sonunda herakleitos insan sevmeyen biri oldu ve herkesten uzaklaşarak tüm vaktini dağlarda geçirdi.
diogenes laertios - ünlü filozofların yaşamları ve öğretileri
seen from Argentina
seen from United States
seen from South Korea
seen from China
seen from United States

seen from United States
seen from Germany

seen from United States
seen from China

seen from Russia
seen from Malaysia

seen from Germany
seen from United States
seen from Türkiye
seen from United States
seen from China
seen from Russia
seen from United States
seen from China
seen from China
sonunda herakleitos insan sevmeyen biri oldu ve herkesten uzaklaşarak tüm vaktini dağlarda geçirdi.
diogenes laertios - ünlü filozofların yaşamları ve öğretileri
karşıtlığın iki kutbu kendi terslerine dönüşürler. gerçek hata ve hata da gerçek olur.
engels - anti dühring
makineler yoluyla çevreyi kontrol almasına kıyasla insanın kendi üzerindeki kontrolü pek az gelişmiştir, çünkü bizlere kendimizi nasıl kontrol edebileceğimizi göstermesi gereken psikoloji sürekli nedensellikten kaçmaya çalışıyor!
christopher caudwell
GÜNEŞ SİSTEMİ
GÜNEŞ SİSTEMİ
Ekolojik düzeni yaşamın oluşması ve devamı için gerekli olan olmazsa olmazların bütünselliği olarak tarif edersek maddi düzenlerin de bu bütünselliğin içinde olduğunu, en önemli olmazsa olmazları içinde barındırdığını hemen fark ederiz.
Örneğin Dünyamızın kendine özel yapısı kadar diğer gezegenlerin konumları, kütleleri de bu düzenin bir parçasıdır.
Birinin olmaması; kütle, konum, ya da yoğunluğunun değişmesi bu düzeni rahatlıkla alt üst edebilecek kadar önemlidir.
Ekolojik düzen konusunda şunları yazmaktadır.
-Yaşam doğadaki her şey gibi bir denge kurmaya eğilimli güçlerin sürekli etki ve tepkisiyle var olur ya da buna bağlıdır ve bu eğilim herhangi bir değişmeyle hafifçe bozulursa yaşamsal güçler kuvvetlenir.
Tersinim varoluşu bir bütün olarak görür. Canlılık ve cansızlık olarak ayırım yapmaz. Bu nedenle ekolojik düzen canlılığıyla cansızlığıyla tüm evreni kapsar.
Yaşamsal uygunluklar bu büyük düzenin sonucudur.
Tersinime göre tüm kâinat dolaysıyla güneş sistemi ve dünya özeldir. Evrenimizde dünyamıza benzer başka gezegenlerin olma olasılığı bu özel olma durumunu değiştirmez.
Evrenin oluşumdan sonra ne kadar hassas dengeler içerdiğini gerektiği gibi anlamak için evreni dolduran milyarlarca galaksiden ve bu galaksileri meydana getiren katrilyonlarca yıldızlardan hakkında en çok bilgi sahibi olduğumuz bir yıldızı ve onun oluşturduğu sistemi örnek vereceğiz.
Bu yıldız aşağıdaki bölümlerde hakkında bilgi vermeye çalıştığımız Güneş’tir.
Aşağıdaki bölümlerde bir bakıma Güneş ve sistemin rastlantılarla oluşup oluşamayacağı sorusunun yanıtını arayacağız.
= = = =
Materyalist felsefenin öngördüklerine uygun kurgulanmış olan güdümlü bilime göre Güneş hidrojen gazının helyum gazına dönüşmesiyle orta çıkan füzyon enerjisiyle ısı ve ışık açtığı, bu enerji ile dünyamıza hayat verdiği iddia edilir.
Fakat bu varsayım baştan sona pek çok tutarsızlıklarla, çelişkilerle zorlamalarla doludur.
Güneşin dünyamıza hayat verdiği doğrudur fakat güneş füzyon (birleşme) değil fisyon (bölünme, parçalanma) enerjisi ile ışımaktadır.
Füzyon iddiası güdümlü bilimin en büyük aldatmacalarından birisidir.
= = = =
Spiral galaksiler
= = = =
Merkezden çıkan spiral kolların arasında kalan uzay boşlukta Güneşinkine benzeyen bazı yıldız sistemleri bulunur fakat bunların sayısı çok azdır.
Taşıdığı özel nitelikler nedeniyle güneş sisteminin Samanyolu galaksisinde tek olduğu söylenebilir.
Güneş sisteminin galaksideki yeri de dikkat çekecek kadar özeldir.
Güneş sisteminin dolaysıyla Dünyamızın bulunduğu yer spiral kollarda bolca bulunan gazlar ve artıklardan uzak, temiz ve net bir uzay görüntüsünün oluştuğu nadir yerlerden biridir.
Özeldir çünkü eğer spiral kollardan birinin içinde olsaydık sık, sık şahit olduğumuz süpernova patlamaları sonucunda oluşan zararlı ışınlardan çok daha fazla etkilenecektik. Bu patlamalar sonucu uzaya yayılan ve serseri mayınlar gibi dolaşan göktaşları sağanağına daha sık tutulacak, daha çok zarar görecektik.
Sarmal kolların dışında bir yerlerde olmamız evren zaman ölçüsüne göre pek uzak sayılmayan bir gelecekte evren çöktüğünde dünyamız bu çöküşten en son etkilenen nadir gök cisimlerinden birisi olacağı anlamına da gelir.
Ayrıca sarmal kolların içinde olsaydık görüntümüz dikkate değer ölçüde bozulacak, etrafımız diğer gök cisimleri tarafından çevrelendiğinden evreni bu günkü gibi net ve temiz bir şekilde görüp, incelememiz mümkün olmayacaktı.
Bu konunun uzmanlarından Prof. Michael Denton Doğanın Kaderi adlı kitabında bu konuda şunları yazmaktadır.
-Son derece çarpıcı olan bir başka gerçek, evrenin sadece bizim varlığımıza ve biyolojik ihtiyaçlarımıza olağanüstü derecede uygun olması değil, aynı zamanda bizim onu anlamamıza da son derece uygun olmasıdır.
= = = =
Güneş sisteminin bir galaktik kolun kıyısında bulunması gökyüzünü inceleyerek uzak galaksileri görebilmemizi ve evrenin genel yapısı hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlamaktadır. Eğer bir galaksinin merkezinde yer alsaydık, hiçbir zaman bir spiral galaksinin yapısını gözlemleyemez ya da evrenin yapısı hakkında bir fikir sahibi olamazdık.
Spiral kollar arasında yer alan yıldızlar normalde yerlerinde uzun süre tutunamaz, sonunda bu kolların içerisine çekilirler.
Ancak, güneş sistemimiz son 4,5 milyar yıldır galaksinin spiral kolları arasındaki sabit yörüngesinde konumunu muhafaza etmektedir.
Sistem konumunun sabitliği, güneşin galaktik ortak dönüş yarıçapı adı verilen bir hat üzerinde yer alan ender yıldızlardan biri olmasından kaynaklanır.
Bir yıldızın iki spiral kol arasında sabit kalabilmesi için sadece galaksi merkezinden belli bir mesafede olması ve tam olarak galaksi kollarının merkez çevresinde döndüğü hızda yol alması gerekmektedir.
Şaşırtıcı bir şekilde galaksideki milyonlarca yıldız arasında yalnız Güneş, bu çok özel ve ayrıcalıklı konuma ve hıza sahiptir.
Yıldızların yoğun olarak bulunduğu ve bu nedenle çekim güçlerinin gezegen yörüngelerinde aksamalara yol açabileceği spiral kollar dışında oluşumuz evrenin en güvenli yerlerinden birinde bulunmamız anlamına gelir.
Daha öncede belirttiğimiz gibi bu konum Güneş sistemini dev yıldızlar olarak nitelenen süpernova patlamalarının öldürücü etkilerinden uzak tutar.
Güneş sistemi süpernova patlamalarının etki alanında olan bir yerde bulunsaydı yaşam için oluşma asla mümkün olmayabilirdi.
Bu ise sistemin içinde özel bir yeri olan Dünyanın var edildikten sonra yaşamın başlaması için gerekli olan iki milyar yılı her hangi bir aksaklığa uğramadan geçirmesini, bu önemli görev için hazırlanmasını sağlamıştır.
Üst bölümlerde anlatmaya çalıştığımız düzenliliğin en açık biçimde göründüğü yerlerden biri de Güneş Sistemidir.
Sistemin en önemli unsurları, Güneşin etrafında dönen dokuz (sekiz) gezegendir.
Bunlar Güneş sistemi var olalı beri dönmektedirler ve bu durum pek çok insana doğal geliyor olabilir.
Oysa bu dokuz gezegenin hepsinin düzenli bir biçimde yani yörüngelerinden sapmadan dönmeleri, inanılmaz derecede hassas hesapların sonucudur.
Gezegenlerin yörüngelerinde kalmalarını sağlayan neden, Güneşin çekim gücü ile gezegenlerin sahip oldukları merkez-kaç kuvveti arasındaki dengedir.
Güneş sahip olduğu büyük çekim gücü nedeniyle tüm gezegenleri çeker, onlar da dönmelerinin verdiği merkez-kaç kuvveti sayesinde bu çekimden kurtulurlar.
Ama başlangıçta eğer Güneşin çekim gücü biraz daha fazla olsaydı ya da gezegenlerin dönüş hızları biraz daha yavaş olsaydı, o zaman bu gezegenler hızla güneşe doğru çekilirler ve sonunda Güneş tarafından büyük bir patlamayla yutulurlardı.
Bunun tersi de mümkündü.
Eğer başlangıçta Güneşin çekim gücü daha az olsaydı ya da gezegenler daha hızlı dönselerdi, bu kez de Güneşin çekim gücü onları yörüngelerinde tutmaya yetmeyecek ve gezegenler uzaya savrulacaklardı.
Oysa çok hassas olan bu denge tam zamanında ve yerinde kurulmuştur ve sistem bu dengeyi koruduğu için devam etmektedir.
Bu arada söz konusu dengenin her gezegen için ayrı, ayrı kurulmuş olduğuna da dikkat etmek gerekir. Çünkü gezegenlerin Güneşe olan uzaklıkları çok farklıdır.
Dahası kütleleri, yoğunlukları değişiktir.
Bu nedenlerle, hepsi için ayrı dönüş yörünge ve hızlarının tespit edilmesi gerekir ki Güneşe düşmekten ya da uzaklaşıp uzaya savrulmaktan kurtulsunlar.
Tüm bunlar, sistemin çok hassas bir denge üzerine kurulduğunu gösterir.
Ancak hepsi bu kadar da değildir. Hesapları daha da karmaşıklaştıran bir başka faktör daha vardır ki bunlarda gezegenlerin uydularıdır.
Bu uydular ile bağlı oldukları gezegenler arasındaki ilişki, Güneş ile gezegenler arasındaki ilişki gibidir.
Gezegenler uydularını çekerler, uydular ise dönüşlerinin verdiği merkez-kaç kuvvetiyle bu çekimi dengeler.
Eğer bu denge kurulmasaydı, uydular gezegenlere düşer onlarla birleşir ya da kopar uzayda kaybolup giderlerdi.
Örneğin, Ay şu an sahip olduğu dönüş hızından biraz daha yavaş dönse hızla dünyaya çarpar ve böylece hem kendinin hem de Dünyanın sonunu getirirdi.
Güneş Sistemi'ndeki gezegenlerin toplam 61 tane uyduya sahip olduklarını hatırladığımızda ise, var olan dengenin muhteşemliği iyice açığa çıkar.
Güneş sistemindeki düzenliliğin bir başka şaşırtıcı yönü de, gezegenlerin tümünün yörüngelerinin birbirine paralel olmasıdır.
Gezegenlerin yörüngeleri tek bir düzlem üzerindedirler.
Yani güneş sistemine yandan bakılacak olursa, gezegenlerin hepsinin sanki bir ip üzerine dizilmiş gibi paralel oldukları görülür.
Buna neden olacak hiçbir fiziksel zorunluluk da yoktur; gezegenlerin yörüngeleri pekâlâ, aynı atom elektronlarının yörüngeleri gibi, Güneşin etrafında farklı açılarda ve düzlemlerde dönebilirlerdi.
Düzenlilik ise çok açıktır.
Yalnızca Güneş sistemi değil, bu sistemin yegâne canlı gezegeni olan Dünya da çok hassas dengeler üzerine oturtulmuş, üstelik bu dengeler özel olarak canlılar için ayarlanmıştır. Eğer mevcut yüzlerce dengeden birkaçını yakından incelersek, yaşadığımız dünyanın bizim için nasıl özel olarak planlanıp, tasarımlandığını daha iyi anlarız.
Güneş ve sistemi konusunda özet olarak şunları söyleyebiliriz.
Galaksideki milyarlarca yıldız arasında yalnız Güneş bu çok özel ve ayrıcalıklı konuma ve hıza sahiptir ki bu gerçek son derece ilginçtir.
Rahatlıkla Güneş sisteminin bu özel ve ayrıcalıklı konumda yaratılması sonucunda canlılık dolaysıyla insanlık Dünya üzerinde varlığını sürdürebilmektedir diyebiliriz.
Akıl gibi ayrıcalıklı bir meziyete sahip insanlar ancak bu sayede içlerinde bulundukları evreni inceleyebilmekte, var edilişin eşsiz, üstün ve muazzam sanatı ve bu sanatın içine gizlenmiş hikmetlerini gözlemleyebilmektedirler.
= = = =
Güneş Sistemindeki bu muhteşem dengenin yanı sıra, üzerinde yaşadığımız Dünya gezegeninin bu sistem ve genel olarak uzay içindeki yeri de, yine kusursuz bir yaratılışın varlığını göstermektedir.
Üzerinde yaşadığımız ve Dünya ismini verdiğimiz gezegen Güneşe yakınlık sırasına göre üçüncü gezegendir.
= = = =
Güneş Samanyolu galaksisinin oluşturduğu sarmalda dışa yakın bir konumda bulunan orta büyüklükte bir yıldızdır.
Dokuz (son kabul edişe göre sekiz) gezegeni, bu gezegenlerinde atmış bir uydusu vardır. Bütün bunlar güneş sistemini meydana getirir.
Dünya yirmi üç buçuk derece eğimle hem kendi, hem de güneşin etrafında dönmektedir. Güneşin etrafında dönerken oluşturduğu yörünge elips şeklindedir. (Geniş bilgi için Dünya bölümüne bakınız)
Son astronomik bulgular, sistemdeki diğer gezegenlerin varlığının, Dünya'nın güvenliği ve yörüngesi için büyük önem taşıdığını göstermiştir.
Jüpiter'in konumu buna bir örnektir.
Güneş Sisteminin en büyük gezegeni olan Jüpiter, varlığıyla aslında Dünya'nın dengesini sağlamaktadır.
Astrofizik hesaplamalar, Jüpiter'in bulunduğu yörüngedeki varlığının, sistemdeki Dünya gibi diğer gezegenlerin yörüngelerinin istikrarlı olmasını sağladığını ortaya çıkarmıştır.
Jüpiter'in Dünya'yı koruyucu ikinci bir işlevini ise, gezegen bilimci George Wetherill Jüpiter Ne Kadar Özel adlı bir makalede şöyle açıklar:
-Jüpiter'in bulunduğu yerde eğer bu büyüklükte bir gezegen var olmasaydı, Dünya, gezegenler arası boşlukta gezinen meteorlara ve kuyruklu yıldızlara yaklaşık bin kat daha fazla hedef olurdu...
Eğer Jüpiter olduğu yerde olmasaydı, şu anda biz de Güneş Sistemi'nin kökenini araştırmak için var olamazdık.
= = = =
Güneşin çapı, Dünya çapının yüz üç katı kadardır.
Dünya elips şeklinde olan yörüngesinde güneşin etrafında dönerken Güneşe yüz kırk milyon kilometre kadar yaklaşır, yüz altmış milyon kilometre kadar da uzaklaşır.
Bu duruma göre yörünge düzleminde Dünyanın Güneşe uzaklığı ortalama yüz elli milyon kilometre olur.
Güneşin kütlesi ve yoğunluğu, diğer gezegenlerin Güneş sistemindeki konumları, Dünyanın kütlesi ve yoğunluğu, Güneş etrafındaki dönüş hızı, Güneşe olan ortalama uzaklığı, kendi etrafındaki dönüş hızı, zamanı ve eğimi, dünyayı diğer gezegenlerden ayıran yapısı son derece özel ve kritik değerler taşır.
Dünya ölçüleriyle dev bir boyuta sahip gibi görünen Güneş sistemi, içinde bulunduğu Samanyolu galaksisiyle kıyaslandığında son derece basit bir yapıya sahip olduğu görülür. Güneşimizin içinde bulunduğu Samanyolu galaksisi spiral şeklinde bir yapıya sahiptir.
Spiral galaksilerdeki yıldızlar ve gök cisimleri, şişkin yuvarlak bir merkezi ve bu merkezden dışarı doğru aynı düzlemde ve aynı açıda kıvrılan kolları oluşturacak biçimde konumlanmışlardır.
= = = =
Spiral galaksiler
= = = =
Merkezden çıkan spiral kolların arasında kalan uzay boşlukta Güneşinkine benzeyen bazı yıldız sistemleri bulunur fakat bunların sayısı çok azdır.
Taşıdığı özel nitelikler nedeniyle güneş sisteminin Samanyolu galaksisinde tek olduğu söylenebilir.
Güneş sisteminin galaksideki yeri de dikkat çekecek kadar özeldir.
Güneş sisteminin dolaysıyla Dünyamızın bulunduğu yer spiral kollarda bolca bulunan gazlar ve artıklardan uzak, temiz ve net bir uzay görüntüsünün oluştuğu nadir yerlerden biridir.
Özeldir çünkü eğer spiral kollardan birinin içinde olsaydık sık, sık şahit olduğumuz süpernova patlamaları sonucunda oluşan zararlı ışınlardan çok daha fazla etkilenecektik. Bu patlamalar sonucu uzaya yayılan ve serseri mayınlar gibi dolaşan göktaşları sağanağına daha sık tutulacak, daha çok zarar görecektik.
Sarmal kolların dışında bir yerlerde olmamız evren zaman ölçüsüne göre pek uzak sayılmayan bir gelecekte evren çöktüğünde dünyamız bu çöküşten en son etkilenen nadir gök cisimlerinden birisi olacağı anlamına da gelir.
Ayrıca sarmal kolların içinde olsaydık görüntümüz dikkate değer ölçüde bozulacak, etrafımız diğer gök cisimleri tarafından çevrelendiğinden evreni bu günkü gibi net ve temiz bir şekilde görüp, incelememiz mümkün olmayacaktı.
Bu konunun uzmanlarından Prof. Michael Denton Doğanın Kaderi adlı kitabında bu konuda şunları yazmaktadır.
-Son derece çarpıcı olan bir başka gerçek, evrenin sadece bizim varlığımıza ve biyolojik ihtiyaçlarımıza olağanüstü derecede uygun olması değil, aynı zamanda bizim onu anlamamıza da son derece uygun olmasıdır.
= = = =
Güneş sisteminin bir galaktik kolun kıyısında bulunması gökyüzünü inceleyerek uzak galaksileri görebilmemizi ve evrenin genel yapısı hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlamaktadır. Eğer bir galaksinin merkezinde yer alsaydık, hiçbir zaman bir spiral galaksinin yapısını gözlemleyemez ya da evrenin yapısı hakkında bir fikir sahibi olamazdık.
Spiral kollar arasında yer alan yıldızlar normalde yerlerinde uzun süre tutunamaz, sonunda bu kolların içerisine çekilirler.
Ancak, güneş sistemimiz son 4,5 milyar yıldır galaksinin spiral kolları arasındaki sabit yörüngesinde konumunu muhafaza etmektedir.
Sistem konumunun sabitliği, güneşin galaktik ortak dönüş yarıçapı adı verilen bir hat üzerinde yer alan ender yıldızlardan biri olmasından kaynaklanır.
Bir yıldızın iki spiral kol arasında sabit kalabilmesi için sadece galaksi merkezinden belli bir mesafede olması ve tam olarak galaksi kollarının merkez çevresinde döndüğü hızda yol alması gerekmektedir.
Şaşırtıcı bir şekilde galaksideki milyonlarca yıldız arasında yalnız Güneş, bu çok özel ve ayrıcalıklı konuma ve hıza sahiptir.
Yıldızların yoğun olarak bulunduğu ve bu nedenle çekim güçlerinin gezegen yörüngelerinde aksamalara yol açabileceği spiral kollar dışında oluşumuz evrenin en güvenli yerlerinden birinde bulunmamız anlamına gelir.
Daha öncede belirttiğimiz gibi bu konum Güneş sistemini dev yıldızlar olarak nitelenen süpernova patlamalarının öldürücü etkilerinden uzak tutar.
Güneş sistemi süpernova patlamalarının etki alanında olan bir yerde bulunsaydı yaşam için oluşma asla mümkün olmayabilirdi.
Bu ise sistemin içinde özel bir yeri olan Dünyanın var edildikten sonra yaşamın başlaması için gerekli olan iki milyar yılı her hangi bir aksaklığa uğramadan geçirmesini, bu önemli görev için hazırlanmasını sağlamıştır.
Üst bölümlerde anlatmaya çalıştığımız düzenliliğin en açık biçimde göründüğü yerlerden biri de Güneş Sistemidir.
Sistemin en önemli unsurları, Güneşin etrafında dönen dokuz (sekiz) gezegendir.
Bunlar Güneş sistemi var olalı beri dönmektedirler ve bu durum pek çok insana doğal geliyor olabilir.
Oysa bu dokuz gezegenin hepsinin düzenli bir biçimde yani yörüngelerinden sapmadan dönmeleri, inanılmaz derecede hassas hesapların sonucudur.
Gezegenlerin yörüngelerinde kalmalarını sağlayan neden, Güneşin çekim gücü ile gezegenlerin sahip oldukları merkez-kaç kuvveti arasındaki dengedir.
Güneş sahip olduğu büyük çekim gücü nedeniyle tüm gezegenleri çeker, onlar da dönmelerinin verdiği merkez-kaç kuvveti sayesinde bu çekimden kurtulurlar.
Ama başlangıçta eğer Güneşin çekim gücü biraz daha fazla olsaydı ya da gezegenlerin dönüş hızları biraz daha yavaş olsaydı, o zaman bu gezegenler hızla güneşe doğru çekilirler ve sonunda Güneş tarafından büyük bir patlamayla yutulurlardı.
Bunun tersi de mümkündü.
Eğer başlangıçta Güneşin çekim gücü daha az olsaydı ya da gezegenler daha hızlı dönselerdi, bu kez de Güneşin çekim gücü onları yörüngelerinde tutmaya yetmeyecek ve gezegenler uzaya savrulacaklardı.
Oysa çok hassas olan bu denge tam zamanında ve yerinde kurulmuştur ve sistem bu dengeyi koruduğu için devam etmektedir.
Bu arada söz konusu dengenin her gezegen için ayrı, ayrı kurulmuş olduğuna da dikkat etmek gerekir. Çünkü gezegenlerin Güneşe olan uzaklıkları çok farklıdır.
Dahası kütleleri, yoğunlukları değişiktir.
Bu nedenlerle, hepsi için ayrı dönüş yörünge ve hızlarının tespit edilmesi gerekir ki Güneşe düşmekten ya da uzaklaşıp uzaya savrulmaktan kurtulsunlar.
Tüm bunlar, sistemin çok hassas bir denge üzerine kurulduğunu gösterir.
Ancak hepsi bu kadar da değildir. Hesapları daha da karmaşıklaştıran bir başka faktör daha vardır ki bunlarda gezegenlerin uydularıdır.
Bu uydular ile bağlı oldukları gezegenler arasındaki ilişki, Güneş ile gezegenler arasındaki ilişki gibidir.
Gezegenler uydularını çekerler, uydular ise dönüşlerinin verdiği merkez-kaç kuvvetiyle bu çekimi dengeler.
Eğer bu denge kurulmasaydı, uydular gezegenlere düşer onlarla birleşir ya da kopar uzayda kaybolup giderlerdi.
Örneğin, Ay şu an sahip olduğu dönüş hızından biraz daha yavaş dönse hızla dünyaya çarpar ve böylece hem kendinin hem de Dünyanın sonunu getirirdi.
Güneş Sistemi'ndeki gezegenlerin toplam 61 tane uyduya sahip olduklarını hatırladığımızda ise, var olan dengenin muhteşemliği iyice açığa çıkar.
Güneş sistemindeki düzenliliğin bir başka şaşırtıcı yönü de, gezegenlerin tümünün yörüngelerinin birbirine paralel olmasıdır.
Gezegenlerin yörüngeleri tek bir düzlem üzerindedirler.
Yani güneş sistemine yandan bakılacak olursa, gezegenlerin hepsinin sanki bir ip üzerine dizilmiş gibi paralel oldukları görülür.
Buna neden olacak hiçbir fiziksel zorunluluk da yoktur; gezegenlerin yörüngeleri pekâlâ, aynı atom elektronlarının yörüngeleri gibi, Güneşin etrafında farklı açılarda ve düzlemlerde dönebilirlerdi.
Düzenlilik ise çok açıktır.
Yalnızca Güneş sistemi değil, bu sistemin yegâne canlı gezegeni olan Dünya da çok hassas dengeler üzerine oturtulmuş, üstelik bu dengeler özel olarak canlılar için ayarlanmıştır. Eğer mevcut yüzlerce dengeden birkaçını yakından incelersek, yaşadığımız dünyanın bizim için nasıl özel olarak planlanıp, tasarımlandığını daha iyi anlarız.
Güneş ve sistemi konusunda özet olarak şunları söyleyebiliriz.
Galaksideki milyarlarca yıldız arasında yalnız Güneş bu çok özel ve ayrıcalıklı konuma ve hıza sahiptir ki bu gerçek son derece ilginçtir.
Rahatlıkla Güneş sisteminin bu özel ve ayrıcalıklı konumda yaratılması sonucunda canlılık dolaysıyla insanlık Dünya üzerinde varlığını sürdürebilmektedir diyebiliriz.
Akıl gibi ayrıcalıklı bir meziyete sahip insanlar ancak bu sayede içlerinde bulundukları evreni inceleyebilmekte, var edilişin eşsiz, üstün ve muazzam sanatı ve bu sanatın içine gizlenmiş hikmetlerini gözlemleyebilmektedirler.
= = = =
Güneş sistemi gezegenleri ve gezegenlerin uydularıyla oldukça kalabalık bir aile teşkil eder ve çok hassas dengeler içerir.
= = = =
Dünyanın güneş sistemindeki ayrıcalıklı yerinin uzun süreçler içinde oluştuğu açıktır. Evrensel ölçülere göre bu ayrıcalıklı yer mikro-mikro metrik denecek kadar özel ve hassastır. Olabilecek en küçük bir değişiklik yaşamın var olmasına ve devamını engel olabilirdi. Yaşamsal uygunluklar bölümünde ayrıntılı bilgiler vereceğiz.
Güneş sisteminin evrendeki özel oluşunu daha iyi kavramak için sistem elemanlarını yani gezegenleri bilmekte büyük yarar vardır.
Aşağıdaki bölümde gezegenler hakkında bilgiler vermeye çalışacağız.