slither.io apk indir
todays bird
taylor price
sheepfilms

⁂
I'd rather be in outer space 🛸
Show & Tell
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
No title available

oozey mess
wallacepolsom
Keni
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
he wasn't even looking at me and he found me
Xuebing Du
Peter Solarz

Love Begins
One Nice Bug Per Day

izzy's playlists!
dirt enthusiast

tannertan36

seen from Germany

seen from Türkiye

seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Iraq
seen from France

seen from Germany

seen from Kazakhstan

seen from Germany

seen from Uzbekistan
seen from Denmark
seen from Malaysia

seen from United States

seen from United States

seen from Israel
seen from United States
seen from United States
@erguvancicekleri
slither.io apk indir
Boş vaatlerle kurulmuş hücrede
"Tek isteğimiz verebilmeli örnek sevgiyi"
diyen babamın
Yüzünde ki acı tebessümün hapsindeyim.
Yaşanmayacak o sevginin peşinde,
Dönüp duran bir avareyim,
Her seferinde biraz daha inançsızlaşıyor yüreğim.
"Aşka sevgiye inanan Tılsım'lar" doğuracakken
Bu yoz, bu basit, bu yalnız dünyaya
Bugün gelmiş soruyor bana,
Aynada ki yansıma
"Neden sevsinler seni?
Nesin sen eksik olan değil mi?"
Yorgun argın adımlarım yine istemsiz beni ona götürüyordu. ‘Eve gideceğim’ diye çıktığım yol onda sonlanıyordu yeniden. Biliyordum, en az benim kadar yorgundu. Hatta belki de daha fazla. Her şeyi tek başına sırtlanıyor, eksik gedik bırakmamaya özen gösteriyordu. Bazen insan olduğunu unutuyor, her şeyi yapabilirim düşüncesi ile hareket ediyordu.
Eve girdiğimde karanlıktı. Karanlıktan korkan biri için bu kadar karanlık fazlaydı. İçeri doğru seslenirken bir yandan çizmelerimi çıkartıyor, bir yandan da hala içimden son dakika yağmuru için Mikail’e sövüyordum.
Odadan gelen tıkırtı ile odaya yöneldim. İlk kez odasındaydım. Öylece uzanmış tavanla bakışan oysa karşımdaydı İzin istemedim.Yanına oturdum ve tek kelime etmeksizin gövdesine sardım kollarımı. Özlediğim kokusu, kafam boynunda yerini aldığında almıştı.
“Gelmeyecektimi, özür dilerim” dedim. Mahçuptum. Yanında yerim yoktu. İçim içimi kınıyor, karşısında ezilip büzülüyordum.
“O halde neden geldin*” dedi. Cevabını bilmediğim sorulardan bir diğeri daha… Doğrusu bilip dile getiremediğim.. “İçimden geldi, yanında olmak istedim, sana ihtiyacım vardı, seni özledim vs.vs.” Zordu birine çıplak kalmak. ozrdu teslim olmak. Her şeyi, sınırları, yasakları, imkanları, imkansızlıkları hiçe saymak…
Ta ki o biri de hiçe saymaya hazır olana kadar..
Duvarlar örülür hep, hastalarla sağlamlar, suçlularla suçsuzlar, azınlıktakilerle çoğunluktakiler arasında. Duvarları hep “onlar” örmektedir; öyle der, çıkarız işin içinden. Duvarı hangi yandakilerin ördüğü, her zaman geçerliliğini koruyan bir soru; niçin ördüğü de… Ama bu duvarları da kullanarak çizdiğimiz kimi çerçevenin sürekliliğinin güvencesi nedir ki?
Adam yanında uyuyan kadının karnına elini koydu ve konuşmaya başladı. Gecenin karanlığında sesi minik bir fısıltıdan farksızdı.
"O senden rahatsız ve bunun için dikkat edebilir yemesine, içmesine. Bense böyle seviyor, gövdesine bağışladığın o tümsek sayesinde doluyorum sahibesine. Çukurunun nazarlıkta ki göz misali batık güzelliğini fark edemiyor bir türlü. Biliyorum sindiremiyorsun doğurganken, tüketici olmayı. Seni sürekli eritiyor.
Bense seni öpmek istiyorum. Kimi zaman o da istiyor biliyorum. Istiyor istemesine de sana verdiği emeğin ödüllendirilmesi icin yeterince aç kalmasını beklemeliyim.
Seni öpmek isteğinin nedenini bilmiyorum. Belki geleceğimi öpüyorum, belki geçmişimi. Bir zamanlar ara sıra tekmelediğim seni, tekmelesin diye benden biri. Içinde kor gibi kendimi bıraktığımda sahibene...
Kesin olan şu ki öyle ya da böyle dudaklarım hayata değiyor seni öperken. Aslında bu bile tek geçerli neden, hayatı göbeğinden öpmek..."
Ne zamandır tavanı izliyorum, bilmiyorum. Ne zamandır yatıyorum böyle put gibi... En son kaç gün önce yemek yedim, bilmiyorum. Kedimin çıkardığı mırıltı dışında sessizliğimde boğuluyorum. İçim çığlık atarken, ses tellerim kopartılmış gibi.
Göğsümde sıcaklığını hayal ediyorum. Tenini tenimde, ellerini bedenimde... Dokunulması mahrem, en doğurgan yerlerimde. Özlemin doluyor içime. Yumulu göz kapaklarım seninle titriyor birden bire. Sesin çınlıyor kulaklarımda, kokun çalınıyor burnuma.
Kalkıp bir sigara yakıyorum. Bu sürekli devam ediyor, bir döngü halinde. Delirdiğimi düşünmeye başlıyorum. Başım dönüyor, saçlarımı çekiştiriyorum, gözlerimde yaşlar...
Geçiyorum bir aynanın karşısına bağırmaya başlıyorum aynada ki yansımaya. Hiçbir şeyden gördüğüm kadar nefret ettiğimi hatırlamıyorum.
"Birine sevdiremezsin kendini zorla çocuk. Kendini çiğnesen de defalarca, yapmam dediklerini yapsan da... Sevdiremezsin. Her şeye yeter de gücün yumruk kadar yüreğe yetmez. Yettiremezsin! Azad etmen gerekiyorsa etmelisin. İşin aslı ben de bilemedim ki... Gidersin de, gidebilir misin? "
Gecedir kan kustuğun,
Değil mi Ellilah?
Aklına dolan düşünceler,
Içinde biriken irin, kenara attıkların...
Ay doğup da yalnız kendine yettiğinde,
Çöken sessizlik...
Boğan, soluk kesen sensizlik...
Ben... ben aya tapardım.
Aydan beklerdim, sevgini.
Bilirdin bunu Ellilah...
Yüzüme bakar, güler geçerdin.
Bir gülüş geceyi nasıl gündüz ederdi
Senden öğrendim...
Oysa sen.. Sen beni görmedin.
Hayır gördün! Gördün de işte...
Herkese yetti içinde ki o pınar
Bi' bana yetemedi...
Umut ettim, and içtim geceye.
Dedim "Hiçbir sevgi doğmadı birden bire."
Ben aya tapardım.
Aydan beklerdim sevgini,
Gecenin kucağında yakarışlarda,
Sevgin için kıvranırdım için için.
Hilal bendim, cenin bendim karşında.
Sen yüzüme bakar, güler geçerdin.
Herkese yetti de o pınar...
İşte bir ben kaldım noksan...
Gece umut kırar Ellilah...
Ama en kötüsü bir gecenin koynuna ,
Umutsuz girmektir.
Kırılacak bir umudu kalmayanın ,
Yalnız hiçliği vardır.
Bir gecenin tanında
Yok olacağım ansızın.
Hiç varolmamış gibi gideceğim hayatından.
Hiç senin olmamış gibi.
Hiç ıssız sokaklarımda, adın yankılanmamış gibi.
Hiç kalbinde yer bulmamış, ona kanaat etmemiş gibi.
Sen benim yokluğumu fark etmeyeceksin!
Beni özlemeyeceksin, beklemeyeceksin!
Beni hatırlamayacaksın bile!
Ben ise çaresiz nöbetlerde...
Silmeye çalışacağım izlerini.
Önce ruhumdan kazıyacağım seni;
Eğe ile törpüler gibi metali.
Zımparalarcasına acıta acıta canımı...
Sonra bedenimden, kokunun sindiği.
Yeni bir deriymişçesine sarmış
Bedenini, bedenimden.
Zaten gelmiştir vakti deri değiştirmenin.
Yeni bedenlerde, yeni temaslarda,
Mahremlerde silmek seni.
Bir gecenin tanında
Gideceğim senden
Hatırla beni.
Ben seni bedenimden silerken
Kavrulsun bedenin ben gibi!
Ben hiç beceremedim gitmeleri.
Ve yine beceremedim,
Gözünde yokken sende var olmayı.
Yarım yamalak ilişkilerin insanı...
Mesela mutsuz olsaydık ya biz!
Mutlu olmak zorunda mıydık?
Ne olursa olsun biz olsaydık.
Yarım yamalak, derme çatma değil biz olsaydık.
Oysa ben hep çok korktum,
Seni böyle erken kaybetmekten.
Sessizlikten. Sensizlikten.
Yoksun kalmaktan; nefsinden, nefesinden.
Şimdi o gün gelmiş,
Ben sensiz kalmışken...
Boğuştuğum her bir korkunun
Elinde nefessiz kalıyorum ben.
Gör beni!
Günlerdir kapatmadım, gözümü karanlığa.
Ağır geliyor bildiklerimi işitmek,
Yokluğunu yutamazken daha.
Yüreğinin fazlalığında yersiz yurtsuz
kalmışken, bir ateşi hayal eden
Evsiz acuze gibiyim karşında.
Günlerdir kapatmadım, gözümü karanlığa.
Doğru neydi? Gerçek neydi?
Ayırt edemez oldum, hissizleştim
Gittiklerimizin sonunda.
Bir kıpırtı geliyor an sonra.
Minik bi can kıpırtısı, gelip yerleşiyor
Göğsümü saran kafesin altına.
Derken sesini işitir oluyor kulaklarım
Kokun çalınıyor burnuma
Tenim sıcaklığını hapsediyor tenine
Göğü görüyor gözlerim.
Günlerdir görmemişçesine, yıldızlı göğü.
Günlerdir kapatmamıştım gözümü;
Her gece hayalinle zihnimin sarayında,
Bir sen bir ben kaybolup dururduk oysa.
Sensiz yapamaz, kapatamazdım gözümü karanlığa.
Gitmeler beklendi bizden ama
Geldin uğruna.
Günlerdir kapatmadım, gözümü karanlığa.
Şimdi sonsuz huzur vakti geldi ayağıma.
Çabasız sevgin sana kalsın.
Kaldı da..
Ruhu kevgire dönmüş;
Nerden dokunsan ordan elinde kalacak,
Sevgili kadın..
Demode aşkların kucağında,
Nefsin avucunda,
Birilerinin sapıtması
Ve yol alışında,
Kendi olmak ne bilmez olmuş.
Kim ne derse biraz ondan
Biraz da duyduğundan, kadın.
Olduğu gibi görünmekle başı hoş değil,
Acısı yaşanmışlığında...
An sonra gelen var kapısına,
Umut veren, el uzatan...
"Batacaksak taşı ben bağlarım" diyen,
'İlk taşı atan' ruhun şeytanına!
Onarılmaya zaaflı kadın
İnanacak!
Gidecek geldiği gibi!
Bilecek lakin susacak...
Gitmeler kolaydır çünkü,
Vaadedilen ütopyalardan.
Ruhuna bir çentik daha yerken;
Unutma! Senin tedavin
Demode aşklar, kesik soluklarda değil.
Benzeri olmayan yolun,
Tam ortasında nefesin olmakta.
İki üç yaprak parçası, kalem, sigara, çay... Her şey yeniden yazmam için hazır, yeniden konuşmam için mükemmel bir uyum kurmuş beni bekliyor. Yazmak istediğim o kadar çok şey var ki... Söylemek istediğim. Gecenin dördünde seni uyandırıp saatlerce anlatır gibi yeniden yazmak istiyorum.
Oysa... Oysa boğazım düğüm, dilim lâl olmuş.
Bıktım demek, özledim demek kifayetsiz ve alelade. Çok sinirliyim mesela. Sensiz olduğum için, her Allah'ın günü eksik uyandığım için, toprak olduğun için, öldü demek zorunda olduğum için çok sinirliyim mesela.
Gitmeyi çok dillendirdiğin, çağırdığın ve gittiğin için sinirliyim ya da. Canım yandığı, canım senden dolayı yandığı ve başımı okşayıp göğsüne yaslayacak bir sen olmadığı için çok sinirliyim. Bana elem bıraktığın için...
Sensiz devam edemediğim, sürekli yara aldığım için çok sinirliyim.
Lâkin hiç biri için sana değil bu sinirim. Sen giderken elimden bir şey gelmediği ve yahut sen acı çekerken ve şimdi nihayet acılarının dindiğini bilirken hala seni yanımda isteyecek kadar bencil olduğum için kendime sinirliyim.
Seni seviyorum, Hancı. Seni bir türlü azad edemiyorum, affet beni.
Şükrü Erbaş’ın lâtif anlatımı içinde kaybolmaktayım;
“Bir gönül üşümesi bu.
Isınmak için eğildiğin ocak külüyle boğuyor seni.”
Ve açıkçası bunu söylediğim için bi' yandan acı çeksem de; 'O' olmadığım, "Kadının" olmadığım için, mutlu oluyorum böyle anlarda.. Karanlığıma ve travmalarıma seni çekmediğim için. Beni o çukurdan çekmeye çalışmadığın ve o çukura girmediğin için.
Erkek ile kadın arasında ki farkı bilir misin? Demişti bi düşünür;
"Erkek için iki seçenek vardır sev ya da sevme, git. Kadının seçeneği yoktur. Sev ama severken gitmesini bil."
İyi ki sevmedin beni. Gidiyorum ben.
Kapım ardına kadar açık bekledi seni. Niye böyle geç kaldın?
Nazım Hikmet
“Ben, böyle yaşıyorum işte; Bir şeylerin acısı, bir şeylerin anısıyla..”
— Lale Müldür