by Juan Brufal
Stranger Things
ojovivo
I'd rather be in outer space 🛸
Cosmic Funnies

祝日 / Permanent Vacation
todays bird
Sweet Seals For You, Always

Discoholic 🪩
d e v o n

Janaina Medeiros
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

Love Begins

Product Placement
Xuebing Du
Show & Tell
Lint Roller? I Barely Know Her
Monterey Bay Aquarium

Origami Around

★

blake kathryn

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from France

seen from Spain
seen from United States
seen from Türkiye
seen from United States
seen from United States

seen from Australia
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
@zazera
by Juan Brufal
Yalnızlık
Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdesin. Su olsan kimse içmez, Yol olsan kimse geçmez, Elin adamı ne anlar senden? Çıkarsın bir dağ başına, Bir ağaç bulursun Tellersin pullarsın Gelin eylersin. Bir de bulutları görürsün, bir de bulutları görürsün, bir de bulutları görürsün. Köpürmüş gelen bulutları. Başka ne gelir elden? Çın çın ötüyor yüreğimin kökünde şu dünyanın ıssızlığı. Tanrı kimsenin başına vermesin böyle bir yalnızlığı!
Yaşar Kemal
Sonia Alins - Celebration
Ayreon - River Of Time
Andy Singer - The history of Technology
Türkiye, doğuya yol alan bir geminin güvertesinde batıya koşan insanların ülkesidir.
Sakallı Celal
Kohaku (Dr. Stone)
The Shaman by Davide Eduardo Cassano (2020)
Sashimi's Revenge by Serge Birault
The Good, the Bad and the Ugly - The Danish National Symphony Orchestra
Bilgisizlik sözleşmesi
Güney Afrika’da apartheid sonrası dönemde yapılan bir espriymiş: “Rejim yıkıldıktan sonra apartheid fikrini destekleyen tek bir Afrikaner bulunmaz oldu.” Beyazların siyahlar üzerinde mutlak üstünlüğüne dayanan ırkçı apartheid rejimi 1948’de, yani Nazizm yenilgiye uğratılıp Hitler tarihin çöplüğüne atıldıktan sadece üç yıl sonra tüm dünyanın gözü önünde kurulmuş ve 1990’ların başına kadar 40 yıldan fazla hüküm sürmüştü. Tüm istibdat rejimleri gibi, bu süre boyunca sağlam bir taban desteği olmadan ayakta durmasına imkan yoktu elbette. Ama işte, uzun bir mücadele sonucu rejim yıkılınca bu ‘taban’ bir anda buharlaşıp yok olmuştu!
Güney Afrika’daki ‘beyazlık halleri’ üzerine araştırmalar yapan Melissa Steyn’in apartheid rejimine sessiz kalan sıradan Afrikanerlerin tavrını tarif etmek için kullandığı bir kavram: “Ignorance contract” yani bilgisizlik/cehalet sözleşmesi.
Zora dayalı rejimler, egemen sınıfların gizli ya da açık işbirliği dışında, sıradan vatandaşın suskunluğuna ihtiyaç duyar. Bilgisizlik sözleşmesi, sessiz çoğunluğun (bazen azınlığın) gönüllü körlüğüne dayalı yazılı olmayan bir mutabakattır. Zulme aktif katılımımızı gerektirmez, itaat etmenizi yani itaatsizlik yapmamanızı talep eder sadece; olup bitenleri duymamış, görmemiş gibi yapmanız kâfidir. Karşılığında işlemeye devam eden düzenin tüm avantajlarından nemalanır, susturulmuş vicdanın rahatlığıyla yaşayıp gidersiniz. Sözleşme kuralları o kadar da katı değildir, belli sınırlar içinde arada muhaliflik bile yapabilirsiniz. İsrail’de yaşayıp işgal ekonomisinden sonuna kadar faydalanan, öte yandan aynı devletin ezdiği Filistinlilerin durumuna üzülen ‘solcu bir muhalif’ ile ordunun başındaki generali aynı çatı altında buluşturacak kadar geniştir, bilgisizlik sözleşmesinin kapsamı.
Barış Ünlü’nün “Türklük Sözleşmesi” kitabında sıkça referans verdiği ve muhtemelen kitabının ismini de esinlendiği Steyn’in bu kavramının, seviye ve kapsam muhtelif olmakla birlikte bütün baskı rejimleri için geçerli olduğu söylenebilir. Askeri diktatörlüklerin bile istediği kadar zora dayalı olsun veya arkasında emperyal güçler, istihbarat örgütleri, medya kartelleri vs. bulunsun, kitleyle böyle bir mutabakatı olmadan uzun ömürlü olması mümkün değildir. Fakat bir gün gelir, nice bedeller ödeyerek direnmeye devam edenler sayesinde o rejimlerin kendisi gibi dayandıkları karanlık sözleşme de tuzla buz olur.
Tarihin en kanlı darbelerinden birini yapan Augusto Pinochet’yi 17 yıl boyunca iktidarda tutan tanklar tüfekler değil bu sessiz mutabakattır. Pinochet’yi yaşamının son yıllarında adaletin önüne çıkaran yargıç Juan Guzmán’ın öyküsü bu anlamda ibret vericidir. “Yargıç ve General” (The Judge and the General, 2008) adlı belgeselde, devletin sadık kullarından olan bir hukukçunun, davayı üstlendikten sonra nasıl bir değişim geçirdiğini izleriz. Orta üst sınıfa mensup askeri geçmişe sahip bir aileden gelmiş, iyi şartlarda yetişip hukuk okumuş, yüksek lisansını Paris’te yapmış bir burjuva çocuğudur. 1973’te çiçeği burnunda bir yargı mensubuyken darbe haberi geldiğinde evlerinde kutlama yapıldığını anlatır filmin başında.
1998’de insan hakları savunucularının Pinochet’ye karşı açtırdığı dava kendisine verildiği zaman, avukatlara ve müvekkillerine şöyle denmiş: “Şansınıza küsün, sağcı bir yargıcın eline düştünüz, çok şey beklemeyin.” Nitekim yargıcın, devlet ağzıyla konuştuğu ilk demeçleri umut verici değildir. Derken soruşturma başlayıp derinleştikçe; dosyalar, somut deliller, infaz tanıklıkları önüne geldikçe Guzmán, bunca yıldır hem vatandaş hem de hukukçu olarak gözünü kapadığı gerçeklerle yüzleşir. Toplu mezarları açtırır, okyanusa atılan cesetlerin izini sürer ve sonunda kurbanların safına geçerek Pinochet’yi sanık sandalyesine oturtmayı başarır, arkasından sıra diğer üst düzey yetkililere gelir. Diktatör yargılamanın sonunu beklemeden tahtalı köyü boylar ama ülkenin resmi tarihine bile katliamcı olarak geçer, birçok sorumlunun yargılanmasıyla kurban yakınlarının yüreğine su serpilir ve Şili deneyimi geçmişle yüzleşme konusunda tarihsel bir örnek olur.
Kısacası bilgisizlik sözleşmesinin hükmü, gerçeğin mutlaka ortaya çıkmak şeklinde özetlenen o kötü huyunun zamanlaması ile sınırlıdır. (Bu huy elbette kendi kendine nüksetmez, dişiyle tırnağıyla mücadele edenlerin eliyle olur o iş.) Bu çağda sözleşmeyi uzatmak daha da zordur; çünkü artık olup bitenlerden habersiz/bilgisiz olmak, ahmaklığa denk düşen ciddi bir çaba gerektirir. Ve Almanların bir matematik formülü der ki: Eğer 1 Nazi ile aynı masada oturup ona karşı tek laf etmeyen 10 Alman varsa, masada 11 Nazi var demektir.
Necati Sönmez
Michael Salvatori ft. Kronos Quartet - Journey
Nedir Ertelemek? Erteleme Hastalığı
Yapmamız gereken bir işi, bir görevi başka bir zamana atarak erteleriz.
Bir gün belki de bir yıl sonraya …
Ne yazık ki insanların, hayatın her alanında erteleme davranışına sıklıkla başvurduğunu ve bunun bir alışkanlık halini aldığını görüyoruz. Ertelemek, her zaman bir sorun teşkil etmemekle birlikte çoğu zaman hayatlarımızdaki büyük zararların sebebi olabiliyor. Bazen çok erken yaşlarda ortaya çıkabilen Erteleme Hastalığı (Procrastination), gencinden yaşlısına herkeste görülebilen ve bizleri çözülmemiş problemler yığınıyla başbaşa bırakabilen bir hastalıktır.
Peki neden erteliyoruz? Gelin erteleme nedenlerine birlikte göz atalım.
1) Mükemmelliyetçilik
Mükemmelliyetçi insanlar, yapacakları işlerin hatasız olmasını isterler. En iyisini, en doğrusunu yapmak istemek ertelemeye yol açan nedenlerden biridir.
Mükemmeliyetçi bir birey düşünelim, bir proje ödevi yapması gerektiğinde sıkı bir literatür araştırması yapmasına rağmen işe başlamak için kendini çok iyi hissettiği, ilhamın geldiği o büyülü anı bekler durur. Bu da projeye bir türlü başlayamamasına yani sürekli işini ertelemesine yol açar.
2) Düşük kırılganlık toleransı
Düşük kırılganlık toleransı, kişinin “bugün bu sıkıntıya katlanamam” dediği, sıkıntı, hoş olmayan duygular yaratan işten kaçınması ve sonraya ertelemesidir.
Ortada yapılması gereken bir iş var diyelim. Lakin bu iş size göre zor veya can sıkıcı. Onu yapmak yerine siz, daha fazla haz verecek başka bir uğraş bulup onla meşgul olmayı veya o işe başlayıp kısa süre sonra sıkılıp vazgeçmeyi tercih edebilirsiniz. Böylece işi ertelemiş olursunuz.
Örneğin bir lise öğrencisinin test çözmesi gerekiyor fakat o, telefonundan arkadaşlarıyla mesajlaşmayı, bilgisayarda oyunu oynamayı seçiyor ve test çözmeyi başka bir zamana bırakıyor.
3) Korku ve kaygı
Yapacağınız işlerin sonucunun nasıl olacağına dair korku ve kaygılarınız var ise kendinizi o işi ertelerken bulabilirsiniz. “Ya istediğim gibi olmazsa?” düşüncesi, kişinin o işi ertelemesine neden olur. Bu başarısızlığı yaşamamak adına adım atmamak ve risk almamak kişiye daha kolay gelir. İşin sonucuna fazlaca odaklanmak erteleme davranışının nedenlerinden bir başkası.
4) Sürenin uzun olması
Fazla kilolarınız, sarkık yağlı bir göbeğiniz var. Diyete başlamak ve spor yapmak istiyorsunuz fakat fit bir vücuda kavuşmak belkide 1 senenizi alacağından daha denemeden vazgeçiyorsunuz. Çünkü hayal ettiğiniz o vücuda hemen kavuşmak istiyorsunuz. Ödüle hemen ulaşmak, sonucu somut bir şekilde görmek istemek de erteleme davranışına yol açan sebeplerden.
Erteleme davranışının nedenlerine göz attık, şimdiyse çözüm önerilerine bakalım.
Erteleme davranışını nasıl yenebiliriz ?
Öncelikle ertelediğiniz her ne varsa hepsinin farkında olun. Bunun için önünüze boş bir kağıt alın, iki sütuna ayırın. Sol tarafına ertelediğiniz işleri, görevleri, kararları not alın. Bunların tam karşısına ise bunları neden ertelediğinizi, altta yatan sebeplerini düşünüp yazın.
Ertelediğiniz işleri önem ve aciliyet sırasına göre tekrardan yazın, artık elinizde bir listeniz var. Sıra geldi bunları nasıl ve ne zaman yapacağınıza. Kendinize bir program oluşturun ve atacağınız adımları listeleyin. Her bir işe bir gün ve zaman belirleyin. Yapmanız gereken işi küçük parçalara bölerek yapın, aralarda molalar verin. Yaptığınız işlerin üzerini çizin veya yanına tik atın. Böylece ertelenen işlerin aslında gözünüzde büyüttüğünüz kadar zor ve imkansız olmadıklarını fark edeceksiniz.
Bir işi yapmaya koyulduysanız, başka bir işle uğraşmayın, dikkatinizi dağıtacak bütün dış etkenleri ortadan kaldırdığınızdan emin olun (telefon, laptop vs.). Size iş sırasında lazım olacak her türlü malzemeyi yanınızda bulundurun. Bunları yaptığınızda üstünüzdeki o yük kalkacak ve zamanı daha iyi değerlendirmiş olacaksınız.
Erteleme alışkanlığı ile baş etmede sihirli sözcük “başlamak”tır. İlhamın gelmesini veya iyi gününüzde olmayı beklerseniz bilin ki öyle bir zaman hiç gelmeyecek. Araştırmalar, işin ilk adımını attıktan sonra bunun insanı mutlu ettiğini ve daha sonraki adımlar için motive ettiğini gösteriyor. Listenizdeki işleri hemen yapmaya başlayın, sadece bir adım, bir adım atın. Her şeyin kolaylaştığını, ertelemelerinizin ortadan kalktığını sizde deneyimleyeceksiniz.
Ve son olarak kendimizi yaptıklarımızın sonucunda ödüllendirirsek, emeklerimizin karşılığını almış hisseder ve bundan sonra yapacağımız işler için kendimize motivasyon vermiş oluruz.
Uzman Psikolog Göksu Ayaz
Hamming’den Yaşam Boyu Öğrenme İçin On Basit Kural
Uygulamalı matematikçi Richard Wesley Hamming (1915 – 1998) bilişim ve iletişim alanına yaptığı büyük teorik katkılarla bilinir. Uzun kariyeri boyunca karşısına çıkan yenilikleri takip etmiş, uygulamış, ve öğretmişti. Katkıları arasında Hamming kodu, Hamming penceresi, Hamming sayıları, Hamming sınırı ve Hamming mesafesi vardır.
Thomas Erren ve çalışma arkadaşları, Hamming’in konuşmalarını ve yazılarını inceleyerek hazırladığı “Yaşam Boyu Öğrenme için On Basit Kural”ı aşağıdan okuyabilirsiniz.
Kural 1: Yaşam boyu öğrenme için olgulara değil temel prensiplere odaklanan bir “düşünce tarzı” oluşturun
Eğitim neyi, ne zaman ve neden yapmanız gerektiğini öğrenmektir, talim ise nasıl yapacağınızı öğrenmek. Bariz ki başarılı olmak için hem eğitimli hem talimli olmalısınız.
John Hunter demişti ki “çok fazla olgu hafızada faydasızca kalabalık yapar”. Bu yüzden yeni bilgiler edinirken bilgi ağında yeni düğüm noktaları oluşturmaya çalışın. Bunlar, ayrıntıları hatırlayamasanız da öğrendiğiniz şeyin özünü tekrar oluşturmanıza yardımcı olur. Hamming’in dediği gibi “temellere odaklanın, en azından o sırada temel bilgi olduğunu düşündüğünüz şeylere, ve yeni bilgi alanlarını öğrenme kabiliyetinizi geliştirin ki geride kalmayasınız.”
Kural 2: Öğrenişinizi öyle düzenleyin ki, bilgi tsunamisinde boğulmak yerine üzerinde ilerleyin.
Isaac Newton zamanından beri toplam bilgi birikimi her 17 yılda iki katına çıktı. Öte yandan, teknik bilginin yarılanma süresinin 15 yıl olduğu tahmin ediliyor. Bugünkü toplam bilgi miktarı x ise, 15 yıl sonra toplam bilginin neredeyse 2x olmasını bekleriz ve zamanı geçen bilginin miktarı ise yaklaşık 0.5x olacak. Yani, geçerli olan toplam bilgi miktarı x’den yaklaşık 1.5x’e çıkmış olacak.
Kural 3: Tarihte hiç görülmemiş ve hızla artan sayıda bilimciyle etkileşmeye ve rekabet etmeye hazır olun.
Tahminlere göre gelmiş geçmiş bütün bilimcilerin %90’ı bugün hayatta.
Kural 4: Geleceğe odaklanın ama geçmişi boşvermeyin
Hamming: “Öğretmenler öğrenciyi, öğrencinin geleceğine hazırlamalı, öğretmenin geçmişine değil.”
Ancak geçmişi tamamen boşlamamalı çünkü bilmediğiniz önemli bilgiler bulunabilir. Örneğin Nature’da “Bunu daha önce nerede gördüm?” başlıklı bir makale, 1908’de yapılmış bir deneyin 103 yıl unutulduktan sonra 2006-2007’de “yeni kimya”nın bir keşfi olarak kazara tekrar edilişini konu ediyor.
Kural 5: Kişisel bir bakış açısı yakalayın
Hamming nasıl öğrenileceğine dair kavramları kendi hayatından hikayelerle süsleyerek vurguluyor. Öğrenişimizi kişisel ayrıntılarla bezeyebilir, bilimsel ayrıntıları akılda tutmayı kolaylaştırabiliriz.
Kural 6: Başkalarının başarılarından ders alın
Hamming: “Yanlış yapmanın pek çok, doğru yapmanın ise pek az farklı yolu vardır. Bu yüzden başarıları incelemek daha verimli olur. Dahası, sıranız geldiğinde nasıl başarısız olunacağını değil nasıl başarılı olunacağını öğrenmiş olursunuz. Başkalarının tecrübelerinden ders almak sizi aynı hataları yapmaktan korur.”
Kural 7: Deneme-yanılmayla kendinize uygun öğrenme tarzını bulun
Hamming: “Büyük bir ressam olmak sözlerle öğretilemez; insan konuya dair değişik yaklaşımları deneyerek öğrenir. Resim öğretmenleri ileri seviyedeki öğrencilerine resim yaptırır ve ardından kendileri olsa nasıl yapacaklarına dair tavsiyeler verirler, başka ne denenebileceğini anlatırlar. Bu yönlendirmeler verilirken meseleler öğrencinin kafasında zaten belirmiştir — öğrenme bu şekilde gerçekleşir!”
Kural 8: Ne kadar tavsiye alırsanız alın, ne kadar yetenekli olursanız olun, zaman ayırarak öğrenme işini yapması gereken sizsiniz
Hamming: “Ben sadece bir çalıştırıcıyım. Sizin yerinize koşamam.”
Doğuştan gelen yetenek şarttır elbette. Ama yetenekli de olsanız, akıllıca kestirme yollar uzun süreli gayretin yerini tutamaz.
Kural 9: Gidiş yönünüzü belirleyecek bir vizyonunuz olsun
Hamming: “İyi biliriz ki, sarhoş bir gemici sağa veya sola sendeleyerek n bağımsız adım atarsa, ortalama olarak, başladığı yerden sadece √n adım ilerleyebilir. Ama bir yönde güzel bir kız varsa adımlarını bu yönde atmaya eğilimli olur ve n‘ye orantılı miktarda yol kateder.”
Sizi belli bir yöne çeken bir vizyonunuz olmalı. “Liderleri takipçilerden ayıran şey bir vizyona sahip olmalarıdır.”
Kural 10: Hayatınız bir işe yarasın. Mükemmellik için uğraşın.
Hamming: “Vermek istediğim mesaj şudur: Bu dünyada geçirecek tek hayat varsa, o hayatı suya sabuna dokunmadan geçirmek yerine insanlığa önemli katkılar yapmaya çalışmalısınız. Bir alanda mükemmelliğe ulaşmayı deneyerek geçirilen bir hayat kendi başına değerli bir hayat amacıdır. Mücadelesiz bir hayat, yaşamaya değer bir hayat sayılmaz.”
Kaynak: Kaan Öztürk
Kaynaklar
Erren TC, Slanger TE, Groß JV, Bourne PE, Cullen P (2015) Ten Simple Rules for Lifelong Learning, According to Hamming. PLoS Comput Biol 11(2): e1004020. doi:10.1371/journal.pcbi.1004020) http://journals.plos.org/ploscompbiol/article?id=10.1371/journal.pcbi.1004020#pcbi.1004020.ref011
Sanderson K (2007 December 4) Where have I seen that before? 103-Year-old chemical reaction pops up again. Nature News. http://www.nature.com/news/2007/071204/full/news.2007.341.html.
Barış Manço - Dönence
Rimsky Korsakov - Sheherazade, Op.35: II. The Kalendar Prince
Aytaç Doğan - Seninle Olmak Var Ya