Cosimo Galluzzi
Lint Roller? I Barely Know Her
One Nice Bug Per Day
Keni
KIROKAZE
Today's Document

PR's Tumblrdome

titsay
taylor price
untitled
Stranger Things
Game of Thrones Daily
I'd rather be in outer space 🛸

Origami Around
we're not kids anymore.
trying on a metaphor

Andulka

tannertan36

❣ Chile in a Photography ❣
YOU ARE THE REASON
seen from United Kingdom

seen from United States

seen from T1
seen from Germany

seen from Tanzania
seen from Bangladesh
seen from Malaysia

seen from Türkiye

seen from Uruguay

seen from Türkiye
seen from Ukraine
seen from United States
seen from India

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Uruguay
seen from Russia

seen from United States

seen from Türkiye
@bbthebadbug-blog
Günlerden cemal süreya, mevsimlerden sonbahar
“Zaman mı? değil zaman.
Akan zaman değil mesafelerdir.
....
Biz kırıldık daha da kırılırız Ama katil de bilmiyor öldürdüğünü Hırsız da bilmiyor çaldığını Biz yeni bir hayatın acemileriyiz Bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor Şiirimiz, aşkımız yeniden, Son kötü günleri yaşıyoruz belki İlk güzel günleri de yaşarız belki Kekre bir şey var bu havada Geçmişle gelecek arasında Acıyla sevinç arasında Öfkeyle bağış arasında
Biz kırıldık daha da kırılırız Doğudan Batıya bütün dünyada Ama kardeşin kardeşe vurduğu hançer İki ciğer arasında bağlantı kurar Büyür, bir gün, zenginleşir orada, Çünkü Ali’yi dirilten iksir de saklı Hasan’a sunulmuş ağuda, Granitinde olur bir okyanus diriliği, Nehirler daha uysal akar; Bir çiçek nasıl açıyorsa kendiliğinden Bir kuş nasıl uçuyorsa Öyle sever, çalışır insan, Kıraçlar çarptıkça dağlara Gül göçürür şafağından Doğanın altın şafağından İnsanın altın şafağından Tarihin altın şafağından
Biz kırıldık daha da kırılırız
Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza.”
(Cemal Süreya, IV. Papirüs, sayı 7, Aralık 1966)
“Ve herkes bilir ki, aldanmak, öldürür!”
Kral Herod, Vaftizci Yahya’yı getirmelerini emrettiğinde, kaşları çatılmış, çenesi sarkmış, yüzü kararmıştı. Zihni bir mesele ile meşgul olduğunda aynen böyle kararırdı çehresi… Gardiyanlar Vaftizci Yahya’yı zindandan alıp huzura çıkardığında, vakit gece yarısını çoktan geçmişti.
“Uzun zamandır zihnimi karıştıran, uykularımı kaçıran bir mesele var. Bilginlerle de konuştum, kahinlerle de konuştum, tatmin edici bir cevap alamadım hiçbirisinden…” dedi Herod.
“Bilirim, sen peygamber soyundan gelen, aziz bir adamsın.”
Herod burda bir an durdu, bir süre süzdü muhatabını. Yaltaklanmasının karşılığını beklermiş gibi… Vaftizci heykel katılığındaki duruşunu hiç bozmadı. Bunun üzerine Herod, konuşmasına devam etti.
“Firavun’la Musa’nın hikayesini bilirsin. Hani Firavun İsrailoğullarına musallat olmuştu da Allah Musa’ya kavmini alıp da Mısır’ı terk etmesini söylemişti. Ve Musa da kavmini alıp Kızıldeniz’in kenarına gitmişti. Peşlerinde Firavun ve ordusu. Musa çaresizlik içerisinde gözlerini göklere çevirince Rabbi, asasını Kızıldeniz’e vurmasını buyurmuştu. Musa asasını Kızıldeniz’e vurmuş ve Kızıldeniz de ikiye yarılmıştı. Musa da kavmiyle birlikte sağ salim karşıya geçmişti. Peşlerinden gelen Firavun ve ordusu ise Kızıldeniz’in bulanık sularında boğulmuştu. Mesele şu; her şeye kadir olan Rabb, niçin İsrailoğullarını su üstünde yürütmedi de Kızıldeniz’i ikiye yarıp, deniz yatağını kendilerine yol eyledi?”
Bu soru üzerine, “Hikmet öyle bir lokmadır ki senin gibi aldanmışların kursağından asla geçmez” dedi Vaftizci Yahya. Ve devam etti. “Ama benim vazifem sorulan her soruya doğru cevap vermektir, soran kim olursa olsun. Senin sualinin hikmetine gelince… Bu Rabbin bir hilesidir. Firavun aldansın diye kurulmuş bir tuzak”…
“Çünkü” dedi Yahya, “İsrailoğulları su üstünden geçip Kızıldeniz’i geçseydi, o zaman Firavun ve ordusu peşlerinden gitmezdi. Herkes bilir ki suyun üstünde yürünmez. Bir mucizedir bu. Halbuki deniz yarılıp da deniz yatağı yani toprak ortaya çıkınca Firavun ve ordusu “Biz toprağın üzerinde yürürüz” dediler. Herkes toprağın üzerine yürüyebilir çünkü. Oysa denizin ikiye yarılması da bir mucizeydi. Ama Firavun ve ordusu toprağı görünce mucizeyi unuttu.”
“Aldandılar. Ve herkes bilir ki, aldanmak, öldürür!”
Bu burada dursun. Dünya muamma, anladım.
ha’siktir!
ağzımdan köpükler çıkıyor. bataklığın dibine saplanmış ve kurtulma umudu olmadan duran bir çaresizim. terkedemeyeceklerimi terk etmek, kalamayacağım yerlere gitmek istiyorum. hiç tanımadığım insanlarla ansızın tanışıp samimi olmak, sonra da onlardan vazgeçmek istiyorum, her daim yaptığımız gibi. durmadan içmek istiyorum, ama durmadan diyorum bakın. bu önemlidir, çünkü ben kendisini kaybetmekten korkan biriyim. artık değil. zamanda tuttuğum yerin farkında acizce çabalayan bir iyi niyet kumkumasıyken, aniden dönüştüğüm nasist kıskanç yaratığın kibriyle ovuyorum boynumu. her ikisi olduğumu hatırlamak ve dengeye oturmak yerine şeytanın kucağına oturuyorum. öfkeden gözüm görmez oluyor. yapılabilecek tek şey var. hiç kimsesiz bir odada olmayı seçmek ve çalışmak. artık yaşamayan adamların değişmez cümleleri üzerine düşünmek. sonra da hayatın sırrına erdiğini sanma gafletine düşmek işte. hepsi bu.
daha güzelini görene kadar en güzeli bu.
www.facebook.com/eskikirkbeslikler
Rakı rakı diye öldüm sonunda kendim dirilip kondum bardağın kenarına.. bir kuş gibi minik minik yudumladıkça aynı cümle döndü kafamda “nereden bileceksiniz”
bu nasıl bir özlemmiş.. bu nasıl bir dertmiş.. bu özlem daha da mı büyüyecekmiş.. akıl sır ermeyecekmiş.. kendinden başkasıyla paylaşılamayacakmış.. herkesin derdi kendi, cebi gönlü kadarmış.
ben senin cebine konup da gelseydim keşke cancağızım. kel kafandaki saçlardan yuva yapar orada yaşardım.. ben nefes alırdım senin ruhundan.. canıma can katardın, canınla can bulurdum.
kabimin ağrısını nasıl anlatsam? bir dilim etim de mosmor olmuşum, kararmaya yüz tutmuşum.. boynumda yüzgeçler çıkmış da sanki başka bir yaşama biçimi bulmuşum. bu diyardan bir başkasına geçmişim, saçlarımı kesip hafifleyip uçmuşum, yoksa nasıl dayanırmışım.
geriye bir koca ah kaldı kodumun hayatında. siz hala “babanı özler gidersin” diye meyhane reklamı çekin. ben o kız olarak sizin ta amınıza koyayım. insafsızlar!
Yeni yılın ilk günü burada.. Alâ #nofilter (Ayvalik Altinova Sahil)
Mutlu yıllar şimdiden eski sofraları arayanlar, gönlündeki boşluğu kabul edenler, özleyenler ve alışanlar. Bu fotoğraf benim evim. Özel günlerin kederini ben de bildim.
Sabah merdivenlerden inerken sanki başka bir zamanın insanıyım. Her şey biraz daha kahverengi, biraz daha turuncu, apartmanlar eski-yeni, tüm araba modelleri 80'lerden. Yaşasın zamanda yolculuk, yaşasın zamansızlığımız, yaşasın bitmeyen sevgimiz.
İşte böyle berrak sularda yıkansın, aklansın paklansın derdimiz. Amin. #tbt #nofilter #underwater
Günler birbirine girdi zaten #tbf olsun bu da. İşte sevgimiz ve benim inanılmaz kırmızı deri ceketim! Elim hala elinde ❤️💫
i need this book in my life
Dün geceden beri aklımda dönüp duran şarkı. Nereden geldiği belli olmayan bir umut sızıyor kenarından köşesinden.. İşte olduğu kadar.
it’s so simple.
Kalbim kalbim kalbim. http://youtu.be/SwSS-iPOcMA
beautiful blog full of baby animals!
Ehm! İşte onu diyorum..