Kışı güzel İstanbul.. #istanbul #karaköy #aralikayi #kışgeldi (Karaköy, Beyoğlu, Istanbul) https://www.instagram.com/p/B57ZuogAVaUnfb-z03HEwk6kuLar-zwrGULpLQ0/?igshid=153q36ll92yd4
we're not kids anymore.
One Nice Bug Per Day
I'd rather be in outer space 🛸
Lint Roller? I Barely Know Her
KIROKAZE

⁂

tannertan36
tumblr dot com
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
Monterey Bay Aquarium
Jules of Nature

oozey mess

JVL

blake kathryn
noise dept.
Xuebing Du

Love Begins
NASA

#extradirty
Stranger Things

seen from Malaysia
seen from Italy

seen from Hungary

seen from Kyrgyzstan

seen from Chile

seen from Türkiye

seen from Türkiye
seen from United States

seen from Poland

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States

seen from Vietnam

seen from United Kingdom

seen from Belgium

seen from Malaysia
seen from United Kingdom

seen from Russia

seen from Moldova

seen from Malaysia
@sinancetinel-blog
Kışı güzel İstanbul.. #istanbul #karaköy #aralikayi #kışgeldi (Karaköy, Beyoğlu, Istanbul) https://www.instagram.com/p/B57ZuogAVaUnfb-z03HEwk6kuLar-zwrGULpLQ0/?igshid=153q36ll92yd4
#gökçeada #haftasonu #imrozposeidon #denizekarşı #sessizadam https://www.instagram.com/p/Bz_ZYMbhjaLFE8Ib9VOtFKU1x0rRd1KXZ4j_GU0/?igshid=1r8ig4pxlqvkc
balkonumda mutluyum 😍😍😎😎#istanbul #zekeriyaköy #sariyer #sinpaşboğaziçimalikaneleri #günbatımı #sessizlik https://www.instagram.com/p/BzlxahHgxtuo5SQKIg0QaNDHYqsCIceZDScmqU0/?igshid=uuv8zfufndtm
bana bundan lazim 🤗🤗 #deniz #balik #tekne #kuzenlerle #balikavi #akdeniz https://www.instagram.com/p/BzbtyZoAcIgfo9G07EQA4yvU8q-BNew-LiKLaE0/?igshid=ou23hvguive7
#sonsuzlukhavuzu #kalkan #antalya #doğa #huzur #aylardanmayis #akşamsuyu (Kalkan Kaş Antalya) https://www.instagram.com/p/Bx-iB-zARI9eiJcTeyzQ7fkkapr_vt_uzjuU0k0/?igshid=1qf45a6gmbu1e
Kellik de Güzel Ama Biz Saçlarımızı Seviyoruz ! Saç dökülmesi nedir? Kimlerde görülür? Tanı ve Tedavisinde Neler Yapılır?
https://medium.com/@sinancetineldr/kellik-de-g%C3%BCzel-ama-biz-sa%C3%A7lar%C4%B1m%C4%B1z%C4%B1-seviyoruz-e24ed725f9a2Yapılan bazı çalışmalarda, kel ve kelleşmekte olan erkeklerin fiziksel cazibe bakımından yüksek puanı olmasa da insanlar tarafından zeki, etkili, bilgili, eğitimli, yüksek sosyal statü sahibi, dürüst ve yardımsever görüldüğü saptanmıştır. Buna rağmen saç dökülmesi olan çoğu erkek kendinden memnun değildir ve özgüven problemi yaşamaktadır, tedavi arayışı içerisindedir. Peki saç dökülmesi nedir ? Kimlerde görülür? Tanı ve Tedavisinde Neler Yapılır? Detayları yazımda…
Dökülme problemi, sıklıkla saç dökülmesi olarak karşımıza çıksa da, vücudun herhangi bir yerinde de olabilir, genetik, hormonal değişiklikler, tıbbi durumlar veya ilaçların sonucu olarak ortaya çıkabilir. Saç dökülmesi her iki cinsiyette görülmekle birlikte erkeklerde çok daha sık ortaya çıkmaktadır.Kellik, tipik olarak saçlı deride görülen kıl kaybıdır. Yaşla birlikte her iki cinsiyette de ortaya çıkan genetik saç dökülmesi en sık görülen kellik sebebidir. Bazıları saç dökülmesinden hiç rahatsızlık duymadan hayatına devam etse de genellikle çoğu kişi psikolojik ve sosyal olarak olarak etkilemekte, bu durumla saç stilleri, makyaj, şapka veya eşarp kullanarak mücadele etmekte veya tedavi yöntemlerinin arayışı içerisindedir.Saç dökülmesini tedavi etmeden önce, altta yatan sebebin ve tedavi seçeneklerinin detaylı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Belirtiler
Saç dökülmesi, sebebine bağlı olarak birçok farklı şekilde ortaya çıkabilir. Aniden veya kademe kademe sadece kafa derisini veya tüm vücudumuzu etkileyebilir. Bazı türleri geçici, bazı türleri kalıcıdır.Saç dökülmesinin belirtileri ve semptomları şunlardır:
-Başın üst kısmında kademeli seyrelme. Bu, hem erkek hem de kadınları, yaşlandıkça etkileyen, en yaygın görülen saç dökülmesi tipidir. Erkeklerde, ön saç çizgisi genellikle alından M harfine benzeyen bir şekilde çekilmeye başlar. Kadınlar tipik olarak alnındaki saç çizgisini korurlar ancak dökülme özellikle başın üst kısmında yaygın bir alanda olur.
-Dairesel veya düzensiz şekilli yama tarzı saç dökülmeleri. Bazı insanlarda madeni para büyüklüğünde veya değişik boyutlarda yamasal saç dökülmeleri görülür. Bu tip saç dökülmesi genellikle sadece kafa derisini etkiler, ancak bazen sakal veya kaşlarda da görülebilir. Bazı durumlarda, cildiniz dökülmeden önce kaşıntılı veya ağrılı hale gelebilir. Mutlaka tanı ve tedavisinin düzenlenmesi gerekmektedir.
-Saçın aniden dökülmesi ve seyrelmesi. Fiziksel veya duygusal bir şok saç dökülmesine neden olabilir. Saçınızı tararken, yıkarken veya yavaşça çektikten sonra bile avucunuza saç gelebilir. Bu tip dökülmelerde genellikle saçta genel olarak seyrelme olur ancak yama tarzı kellikler gözükmez.
-Tüm vücutta kıl dökülmesi. Kanser kemoterapisi gibi bazı durumlar ve tıbbi tedaviler, tüm vücutta yaygın olarak dökülmeye sebep olabilir. Etken faktörün ortadan kalkmasıyla bu durum geri dönebilir veya kalıcı olabilir.
-Kafa derisinde ufak bir noktadan başlayarak genişleyen dökülme. Saç kıran belirtisidir. Kırık saç, kızarıklık, şişme ve bazen de sızıntı ile birlikte olabilir. Noktasal başlayan saç dökülmesi zamanla ilerlemeye devam eder ve tedavi edilmezse ciddi ve geri dönüşsüz saç kaybı meydana getirebilir. Acil bir cilt sorunudur, erkan tanı konulup tedavisinin düzenlenmesi gerekmektedir.
Saç dökülmesinin nedeni nedir?
Saçlar sürekli olarak üretilir ve dökülürler. İnsanlar tipik olarak günde yaklaşık 100 saç teli kaybeder. Bu genellikle saçta belirgin şekilde kelliğe neden olmaz çünkü yeni saçlar aynı zamanda gelişmektedir. Saçın, üretim ve dökülme arasındaki dengeli döngüsü bozulduğunda, saç kaybı meydana gelir.Saç dökülmesi tipik olarak aşağıdaki faktörlerden bir veya daha fazlası ile ilgilidir:-Aile öyküsü (genetik). Saç dökülmesinin en yaygın nedeni, erkek tipi kellik veya kadın tipi kellik denilen kalıtsal bir durumdur. Genellikle yaşlanmayla erkeklerde saç çizgisinde bozulma ve kelleşme, kadınlarda saç incelmesi ve tepe kısmında seyrelme şeklinde görülür.-Tıbbi nedenler. Hamilelik, doğum, menopoz ve tiroid problemlerine bağlı hormonal rahatsızlıklar, kalıcı veya geçici saç kaybına neden olabilir.Ayrıca alopesi areata, saçkıran gibi kafa derisi enfeksiyonları ve trichotillomania adı verilen kişinin saçlarını sürekli olarak çektiği psikolojik rahatsızlıkta saç dökülmesi nedenleri arasındadır.
-İlaçlara bağlı olarak. Saç dökülmesi kanser, artrit, depresyon, kalp sorunları, gut ve yüksek tansiyon için kullanılan bazı ilaçların yan etkisi olabilir. Bu durumda ilaç yan etkilerinin değerlendirilmesi açısından hekiminizle görüşün
-Stres. Birçok insan, fiziksel veya duygusal bir şoktan birkaç ay sonra genel bir saç dökülmesi şikayeti yaşar. Bu tip saç dökülmesi genellikle geçicidir.
-Bazı saç modelleri. Saç yapısını bozan ve keratin gibi saç temel bileşenlerine zarar veren saç bakım uygulamaları (jöle, sprey ve deodorantlar, perma gibi şekillendirme işlemleri) de saç dökülmesi nedenleri arasındadır.
Korunma yolları
Çoğu kellik, genetik (erkek tipi kellik ve kadın tipi kellik) nedenle olur. Bu tip saç dökülmesi malesef engellenemez ancak ilerlemesi yavaşlatılabilir.Saç dökülmelerinden korunmanıza yardımcı olabilecek bazı tavsiyelerse şunlardır:
- Sıkı saç modellerinden kaçının, saçlarınızı çok fazla gerilme ve strese maruz bırakmayın- Saçınızı bükerek, ovalayarak veya çekerek kullanmaktan kaçının.
- Saçlarınızı yıkarken ve tararken nazik davranın. Geniş dişli bir tarak, saçın bakımına yardımcı olabilir.
- Saç dökülmesine neden olabilecek ilaç tedavisi alıyorsanız, ilaç yan etkilerinin değerlendirilmesi açısından mutlaka hekiminizle görüşün.
- Saçlarınızı güneş ışığından ve diğer ultraviyole ışık kaynaklarından koruyun.
- Sigara içmeyi bırakın. Bazı çalışmalar erkeklerde sigara ve kellik arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir.
- Saç teli tamamen proteinden oluştuğundan diyette protein alımı saç sağlığı için çok önemlidir, proteinli beslenmeyi ihmal etmeyin.
Ne zaman doktora gitmeliyiz
Saç dökülmesi kendinize olan güveni azaltıyorsa, sosyal veya psikolojik sorunlar yaşıyorsanız mutlaka doktora görünmelisiniz. Ayrıca ani gelişen saç dökülmesi, altta yatan ve tedavi gerektiren tıbbi bir durumu işaret edebilir, bu nedenle mutlaka erken dönemde doktora başvurmalısınız.
Tedavi yolları nelerdir?
Tarihsel sürece baktığımızda, kellik için farklı tedavilerin denendiğini görürüz. Vikingler kelliğe karşı kaz dışkısı kullanmış, antik yunan doktoru Hipokrat ise güvercin dışkısına turp, kimyon ve ısırgan otu katılarak tedavi edilmesini önermiştir.Mısırlılar 5000 yıl önce, yağ ve bala karıştırdıkları yanmış kirpi dikeni ve tırnağı kellik ilacı olarak kullanmış. Kleopatra, Sezar’ın kelliğine karşı öğütülmüş fare, at dişi ve ayı yağı karışımından oluşan bir merhem uygulatırmış; ama bu da işe yaramamış.
Modern tıpta ise tedavide öncelikli olarak, saç dökülmesi yapan etken saptanır, buna yönelik tedaviler uygulanır. Örneğin cilt enfeksiyonuna bağlı bir saç dökülmesi varsa, enfeksiyonun tedavisi, altta yatan hormonal bir rahatsızlık varsa hormon tedavileri, vitamin ve mineral eksikliği saptanması durumunda biyotin, b12, çinko, demir, bakır, d vitamini gibi tedaviler uygulanır. Ancak bu tedavilerde unutulmaması gereken nokta, dökülen saçları birden çıkmasının zor olduğu, kesin sonucun her zaman alınamayacağı ve hastanın sabırlı olması gerektiğidir.
Trombositten zengin plazma (PRP)
Kanda bulunan trombositlerin (kan pulcukları) doku onarımını sağlayan birçok büyüme faktörünü içerdiği saptanmıştır. PRP tedavisinde amaç, bu büyüme faktörleri ve onarıcı hücreleri, saçlı deriye uygulamaktır. PRP yöntemi güvenilir ve kolay bir yöntemdir. İşlem esnasında hastadan alınan kan, bir dizi işlemden geçirilerek onarıcı hücreler ayrıştırılır ve toplanır. Daha sonra bu solüsyon bir enjektör yardımıyla cilde uygulanır. İşlem, hastanın kendi kanının gene kendi vücuduna uygulandığı, yan etki profili düşük bir uygulamadır. Yapılan bilimsel çalışmalarda kesin tedavi olduğuna yönelik yeterli kanıt olmasa da saç kaybının ilerlemesini azalttığı ve destekleyici tedavi olarak kullanılabileceği önerilmektedir.
Mezoterapi (saç besleyici solüsyonlar)
Bitkisel ekstreler, dolaşım düzenleyici ilaçlar, vitaminler, minerallerve hormon çözeltilerinin intradermal (cilt içerisine) olarak saçlı deriye uygulanmasıdır. Kesin tedavi yöntemi olduğuna dair kanıt yoktur. Mevcut tedavilere yardımcı olarak uygulanır.
Saç ekimi
Saç nakli, kelliğe dirençli olan göğüs, bacak-kol, genital bölge vücut bölgelerinden, özellikle de enseye yakın başın arka tarafından alınan saç köklerinin, saçların döküldüğü bölgeye taşınmasıdır. Saç naklinde başın arka kısmında bulunan saç kökleri özellikle tercih edilir. Androjenik kellik tedavisinde (erkeksi tip kellik) en etkili tedavi metodudur.Ancak unutulmaması gereken nokta, saç ekiminin dökülmenin tüm tiplerinde etkili olmadığı, öncelikle altta yatan nedenini tedavi edilmesi gerektiği, tüm tedavi metotlarına cevap vermeyen andojenik tip kellikte öncelikle tercih edilmesi gerektiğidir.
Sağlıcakla kalın.
https://medium.com/@sinancetineldr/kellik-de-g%C3%BCzel-ama-biz-sa%C3%A7lar%C4%B1m%C4%B1z%C4%B1-seviyoruz-e24ed725f9a2
Dr. Sinan Çetinel
MD, Doktor, specialized in musculoskeletal system, acupuncture, mesotherapy, ozone therapy, cupping therapy.
BEL AĞRISI HAKKINDA YETERİNCE BİLGİ SAHİBİ MİYİZ?
Dr. Sinan ÇetinelHekim, MD, specialized in musculoskeletal system, acupuncture, mesotherapy, ozone therapy, cupping therapy.Bel ağrısı, toplumda en sık görülen tıbbi şikayetlerin başında gelmektedir. Hemen hemen hepimiz hayatımızın bir döneminde bel ağrısı yaşamışızdır. Bazılarında hafif düzeyde olan bu şikayet bazılarında bel ve bacaklarda felce (hareket ve duyu hissi kaybı) kadar ilerliyebilmektedir. Yapılan çalışmalar,bir insanın ömür boyu bel ağrısı şikayeti geçirme oranının %90‘a yakın olduğunu göstermektedir.
Bel ağrısı, beldeki anatomik yapılardan veya başka vücut kısımlarının bele yansıyan ağrısı ile ortaya çıkabilir. Belin anatomik yapılarını şöyle özetleyebiliriz; 5 tane bel omurga kemiği, omurgalar arasında yer alan diskler, omurgaların arasından çıkan sinir kökleri, bel ligamentleri , bel ve kalçada yer alan eklemler ve bel çevresinde bulunan kaslar.
Bel yapılarının kireçlenmesi durumlarında, disk yapılarının yıpranması ve fıtıklaşması durumlarında, bel sinirlerinin basıya maruz kalması ve hasarlanması durumunda, kırıkları ve travmalarında , bel çevresindeki bağ dokusu ve ligamentlerin hasarı ve ödemi durumlarında ve bel çevresindeki kaslarda aşısı kasılma-spazm durumlarında bel ağrısı oluşmaktadır. Ayrıca bel bölgesine yakın olarak bulunan damar, sinir ve organ yapıları da, rahatsızlıkları durumunda bele yansıyan ağrı yapabilmektedir.
Genel olarak kas iskelet sistemi semptomlarının artışı yaş artışıyla yakından ilişkilidir, yani kas iskelet ağrısı ortaya çıkma ihtimali biz yaşlandıkça artmaktadır. Yapılan çalışmalar genellikle 40–50 yaş arasında bel ağrısının en sık görüldüğünü, özellikle de sanayi kesimi ve hizmet sektöründe çalışanlarda daha sık ortaya çıktığını ortaya koymaktadır.
Kişilerin hemen hemen yarısında bel ağrıları ilk 1 hafta içinde geriler, %40 kadar kişide iki ay içinde düzelme görülür, geri kalan %7–10’unda bel ağrısı 6 aydan uzun sürerek kronik bel ağrısı oluşturabilir.
Görüldüğü gibi bel ağrısının bir çok sebebi ve karakteristik özelliği vardır. Bel ağrısının altında yatan sebebi bulmak bazen oldukça zordur. Bu sebeple bel ağrısının detaylı değerlendirmesinin muhakkak alanında tecrübeli hekimlerce yapılması gerekmektedir. Kulaktan duyma ve halk arasında bu işlerle uğraştığını iddia eden, doktor olamayan kişilerin sözleri ile karar alınmamalıdır.
Kimler Bel Ağrısı Yönünden Risk Altında?
İleri yaşlı kişiler
Kas iskelet sistemine ait hemen hemen çoğu şikayet yaş ile yakından ilişkilidir ancak genç kişilerde olmaz diye bir kural yoktur. Yapılan araştırmalar yaşlılarda bel ağrısı şikayetlerinin %44 ile %84 arasında değişiklik gösterdiğine dikkat çeker, bu oran normalde %14–29 ‘dur.
Genetik yatkınlığı bulunanlar
Bel ağrısının genetik bir yanı da bulunmaktadır. Örneğin aile bireylerinde bel ağrısı olan bir kişide bel ağrısı görülme sıklığı daha yüksektir. Ayrıca bağ dokusu ile ilgili bazı genetik bozukluklarda, belde ağrısı görülme sıklığı artmıştır.
Gebelik ve doğum sonrası dönemde
Yapılan çalışmalar bazı bel ağrılarının menstruasyon, gebelik veya doğumla ilişkili olduğunu göstermektedir. Bel ağrısı gebelik süresince oldukça sık karşılaşılan bir problemdir. Gebelerin yarısından çoğunda, gebelik süresince bel ağrısı gözükür. Gebelikte bu şikayetlerin artan biyomekanik kasılmalar ya da değişkenlik gösteren hormonal etkilere bağlı olduğu düşünülmektedir. Ayrıca devamlı bel ağrısı olan kadınların %10–25’ inin, bel ağrısının başlangıç döneminin gebelik olduğu saptanmıştır.
Obesite
Obezite, kişinin olması gereken ideal ağırlıktan %30 daha ağır olması olarak tanımlanır. Obezite oturma, kalkma ve yürümeyi zorlaştırarak normal vücut işleyişini etkiler. Yağlı doku vücut üzerindeki bir strestir. Kişinin başka bir hastalığı olmasa bile obezite kan akımını yavaşlatır, dolaşımı ve doku beslenmesini bozar, doku üzerinde ki stresi arttırır. Bu yüzden obezitenin bel ağrısına katkıda bulunan güçlü bir faktör olduğu göz önünde bulundurmalıdır.
Ergonomik olmayan omurga hareketleri ve postür (duruş) bozuklukları
Ağır kaldırmak, ergonomik oturmamak, uygun olmayan yastık ve yatak kullanımı, belimizi zorlayıcı işlerde sık kullanmamız gibi omurgamızı yanlış kullandığımız durumlar, bel ağrıları için önemli risk faktörleridir.
Yetersiz fiziksel aktivite
Yetersiz egzersiz ve hareketsizlik, bel ağrısı oluşumu için risk faktörüdür, hatta mevcut bel rahatsızlığının şiddetini arttırabilir, sakatlığa sebep olabilir. Bu nedenle, düzenli sporu hayatımızın bir parçası haline getirmek birçok rahatsızlığın tedavisi olduğu gibi bel ağrısının da önemli bir tedavisidir.
Bel ağrısının kesin tanısı nasıl konur?
Bel ağrısı, alanında deneyimli hekimlerce değerlendirilmeli, doktor olamayan kimselerin öneri ve tavsiyeleri üzerine karar verilmemelidir. Tanı ve tedavisinde yapılacak hatalar, kişilerde ciddi kalıcı hasarlara sebebiyet verebilir. Bel ağrılarının kesin nedeninin ortaya konması için, ağrının beldeki hangi anatomik oluşumlardan kaynaklandığı, hangi kısımlarda hasar veya anormallik olduğu belirlenmeli, bu bozuklukların hangi ek şikayetleri meydana getirdiği (örneğin bel fıtığına bağlı ayaklarda hissizlik, güçsüzlük veya idrar kaçırma gibi) ayrıntılı olarak değerlendirilmelidir. Tanıda öncelikli olarak hastanın şikayetlerinin tipi önem arz etmektedir. İlgili doktor, bu şikayetlerden yola çıkarak yapacağı muayene ile, x-ray grafi, MRI, tomografi, sintigrafi gibi radyolojik yöntemleri ve bazı kan tetkiklerini ihtiyaç halinde kullanarak tanı koyacaktır.
Tedavisi Nedir?
Bel ağrısı tedavisinde temel basamaklar yatak istirahati, ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçların kontrollü kullanımı, çeşitli enjeksiyon yöntemleri, fizik tedavi uygulamaları, bel çevresine yönelik güçlendirici egzersiz programları ve cerrahi metotlardır.
- İstirahat
Bel ağrısının erken döneminde yapılacak olan istirahat, bel çevresi kas kasılmalarının ve belde hasara bağlı oluşan yangının azaltılarak, ağrı oluşumunun azalmasına ve doku onarımına imkan tanır. İstirahat döneminde mümkünse yatak istirahati yapılmalı, eğilme ve ağırlık kaldırma gibi aktivitelerden kaçınılmalıdır.
- İlaç tedavisi
Bele sürülen krem türevi ilaçlar, tablet ilaçlar, iğne-enjeksiyon uygulamaları gibi bir çok farklı ilaç grubu bulunmaktadır. Bu ilaçların temel amacı, bel çevresinde oluşan ödem, ağrı ve kas kasılmasını azaltarak semptomları yok etmeye ve dokunun normal haline gelmesine yardımcı olmaktır. Hangi ilacın nasıl kullanılacağına kesinlikle hekim karar vermelidir.
- Egzersiz ve yaşam tarzı değişiklikleri
Bel rahatsızlıklarında yan etki profili düşük, uygulaması en kolay ve en etkili tedavi metotlarından biridir. Yapılan araştırmalar, düzenli egzersiz ve hareketlerin, bel fıtıklarının %70 inin gerilemesine, %20 kadarının ise yok olmasını sağladığı ortaya koymuştur. Ayrıca bel kireçlenmesi, faset sendromu, inflamatuar ve dejeneratif bel rahatsızlıklarında da egzersizin etkili bir tedavi olduğu kanıtlanmıştır. Egzersiz programında, ağrıyı şiddetlendirmeyecek şekilde , sabahları ve akşamları yapılan bel esnetme ve germe egzersizleri, düzenli yürüyüş ve yüzme etkili bir tedavi olacaktır.
-Fizik tedavi uygulamaları
Sıcak uygulamalar, havuz ve banyo tedavileri, elektriksel metotlar, ultrason, traksiyon gibi fiziksel faktörlerin tedavi amacıyla kullanılması, ağrıların azalmasında, doku hasarının gerileyerek onarımın artmasına sebep olarak kişilerde etkili bir tedavi olabilmektedir. Bu uygulamalardan hangisinin uygun olacağına, kişinin şikayetlerine, muayene ve tetkik sonuçlarına göre hekim karar verir.
- Spinal enjeksiyonlar
Bel ağrılarında ağrının kaynağına bağlı olarak hasarlı ve ödemli alanlara yangıyı giderici ve bası semptomlarını azaltıcı ilaç uygulamaları yapılabilmektedir. İşlemin alanında tecrübeli hekimlerce uygulanması esastır.
- Cerrahi tedavi
Bel ağrısı tedavisinde öncelikli olarak cerrahi olmayan yöntemler uygulanmalıdır. Bu metotların yan etki ihtimali cerrahi uygulamalara göre düşük olup, uygulanması daha basittir. Ancak kişide; bel sinirlerinin basısına bağlı olarak ayaklarda felç, yürümede ve günlük aktiviteleri yerine getirmede zorluk,tuvalet ihtiyacını tutamama veya omurgalarda kırık, kemik tümörleri gibi durumlar varsa, cerrahi tedavi öncelikli olarak düşünülebilir.
Sağlıcakla kalın.
https://medium.com/@sinancetineldr/bel-a%C4%9Frisi-hakkinda-yeteri%CC%87nce-bi%CC%87lgi%CC%87-sahi%CC%87bi%CC%87-mi%CC%87yi%CC%87z-87aaf026ee40
Dr. Sinan Çetinel
Hekim, MD, specialized in musculoskeletal system, acupuncture, mesotherapy, ozone therapy, cupping therapy.
Bilgisayar kullananlar dikkat!! El bileği sinir sıkışması nedir? Belirtileri nelerdir? Nasıl tedavi edilir?
Halk arasında el bileği sinir sıkışması olarak bilinen karpal tünel sendromu, median sinir olarak adlandırılan ve el bileği iç kısmındaki anatomik bir kanal yapısından geçerek ele dağılan sinirin, bu kanal içerisinde sıkışması sonucu oluşmaktadır. El bileğinin yanlış pozisyonlarda ve zorlayıcı işlerde kullanılması, titreşimli aletlerin uzun süre kullanılması, el bileğinin travmaya maruz kalması gibi durumlarda, tünel içerisindeki yumuşak bağ dokusu hasar görerek ödemlenir ve şişer. Bu ödem ve şişlik, kanal içerisindeki sinire baskı uygular ve sinirin beslenmesinin bozulmasına, yıpranmasına ve hasarına sebep olur. Böylece sinirin elde dağıldığı elin başparmak tarafındaki yarısında uyuşma, karıncalanma, elektriklenme hissi ve ağrı meydana gelir. Sinir hasarının ilerlemesi durumunda ise geceleri uykudan uyandıran ağrı, el becerilerinde azalma, telefon vb. el aletlerini ve araç gereçlerini sık sık düşürme gibi kazalar görülebilmektedir.
Karpal tünel sendromu kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür. Ayrıca gebelikte, vücutta ki su tutulumuna ve ödeme bağlı olarak, sinirin sıkışması kolaylaşır. Yine eklem çevresinde ödeme ve hasara neden olan romatolojik eklem rahatsızlıkları, aşırı şişmanlık, böbrek yetmezliği, hipotiroidi, şeker hastalığı gibi durumlarda sık görülmektedir.
Yapılan son çalışmalarda, özellikle bilgisayarla çalışanların, klavye ve farenin sık kullanımının bu hastalık yönünden risk faktörü oluşturduğunu göstermiştir. Ayrıca ellerini yoğun olarak kullanan işçiler ve ev hanımları da hastalık yönünden yüksek risk altındadır.
Nasıl tanı konulur?
Karpal tünel sendromunun varlığını düşündüren en önemli faktör yukarıda ki saydığımız şikayetlerin bulunmasıdır. Eğer bu şikayetlerden muzdaripseniz, doktor muayenesi ile kesin tanının konulması ve tedavisinin düzenlenmesi gerekmektedir. Muayene sırasında doktorunuz, öncelikle şikayetlerinizi dikkate alarak, sıkışan sinirin elde dağıldığı alanlardaki duyu ve kas aktivitelerini değerlendirecek, sinir sıkışmasını provoke edecek bazı fizik muayene yöntemleri kullanacak, gerekli hallerde el grafisi, kan tetkikleri, EMG (elektromiyografi) gibi testleri değerlendirerek kesin tanıyı koyacaktır.
Tedavisi nedir?
Karpal tünel sendromunun kesin tanı ve tedavisi uzman doktorlar tarafından yapılabilmektedir. Ancak bu rahatsızlığın sizde de olduğundan şüpheleniyorsanız şu tavsiyelere uyabilirsiniz:
Tedavinin ilk basamağının ellerimizi zorlamamak olduğunu unutmayın, günlük yaşam aktivitelerinizde bu tarz hareketler varsa bunları gidermeye yönelik önlemler alın.
Ellerin aşırı kullanımına sebep olan tekrarlayan zorlayıcı faaliyetlerden kaçının, bu mümkün değilse sık sık mola verin.
Aşırı kilolu veya obez iseniz kilo vermeyi deneyin.
Bileklerinizi rahatlatmak için ufak germe ve gevşetme egzersizlerini gün içerisinde sık sık uygulayın.
Ellerinizin üzerinde uyumaktan kaçının.
Ayrıca yapılan son çalışmalar da, yarım saatten fazla bilgisayar kullanımının el bileğinde sinir hasarını başlattığı, bu durumdan kaçınmak için her yarım saatte bir el bileğinin istirahat ettirilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Bu öneriler şikayetlerinizi azaltmıyor ise, karpal tünel sendromunun şiddetinin belirlenmesi ve ileri tedavisinin düzenlenmesi için doktorunuz tarafından değerlendirilmeniz gerekmektedir. Eğer kesin tanı konulduysa, hastalığın tedavisinde ilk olarak cerrahi olmayan yöntemler denenmelidir. Öncelikle karpal tünel sendromunun hangi sebeple oluştuğu belirlenmeli, romatolojik eklem rahatsızlıkları, aşırı şişmanlık, böbrek yetmezliği, hipotiroidi, şeker hastalığı gibi durumlar varsa bunlar tedavi edilmelidir.
Daha sonra NSAİİ (non steroidal antienflamatuar) ilaçlar (halk arasında ki adıyla ağrı kesici ilaçlar) kullanılarak el bileğindeki ağrı ve ödem azaltılmalı, el bileğini istirahat pozisyonunda sabit tutmak için bileklik kullanılmalı, el bileği dinlendirilmelidir. Bu uygulamalar şikayetlerin yok olmasına veya gerilemesine yardımcı olacaktır.
Tedaviye dirençli durumlarda ikinci basamak tedavi yöntemi olarak, sinir sıkışmasının olduğu bilek bölgesine, mevcut ödemi giderici ve basıncı azaltıcı ilaçların enjeksiyonu uygulanabilir. Bu yöntem ultrason görüntüleme metodu eşliğinde veya bu olmaksızın, bir iğne ve enjektör yardımıyla bilek bölgesine girilerek ilacın uygulanmasıdır. Ancak bu tedavi metodunda, enjeksiyon iğnesinin oluşturabileceği sinir hasarına ve verilen ilacın istenen bölgenin dışına taşması gibi durumlara dikkat edilmelidir. Bu uygulama, alanında tecrübeli uzman doktorlarca yapılmalıdır.
Semptomların çok şiddetli olması ve hastalığın cerrahi olmayan tedavi metotlarına yanıt vermemesi durumunda ise cerrahi tedavi düşünülmelidir. Karpal tünel sendromu cerrahisinin başlıca amacı, basıya uğrayan median sinirin dekompresyonunu (basının azaltılmasını) sağlamaktır. Ameliyat iki farklı teknikle yapılabilir: Kapalı (endoskopik) yöntem ve açık (geleneksel cerrahi) yöntem.
Endoskopik cerrahide cerrah, el bileğindeki karpal tünelin içine teleskop benzeri küçük, kameralı (endoskop) bir cihaz ile müdahale ederek basıyı ortadan kaldırıcı müdahalelerde bulunur. Bu cerrahi uygulama metodu, açık cerrahi metoda göre daha az ağrı ve yan etkiye sahip olması nedeniyle öncelikli olarak tercih edilebilmektedir. Açık ameliyat yönteminde ise sıkışan sinir ve çevresindeki bağ dokusuna el bileği seviyesinden kesi yapılarak müdahale edilmektedir.
Cerrahi operasyonlar yara yeri enfeksiyonları, yanlış cerrahi müdahale, yara izi oluşumu, sinir veya damar yaralanmaları gibi komplikasyonlar oluşturabileceğinden dolayı öncelikli olarak cerrahi olamayan yöntemler denenmelidir. Ancak hangi yöntemin daha uygun olacağına hekiminiz karar vermelidir.
Sonuç olarak el bileği sinir sıkışması (karpal tünel sendromu), el bileğini yoğun şekilde kullanan ve zorlayan kişilerde sıkça görülen,elin başparmak tarafındaki yarısında uyuşma, karıncalanma, elektriklenme hissi ve ağrı yaparak kişinin günlük yaşam aktivitelerini bozan ve yaşam kalitesini düşüren, tedavi edilmediği takdirde kronikleşebilen sinir kaynaklı bir rahatsızlıktır. Doğru teşhis ve tedavisinin mutlaka uzman doktorlarca düzenlenmesi gerekmektedir.
Sağlıcakla kalın.
https://medium.com/@sinancetineldr/bilgisayar-kullananlar-dikkat-5af2762b0302
Eklem Kireçlenmesi Nedir? Kimlerde Görülür? Belirtileri nelerdir? Tedavisi nedir?
Halk arasında eklem kireçlenmesi olarak bilinen Osteoartrit, dejeneratif (bozan, tahrip eden) eklem hastalığı olarak tanımlanır. Eklem yüzlerinde bulunan kıkırdak dokusunun harabiyeti ve eklem kemik yapısında meydana gelen değişikliklere bağlı olarak, ağrı, hareket kısıtlılığı ve bazen şişlik gibi şikayetler oluşturur. Osteoartrit (kireçlenme) sistemik bir hastalık değildir, yani sadece eklem ve eklem çevresindeki kas-kemik dokularını etkiler, diğer organlarımızda bir hastalık oluşturmaz. Hastalığın kesin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, ilk olarak eklem kıkırdak fonksiyonunda bozulma başlar, bu fonksiyon bozukluğu kıkırdağın yapısını bozarak kıkırdağın incelmesine ve yırtılmasına neden olur. Daha sonra bu hasar daha da ilerleyerek, kıkırdağın altında ve çevresinde bulunan kemik dokusunda tahribata ve şekil bozukluğuna, eklem içerisindeki menisküs veya bağlarda ödeme ve hasara, ayrıca eklem çevresindeki kaslarda zayıflamaya neden olur.
Toplumda en sık görülen eklem rahatsızlığı olan osteoartrit, dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkilemektedir. Vücutta hemen hemen tüm eklemlerde görülebilmekle birlikte en sık görüldüğü yerler; el eklemleri, omurga , dizler ve kalçalardır. Eklem kireçlenmesi, bu eklemlerden sadece bir tanesinde olabileceği gibi aynı anda yaygın olarak bir çok eklemde de bulunabilir.
Kimler eklem kireçlenmesi için risk altında ?
Eklemlerimiz de bizimle birlikte yaşlanmaktadır, bu sebeple eklem kireçlenmesinin en büyük risk faktörü ileri yaştır.
Eklem kireçlenmesi kadınlarda, özellikle menopoz sonrasında çok sık olarak görülmektedir.Eklem kireçlenmesinin genetik bir yanı da vardır, kadın cinsiyet ve aile fertlerinde eklem kireçlenmesi olması, hastalığın gelişmesini kolaylaştırmaktadır.
Fazla kilolu ve obez kişiler de, eklemlere binen fazla yük ve bu yükün kontrolsüz dağılımı nedeniyle risk altındadır.
Eklem yapısının bozulduğu durumlarda, örneğin; tahrip edici eklem iltihabı geçirenler, kırık veya eklem operasyonu geçirenler, eklemlerini zorlayıcı işlerde gereğinden fazla kullananlar, eklem yapısının yıpranmasından ve hasarından dolayı risk altındadır.
Ayrıca kötü beslenme ve hareketsiz yaşam tarzı da eklem kireçlenmesi açısından risk faktörü oluşturmaktadır.
Eklem kireçlenmesinin belirtileri nelerdir ?
En önemli belirtileri şunlardır;
· Eklemlerde ağrı
· Tutukluk hissi, özellikle sabah başlayan ve gün içerisinde hareketle gerileyen tarzda
· Eklem hareketlerinin azalması, eklemi yeteri kadar bükememe veya açamama
· Eklemde şişlik, şekil değişikliği olması
· Hareketle eklemlerde çıtlama/kütleme tarzı ses oluşması (krepitaston)
Eklem kireçlenmesinde şikayetler sessizce başlar, yıllar geçtikçe yavaş yavaş ilerleyerek kendini belli eder. Şikayetlerin tipi, kişinin günlük aktivitelerine bağlı olarak çok çeşitli şekillerde olabilir. Örneğin 50 yaş üstü kadınlarda, oturup kalkmakta güçlükler ile kendini gösterebilir, bir süre sonra sabah tutuklukları ve hareket güçlükleri nedeni ile günlük işleri yapmakta zorlanma ve kişisel ihtiyaçları gidermede sorunlarla karşılaşılabilir.
Nasıl tanı konur?
Eklem kireçlenmesinin tanısı, alanında tecrübeli hekimlerin değerlendirmesi ile konulabilir. Tanıda en önemli faktör kişinin şikayetidir. Buna ek olarak muayene bulguları ve radyolojik görüntüleme yöntemleri (direk grafi, tomografi, MRI vs.) kullanılarak teşhis konulmaktadır. Yukarıda saydığımız şikayetlerden bir veya birkaçı sizde mevcut ise, kesin tanının konulması için doktorunuza başvurunuz.
Eklem kireçlenmesinin tedavisi nedir ?
Maalesef eklem kireçlenmesinin kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. Mevcut tedavi yöntemlerinin amacı kişinin ağrısını azaltmak, eklem hareket kısıtlılığını engellemek, eklem harabiyetini durdurmak, eklem onarımını arttırmak ve böylece kişinin günlük yaşam aktivitelerini ağrısız ve rahat bir şekilde gerçekleştirmesini sağlamaktır.
Tedavide öncelikli olarak düzenli egzersiz yöntemleri ile eklem dolaşımının arttırılması, eklem beslenmesinin ve esnekliğinin arttırılması sağlanmalı, eklem çevresindeki kasları güçlendirerek hareket kabiliyetinin geliştirilmesi amaçlanır. Egzersiz programı olarak haftada 3–4 kez orta şiddette ve ortalama 30–40 dakika süren yürüyüş yapılması, ağırlık kullanarak veya su içerisinde yapılan hareketlerle kasların güçlendirilmesi gayet uygun olacaktır. Omurga kireçlenmesi durumunda ise düzenli yürüyüşe ek olarak omurga esnekliğini arttırıcı germe egzersizleri ve yüzme çok faydalıdır. Gerektiğinde baston, dizlik ve tabanlık gibi cihazlar kullanılması, hastalığın ilerlemesini yavaşlatır ve hastaların günlük hayatlarını daha rahat sürdürmelerini sağlar.
Ağrı ve şişlik oluşumunu önlemek için ise ağrı kesici ilaçlar ve cilt üstüne sürülen jeller kullanılır. Ayrıca tedavi planına fizik tedavi yöntemlerinden elektrikle tedavi yöntemleri, ultrason veya lazer tedavisi, sıcak havuz uygulamaları (balneoterapi) eklenebilir.
Uygulanabilecek diğer bir tedavi metodu ise eklem içerisine eklem yıkımını yavaşlatmak ve kıkırdak tamiri hızlandırmak için Glukozamin sülfat, Hiyalüronik asit gibi bağ dokusu temel maddelerinin veya PRP( platelet rich plasma) gibi kişinin kendi kanından elde edilen onarıcı hücrelerin enjeksiyonudur. Ayrıca osteoartrit hastalarına akapunktur ve mezoterapi gibi geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları kullanılabilir. Bu tedavilerinin alanında uzman tecrübeli hekimler tarafından uygulanması gerekmektedir.
Tüm bu cerrahi olmayan uygulamaların fayda etmediği ileri evre eklem kireçlenmelerinde, kişinin günlük yaşam aktiviteleri kireçlenme nedeniyle ileri derecede bozulmuşsa ve şiddetli ağrı mevcutsa, cerrahi tedavi metotlarının düşünülmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak
Eklem kireçlenmesi (osteoartrit), toplumda çok sık görülen, toplum sağlığını ve bireysel yaşam kalitesini oldukça düşüren, nedeni tam olarak bilinmeyen bir rahatsızlıktır. Şikayetler yıllar içerisinde yavaş yavaş başlamakta, zamanla ilerlemekte, önlem alınmaması halinde hayat kalitemizi oldukça düşürebilecek seviyelere gelebilmektedir. Hastalığı tamamen ortadan kaldıran etkin bir tedavi metodu hala bulunamamıştır. Tanısı ve mevcut tedavi planı kesinlikle alanında tecrübeli hekimlerce yapılmalıdır.
Sağlıcakla kalın.
https://medium.com/@sinancetineldr/eklem-kire%C3%A7lenmesi-nedir-a9c11a75f5b5
Tarihin En Eski Tedavilerinden Birisi: Kupa Tedavisi
Kupa tedavisi, günümüzde pek çok ünlü isiminde kullandığı oldukça popüler tedavi yöntemlerinden olmakla birlikte yeni bir tedavi yöntemi değildir. Tarihi binlerce yıla dayanan geleneksel ve tamamlayıcı bir tıp uygulamasıdır. Kökeni Eski Mısır, Çin ve Orta Doğu’ya dayanır. Dünyadaki en eski tıp kitaplarından biri olan Ebers Papyrus, eski Mısırlıların M.Ö.1550 ‘de kupa tedavisinden bahsetmektedir. Antik Yunan’da, Hippocrates (M.Ö. 400) birçok hastalığın tedavisinde kupa yöntemini uygulamıştır. Geleneksel Çin tıbbında da önemli bir yeri vardır. Ayrıca, islam dünyasında yaygın olarak kullanılmış ve geliştirilmiştir. Son zamanlarda yapılan bilimsel çalışmalarla birlikte, çeşitli hastalıkların tedavisinde etkili olduğuna dair kanıtlar artmaktadır.
Kupa Tedavisi Nasıl Uygulanır?
Kupa tedavisinde vucudumuzun belirli bölgelerine, cildimizi vakumlayan kupalar uygulanır. Çok eski yıllarda bu işlem için hayvan boynuzları kullanılmıştır. Daha sonra ki zamanlarda bambudan, seramikten, cam ve metalden yapılan kupalar kullanılsa da günümüzde çoğunlukla cam veya plastikten yapılan fonksiyonel kupalar tercih edilmektedir. Kupa tedavisinin birçok uygulama yöntemi vardır, bunları kabaca 2 gruba ayırabiliriz. Kuru kupa ve ıslak kupa (hacamat) tedavisi. Kuru kupa uygulamasında, kupa içerisinde oluşturulan vakum etkisi cildimizi kupa içerisinde yükselterek, kan damarlarının genişlemesine, cildin kızarmasına neden olur. Bu yöntem ile kupaların masaj ve dolaşım arttırıcı etkisinden faydalanılır. Islak kupa uygulamasında ise ilk olarak uygulanan vakumlama işlemi sonrasında, aynı bölgeye yüzeysel ufak kesiler yapılarak, ikinci bir vakumlama işlemi ile kontrollü bir şekilde kan çıkması sağlanır. Tedavide, kuru veya ıslak kupa yöntemlerinden hangisinin kullanılacağına hasta ve hekim birlikte karar vermelidir.
Kupa tedavisinin kesin etki mekanizması net olarak aydınlatılamamış olmakla birlikte uygulanan kupaların, uygulandığı bölgede kan akışını ve doku beslenmesini arttırdığı, hücrelerin yenilenmesini ve hücresel bağışıklığı düzenlediği bilinmektedir. Böylece kupa tedavisi, bağ dokusunun esnekliğini ve canlılığını arttırır, kas gevşemesi sağlar, doku ödemini giderir ve ağrı oluşumunu azaltır.
Halk arasında sıkça bahsedilen ‘kirli kanın emilmesi’ tabiri tıp dünyasında tartışılmakta olup, kupa tedavisi ile ciltten emilen kanın toksin madde miktarı, damar içerisindeki kanın toksin madde miktarından bir miktar fazla olsa da, bu farkın anlamlı kabul edilip edilmeyeceği tartışma konusudur.
Hangi Rahatsızlıklarda Kupa Tedavisi?
Yapılan bilimsel çalışmalara göre aşağıdaki hastalıklarda kupa tedavisi faydalı olabilmektedir:
Migren
Anemi (kansızlık)
Astım gibi solunum yolları hastalıkları
Bel-boyun-sırt ağrıları
Omuz ağrıları
Fibromiyalji (yumuşak doku rahatsızlığı)
Romatoit artrit gibi romatizmal hastalıklar
Jinekolojik rahatsızlıklar
Egzama ve sivilce gibi cilt problemleri
Tansiyon hastalığı
Diyabet
Anksiyete ve depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklar
Kupa tedavisi birçok hastalık için tamamlayıcı tedavi metodu olarak uygulanmakla birlikte sadece hastalık durumunda kullanılan bir yöntem değildir. Hastalık teşhisi olmayan kişilerde de genel sağlık düzeyini arttırmak ve hastalıklardan korunmak için uygulanabilir.
Kupa Tedavisinin Yan Etkisi Var Mı?
Kupa tedavisinin ciddi bir yan etkisi yoktur. Uygulama öncesi ve sonrası uygun cilt bakımı, steril bir uygulama ve doktor kontrolünde düzenli bir takip ile yan etkilerden korunmak mümkündür. Ancak aktif cilt enfeksiyonu olanlarda, çocuk hastalarda, gebelikte ve menstrüel dönemde, kontrol altına alınamayan ileri derece tansiyon, şeker, kalp yetmezliği vs. gibi durumlarda kupa tedavisi önerilmez.
Özetle kupa tedavisi, bu konuda deneyimli hekimlerce uygulandığı takdirde ağrıları azaltan, kişinin hayat kalitesini yükselten, kişinin mevcut tıbbi tedavisine yardımcı, yan etki potansiyeli düşük, invaziv (girişimsel) olmayan etkili bir tedavi yöntemi olabilmektedir. Unutulmaması gereken nokta ise, kupa tedavisinin bir tamamlayıcı tıp uygulaması olduğu, asla kesin bir tedavi metodu olarak görülmemesi ve hastaların mevcut tıbbi tedavilerini bırakmaması gerektiğidir.
Sağlıcakla kalın.
Medium Linki : https://medium.com/@sinancetineldr/tarihin-en-eski-tedavilerinden-birisi-kupa-tedavisi-c0be5515d8fb