Yahudi çocuğu olan Cad, bakkaldan çikolata aşırmaya başladı. Dükkân sahibi İbrahim amca Bir Türk, Fransa’da yaşar ve mütevâzi bir bakkal dükkânı var, daha doğrusu küçük bir market.
Ondan alışveriş yapan bir sürü site sakini var dükkânın çevresinde. Her milletten, her dinden, her renk ve ırktan pek çok insanlar... Bu evlerden biri de bir Yahudi aileye aittir. Hâdisenin kahramanı, yedi yaşındaki Cad, bu Yahudi ailenin çocuğudur. Cad, her gün gelir ve İbrahim amcadan alışveriş yapar. Her gelişinde de ona çaktırmadan bir çikolatayı cebine indiriverir.
Bu, aylarca böyle devam eder. Bir gün yine gelir, alışveriş yapar ama her zaman yaptığı gibi çikolata çalmayı unutur ve dükkândan çıkar. İbrahim amca, arkasından seslenir şefkâtle, “Cad, bugün çikolatanı almadın?” ve uzatır her zaman Cad’ın aldığı çikolatayı. Şaşırır çocuk ve “Biliyor muydun?” der hayretle. İbrahim amca başını okşar Cad’ın ve “Sakın bir daha çalma Cad, hırsızlık büyük bir suçtur. Başkasının hakkına tecavüzdür. Söz ver bana, bir daha kimseden almayacağına böyle. Buraya geldiğinde yine al çikolatanı ama benden hediye olarak...” der şefkâtle.
Bundan sonra Cad ile arkadaş, hattâ dost olurlar. İbrahim amca elli yaşında, Cad ise yedi yaşında bir çocuktur. Aradan yıllar geçer. İbrahim amca bu Yahudi çocuğa hem arkadaş hem baba gibi davranır. Ne zaman Cad’ın bir sıkıntısı olsa, doğru İbrahim amcaya koşar Cad. Onun şefkâtli sinesine sığınır. Ailesiyle, arkadaşlarıyla vb tüm meselelerini anlatır bu dostuna ve nasihâtlerini, çözümlerini hayranlıkla dinler ve tatbik eder. Ne zaman bir sıkıntıyla karşılaşsa, İbrahim amcasına koşar Cad. İbrahim amcası çekmecesinden bir kitap çıkarır ve Cad’a vererek, “Haydi, aç bir yeri.” der. Sonra Cad’ın açtığı yüzdeki ilk sayfayı okur, Cad’a anlatır ve meselesini böylece çözümler birlikte. Hayrettir ki, her defasında teşhis ve çözümler doğrudur! Dükkândan sıkıntıları bitmiş olarak ayrılır hep.
Böylelikle tam on yedi yıl geçer; Cad yirmi dört yaşında koca bir genç delikanlı, İbrahim amca da ötelere yürüyen bir fâni... Ama dostlukları hep bu minval üzere devam etmiştir. Bir gün emr-i Hakk vaki olur ve İbrahim amca Hakk’ın rahmetine kavuşur. Ölmeden önce çocuklarına bir vâsiyeti vardır İbrahim amcanın; içeride, kendine ait küçük sandık, hediye olarak, bu Yahudi gence verilecektir.
Cad, bu en büyük dostunun ölümüyle yıkılır... Çok ağlar, çok yanar. Artık elinden tutan, meselelerine çözümler bulan, sırdaşı ve dert ortağı yoktur. Vâsiyet üzerine sandık Cad’a ulaştırılır ama ilk anların hüznüyle açmak istemez sandığı. Neden sonra yine büyük bir mesele ile baş başa kalır Cad ve içerisinden çıkamadığı, çok daraldığı bir vakit aklına, İbrahim amcası ve sandık gelir. Koşar açar sandığı. Bir de bakar ki, sandıktan, İbrahim amcasının eline verip açtırdığı ve okuduğu, böylelikle problemlerini her seferinde çözümlediği o kitap çıkar. Kitabı anlamaz, çünkü Arapçadır. Koşar, okutmak için Tunuslu arkadaşına. Her zamanki gibi iki sayfa okumasını ister ondan. Mesele yine hâlledilmiştir o kitap sayesinde.
Merak eder Cad sorar, “Bu kitap nedir?” Tercüme eden Tunuslu, “Bu Kur’an-ı Kerîm’dir. Müslümanların kitabı.” der. Cad şaşırır, şoktadır! Hiç tereddüt etmeden Cad sorar hemen, “Müslüman olmak için ne yapmalıyım?” Tunuslu gerekeni söyler ve Cad, müslüman olur. “Cadullah Kur’anî” adını alır ve öyle ilerler. Öyle kendini yetiştirir ki bu yolda, sadece Avrupa’da yaklaşık altı bin Hıristiyan ve Yahudi’nin Müslüman olmasına vesile olur. Her geçen gün artar, hidâyetine vesile oldukları...
Bu eski kitabı karıştırırken, arkasında bir harita çıkar önüne. Orada, İbrahim amcanın not ettiği şu ayet vardır: ''Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle dâvette bulun.''
Bunun bir işâret olduğunu düşünerek Afrika’ya gider dâvetçi Olarak. Önce Kenya’ya, sonra Güney Sudan’a, oradan Uganda’ya ve komşu Ülkelere... Otuz yıla yakın dolaşır oralarda. Afrika’nın sıkıntıları bitmez. Allah’ın izniyle ve onun dâvetiyle İslâm’a girenlerin sayısı milyonlara ulaşır ama o, Afrika’da hastalanır ve 54 yaşında, 2003 yılında, Allah’a dâvet yolunda vefât Eder.
Cad’ın annesi, koyu bir Yahudi ve üniversitede hocadır. O da 2005'te Müslüman olur, yani oğlunun ölümünden 2 yıl sonra, 70 yaşında... Oğlunu Yahudiliğe döndürmek ve iknâ etmek için 30 yıl uğraşmış, bütün tecrübesini, bilgisini ve gücünü kullanmış ama muvaffak olamamıştır. İşte budur hakîki din...
Neden Cad Hemen Müslüman Oldu?
Annesi diyor ki: ''İbrahim amca 17 yıl boyunca bir kere bile bana “Yahudi” veyâ “Kâfir” demedi, hattâ İslâm’a gir bile demedi... Ama bir çocuğun kalbinin nasıl Kur’an-ı Kerîm’e bağlanacağını iyi bildi.''
Bir Arap kanalında Kur’an’ı, ona sarılmayı, Kur’an’la amel etmenin lüzûmunu anlatan Mısırlı tebliğci Dr. Saffet Hicazî, konuşmasının sonunu, onun kıssasına ayırmıştı. Gözyaşlarıyla İbrahim amcayı anlattı. Hele zarafetle, hiç örselemeden yetiştirdiği fidanının dünyânın dört bir köşesinde ab-ı hayat dağıtması hiç olacak şey miydi İbrahim amcanın?
Dr. Saffet Hicazî, bizzât tanışır Cadullah ile ve hikâyesini ondan dinler. Elinden hiç bırakmadığı ve hâyli yıpranmış Kur’an’ı sorduğunda Cadullah, “Ammu İbrahim’in (İbrahim Amca) Kur’an’ı işte bu...” der. Yanında gezdirmektedir hep.
Londra’da, Darfur’a destek ve oradaki Müslümanların meseleleriyle alâkalı bir toplantı sırasında Hıristiyanlaştırılmak istenen Zulu kabilesinin reîsiyle karşılaşan Dr. Saffet Hicazî, kabile reîsine, “Sen, Cadullah Kur’anî’yi tanıyor musun?” diye sorunca, adam çok şaşırır ve heyecanla, “Evet!” der doktor, “Onunla İsviçre’de karşılaşmıştım...”
Bunu söyleyince Saffet Bey, Zulu kabilesinin reîsi onun ellerine sarılır, elini yüzünü öper gözyaşları içerisinde.
Dr. Saffet Hicazî, “Sen de onun tesiriyle mi İslâm’a girdin?” der. O, “Ben onun sayesinde Müslüman olan birinin yardımıyla müslüman oldum.” der ve sonra da Dr. Saffet Beyi kastederek, “Madem bu eller onun elini tuttu, madem bu gözler onu gördü, ben sanki onu öpüyorum!” der.
Allah, Cadullah Kur’anî ve İbrahim amcaya rahmet eylesin!