dünyaya olan bu soğukluk, sizin yaratılışınızda vardır. fakat, bitmez tükenmez olaylar bunu örtmüştür.
heidegger - kara defterler
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United States
seen from Italy

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Lebanon
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Hungary
seen from Japan

seen from Sweden
seen from United States
seen from United States
dünyaya olan bu soğukluk, sizin yaratılışınızda vardır. fakat, bitmez tükenmez olaylar bunu örtmüştür.
heidegger - kara defterler
"Jadilah penguasa atas dirimu sendiri, dan kamu akan menjadi penguasa atas alam semesta."
~ Demokritus
Bahwa kekuatan sejati seseorang terletak pada kemampuan mereka untuk mengendalikan diri sendiri. Menjadi "penguasa atas diri sendiri" berarti memiliki kendali penuh atas pikiran, tindakan, dan emosi mereka. Bahwa dengan mencapai otonomi dan kendali atas diri sendiri, seseorang dapat mencapai keberhasilan sejati dan memengaruhi dunia di sekitarnya.
the existence is for nothing more existent, than the nothing
Um Nichts ist das Sein mehr seiend, als das Nichts
Demokritus in Meditation (detail) by Salvator Rosa, c. 1615-73.
Mutluluk ne sahip olduklarimizdan ne de altindan gelir; mutluluk, insanin gonlunun derinliklerinden gelir
Söylediklerimiz Söylemediklerimiz
Artık bayram bitti gene gündelik biraz küskün biraz kırılgan yapımıza döndük.
Siyasi yapı ile ilgili yorum yapmayacağım diyorum ama insan diye başlıyorum sonra konu o tarafa yol alıyor.
Ben insanların eğitimli olmasının kendisine sıkıntı vereceğini hep bilirdim de şiddeti hakkında şüphelerim vardı.
Ülkemin son aylarda yaşadıkları benim bütün şüphelerimi ortadan kaldırdı.
Artık adım gibi eminimki çok okumak insanı bozuyor.
Ve bence asıl üzüntü kaynağı yapılan icraatın nedenini anlamak değil birilerinin bunun nedenini anlamaması veya anlamak istememesi.
Ne ise boşverin
Artık ülkede akan bu derenin mecraını değiştirmek çok zor hatta imkansız.
Artık ülke benim veya ben gibi düşünenlerin vatanı olmaktan çıkmış milletim denenlerin ülkesi olmuş .
Yakında birileri bizim için ” Milletimin ülkesinde yaşayanlar ” diye nutuk çekmeye başlarsa hiç şaşmam.
Benim veya benim gibi düşünenleri bu hale düşürenleri Nasreddin Hocanın fıkrası ile ağırlamak isterim.
Hocanın evine hırsız girmiş evdeki yükte hafif pahada ağır ne varsa alıp götürmüş.
Ertesi günü komşular gelmiş Hocaya yükleniyorlarmış neden kapıya doğru dürüst bir kilit takmadın , neden üst katta bir pencereyi açık bıraktın diye.
Hoca da ” Tamam komşular anladık biz kusurluyuz ama allah aşkına hırsızın hiç mi kabahati yok ? ” demiş.
Yani hala kendi içindeki sorunları çözmeyen veya çözmek istemeyen, bir İstanbul Belediye Başkan adayı isminde öyle veya böyle anlaşamayan ve bizi bu günkü iktidarın eline teslim edenler sütten çıkmış ak kaşık mı?
Biz artık anlaşılan bu milletim kavramından çıkıp başkası olacağız.
Ben de o zaman Demokritus’ un dediği gibi yaparım.
Demokritus
” Başkasının işi için başını derde sokmak ve kendi işini askıda bırakmak yanlıştır.”
diyor.
Susarım
Sadece manalı manalı bakarım
Bilirim ki davranışlar, sözlerden daha yüksek sesle konuşur.
Albert Camus ‘ u anarım.
Onun dediği gibi
” Bir insan söyledikleri kadar söylemedikleriyle de insanlaşır.”
İnsanlığımı kullanarak tepkimi gösteriyorum ama bir yandan da yaşanan olaylara keyifle bakanları da şaşkınlıkla izliyorum.
Dar ve kısıtlı algıları ile bu yapılanlardan adeta tad alanları nereleri ile tad aldıklarını tam kestiremiyorum.
Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar.
Acaba bunlar nereleri ile alıyor?
Egoizm, Doya doya , Francis Bacon
Bu Cumartesi günü aslında egoistlik üzerine bir blog yazmak istiyordum.
Bu fikrim, yaklaşık 10 gündür bir firmanın akşam 7 den sabah 7 e kadar telefon görüşmelerinin bedava olduğunu anlatan reklamını izledikten sonra pekişmişti.
Ancak yazımda egoizmi anlatırken başka konulara da atlayacağıma dair bir his var içimde.
Hadi bakalım hayırlısı.
Reklamda orta yaş üstü bir hanımefendi şimdi çok mutlu imiş. Evvela cep telefonundan torununun resmini önüne koyuyor. Torun da yeni dişi çıkan 2 yaşında bir yavru değil nerdeyse benim torunumun yaşında dana kadar bir adam. Saat akşam 7 olunca ev telefonundan torununu arayıp doya doya konuşup hasret gideriyormuş.
Kendimi onun torunu yerine koydum da aman allahım. Saat 7 oldu şimdi babaannem arar diye her akşam telefonun çalmasını korkuyla bekleyen bir adam. Babaanne özlem dolu ama torunun duyguları veya düşüncesi onun için hiç önemli değil. Nasılsın iyimisin dedikten sonra konuşacak başka ne olabilir ki. İşlerin nasıl dese günümüz teknolojisindeki işlerle ilgili torun bir şeyler anlatsa babaanne anlamaz, aile hayatı ile ilgili olarak torun pek konuşmak istemez. Yani sizin anlayacağınız hasret gidermek doğrudur ancak doya doya konuşmak doğru değildir. Ama ah şu egoistlik .Laf biterse yeniden başlanır '' E daha daha nasılsın''
'' Yalnız kendisini düşünen adam, yumurtasını pişirmek için komşusunun evini yakar.'' diyor Francis Bacon.
Özellikle egoistliğin yanında aynı derecede tehlikeli olan duygular ise kendinibeğenmişlik ve baskıcı olmaktır.
Bizim babalarımızın zamanında aileler anneler sırtlarında taşırdı. Babalar mesuliyet almayı pek sevmeyen ve o günlerin erkek yapısına uygn olarak kaç lira maaş aldığını bilr eşine pek açıklamayan yapıda insanlardı..
Eğer memursa, maaşını alınca içinden sigara ve hesabını kendinin bildiği günlük harçlığını alır gerisini de '' Hanım bütün para bu'' derdi Anne de o zamanlar kredi kartı olmadığı için, biraz da mahalle bakkalının veresi defterinin de yardımı ile, ay sonunu getirmeye uğraşırdı.
Egoistin önde gideni babalardır diyen benim için de belki yıllar sonra benim çocuklarım da blog yazacak.
Şimdikilere şaka gibi gelecektir biliyorum ama bir zamanlar çocuklarının hangi okula ve kaçıncı sınıfa gittiğini bilmeyen babalar vardı.
(Şimdi ise çok çocuk yapma teşvik edildiği için belki de 30-40 yıl sonra 6-7 çocuğunun isimlerini karıştıran babalar olacaktır)
Bu günkü bloğumuz uzun bir laf salatası oldu ve herhalde kimseye de faydası yok. Boyuna konuştuk durduk.
Demokritus' dan bir özdeyiş yazalım da belki benim boşboğazlığımı affedersiniz. Belki de bu gün siyasi arenada boy gösterenlere bir faydam olur.
'' Hiç bir şey dinlemek istemeden boyuna konuşmak bir çeşit oburluktur''.
Nevruz, Türk Bayrağı, Çiçero
Bu gün Nevruz kutlandı.
Ne getirdi ne götürecek bunu zaman içinde göreceğiz. Ancak kutlamalarda Türk Bayrağının olmamasını bu günün en önemli olayı olarak saymak gerekir.
Bu süreçte, insanların, hayatlarının hemen her kesiminde, karamsarlığı veya yüksek moralli olmasını çok olağan karşılamak gerekir.
Bu gün yaşadıklarının çözümü, insanların elinden geldiğince morallerini yüksek tutmaları ve ümitlerinden hiç vazgeçmemelerinden geçmektedir..
Düşüncelerinin tamamen doğru olduğuna inanmak çok da kötü bir şey değildir.
Ancak Çiçero' nun dediği gibi 'Herkes düşüncelerinde yanılabilir; ama aptallar bir türlü yanıldıklarını anlamazlar.''
Yapılacak iş olarak kişilerin zaman zaman düşüncelerini gözden geçirip görüşlerini revize etmelerinde büyük fayda olacağını düşünüyorum.
Doğaldır ki zaman zaman gerçeklerden kaçmak için ümit bir aradurak olarak kullanılır. Her ne kadar '' Ümit gerçeği reddetmektir." dense bile.
Johann Wolfgang von Goethe ''Mezardakilerin pişman oldukları şeyler için dünyadakiler birbirlerini yiyorlar!''..diyor.
Demokritus da '' Akılsız insanları översek onlara çok haksızlık etmiş oluruz'' yorumunu getiriyor.
Peki bu gün yaşananlar birilerini mutlu ettimi?
Yaşananlara gülecekmiyiz ağlayacakmıyız?
Buna da Victor Hugo şöyle cevap veriyor
"Gülmek için mutlu olmayı beklersen, gülmeden ölürsün."
Bir tarafa mutluluk getiren bir davranışı diğer tarafa sıkıntı olarak yansıtma , kabul edersiniz ki , çözümü çözümsüzlüğe götürmek için uygun bir enstruman değildir.