şimdi bir şarap gibiyim coğrafyasız, eskimeye bırakılmış fıçısında.
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Show & Tell
Claire Keane

Kaledo Art
taylor price
sheepfilms
trying on a metaphor

祝日 / Permanent Vacation
Today's Document
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
Game of Thrones Daily

Origami Around

⁂
Acquired Stardust
hello vonnie

Product Placement

Kiana Khansmith
art blog(derogatory)

Discoholic 🪩
No title available

seen from Singapore
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Ukraine

seen from Russia

seen from New Zealand
seen from Germany
seen from Malaysia
seen from United States
seen from Italy

seen from Vietnam

seen from United Kingdom
seen from Spain
seen from Germany

seen from Brazil

seen from Singapore
seen from Ireland

seen from Malaysia
@maiwayne
şimdi bir şarap gibiyim coğrafyasız, eskimeye bırakılmış fıçısında.
desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır. rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor, sende seyrediyorum denizlerin en mavisini. ormanların en kuytusunu sende görmekteyim. senden kopardım çiçeklerin en solmazını. toprakların en bereketlisini sende sürdüm, sende tattım yemişlerin cümlesini. desem ki sen benim için hava kadar lâzım, ekmek kadar mübarek, su gibi aziz bir şeysin. nimettensin, nimettensin. desem ki inan bana sevgilim, inan. evimde şenliksin, bahçemde bahar ve soframda en eski şarap. bırak ben söyleyeyim güzelliğini. rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
günlerden sonra bir gün, şayet sesimi fark edemezsen, rüzgarların nehirlerin kuşların sesinden, bil ki ölmüşüm. fakat yine üzülme müsterih ol, kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini ve neden sonra tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede, hatırla ki mahşer günüdür, ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.
dudağının şarabı dudağımdan uzak olmayasıca, acaba kimin hayat şarabı, kiminle kadeh tokuşturmada?
şarap güneşi, ne vakte dek sürecek bu gurur yeli? insanı böyle şeylerle aldatan nefsin, toprak başına. ağlayıp inleyen gönlümün ahındaki duman, bu ham ve donmuş kişiler yaktı, yandırdı. deli gönlümün sırrına mahrem olacak ne halktan kimse var, ne ileri gelenlerden. yalnız, gönül avutan sevgiliye hatırım hoş. o, benim gönlümden sabri, rahatı bir uğurdan aldı, götürdü.
bu şiiri sana bir pazartesi sabahı yazıyorum, nasıl bir durumda olduğumu tahmin et. uykusuzum, üstüm başım dağınık, saçım başım birbirine karışmış. üstelik bilirsin ki, ben sabahları kahvaltı yapmayı sevmem.
işte her şey böyle kötü bir durumda, elimde bir kağıt ve kalem, kalbimde senin sevgin.
yağmur yağıyor ömür hanım. gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına. ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum.
zaman tutsaklığımın zincirlerini kırar mıydı. yalvarırım kemiklerini kırmasın. nihayetinde sen ve ben çok benziyoruz ama bunca parça parça eksilmişken olanı da parçalara ayırmasınlar ne olur. ben artık kendimi de toplayamıyorum, bırak kalsın bu dağınıklık, bu harabe. bir zambak bile yakışmıyor bu harabeye. bu ne demek bilir misin. bilmezsin. eşiğin ötesi uçurummuş ve ben şimdi hangi kapıya gideyim bilmiyorum. zihnimin içi şu kalabalık istanbuldan daha gürültülü. sahi insan en çok benzerinden mi yara alır. senin geçtiğin yollardan geçerken ayaklarım paramparça. ben bu eksik hâlimle nereye sığacağımı bilmiyorum hiç. beni bu tanımsız ağrılardan, bu yabancı sokaklardan çekip alsan keşke. gölgesi kendinden ağır bir yük bu taşıdığım. beni yeniden doğurma. topraktan geldik toprağa gideceğiz. toprak oldur beni.
''Bir ev hayal ettim geçenlerde. Pencerelerinin önüne en sevdiğin çiçekleri dizdim. En sevdiğin renkte panjurları vardı. Bahçesinde senin kokunu kıskanacak bir sürü çiçek diziliydi, oturup kitap okuman için yada yıldızları kıskandırman için bir hamak vardı. Ağaca asılı bir salıncak, etrafında rüzgar gülleri, sırf seni çocukluğuna geri götürmek için orada duruyorlardı. Tüm bu hayallerin içinde yine en güzel olmayı başardın.''
bir sızıntı var, bir boşluk, bir aidiyet krizi. bir paranoya, bir tuhaflık, bir ince sızıntı var sanki. sürekli bir manasızlık hâli. buna maddede aranan mana mı denir, yoksa manada aranan madde mi, bilmiyorum. bir tür çelişkiler yumağıyla kurulan analoji gibi. zahirle batın. suretle siret. perdeyle hakikat gibi. ne dersen de. hisler müphem, kalp kırılgan, zihin katı, dünya fâni, insan yalandır.
bulantılar ve ağrılar. üzerimize akşam değil hüzün çöküyor josef. söyleyemediğimiz onca güzel şey boğazımızda soluyor. bakışlar dalıyor. bak bittik.
Sen varsan yaşanır bu hayat; sen yoksan hatrından yakılır gül güzeli.
kafamı göğsüne koyup kalp atışını dinlemek gibi çocukça isteklerim var.
yağmur yağıyor ömür hanım. gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına. ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum.
ve bütün inançlarım susardı; tapardım gözlerine.
benim doğduğum köylerde, kuzey rüzgârları eserdi. hep bu yüzden dudaklarım çatlaktır, öp biraz.
sen şiir sanıyorsun kan geliyor ağzından