişme sırasında bir yandan büyüme, bir yandan şekillenme ve bir yandan da yapısal değişimin sağlanması çok önemlidir.
Vücudu oluşturan basite indirgenemez kompleks sistemlerin, vücut bu sistemlerin bütünselliğinde olduğundan aynı zaman dilimi içinde eksiksiz oluşması şarttır. En küçük bir aksaklık oluşmakta olan hayatı ciddi tehlikelere sokar.
Örneğin kalp oluşsa damarlar oluşmasa hücreler yaşamları için gerekli olan besin ve oksijenden mahrum kalacaklarından kısa bir zaman sonra öleceklerdir.
Kalp ve damarlar oluşsa kan oluşmasa sonuç yine aynıdır.
Kalp, damarlar ve kan oluşsa, böbrekler oluşmasa kanın üre gibi zehirli atık maddelerden temizlenmesi mümkün olmayacağından ölüm kısa zamanda gerçekleşir.
Fetüse ait tüm hücreler tam bir uyum içinde hareket ederler.
Her biri vücudun basite indirgenemez kompleks bütünselliğini oluşturan planda kendilerine düşen görevden haberdardır.
Plan tam bir bütünsellik içerdiğinden; hücreler, yaratılışlarında kendilerine verilmiş DNA’daki genlerde görevleriyle ilgili şifrelenmiş bilgileri tam kullanabilmeleri için, beyin merkez olmak üzere diğer vücut hücreleriyle aksaksız bir iletişim içinde olmaları gerekir.
Bu iletişim genelde; çok ve çeşitli, son derece karmaşık kimyasal yapılara sahip hormonlar vasıtasıyla gerçekleşir.
On bir haftalık bir insan fetüsü
Embriyo 4 haftalık olduğunda başının her iki tarafında birer oyuk oluşur.
Bu oyukların içine basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünselliğinde olan gözler inşa edilecektir.
Gerçektende gözler diğer pek çok organ gibi bu kompleks bütünselliğin en çarpıcı örneklerinden biridir.
Gebeliğin dördüncü haftasında gözler oluşmaya başlar. Gözün oluşumuyla görevli hücreler bir plan dâhilinde hareket ederler ve gözün farklı bölümlerini teker teker oluştururlar.
Yedi haftalık bir insan embriyosu. Göz çukurları açıkça belli oluyor.
Bazıları korneayı, bazıları göz bebeğini, bazıları da merceği yaparlar.
Bunlar son derece girift, birbirlerine uyumlu kırka yakın parçadır.
Oluşum mükemmel bir birleşmeyi de beraberinde getirir.
Bir diğer ifade ile gözün kırka yakın herhangi bir parçası bir başka yerde yapılıp ilgili yere getirilmemiştir. Oluşum oluşması gereken yerdedir. Bu nedenle ne oluşumda, ne de sıralamada en küçük bir karışıklık olmaz.
İlginç olan şudur ki doğrudan ışıkla ve ışığın etkileriyle ilgili kompleks yapıların bütünselliğinde olan bu mükemmel organ; hiç bir ışığın girmediği, girme şansının da olmadığı karanlık bir ortamda oluşturulmaktadır.
Henüz bilinmeyen, bilinmesi de mümkün olmayan, bir başka dünyada görev yapacak dışa dönük bir organın yeri ve yapısı itibariyle böylesine mükemmel oluşması, bu oluşumun dış dünyayı, gözün bu dünyadaki hayati önemini çok iyi bilen ve buna göre yaratılışında tedbirler almış, yer ve konum itibariyle de en uygun yerde oluşturmuş bir Planlayıcısı olduğunun en büyük kanıtıdır.
Çok yakın bir zamana kadar kemiklerle kasların birlikte ortaya çıkarak geliştikleri sanılıyordu.
Ancak yapılan son araştırmalar çok farklı bir gerçeği ortaya koydu.
Embriyodaki kıkırdak doku önce kemikleşmekte, daha sonra kas hücreleri kemiklerin etrafındaki dokulardan seçilerek bir araya gelerek kemikleri sarmaktaydı.
Gebeliğin altıncı haftasında kıkırdaklaşmanın devamı olarak ilk kemikleşme köprücük kemiğinde meydana gelir.
Yedinci hafta sonunda diğer kıkırdaksı kemikler de gerçek kemiklere dönüşmeye başlar.
Kemikler oluşmaya devam ederken kas hücreleri kemikleri çevreleyen dokulardan seçilerek kas kitlelerini meydana getirirler.
Kas dokuları kemiğin etrafında ön ve arka kas gruplarına ayrışır.
Organları yavaş yavaş tamamlanan ve hareketlenmeye başlayan bebeğin farklı özelliklere sahip, ilerde gideceği bir başka ortamda yaşayabilmesi için vücudunda gerekli düzenlemelerin yapılması ve bu düzenlerin geliştirilip, sınanması şarttır.
Bunun için bebek yavaş yavaş hareketlenmeye başlar. Bu hareketlenme oluşmaya başlayan organlarını çalıştırmaya bir vesile olur.
Fakat bebeğin bulunduğu dar ortamda bu hareketleri rahatlıkla yapması mümkün değildir.
Bebek güçlü rahim kasları tarafından çevrelenerek muhafaza altına alınıp, korunmuştur.
Bu çevrelenmenin baskısı bebeğin rahat hareket etmesini engelleyebilir.
Ayrıca dıştan gelecek istemsiz darbeler yeni oluşmuş fakat oldukça hacim kazanmış taze hücrelere dolaysıyla organlara zarar verebilir.
Bu olumsuz olasılık mükemmel bir şekilde çözümlenmiştir.
Bebeği rahimden ayıran zarın içinde amniyon sıvısı denilen özel bir sıvı oluşmaya başlar.
Amniyon sıvısı anne karnındaki bebekler için hayati bir öneme haizdir.
= = = =
Bebeğin böbrekleri, akciğeri, amniyon zarının kendisi ve rahim ortaklaşa katkıda bulunarak bu sıvıyı oluştururlar.
Bebek için özel olarak hazırlanmış olan amniyon sıvısı organların doğumdan sonraki kullanımı için hazırlanmasını ve dıştan gelecek istemsiz darbelerin olası zararlarından korunmasını sağlar.
Bebek, amniyon sıvısı ile bir anlamda dış dünyaya alışmak için egzersizler yapar ve düzenli olarak bu sıvıyı içer.
Bu sayede dili acı, tatlı, tuzlu ve ekşiyi algılamaya başlar.
Bir süre sonra tükürük bezleri de harekete geçer.
Ayrıca fetüsün içtiği amniyon sıvısı hem bağırsakları emilim işine hazırlamakta, hem de böbreklerin aynı sıvıyı devamlı olarak kandan süzmesine olanak sağlayıp böbrekleri çalıştırmaktadır.
Böbreklerden emilen sıvı da tekrar amniyon sıvısına geri verilmektedir.
Amniyon sıvısına idrar karıştığı halde kirlenmez. Böbrekler, dış dünyadaki işleyişlerinden farklı olarak, bebeğin içtiği sıvıyı kandan süzerken aynı zamanda steril hale getirecek bir yapıya da sahiptirler.
Ayrıca bu sıvı amniyon zarından ve rahimden gelen birçok sıvının yardımıyla sürekli temizlenir.
Bu gelişmelerin yanı sıra, bu dönemde sindirim sisteminin tam olarak hazır olması için, midede sindirim suları salgılanmaya başlanır.
Yeni oluşan bebeğin bağırsaklarında yer alan hücreler, şekerleri ve tuzları birbirinden ayırt edebilme yeteneği kazanır ve bir süre sonra seçilen bu atıklar annenin kanına geri verilir.
Böylece hem bağırsaklar, hem de böbrekler aktif faaliyete geçmiş olurlar.
Amniyon sıvısı her üç saatte bir, yani her gün sekiz defa ceninin bağırsakları tarafından emilir ve kan yoluyla anne kanına verilir.
Emilen sıvı miktarı kadar sıvı hem anne rahminden ve hem de ceninin akciğer ile böbrekleri tarafından üretilerek amniyon sıvısı havuzuna bırakılır.
Böylece cenin için hayati derecede önemli olan bu sıvının miktarı korunmuş olur.
Bu mükemmel sistem sayesinde cenin hiçbir zarar görmeden sindirim sistemi çalıştırılıp, hazırlanır.
Ceninin büyümesine paralel olarak miktarı artan amniyon sıvısı onuncu haftada 30 ml, beşinci ayda 350 ml ve yedinci aya kadar da 1 litreye ulaşır. Doğum anında ise yarım litreye düşer.
Amniyon sıvısı sadece sindirim sistemini doğumdan sonraya hazırlamakla kalmaz, bebeğin anne rahminde rahatça hareket etmesini de sağlar.
Cenin bu sıvı içinde tıpkı limana bağlanmış bir sandal gibi yüzer.
Bu haliyle çok güvenli bir şekilde anne rahminde hareket edebilir. Aynı zamanda dışarıdan gelecek mekanik darbelere karşı da bu sıvı sayesinde korunur.
Sıvılara herhangi bir yönden gelen darbe basıncı küresel olarak her tarafa yayılır. Böylece cenin olumsuz etkilerden korunmuş olur.
Örneğin anne koşsa da, cenin bu koşuyla oluşan sarsıntıdan hiç etkilenmez.
Bu durum içi suyla dolu kapalı bir kabın içerisindeki bir mantarın kap çalkalandığında hareket etmemesine benzer.
Her türlü tehlike çok daha önceden düşünülmüş, tedbirler alınmış, cenin için olabilecek en muazzam koruma sistemi en baştan var edilmiştir.
AMNİYON SIVISI VE ÖZELLİKLERİ
Amniyon sıvısının varlığı annenin sağlığı için de önem taşımaktadır.
Ceninin amniyon sıvısının içinde yüzer şekilde olması önemlidir.
Bu sıvı rahmin boşluklarını doldurur. Bu sayede zamanla büyüyen ve ağırlık kazanan cenin, annenin rahmine ağırlık yapmaz.
Eğer bu sıvı olmasaydı cenin büyüdükçe rahme baskı yapacaktı. Bu ise rahim duvarlarının ters baskı etkisi sebebiyle, ceninin normal gelişimini imkânsız kılacaktı.
Bu özel sıvının cenine sağladığı bir diğer hayati imkân ise, sabit bir ısı sağlamasıdır.
Bilindiği gibi sıvılar ısıyı eşit olarak dağıtırlar.
Devamlı değiştirilen amniyon sıvısı da belirli bir sıcaklıkta olup ceninin gelişimi açısından ihtiyacı olan ısıyı her tarafa eşit olarak dağıtır.
Bu sıvının üretilmesinde, sürekli olarak temizlenmesinde ya da miktarının ölçülmesinde tek bir aksaklık olsa ceninin doğal gelişimi bozulur.
Örneğin amniyon sıvısının miktarının gerekenden daha az olması veya hiç olmaması durumunda bir seri anormallik baş göstermeye başlar.
Uzuvlar kasılır ve deforme olur. Eklemler bir bütün olur, deri bollaşır, baskı nedeniyle yüz deforme olur.
En ciddi sorun ise akciğerlerin oluşumundaki bozukluktur. Bu durumda bebek doğduktan hemen sonra ölür.
Amniyon sıvısı olmadan bir bebeğin anne karnında gelişmesi ve hatta hayatta kalması mümkün değildir.
Amniyon sıvısı insan vücudunun basite indirgenemez kompleks sistemler bütünselliğinin yaratılışta görevli, eksiksiz oluşması gereken kompleks sisteminden sadece birisidir.
Doğduktan sonra bebek için en gerekli olan nefes almaktır.
O ana kadar anne kanından gelen oksijen ile yaşamış, ciğerleri henüz hava ile tanışmamıştır.
Havanın olmadığı bir ortamda üstelik ihtiyacı olmadığı bir konumdayken gelecek iler ki bir zamanda ve hiç bilmediği bir ortamdaki oksijeni almak için ciğerlerin oluşması evrimin organlar ihtiyaçlara göre oluşur ve evrimleşir kuralına tamamen terstir.
Böyle bir oluşum için dış dünyayı ve yeni oluşan canlının bu dünyaya geçtikten sonra böyle basite indirgenemez kompleks bir organa ihtiyacı olacağını bilen ve bu kompleks organı en mükemmel bir şekilde tasarlayan bilgili bir iradeye kesinlikle ihtiyaç vardır.
Solunum sisteminin basite indirgenemez kompleks yapısı dolaşım sisteminin basite indirgenemez kompleks yapısıyla doğrudan bağlantılıdır ve hayati bir öneme haizdir.
Her ikisi de bütünsel bir komplekslik içindedirler.
Doğuma kadar ihtiyaç olmadığından solunum sistemi oluşmamış bu canlının ilerde geleceği dünyada yaşamını sürdürmesi imkânsızdır.
Oluşum sürecinde canlının solunum sistemine ihtiyaç duymadığı halde basite indirgenemez kompleks yapının bütünselliğinde oluşması kesinlikle rastlantılarla izah edilemez.
Bu oluşumda dış dünyayı mükemmel olarak gözlemlemiş, gözlemlerini aşamalarla oluşan canlı yönünden irdelemiş, buna göre ihtiyaçları tespit edip planlamış Bir Gücün Varlığı muhakkak gereklidir.
İhtiyaç olmadığı halde akciğerlerin oluşması için göğüs kafesiyle karnı birleştiren diyaframa özel görevler verilmiştir.
Gebeliğin altıncı ayında akciğerler oluşur ve saatte ancak bir kaç defa genişleyip büzülür. Bu, daha sonra üstleneceği göreve hazırlık niteliğinde bir ön çalışmadır.
Cenin gelişip büyürken aynı zamanda dış dünyaya yönelik hazırlıklar yapılmaktadır. Bu hazırlıklarda organlar arasında ancak olağanüstü olarak nitelenebilecek bir işbölümü vardır.
Anne karnında kullanılmayan organlar; örneğin gözler dış dünyadaki ışık şiddetine, kulaklar da yine dış dünyadaki seslerin özelliklerine göre inşa edilmekte, mide ve diğer sindirim organları dış dünyadaki besin maddelerine uygun sistemlerle donatılmaktadır.
Sindirim sisteminde görev alan hücreler henüz tanımadıkları, tatmadıkları yiyeceklerden azami ölçüde faydalanmak üzere programlanmaktadır.
Karbonhidratları, proteinleri, yağları analiz edecek, niteliklerine göre hangisinin hangi organ için gerekli olduğunu saptayacak ve bu besinlerin vücudun ilgili hücrelerine gönderilmesini sağlayacak bir programa sahiptirler.
Cenin her yönüyle planlı ve programlı bir şekilde gerçekte hakkında hiç bir bilgiye sahip olmadığı dış dünyaya hazırlanmaktadır.
Bütün bu hazırlıklar organların basite indirgenemez kompleks yapılarına uygun planlı bir program içindedir.
Cenin son aylarda hızla büyür ve kilo almaya başlar. Bunun nedeni yağ dokusunun oluşmaya başlamasıdır.
Özel bir yapıya sahip olan yağ hücreleri ceninin belirli bölgelerinde, ensesinde, böbreklerinin çevresinde ve göğüs kemiğinin arkasında yağ tabakasının oluşmasını sağlarlar.
Bu yağ tabakalarının bebek doğduktan sonraki ilk aylarda vücut ısısını yüksek tutma, ihtiyaç duyulduğunda besin olarak kullanılma gibi görevleri vardır.
Bu arada beyaz yağlar da ince bir tabaka halinde oluşmaya, ceninin derisinin altını sarmaya başlar.
Derialtı yağ tabakalarının yanında deriyi içinde bulunan sıvıdan koruyan bir başka yağın üretimi de yine deri hücreleri tarafından aynı anlarda yapılır.
Bu yağların oluşumu da son derece önemlidir, çünkü deri ile su arasına yağ tabakası girecek ve suyun cenin üzerindeki olumsuz etkisini ortadan kaldıracaktır.
= = =
Gebeliğin oluştuğu ilk aylarda zigot, anne genleri dışında başka genler taşıdığından, anne vücudu tarafından yabancı ve zararlı bir madde olarak algılanıp anne savunma sistemleri yoluyla imha edilme tehlikesi vardır.
Fakat bu tehlike yaratılışın harika sistemleriyle giderilmiş, anne savunma hücrelerinin zigota ulaşıp bir zarar vermesi önlenmiştir.
Yeterince olgunlaşıp dış dünyaya geçmeye hazırlanan bebeğin dış dünyada savunma sistemlerine de ihtiyacı vardır.
Bu ihtiyaç bilgisi pek çokları gibi yaratılışın her şeyi bilen ve buna göre Tedbirler Alanın iradesiyledir.
Çünkü o anlarda ihtiyacı olmayan bir ihtiyacı; ilerde geçeceği, hiç bilmediği bir dünyada ihtiyacı olacağını bebeğin bilmesi, buna göre tedbirler alması mümkün değildir.
Gebeliğin dokuzuncu ayında o zamana kadar oksijen ve besin taşıyan alyuvarların geçişine izin verdiği halde savunma hücreleri olan antikorların geçişine izin vermeyen Plasenta birden şekil ve kılık değiştirir, anne kanındaki savunma hücreleri olan antikorların geçmesine izin vermeye başlar.
Doğumdan sonraki ilk altı ayda bebeğin bağışıklık hücreleri oluşmayacaktır. Ama bebeği dış dünyada bulaşma tehlikesi bulunan mikro organizmalardan koruyacak antikor denilen savunma hücrelerine ihtiyacı vardır.
Bu ihtiyaç son derece önemlidir. Savunma mekanizmalarının henüz oluşmaması dış dünyada bebeğin hayatını büyük ölçüde tehlikeye düşürür.
Var Edici İrade bu tehlikeyi çok önceden ve çok iyi bilmektedir.
Doğumdan önce; o ana kadar sıkı sıkıya denetleyip, geçmesine izin vermediği antikorların harika bir düzenek değişimiyle bebek bedenine geçmesine izin verir.
Bu antikorlar bebeği kendi savunma hücrelerini oluşturuncaya kadar zararlı mikro organizmalardan korur.
Anne rahmindeki büyüme süreci dokuz ay boyunca kusursuz devam eder.
Bu oluşum son derece kusursuz ve uyumlu olmak zorundadır.
Binlerce, milyonlarca çok ince ve hassas detaylardan oluşan yaratılışta en küçük bir hata ve hatta en küçük bir gecikme; oluşmakta olan basite indirgenemez kompleks sistemler kurgusunun bütünselliğindeki yeni canlının sonu olabilecektir.
Her şey olunca bebekte dünyaya gelmeye hazırdır.