Şöyle bir değişim talep ediyorum.
#hotd#daeron targaryen#aemond targaryen#daemon targaryen#helaena targaryen




seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Belgium
seen from Canada

seen from Germany

seen from Germany

seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States
seen from Canada

seen from Canada

seen from United States

seen from Canada
seen from China
seen from Russia
seen from China
seen from United States
seen from United States
seen from Venezuela
Şöyle bir değişim talep ediyorum.
ondan öncesi vardı.
ondan önce de gülüyordun.
ondan önce de seviyordun.
ondan önce de bir şeyler çok önemliydi senin için.
ondan önce de bir şarkıda ağlardın.
ondan önce de mutluydun, bir yolunu bulup ne yapar eder mutlu olurdun!
hatırlıyor musun?
ondan önce de yaşardın o olmadan da...
neden yapamayacağını sanıyorsun?
hatırla öncesini.
bundan sonrasının iyi olması, öncesini hatırlamanda gizlidir belki de...
bil ki, hayatı yaşayamıyorsan başkalarını değil kendini kaybettiğin için aslında...
Bende isterdim benim gökyüzümün aydınlık olmasını lakin o güneşi çoktan kaybettim...
Öncesi
Erhan Cihangiroğlu - Yeni Hayat
“Kendim ele aldım kendimi, yeniden iyileştirdim.” Friedrich Nietzsche - Ecce Homo
Öncesi
Annem eşyalarını topladı, taşınmaya hazır. Ama Pazar öğleden sonra, son anda arayıp bizi yemeğe çağırıyor. “Buzdolabımın buzları çözülüyor,” diyor bana. “Bozulmadan şu tavuğu kızartmam gerek.” Kendi tabaklarımızı ve çatal bıçağımızı getirmemizi söylüyor. Tabak çanağının ve mutfak eşyalarının çoğunu toplamış.
Telefonu kapayıp pencerenin başında bir dakika daha duruyor, bu meseleyi kavrayabilmek istiyorum. Göğsüm sıkışıyor. Anlamıyorum.
Telefonuma not alıyorum, “Çalışmadığım halde Pazarları akşamüzeri neden damağıma buruk bir tat düşüyor? Pazartesi, bir şeylerin başlangıcı, bir dinginliğin ertesi.”
Dışarıda fırtına var. Kestane karası zamanı gelmiş demek. Doğa yapması gerekeni yapıyor. Kestaneler düşecek. Sonra pastırma sıcakları gelecek. Ve ardından kış. Havalar bozmadan halledeydi şu işleri ya. İyi de bu soğukta buzlar nasıl çözülür? Anlamıyorum. Neden acele etmek zorundayız hep? Telefona sarılıyorum.
“Seni hiç anlamadım Anne.”
Sustu. Ben de susuyorum, belki birkaç saniye, sessizlik çok uzun geliyor.
“Nesini anlamadın, tavuk kızartıyorum. Uzatmayın da gelin.”
Telefonu kapatıyorum. Kerem’e sesleniyorum. Kahvaltıdan beri uyuyor, gece uyku tutmamış. Geçen Pazar gibi. Ondan önceki Pazar gibi. Boyuna uyuyor.
Yatak odasının kapısını itiyorum. Uyanık.
“Annem çağırdı.” “Depocular yarın sabah gelmeyecek miydi?” “Ne bileyim… Tavuk kızartacakmış. Gel gidelim, yardım mı istiyor nedir?”
Uykusunu alamamış, gelmeyecek. Geçen Pazar gibi. Ondan önceki Pazar gibi. Hiç uyanmayacakmışçasına uyuyor.
Yatak odasının kapısını çekiyorum. Çantamı alıyorum, omzum burkuluyor ağırlığından. Bedenim tanıyor bu ağırlığı. Ayaklarım kendiliğinden gidiyor, rüzgardan sendeliyorum. Yanaklarım buz tuttu. Acele ediyorum. Neden sonra annem kapıyı açıyor, çantamı alıyor.
“Yine kaplumbağa gibi doldurmuşsun çıkınını, evden mi kaçacaksın kız bu yaştan sonra?”
Gülümsüyor. Rimeli akmış.
“Belki depocular beni de alırlar.”
Kahkahayı patlatıyor. Kızarmış tavuk kokusu kolilerin kokusuna karışmış. Allah kahretsin, tabak almayı unuttum.
“Bir gün kendini bir yerde unutma da. Kerem nerede? Neyse ben alırım.”
Bir gün kendimi bir yerde unutmam, keşke unutsam.
Yüzünü çeviriyor, göremiyorum. Bir hışımla dışarı çıkıyor, marketten plastik tabak alacakmış. Kapı kapanıyor. Durduramıyorum, kollarım kalkmıyor, ağırlık hala omzumda. Biraz daha beklese miydik? Mutfağa gidiyorum. Buzdolabının kapısı kapalı. Üstünde bir magnet var, Kerem’le balayındayken aldığımız. Buzdolabının kapısını açıyorum. Magnet yere düşüyor, ikiye ayrılıyor. Dolabın içi buz gibi, yanaklarım acıyor. Belki ben de onunla uyusam.
Magnetin iki parçasını elime alıyorum. Yapışır değil mi? Gözlerim yaşarıyor. Bu sefer ağlamayacağım. Kapı açılıyor. Annem elimdeki magnet parçalarını görüyor. Elini yüzüne götürüyor, ben ağlıyorum. Elime bir peçete uzatıyor. “Önemli değil canım, aldım işte tabakları. Sen de her şeyi abartıyorsun.”
Tavukları aldığı plastik tabaklara koyuyor. Salondaki sandalyelere oturuyoruz karşılıklı, sehpa niyetine kolilerden birini önüme çekiyorum.
Neden sadece o magneti bıraktın? Buzdolabı da soğuk hala. Ne istiyorsun? Babamın gitmesine neden izin verdin? Ben de mi izin vermeliyim? Sormak istiyorum, bugüne kadar soramadığım tüm soruları sormak. Omzumdaki ağırlığı bir anda yere atıp o aptal magnet gibi parçalamak.
“Depocular mesaj attı mı?”
Zil çalıyor. Birbirimize bakıyoruz.
Çok uzun zamandır beklenen biridir kapıdaki, bilirsin. Miden kasılır, yüzündeki kaslar kendiliğinden gülümser, öyle bir gülümseme yüzümde, kapıya koşuyorum. Hayır, süzülüyorum. Zaman geçmiş, yaralı kanatlarım iyileşmiş. İlkinde ürkek sonra hızla çırparak. Ta ki kanat çırpmaya ihtiyacım kalmadığını anlayıncaya kadar.
Kerem.
“Geldim.”
"Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, önceliği Beyaza verdiler."...! Renkler / Özdemir ASAF(Bin mısraya bedel..!)
Normal mi özlüyorsun yoksa uyumadan önce ağlama saati hesaplamalı mı
Prof. Dr. Ayla Oktay #okulöncesi #eğitimin önemini açıklıyor. Çocuğun hangi dönemi en hızlı geliştiği dönemdir? Hangi dönemde #çocuklar çok meraklıdırlar? Çocuklara yaşamsal üç #temel #alışkanlık olan #uyku, #yemek ve #temizlik ne zaman verilmelidir? Kalitesiz #okul #öncesi eğitimi çocuğa #zarar verebilir mi? #çocukgelişimi #eğitim #çocukpedagojisi #ÇocukluDünya⠀ https://buff.ly/2xsLgld