Senin ölümün senden çok beni ilgilendirir. Benim ölümüm de benden çok seni..
Ve bu kimseyi ilgilendirmez.
Özdemir Asaf

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Germany
seen from Philippines
seen from Spain

seen from India
seen from Estonia
seen from South Korea
seen from China
seen from Philippines

seen from Singapore
seen from China

seen from United States
seen from Philippines
seen from Malaysia
seen from Sweden
seen from France
seen from Philippines

seen from Singapore
Senin ölümün senden çok beni ilgilendirir. Benim ölümüm de benden çok seni..
Ve bu kimseyi ilgilendirmez.
Özdemir Asaf
"kalabalık beni sahiden sıktı. ben ikide bir de böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. bu nefret filan değil… insanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile… sadece bir yalnızlık ihtiyacı. öyle günlerim oluyor ki, etrafımdan küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birilerini arıyorum. bütün bu beynimde geçenleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. o zaman nasıl hazin bir hâl aldığımı tasvir edemezsiniz."
✍🏻UNUTMA BİÇİMLERİ ~ MARC AUGÊ
✏️Unutmak aslında hem toplum için hem de birey için bir ihtiyaçtır. Unutmanın faydasını anımsamakta, bireyin ürettiği esere bilinçsizce yansıtmasında görüyor Marc Augê. Belleği küçümsemek amacıyla unutmayı övmediğini de belirtiyor ayrıca. Ancak kötü bir bellek sizi yanıltabilirken bir ânı unutup anımsarsanız ya da size çağrışımlar yaparsa daha faydalı olacağı görüşünde. Yazar bireysel ve toplumsal yaşamın en önemli kurmaca işlemcisinin unutma olduğunu savunuyor.
🌻Yazının devamı için başlığa tıklayın!
. "hepimiz ölüme mahkûm fanileriz. Aslında hiçbir şeye değmez. Ne yaparsak yapalım, tek yaptığımız aslında beklemekten ibaret. İzinli ölüleriz biz" syf.41 . "Yüreğimizi ikiye yaran ve dayanamayacağımızı düşündüğümüz büyük talihsizliklerin en kötü tarafı, ona maruz kalanların, kendileriyle birlikte dünyanın da sonunun gelmesi gerektiğine inanmaları, hatta bunu talep etmeleridir" syf.99 . "İnsanın kendini kurmaca bir duruma sokması asla kolay değil, hayatı 'mış gibi' yaşayan nasıl onca insan var aklım ermiyor, çünkü son noktasına varana dek en gerçek dışı ayrıntıyı, her bir öğeyi, üstelik de var olmadıkları ve hepsini uydurmak gerektiği hallerde akılda tutmak külliyen imkânsız." syf.145 . "Her şey önünde sonunda soluklaşır, kimi zaman yavaş yavaş ve bizim irademizle kimi zamansa beklenmedik bir biçimde ve bizim irademize karşı gelerek, bir yandan biz onların soluklaşmamasını, çehrelerin silinip yok olmamasını dilerken, olayların ve sarf edilen sözlerin belirsiz hale gelmemesini ve tıpkı bir romanda okuduğumuz ya da filmde seyrettiğimiz şeyler gibi şuncacık bir değere sahip olmadan belleğimizde yüzer gezer hale gelmemesini istediğimiz halde gerçekleşir bu" syf.255 . "örümceğin ağına yakalandığımızda -ilk rastlantı ve ikinci arasında- sonsuza dek hayal kurarız, aynı zamanda da minicik kırıntılarla yetinmeye razıyızdır; sanki o bu iki olayın arasındaki zamanın kendisiymiş gibi" syf.282 #javiermarias #karasevdalılar #çeviri #salihanilüfer #yky #yapıkrediyayınları #kitap #neokuyorum #okumakiptiladır #okumahalleri #roman https://www.instagram.com/p/CQ9UBBTJREB/?utm_medium=tumblr
Ahmet Ümit ile "Kayıp Tanrılar Ülkesi Üzerine"
Ahmet Ümit ile “Kayıp Tanrılar Ülkesi Üzerine”
Polisiyenin imkânları üzerine konuşarak başlamak istiyorum. Nasıl kapılar açıyor polisiye, yazarına? Bir zamanlar “üvey evlat” muamelesi gören bir tür, ne oluyor da edebiyatın sularında kulaç atabiliyor bugün? Edebiyatta anlatım olanakları açısından yazarına en fazla alan tanıyan tür romandır. Öyküye, şiire ve denemeye nazaran hayatın gelişmelerine en uygun cevapları bulan türdür aynı zamanda…
View On WordPress
"Kula kul olmak" fâni dünyada; "birisine minnettar kalmak" azapların en ağırıydı.
Yeni Hayat
Okuduğu bir kitaptan sarsılarak etkilenen, sayfalardan neredeyse fışkıran ışığa bütün hayatını veren ve kitabın vaat ettiği yeni hayatın peşinden koşan genç bir kahramanın olağanüstü hikâyesi bu. Kitabın etkisiyle âşık oluyor, üniversite öğrenciliğinden uzaklaşıyor, İstanbul’dan ayrılıyor, bitip tükenmeyen otobüs yolculuklarına çıkıyor, taşra şehirlerine doğru savruluyor. Onunla birlikte ve aynı hızla sürüklenen okuyucu, kahramanın okuduğu kitabı değil, başından geçenleri izleyerek bize özgü bir hüznün ve şiddetin ta kalbinde buluyor kendini. Siyah-beyaz televizyonlu kahvelere, video seyredilen otobüslere, trafik kazalarına, siyasi kumpas ve cinayetlere, bayi örgütlerine, paranoyakça kuramlara, saat kadar dakik muhbirlere, kaybolan eski eşyaların şiirine ve taşranın öfkesine uzanan bu harikulade yolculuk...
“ Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti. Daha ilk sayfalarındayken bile, kitabın gücünü öyle bir hissettim ki içimde, oturduğum masadan ve sandalyeden gövdemin kopup uzaklaştığını sandım. Ama gövdemin benden kopup uzaklaştığını sanmama rağmen, sanki bütün varlığım ve her şeyimle her zamankinden daha çok sandalyede ve masanın başındaydım ve kitap bütün etkisini yalnız ruhumda değil beni ben yapan her şeyde gösteriyordu. Öyle güçlü bir etkiydi ki bu, okuduğum kitabın sayfalarından yüzüme ışık fışkırıyor sandım: Aynı anda hem bütün aklımı körleştiren hem de onu pırıl pırıl parlatan bir ışık. Bu ışıkla kendimi yeniden yapacağımı düşündüm, bu ışıkla yoldan çıkacağımı sezdim, bu ışıkta daha sonra tanıyacağım, yakınlaşacağım bir hayatın gölgelerini hissettim. Masada oturuyor, oturduğumu aklımın bir köşesiyle biliyor, sayfaları çeviriyor ve bütün hayatım değişirken ben yeni kelimeleri ve sayfaları okuyordum. Bir süre sonra, başıma gelecek şeylere karşı kendimi o kadar hazırlıksız ve çaresiz hissettim ki, kitaptan fışkıran güçten korunmak ister gibi bir an içgüdüyle yüzümü sayfalardan uzaklaştırdım. Çevremdeki dünyanın da baştan aşağıya değiştiğini o zaman korkuyla fark ettim ve şimdiye kadar hiç duymadığım bir yalnızlık duygusuna kapıldım. Sanki dilini, alışkanlıklarını, coğrafyasını bilmediğim bir ülkede yapayalnız kalmıştım.
Bu yalnızlık duygusunun verdiği çaresizlik bir anda beni kitaba daha sıkı sıkıya bağladı. İçine düştüğüm yeni ülkede yapmam gereken şeyleri, inanmak istediklerimi, görebileceklerimi, hayatımın alacağı yolu bana bu kitap gösterecekti. Sayfaları tek tek çevirirken kitabı şimdi bana vahşi ve yabancı bir ülkede yol gösterecek bir rehber gibi de okuyordum. Yardım et bana, demek geliyordu içimden, yardım et ki kazaya belaya uğramadan yeni hayatı bulayım. Bu hayatın da, ama, rehberinin kelimeleriyle yapıldığını biliyordum. Kelimeleri tek tek okurken, bir yandan yolumu bulmaya çalışıyor, bir yandan da yolumu büsbütün kaybettirecek hayal harikalarını hayretle tek tek ben kuruyordum.
Bütün bu süre boyunca kitap masamın üzerinde duruyor ve ışığını yüzüme saçarken, odamdaki öteki eşyalara benzer bildik tanıdık bir şey gibi gözüküyordu. Bunu, önümde açılan yeni bir hayatın, yeni bir dünyanın varlığını hayretle ve sevinçle karşılarken hissettim: Hayatımı böylesine değiştirecek olan kitap aslında sıradan bir eşya idi. Aklım pencerelerini kapılarını kelimelerin bana vaat ettiği yeni dünyanın harikalarına ve korkularına ağır ağır açarken, bir yandan da beni bu kitaba götüren rastlantıyı yeniden düşünüyordum, ama bu aklımın yüzeylerinde, derine gidemeyen bir hayaldi. Okudukça bu hayale dönmem bir çeşit korkudandı sanki: Kitabın bana açtığı yeni dünya o kadar yabancı, o kadar tuhaf ve şaşırtıcıydı ki, bu âlemin içine bütünüyle gömülmemek için şimdiki zamanla ilgili bir şeyler hissetme telaşı duyuyordum. Başımı kitaptan kaldırıp odama, dolabıma, yatağıma bakarsam ve penceremden dışarıya bir göz atarsam, dünyayı bıraktığım gibi bulamayacağım korkusu içime yerleşiyordu çünkü.”