kendime işkence etmek için her iş çıkışı arabada her versiyonunu açıp dinliyorum. Düşün üzülmek bile seni düşünürken olduğu için güzel. Ama yine de allah belanı verebilir. (https://www.youtube.com/watch?v=mfafKFMXBqg gönderdi)
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Mike Driver
Cosmic Funnies
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

shark vs the universe
d e v o n

⁂
occasionally subtle

Kaledo Art
we're not kids anymore.
No title available

Andulka
Not today Justin
YOU ARE THE REASON

Discoholic 🪩
One Nice Bug Per Day
untitled

No title available

Product Placement
Game of Thrones Daily
seen from Israel
seen from Philippines
seen from United States
seen from Malaysia
seen from United States

seen from Argentina
seen from Vietnam

seen from Japan

seen from United States

seen from Kazakhstan
seen from Egypt

seen from Netherlands
seen from South Africa
seen from Syria

seen from Indonesia
seen from Israel
seen from United States
seen from Türkiye
seen from Germany
seen from France
@saffinaz
kendime işkence etmek için her iş çıkışı arabada her versiyonunu açıp dinliyorum. Düşün üzülmek bile seni düşünürken olduğu için güzel. Ama yine de allah belanı verebilir. (https://www.youtube.com/watch?v=mfafKFMXBqg gönderdi)
koku
Aylar olmuş yazmayalı sana... bu gece okadar çok istiyorum ki birinin bu yazdıklarımı okuyup içinden sen’i seçip, sana söylemesini...
Doğum gününü unuttum ilk defa bu yıl. Oysa her yıl cebine hayallerimde bir paket çikolata koyardım. Bu yıl çikolatan biraz geç koyuldu cebine.
Sonra unutmadığım için gurur duyduğum o kokunu unuttuğumu farkettim. Ama sesini neden unutmuyorum? İstediğim her an benimle beynimin içinde konuşuyorsun. Delirmek üzereyim.
İnşallah mutsuzsundur. Sayende bencil ve acayip bir insan oldum. Tek istediğim arada beni hatırlaman.
Yıllar sonra bir gece.
Ciddi anlamda yıllar sonraydı. 2011 yılında düştüğüm bu çukurdan zaman zaman çıkar, uzun süre o çukara düşmemeyi öğrendiğimden çukur dışında mutlu zaman geçirirdim. Ama bir gece evde yalnızken kendimi o çukurun en dibinde, çukurun magmasında bulmayı hiç hesaba katmamıştım.
15 Eylül 2016. Takriben beni terkettiği tarihti. Saat epeyce geçti. Evde tek başıma olduğumdan ve korktuğumdan yatmamak için direniyordum. Sonunda uykuya direnmekten vazgeçip yatak odama geçmiştim. Gözüme onun bana binbir şekille hediye ettiği saat ilişti. Hep ilişirdi, ona bakıp bakıp ağlardım bazen ama bu sefer saati görünce bir balta saplandı böğrüme. Hemen ütü odasındaki gardrobun derinliklerindeki kimsenin bilmediği zarfa koştum. Nefesim kesildi adeta. Zarfı aldım ve yatağa uzandım. Elimde ondan hatıra sadece bir bu saat, bir de içi kartpostal dolu zarf kalmıştı. Fotoğraflarımızın hepsini daha fazla ağlamamak adına silmiştim çünkü. Zarfı elime aldığımda aşk filmlerindeki bir şeye aşırı üzülüp, yıkılan kadından hiç farkım yoktu. Yatağa uzandım. Kalbim benden bağımsız çarpmaya başladı. Anında maziye koştum. Gözlerim dolu dolu...
Aceleyle yazıldığı çok belli olan kartpostalları çıkarttım zarftan. Tek tek okurken bir cümle beni diğerlerinden biraz daha fazla ezmişti. Şöyle diyordu tüm sevimliliğiyle: ‘ve en önemlisi kaleiçinde simit var:) Kahvaltıda simit yanında kahve güzel gider’ Kedilerden bahsediyordu, biradan, jazzdan, fotoğraf çekmekten. Bunlar bendim. Beni biliyordu, hem de çok fazla biliyordu...
KArtlara tek tek dokundum. Düşünsenize elleriyle yazdı bunları, ölesiye özlediğim elleriyle. Nasıl hastalıklı bir aşktı bu? Hayatımda ilk defa aşık olmuştum ama yaşanılan tüm boka rağmen aşık olmayı bırakamıyordum.
ve yıllar sonra bu gece itiraf ettim kendime. Deliler gibi özledim onu, deliler gibi seviyorum onu. Elimdeki kartlarla birlikte unuttuğumu sandığım hayali vucut buldu adeta. Gözlerimi kapatınca gitmiyor artık. Nasıl unutmadım ben onun kokusunu hala?OYsa en çok korktuğum şeydi kokusunu unutmak. bir de sesi var kulaklarımdan hiç gitmesini istemediğim...
Onun yaşadığı şehri terkettim, tüm sevdiklerimden uzakta başka bir şehirde evlendim olmadı. Şimdi başka bir ülkeye gitmek için uğraşıyorum. Burada sahip olduğum herşeyi bir bahane bulup bırakıp gitmek için uğraşıyorum.
Dünyanın diiğer ucuna gitmeyi başarsam ondan da gider miyim? Yoksa o bana bir şarap şişesi, bir diş ipi ya da bir the cure şarkısı olarak geri döner mi? O şarkı da ayrı mevzu zaten. Hangı mağazaya, dükkana, cafeye girsem o çalıyor. Tam ölmelik. Düşünsene en sevdiğin yemekten bir ısırık alıyorsun sen daha yutmadan o başlıyor ‘ however far away i will always love you’. Sen olsan naparsın şimdi? Ona da böyle oluyor mu acaba?
ben çok mutsuzum. Sen de çok mutsuz ol inşallah. Yıllar sonra bir gece istediğim tek şey bu. Ha bir de buraya yazdığım herşeyi bir gün okumanı istiyorum. Eminim okuduğunda eskisi gibi yüzünü bir kez daha güldürebileceğim. Bak hala seni güldürme peşindeyim. Aptalım ben, gerizekalıyım.
Hadi bakalım şimdi uyu uyuyabilirsen... 02:09
Neden yahu
Ve geldim. Adeta ayağımı sürüye sürüye… İstemeye istemeye…lanet bir surat takınarak kendime, memnuniyetsizce… Geldim. B. şehrindeydim. Geri gitmek istiyordum A. şehrime. Kimsesizliğime. Günler böyle geçmek bilmezken geçti. Oh dedim son gün yarın gidiyoruz. İçimde A. şehrine dönecek olmanın tarifsiz mutluluğu, hafiflemişlik ve ondan uzaklaşmışlık hissi kendimi kandırırcasına… Sabah erken uyanmak üzere gidecek olmanın verdiği huzurla uykuya daldım. Uykuda boğazı düğümlenir mi bir insanın? Düğümlendi. Birşey benimle dalga geçti. O geldi rüyama. Kabustan uyanmak ister gibi uyanmak istedim ama ne zaman ki uyanır gibi olsam yeniden rüyaya ona döndüm. Rüya diğerlerinden farklıydı ama yine aynıydı. Neden diye sormak istiyordum. Yolda geçerken onu kalabalık bir masada yemek yerken gördüm. Yanında başka bir kadın başı örtülü. Kadın falan umrumda değil o an. Yanımda kocam var. Dönüp bakmak istiyorum sonsuz kere ona. Konuşmak istiyorum. Özlemim içimde volkan oluyor. Kıvranarak yolda yürürken başka bir sahneye geçiyorum. Elimde telefon. Bir kadeh içmişim. Eski günlerdeki gibi. Hala silmediğim numarasını açıyorum. Görüntülü arıyorum. Tereddütsüz. Yanındakinin karısı oldugunu söylüyor ama beni özlediğini de. Yahu nasıl da o! Nasıl da tarzı rüya da bile aynı! Ölüyorum bitiyorum o anda. Benimle yine eskisi gibi konuşuyor. Sesi cıvıl cıvıl. Karısını sevmediğini anlatırken ben ölüyorum sevinçten. Diyorum neden? Neden böyle oldu herşey? Neden beni bir günde sildin? Neden? Neden? Neden? Mantıklı bir cevap rüyamda bile yok. Kalbim bir kez daha kırık. Benimle buluşmak istiyor. Sahilde buluşmak üzere anlaşıyoruz. Rüyam yaşadığımız herşeyin bir tekrarı gibi. Alarm sesiyle zorla uyanıyorum. Buluşacağımız için bedenimin uyanmak istemediği aşikar, alarm sesine kızgın. Boğazımdaki düğüm geçsin diye yutkunuyorum. Yeni bir gün böyle başlıyor ve biz yola çıkıyoruz. Yine ondan olabildiğince en uzağa.
Allah belanı verdi mi merak ediyorum.
Sabahın bu saatinde gerçekten allah belanı verdi mi diye merak ediyorum. Çünkü rüyamda seni gördüm.
Yine çok gerçektin. Evliydin, evliydim. Fakat anlayamadığım bir sebepten ötürü bizim evdeydin. Nasıl da özlemiştim seni. Uzaktan kokunu içime çekmeye çalışıyordum. Sen ise karını anlatıyordun. Mutluydun. Ben de mutluydum ama ta ki seni orada görene kadar. Kalabalık bir ortamdaydık ama seninle yalnız kalmak istiyordum. Neden diye sormak istiyordum.
Sana herkesten gizli bir mesaj gönderdim. Sahile gidelim mi dedim, daha önce soğuk kış günlerinde yürüdüğümüz yere. Sen de kabul ettin her zaman yaptığın gibi. Cebime sana verilmek üzere bir paket çikolata koydum. Evden çıkıyorduk. Hiç birşeyden korkmuyordum. Tarifsiz mutluydum. Eskisi gibi. Sonra uyandım. Uyandığımda kokun burnumdaydı, seni hissettim. Yataktan kalktım, kediyi besledim. Sonra farkettim ki alyansım parmağımda değildi. Sanki rüyamdaki ihanetin bedeliydi...
Yine mutsuz oldum, oysa mutlu olmak için sayısız sebebim varken...
Sen de mutsuz ol. Lütfen.
doğum günüme 10 dakika var. İçimden geçenler tarifsiz. O yüzden kıssadan hisse...
yine yapmışsınız yapacağınızı!
İyi ki doğdun!
Onun doğum günü. Biri onun cebine bugün antep fıstıklı çikolata koysun. Mutlu etsin. Güldürsün.
Rüyamda gördüm onu… Niyeyse onu hiç düşünmediğim günlerin ardından rüyama giriyor. Adeta bugün beni unuttun ben de inadına kendimi hatırlatırım der gibi. Gibi gibi… Bana benimle olmak istediğini söylüyordu, herşeyi bırakıp onunla gitmemi. O herşeyi karısını bırakmıştı şimdi karşıma gelip pişman olduğunu söylüyordu. Benim için yaptığını söyleyemese de ima ediyordu. Bense karşısına geçmiş ona bakıyordum. Hasret giderir gibi. O konuştukça mutlu oluyordum ama o bu defa izlediği bir filmden ya da iş yerindeki bir olaydan bahsetmiyordu. Anlattıklarına hakim olamıyordum. İçimden bir ses onunla gitmek istiyordu. Ama aynı zamanda ondan tek bir şey bekliyordum. Seni seviyorum demesini. Çünkü hiç bir zaman dememişti. Hep imaların ardındaydı sevgisi. Beklerken onu mantıktan, etikten çok uzaktım. Kısa süreliğine kendimi düşündüm. Bir kez daha ona inanmaya değer miydi diye içimden geçirdim sonunda üzülecek olduğum en başından kesinken. Sonra uyandım. Uyandığımda hala rüyada gibiydim. O kadar gerçekçiydi ki herşey! Afalladım. Farkına vardım sonra tüm bunlar rüya olabiliecek kadar gerçekti. O rüyaydı... Rüyalarımın da rüyasıydı... Ve o acı bir şekilde özlemimin büyüdüğü yerde sadece rüyamda kalacaktı...
Kendime cevapsız soru sormuşum.
Mesele bu kadar basit (!)
Farkında olmadan
Hala bazı şarkıları ona söylerken buluyorum kendimi...
Unuttum onu diyordum aslında. Uzun zaman sonra ilk defa adını sesli söyledim geçen lafı geçince. Öyle garip geldi ki ağzımdan onun adını duymak... Yabancı biri gibi ama hiç öyle değil gibi. Sonra dün gece rüyama girdi. Sabaha kadar onu gördüm. Kokusunu bile hissettim. Şimdi gözlerimin önünden gitmiyor. Özlemişim. Kaç ay geçti... Farkında olmadan özlemişim seni.
evet.
Alt sokaklar
Hey gidin hey... Günler o kadar hızlı geçmiş ki doğum günüm gelmiş, ben yaşlanmışım, öğretmen olmuşum, miniklere ders vermeye başlamışım... Sonra dişim ağrımış; iki hafta bir nene edasıyla 'aman dillendirmeyeyim, belki geçer' diye düşünmüşüm, 2 haftanın ardından bir cumartesi sabahı acıdan ölerek bir dişçinin kapısında bulmuşum kendimi.
Uzun zaman sonra ilk defa bir diş hekimindeydim. Asıl olan da uzun zaman sonra başka bir diş hekiminde olmamdı. Gerginliğim, başka bir ortam, tanıdığım bildigim ondan çok uzak ve yaprak dökümünün Oğuz'una benzeyen bir diş hekimi... Çaresizce oturdum koltuğa. Etrafa ürkek gözlerle bakarken herşeyi inceledim; sertifikalar, diplomalar, bir duvar dolusu çerçeve... Yine de bok attım adama tabi. Sonra aklıma yine o düştü. Arabeske büründüm. Kafam yine karıştı, oysa uzunca zamandır çok rahattım. Çalıştığım okuldaki minikler günün ardından bende kafa bırakmadıkları için onunla ilgili birşey düşünmek aklıma gelmiyordu. Ama o gün tam da beynimin ortasına yerleşmişti. Yeni dişçim iyi, sevimli, bir okadar da konuşkan bir oğuz'du. O konuşup durdukça aklıma geliyordu M. İşlem sırasında gözlerimi hiç açmadım, çünkü açarsam M. olmayacaktı gördüğüm. Anılar en klişe haline bürünerek film şeridi oldu gözlerimin önünde. Onu gördüm sadece, ağlamak istedim, tuttum kendimi. Oğuz işini bitirdi, şaşkındı. Aletleri beynime kadar sokmuştu nerdeyse ama sesimi çıkartmamıştım. Vay be dedi ne kadar sabırlısın. Öyleyimdir dedim derbeder bir türk kadını edasında. İşlem de bitmemişti buarada. Cuma günü için tekrar sözleştik sonra. Oğuz ile vedalaşıp klinikten ayrıldığımda da M.nin doğum günümü kutladıgı alt sokaktan geçtim. Dişim, aklım, düşüncelerim herşey darmaduman olmuştu yine. Gereksiz yere. Tebrik ettim kendimi sonra ve bir küfür ettim ona. Ödeştik kendimce.
geçmedi, gitti.
O... İlk aşkım... Tek aşkım...
Yanında konuşamazdım bile, kalbim atardı yerinden çıkacakmış gibi, ter basardı ardından, elim ayağıma dolaşırdı... Sonra gülerdi o. Gülüşüne aşıktım. O gülünce dünya dururdu. Ben bu dünyadaki en mutlu insan olurdum.
Yokluğu da vardı. Yokluğunda tarifsiz özlerdim onu. Onu görmek için uzun uzun yollar aşmıştım. Beni ondan ayıran herkese herşeye ayrıca düşmandım. Tek derdim oydu. Tek istediğim onun yanında olmaktı.
Ona kavuştuğum an vardı bir de. Havaalanında sarılmıştım. Kokusunu içime çekmiştim. Elimi tutmuştu. Mutluydu. Mutluydum.
Ve dün vardı tüm bunların ardından. Evlendi... O evlendi, ben öldüm. Nefes alamadım, sanki dünya durdu. Ağladım...Ağladım... Fotoğraflara baktım. Silemedim. Onu hayatımdan silemedim.
Şimdi içim acıyor. Bedenimde bir yerler ağrıyor. Ona son vedanın zamanı.
Yeni başlangıçlar...
Sonsuz bir özlemin başlangıcına merhaba.
Söze gerek var mı?