Evrim teorisinin meşhur hayat ağacına göre insanlar:
└─ Primatlar
├─ Önmaymunlar
├─ Maymunlar
└─ insansılar
├─ Gibon
├─ Şempanze
├─ Goril
├─ Orangutan
└─ insan
evrimsel değişimler sonucu oluşmuştur.
Evrim teorisince ortaya konulan ve teorinin bel kemiğini teşkil eden insanın Evrimi konusunu daha iyi anlayabilmek, gerçekleri bulabilmek için incelemeyi en baştan başlamanın sayısız yararları vardır.
Primatlar: Primatlar hayvanlar âleminin memeliler sınıfından maymun ve benzeri hayvanları içeren takımıdır. Goril, orangutan, şempanze, gibon gibi insansı olarak nitelenen maymunlarla lemur, marmoset, galago, tarsiyer ve lorisleri gibi çeşitleri de içerir.
Primatlar çevik ve hızlı canlılardır. Çoğunluğu ağaçlarda yaşar. Hepsinin elleri, ele benzer ayakları, ileri bakan gözleri vardır.
Primat sözcüğü hayli geniş ve çeşitli olan bu takım içindeki herhangi bir tür için kullanılabilecek ortak isimdir.
Primat" sözcüğü, Latince'de en başta, mükemmel, asil gibi anlamları olan primas sözcüğünün çoğulu primatesten Fransızca'ya tekilleşerek geçen primate sözcüğünden türemiştir.
Primatlar tüm dünyaya yayılmışlardır. Genellikle Güney ve Orta Amerika'da, Afrika'da ve Asya'nın güneyinde bulunurlar.
Zeytin yeşili Habeş maymunu
Bazı türlerin yaşadıkları alanlar, Amerika kıtasında Meksika'nın güneyi ile Asya'da Japonya'nın kuzeyi kadar kuzey bölgelere ulaşır.
Tür ve çeşit olarak hayli kalabalık olan primatlar başlıca üç bölüme ayrılırlar.
Ön maymunlar (prosimiyenler): Vücutları erken dönem ilkel primatlarınkine en çok benzeyen türlerdir. Bu grubun en bilinen türleri olan lemurlar, Madagaskar adası ve daha az olarak da Komoros Adaları'nda, dünyanın geri kalanından izole bir durumda yaşarlar.
Yeni Dünya maymunları: Simiyenlerin kapuçin, havlayan ve sincap maymunları gibi türleridir. Amerika kıtasında yaşarlar.
Eski Dünya maymunları ve insansı maymunlar: Simiyenlerin Yeni Dünya maymunları dışındaki türleridir. Asya'nın orta ve güney kesimleri ile Afrika'da yaşarlar.
= = = =
Memelilerin 32 ayrı takımından biri ise, insanın atası olarak kabul edilen canlıların dâhil edildiği primatlar takımıdır.
Yapılan fosil incelemelerinde primatların ortaya çıkışından günümüze kadar 6000'den fazla primat türünün yaşadığı anlaşılmıştır.
Bunların çok büyük bir bölümü, nesli tükenerek ortadan kaybolmuştur. Bugün yalnızca 400 kadar maymun türü yer-yüzünde yaşamaktadır.
Primat türlerinin çokluğu onlardan kalan fosillerin zenginliğine neden olmuştur.
Evrim teorisi taraftarları primatların böcek yiyen memelilerden evrimleştiğini varsayarlar fakat bu konuda herhangi bir bilimsel kanıt ortaya koyamazlar.
Evrim teorisi taraftarı fosil bilimci Kelso:
-Böcek yiyici memelilerden primatlara olan geçiş fosiller tarafından belgelenmiş değildir. Bu konuda herhangi bir fosil kaydı yoktur diyerek bu gerçeği kabul eder.
Primatlar, diğer tüm canlı grupları gibi, fosil kayıtlarında bir anda ve diğer canlılardan çok farklı şekilleriyle ortaya çıkarlar. Kendilerine evrimsel bir ata oluşturabilecek başka hiçbir ara format canlı grubu yoktur.
Bu konuda otorite sayılan evrimcilerden biri olan Elwyn Simons:
-her türlü bulguya rağmen, primatların kökeni bir sır olarak kalmaya devam etmektedir diye yazar.
Tarsier solda Lemur sağda
Bir diğer ünlü evrimci Romer Omurgalı Paleontolojisi adlı kitabında primatların en eski türlerinden biri olan lemurlar için:
-Bu canlılar sanki hiç bilinmeyen bir yerden gelmiş gibi aniden ortaya çıkarlar demektedir.
Primatlar takımının en önemli özelliği, el ve ayak yapılarının belirginliğidir. Lemur, tarsier gibi ufak memeliler ve tüm maymunlar primat takımına aittir.
Primatların diğer tüm canlı grupları gibi bir anda ve diğer canlılardan çok farklı şekilleriyle ortaya çıkması diğer canlılarla aralarında kesin çizgili ayrımların bulunması evrim teorisi taraftarlarını çok güç durumlara sokmuştur. Bunun nedeni de primatlara uygun evrimsel bir ata oluşturabilecek başka canlı gruplarının olmamasıdır.
Evrim Teorisine göre insanlar primatlardan evrimleştiğine göre bu da insanın evrimleşme yönünden kökenin meçhul olduğu anlamına gelir.
Evrim teorisinde canlıların kökeni zaten yeterince karmaşık, çözülmesi mümkün olmayan sorular yumağı halindedir. Bu durum bu sorular yumağını daha da karmaşık bir hale getirir.
İnsanların primatlardan evrimleştiği öne sürüldüğünden primatlardan insanlara evrimleşme konusu evrim teorisinin can alıcı noktalarından birini teşkil eder. Teorinin ilk canlılığın ortaya çıkmasıyla birlikte en çok tartışılan konusu denebilir.
Primat filumu canlı kökeninin meçhul kalması evrim teorisinin en zayıf yerlerinden biri kabul edilir.
Bu konunun açıklığa kavuşması için sayısız araştırmalar yapılmıştır. Fakat takımın tür ve çeşit zenginliği bu araştırmaları oldukça güçleştirmekte adeta içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir.
İnsanın kökeni, evrimciler için en çok sorun teşkil eden konulardan biridir.
İskelet yapısı, iki ayaklı oluşu, ellerini kullanışı, beyni, kafatası ve daha birçok fizyolojik ve anatomik özelliğinin yanı sıra, aklı ve bilinciyle insan, diğer canlılardan çok farklıdır.
Evrim teorisi bugün yaşayan modern insanın maymunsu birtakım yaratıklardan evrimleştiğini varsayar ve bu olgusunu ısrarla vurgular.
Evrim teorisinin kurucusu ve üstadı Charles Darwin Türlerin kökeni kitabında insanı:
-İnsan bugünkü en kaba saba durumunda bile şimdiye kadar yeryüzünde görünmüş en başat hayvandır şeklinde tarif eder. Ona göre insan hayvanların en gelişkinidir.
Charles Darwin insanların maymunlardan türediği konusunda en küçük şüphe dahi duymaz. Ona göre bu konuda yeterli delil vardır. Bu delillerin büyük bir bölümünü insanlarla maymunlar arasındaki benzeşimler oluşturur.
Charles Darwin insanın evrimi konusunda insanın Türeyişi kitabında şunları yazmaktadır.
-Hiç kuşkusuz insanın türeyişi ve gelişiminin ilk basamakları onun hemen aşağısında bulunan hayvanlarınkilerle özdeştir.
İnsanın bir bakımdan maymunlara, maymunların köpeklere olduğundan daha yakın olduğu söz götürmez.
Bu günkü maymunlarda bir dört ayaklının yürüyüşü ile iki ayaklınınki arasında bir yürüyüş görmekteyiz. Yalnız önyargısız bir gözlemcinin önemle üzerinde durduğu gibi insan biçimli maymunlar yapılış bakımından dört ayaklı tipten daha çok iki ayaklı tipe yakındır.
Dr. Francesco Barrago yayımladığı (1867) kitabında Tanrı görünüşünde yaratılışı olan insan aynı zamanda maymun biçiminde yaratılmıştır diye yazmaktadır.
Bu önemsiz olgular tat sinirlerinin insanda ve maymunda ne kadar benzer olduğunu ve sinir sistemlerinin ne kadar benzer yolla etkilendiğini göstermektedir.
Charles Darwin insanlarla maymunlar arasında benzeşimler kadar büyük ayrımlarında olduğunun farkındadır. Bu konuda şunları yazmaktadır.
-İnsanın ataları gittikçe daha dik durur. Elleri ve kolları tutmak ve başka amaçlar için ayakları ve bacakları sağlam desteklik etmek ve yer değiştirmek için gittikçe daha çok değişikliğe uğrarken sayısız başka yapı değişmeleri de zorunlu olmuştur.
Leğenin (Pelvisin) genişlemesi omurganın kendine özgü biçimde eğrilmesi başında bir başka konumda oturması gerekmiştir.
İnsan ile en yakın hısımı arasındaki vücut yapısı farkı kimi doğa bilginlerinin savunduğu kadar büyük olsa bile ve aralarındaki zihni güç farkının pek büyük olduğunu kabul etmek zorunda olsak da daha önceki bölümlerde sunulan olgular, bağlantıların bu güne kadar bulunmamış olmasına bakmayarak insanın daha aşağı bir biçimin soyundan geldiğini en açık biçimde bildirir görünmektedir.
Atalarımızın dar burunlu maymunların kökeninden ayrıldığı zamanki türeme aşamasında bulunan insanın doğum yerinin neresi olduğunu elbette sormalıyız.
Atalarımızın bu kökenden gelmesi onları Avustralya’da ya da coğrafi dağılım yasalarından da çıkarabileceğimiz gibi herhangi bir okyanus adasında değil, eski dünyada yaşadıklarını göstermektedir.
İnsan kıl örtüsünü yitirdiği sırada dönem ve yer ne zaman ve neresi olursa olsun herhalde sıcak bir ülkede yaşamıştır.
Öte yandan yeni yetişenlerin artık çoğunlukla benimsediği evrim ilkesini benimseyen doğa bilginleri insan ırkları arasındaki fark tutarını belirtmek amacı bakımından onları ayrı türler denmeye uygun olduğunu düşünseler de düşünmeseler de bütün insan ırklarının bir tek ilkel kökenden türediğinden hiç kuşkulanmazlar.
Charles Darwin (daha sonra sahte oldukları anlaşılacak ve bu gerçek bizzat Haeckel tarafından itiraf edilecek olan) Haeckelin çizimlerinden çok etkilenmiş, bu çizimleri teorisine kanıt göstermekten kendini alamamıştır.
Haeckel embriyoların başlangıçta balık embriyolarına benzediklerini ileri sürmüş bu konuda kasıtlı olarak değiştirilmiş sahte çizimlerini kanıt olarak göstermişti.
Charles Darwin gerçekte bir aldanış ya da aldatılış olan bu konuda şunları yazmaktadır.
-Bununla birlikte boynun iki yanında solungaçların eski konumunu gösteren yarıklar hâlâ vardır.
Charles Darwin Haeckel çizimlerinin bir sahtekârlık eseri olduğunun farkında değil miydi?
Fakat bu konuda otorite sayılabilecek bazı bilim insanlarının onu pek çok kez ikaz ettiklerini biliyoruz.
Bir bakıma Darwin teorisine uygun olduğu için bu sahtekârlığa göz yummuş teorisinin en temel kanıtlarından biri olarak kullanmaktan çekinmemiştir.
Australopithecus’u temsili resmi.(Solda) Australopithecus'un resimdeki gibi dik durup yürümesi mümkün değildir.
Homo Habilis (sağda) yarı insan, yarı maymun kabul edilirse de gerçek bir maymundur
= = = =
Evrim teorinin iddiasına göre insanlar ve günümüz maymunları ortak atalara sahiptirler. Günümüzde yaşamayan bu ilkel yaratıklar zaman içinde evrimleşerek bir kısmı günümüz maymunlarını, bir başka kısmı da günümüz insanlarını oluşturmuştur.
Teoriye göre maymunlarla insanların ortak atası güney Afrika maymunu anlamına gelen Australopithecus isimli yaratıktır.
Australopithecus adı verilen insan en ilkeli olan bu canlının günümüzde yaşamaması gerekir. Biz bu canlıların ya da benzerlerinin bir zamanlar yaşamış olduklarını onlardan kalan fosillerden anlıyoruz.
Australopithecus kafatası fosilleri
Yapılan bilimsel araştırmalarda bu canlının ya da benzerlerinin çeşitli türlerinin bulunduğu anlaşılmıştır. Bunların bazıları iri yapılıdır. Bazıları daha küçük, daha narin canlılardır.
Teoriye göre bu canlılar zaman içinde evrimleşmişler homo yani insan sınıfındaki canlıları oluşturmuşlardır.
Teoriye göre insan sınıfında oldukları varsayılan bu canlılar tam olarak insanlaşmamış diğer ifade ile insanın evrimi tamamlanmamıştır.
Bir bakıma bu yaratıklar insan ve maymunların ilk ataları oldukları varsayılan Australopithecus ile insan arasında ara format canlılarıdır. Evrimleştikçe maymunlara göre insana daha yakınlaşırlar. Daha insansı özellikler taşırlar.
Evrimin ikinci aşamasının sonucunda ise günümüz insanına yakın özellikler taşıyan canlılar ortaya çıkmıştır. Evrim diliyle insana biraz daha çok benzeyen bu ara format canlılarına homo habilis ve homo erectus denilir. Homo erectus homo habilisin biraz daha evrimleşmiş halidir ve insan evriminin dördüncü aşamasıdır.
Homo Erectus insansı özelliklerin tamamını üzerinde taşır.
İnsan evriminin dördüncü aşaması olan homo erectusun evrimleşmesi sonucunda ortaya çıkan canlı ise homo sapiens diye adlandırılan günümüz insanına en yakın olan canlıdır. Günümüz insanı ise homo sapiensin biraz daha evrimleşmesi sonucu ortaya çıkmıştır ki homo sapiens sapiens diye isimlendirilir.
Evrim teorisinin kurucusu ve üstadı Charles Darwin Homo erectus ve homo sapiens insanlarının günümüzde hâlâ yaşadıklarını iddia eder. Evrim teorisi taraftarları da aynı fikirdedirler.
Diğer ifade ile günümüz insanlarının bir bölümü henüz evrimleşmeyi tamamlamamış çokça insan, biraz maymun homo sapiens aşamasında kalmış yaratıklardır.
Bunlara aborjinler (Homo sapiens archaic), zenciler ve Asya’daki sarı ırklar örnek olarak verilir.
Diğer bölümü ise evrimi büyük ölçüde tamamlamış üstün insan ırklarıdır.
Bu durumda tabii ki homo sapiens sapiens yani evrimini tamamlamış insan ırkları da İngilizler, Almanlar gibi batı ırkları yani beyaz adamlar olur. Teorinin ırkçılık temeli bu varsayım üzerine kurulmuştur.
Evrim teorisi taraftarları teorinin meşhur doğal seleksiyon kuralına göre gelişkin insanlar gelişkin olmayanları zaman içinde elemine edeceklerini inanırlar.
Onlara göre insan evriminin devamı için bu şarttır.
Bu inanış onları insanlığa yakışmayan davranışlar içine itmiş, pek çok felaketlere neden olmuştur. (Irkçılık ve öjenizm bölümlerine bakınız)
Gerçekler teorinin öngördüğü gibi midir?
Australopithecus ismi verilen ve günümüzde yaşamayan bu canlılar insanların ataları mıdır?
Şüphesiz ki bu soruların yanıtları en çok tartışılan konuların başında gelir. Bu soruların yanıtını yeri geldiğinde bilimsel delillerin ışığında vereceğiz. Önemi nedeniyle konuyu biraz daha açmakta sayısız yarar vardır.
Teoriye göre 4-5 milyon yıl önce başladığı varsayılan bu süreçte, modern insan ile ataları arasında bazı ara formların yaşadığı iddia edilir.
Teoriye göre insanın evrimleşmesi dört temel aşamada gerçekleşmiştir. Daha öncede belirttiğimiz gibi bu aşamalar:
4- Homo sapiens- homo sapiens sapiens şeklindedir.
Şeklindedir ama bu sıralama evrim teorisi taraftarı kimi bilim insanları tarafından kabul edilmemektedir.
Evrimci paleoantropologlar Bernard Wood ve Mark Collard, 1999'da Science dergisinde yayınlanan makalelerinde, Homo habilis ve Homo rudolfensis kategorilerinin hayali olduğunu ve bu kategorilere dahil edilen fosillerin aslında Australopithecus genusuna transfer edilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Michigan Üniversitesinden Milford Wolpoff ve Canberra Üniversitesinden Alan Thorne ise, Homo erectus'un hayali bir kategori olduğu, bu sınıflamaya dâhil edilen fosillerin aslında Homo sapiens'in birer varyasyonu oldukları düşüncesindedirler.
Australopithecus'tan insana (Homo sapiens'e) doğru uzanan bir evrim çizgisi iddiasını çürüten bir başka gerçek, bu çizgi üzerinde evrimsel bir sıralama izlediği öne sürülen kategorilerin gerçekte aynı dönemde yaşadıklarının ortaya çıkmasıdır.
Bunu ortaya koyan en yeni kanıt, Science dergisinde yayınlanan ve Homo habilis, Homo ergaster ve Homo erectus kategorilerine dâhil edilen fosillerin aynı dönemde yan yana yaşadığını gösteren bulgudur.
Araştırmayı yöneten North Texas Üniversitesinden Reid Ferring, bu buluşun anlamını şöyle açıklamaktadır:
-Bu tamamen beklenmedik bir durumdur, çünkü şimdiye kadar hâkim olan bilimsel görüşler habilis, ergaster ve erectus'u evrimsel bir sıralama içine yerleştirmişti.
Bütün bunların anlamı şudur: Ortada soyu tükenmiş bir maymun cinsi olan Australopithecus ile günümüz insanın ve onun farklı ırksal varyasyonlarını içine alan Homo sapiens türünden başka bir hominid yoktur.
Diğer ifade ile insanın evrimsel bir kökeni bulunmamaktadır.
Ara format olması gereken canlıların aynı dönemde yaşamaları ve bu gerçeğin fosillerce kanıtlanması tersinim teorisini doğrulamıyor mu?
Gerçekten de insanlar maymunlardan mı evrimleşmiştir? Evrim teorisinin bu iddiası doğru olabilir mi?
Evrim teorisi taraftarları bu soruya her ne kadar olumlu yanıt vermekte iseler de bilimin onları yalanladığını rahatlıkla söyleyebiliriz. (İnsansı fosiller bölümüne bakınız)
Bütün çabalara rağmen primatların kökenin açıklanamaması, ataları olmaları gereken alttaki canlılarla bağlantı kurulamaması primatlardan evrimleştiği iddia edilen insanın da evrimsel bağının bulunmaması anlamına gelir.
Evrim teorisinin en büyük sorunlarından birisi primatların kökenidir.
Fakat evrim teorisi savunucuları için bu tür sorunların olması pek önemli değildir. Bu tür sorunlara yanıt arama yerine ya görmezlikten gelinir ya da ilerde halledilmek üzere buzdolabına konulur. Sanki sorun halledilmiş gibi bir sonraki aşamaya geçilir.
Fakat zaman içinde halledilmeden buzdolabına kaldırılan sorunlar öylesine çoğalmıştır ki evrim teorisi taraftarları sonunda; evrim yadsınamaz bir gerçektir, bu nedenle kanıtlanmasına ihtiyaç yoktur demeye başlamışlardır.
Onlara göre gerçekler ört bas edilemezler. Bu gün kanıtları bulunamıyorsa gelecek zamanda nasıl olsa bulunacaktır. Bu nedenle evrim teorisini yadsınamayan bir gerçek olarak kabul etmekte herhangi bir sakınca yoktur.